İNSAN KAFATASI FOSİLLERİ

İnsansı fosiller üzerinde en çok tartışılan konuların başında gelir. Bunun nedeni insanın evrimi konusunun evrim teorisinin can damarı olmasıdır. Bu tartışma genelde insanla maymun ara-sında olduğu varsayılan ara format canlıları üzerinedir. Bu ne-denle insansı fosiller ismini verdiğimiz bu bölümde maymun (primat) ve insan fosillerini birlikte inceleyeceğiz.
Evrim teorisi taraftarları bu konuyla ilgili bulunan her fosili (ve diğer tüm fosilleri) bir ara format kabul eder. Yorumlarını bu yön-de geliştirmeye çalışır. Fakat bu peşin fikirlilik bu konuda çok kötü yanılgılara yol açmış, teorinin bilimselliği açısından çok bü-yük zararlara neden olmuştur. Bu zararların en büyüğü ve telafi edilemeyeni ise muhakkak ki teorinin bilimsel güvenilirliğini kay-betmesidir.
Gerçekten de bilimsel kanıtlara dayanmayan genelde derin bir hayal ürünü olan kanıtlar teoriyi ilkel bir din görünümü ver-mektedir. Bu bölümümüzde insanın evrimini teorinin öngördüğü basmaklar halinde inceleyecek ve gerçeği bulmaya çalışacağız

Kafatası fosillerinin özellikleri: Kafatası ve fosilleri evrim teorisinin özel ilgi alanlarından birisidir. Bunun nedeni de kafatası hacim büyümesinin beyin büyümesi, beyin büyümesinin de ge-lişmişlik (evrimleşme) belirtisi olduğu zannedilmesidir. Bu zan kafatasçılık diye nitelenen koyu bir ırkçılığın doğmasının ana ne-denlerinden biridir.
Bir zamanlar insanlar kafataslarının büyüklüğüne göre tasnif edilmekte, büyüklüğüne ya da küçüklüğüne göre az evrimleşmiş çok evrimleşmiş şeklinde ayrılmakta idi.
Kafatası büyüklüğü dolaysıyla beyin büyüklüğü evrimleşmeye kanıt mıdır?
Bu konuda çok ve çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Bu araştır-maların en ilginci Dünyanın en zeki insanlarından biri kabul edi-len bir bilim insanının (Eistein’in) öldükten sonra beyninin çıkarı-lıp normal insan beyniyle karşılaştırılmasıdır.
Bu karşılaştırma sonucunda Dünyanın en zeki insanı olarak kabul edilen Einstein’in beyni normal bir insan beynine göre hem daha küçük, hem de daha hafif çıkmıştır. Daha sonra yapılan deneyler bu sonucu teyit eder mahiyettedir.
Bu deneyin ortaya koyduğu gerçek beyin kapasitesinin; bey-nin büyüklük veya küçüklük, ağırlık ya da hafiflik gibi nitelikleriyle doğrudan ilgisinin olmadığıdır.
Kaldı ki yaşam tarihinde beynini en çok kullanan canlılar ol-duğumuz halde mevcut beyin kapasitemizin çok az bir kısmını (yüzde onunu) kullanmaktayız. Görülen odur ki şu andaki beyin kapasitemizin yüzde onluk ya da on beşlik bir bölümü bizi bulun-duğumuz medeniyet düzeyine getirebilmiştir.
Bu gerçek doğanın tasarrufu çok iyi bildiği; ihtiyaç dışı, israf diye nitelenebilecek oluşumlara asla izin vermediği göz önüne alındığında kullanmadığımız atıl durumdaki bu büyük beyin ka-pasitenin niçin, neden ve nasıl oluştuğu sorusunu gündeme geti-rir. Bir evrim teorisi taraftarı bu soruya asla cevaplayamaz.
=====
İnsan evriminin izleri en çok kafatası fosillerinde aranmıştır diyebiliriz.
Evrim teorisine göre ilk kusursuz kafatası oluşana kadar, ka-fatası birçok bozuk aşamadan geçmiş olmalıdır.
Örneğin simetrik bir görünüm alana kadar birçok asimetrik şekil almalıdır. Sağa sola doğru daha çok kaymış, çenesi sağa veya sola doğru kayık, burnu sağ yanağına yakın, kulakları ya-nağına veya daha geriye doğru, diğer taraftaki kulağı ise tam aksi yönde, göz çukurlarının biri daha üstte, diğeri daha sola doğru ve bunlar gibi milyonlarca bozuk form oluşmalıdır.
Veya bu kafataslarının bazılarında işe yaramayan, gereksiz kemikler çıkmalı, birkaç jenerasyondan sonra bu kemikler işe yaramadıkları için yok olmalıdırlar.
Bulunan fosiller genellikle kafatası, çene kemikleri, diş gibi kemiklerdir. Bu tür fosiller çok ve çeşitlidir. Bir fikir vermesi bakı-mından bu tür fosillerin bazı özeliklerini veriyoruz.
a)-Günümüzde gördüğümüz ve geçmişte yaşayıp fosil kayıtla-rında bulduğumuz tüm canlıların çok kusursuz, pürüzsüz, simet-rik, hiçbir deformasyonu olmayan kafatasları vardır.
b)-Kafatasları günümüzdeki canlıların kafatasları gibi düzgün ve simetriktir. Göz, kulak, burun gibi organlar için ayrılan boşluk-lar da yine simetrik ve son derece düzgündür. Rastlantısal olu-şumların karmaşıklığı söz konusu değildir.

Omurgalar: Omurga, omur denilen otuz üç küçük ve yuvar-lak kemiğin birbirinin üzerine dizilmesiyle oluşur ve insan için hayati bir önem taşır. Vücudun üst kısmının tüm ağırlığını omur-ga taşır.
Omurganın S şeklindeki kıvrımlı yapısı, üzerindeki yükün eşit dağıtılmasını sağlar. Yürümek için atılan her adımda, vücut ağır-lığı nedeniyle yerden vücuda doğru bir tepki kuvveti gelir. Bu kuvvet, omurganın sahip olduğu amortisörlere benzeyen yapısı ve kıvrımlı şekli sayesinde vücuda zarar vermez.
Eğer tepkiyi azaltan amortisörler ve kıvrımlı özel yapı olma-sa, atılan her adımda, ortaya çıkan kuvvet direkt olarak kafatası-na iletilirdi ve omurganın üst ucu, kafatası kemiklerini parçalaya-rak beynin içine girerdi. Böyle bir durumda ise, insan soyunun devamı mümkün olmayacaktı.
Bulunan omurga iskeletleri ise yukarıda yazmaya çalıştığımız mahzurları ortadan kaldıran mükemmel yapılardadır.
İnsanın atası olarak gösterilen tüm omurgalıların da omurga-sı yine son derece düzgündür. Bilinen en eski omurgalılar olan Kambriyen devri balıklarının, onlardan sonra ortaya çıkan balık-ların veya kara omurgalıların tümü, düzgün ve kendilerine özgü omurga yapılarına sahiptirler ve aralarında hiçbir ara form canlı yoktur.