EVRİM KONUSUNDA CHARLES DARWİN’İN ŞÜPHELERİ
Evrim teorisi genelde akıl, mantık ve bilim dışı bir teoridir ve pek çok bilimsel bulgularla (kendi temel ve mekanizmalarıyla da) çelişir ve teorinin kurucusu Charles Darwin’de bunun farkındadır.
Darwin kalan ömrü boyunca ortaya koyduğu evrim teorisinin ger-çekliği yönünden şüpheler içinde bocalayıp durmuştur. Bu boca-lama evrim teorisi müsveddelerinin uzun zaman (yaklaşık on dört yıl) bir sandıkta saklı durmasına neden olmuştur.
1858 yılına gelindiğinde Darwin, Alfred Russel Wallace’in ufak farklılıklarla evrim teorisine benzeyen bir teori yayımlamak üzere olduğu duyumunu almasaydı muhtemel ki daha uzun yıllar sandıkta duracaktı. Bir bakıma evrim teorisinin ortaya çıkma ne-deni bir başkasına kaptırılma korkusu olmalıdır.
Darwin korkularını ve endişelerini bir kenara koyarak on dört yıl sonrada olsa teorisini yayınlamaya cesaret edebilmiştir ama şüpheli bocalayışları devam edip gitmiştir. Türlerin Kökeni kita-bındaki ifadeleri bu bocalayışın boyutunu kolayca ifade eder. Aynı zamanda bu ifadeler Darwin’in uzun yıllar gözlemlediği ya-şamdaki yaratılış harikalıklarından nasıl etkilendiğinin açık kanıt-larıdır.
Darwin Türlerin Kökeni isimli yapıtında kendine şu soruları sormaktan alamamıştır.
-…Birincisi türler başka türlerden belli belirsiz aşamalardan geçerek türediyse neden her yerde sayısız geçişsel biçimlere (ara formatlara) rastlamıyoruz?
Bu gün gördüğümüz türler yerine doğada neden biçimlerin kar-maşıklığı ile karşılaşmıyoruz?
İkincisi; örneğin yapısı ve alışkanlıkları bakımından yarasa olan bir hayvan, çok farklı yapısı ve alışkanlıkları olan başka bir hayvanın değişiklik geçirmesiyle oluşabilir mi?
Doğal seçmenin bir yandan zürafanın kuyruğu gibi sinek kov-maya yarayan pek az önemli bir organ ve öte yandan göz gibi şaşılası bir organ türetebileceğine inanabilir miyiz?
Üçüncüsü içgüdüler doğal seçmeyle kazanılabilir ve değişikliğe uğratılabilir mi?
Arıyı büyük matematikçilerin buluşlarını çok önceden uygula-dığı petek gözlerini yapmaya yönelten içgüdü için ne diyeceğiz?
Dördüncüsü, birbirleriyle çaprazlanan türlerin kısırlığını ve kısır döller vermelerini oysa birbirleriyle çaprazlanan çeşitlerin döl ve-rimlerinin bozulmadan kalmasını nasıl açıklayacağız?
…………………….
Bununla birlikte bu gün doğada sayısız geçişsel biçimin hiç bir yerde ortaya çıkmamasının ana nedeni yeni çeşitlerin hiç dur-madan ata biçimlerinin yerini almasına yol açan doğal seçim sü-recinin kendisidir. Ama özellikle bu yok etme süreci olağanüstü etkili olduğu için eskiden var olmuş ara çeşitlerin sayısı da ger-çekten pek büyük olmak gerekir.
Öyleyse yerbilimsel oluşumlar ve bütün tabakalar geçişsel biçimlerle neden tıka basa dolu değildir?
Yerbilim organik yaratıkların böylesine kopuksuz zincirini asla gün yüzüne çıkarmamıştır. Ve bu belki doğal seçme teorisine karşı çıkarılabilecek en açık ve en zorlu aykırılıktır. Bence bunun yanıtı yerbilimsel belgelerin aşırı eksikliğinde saklıdır.
……………….
…..Ama bu teoriye göre sayısız geçişsel biçimler (ara format-lar) olmak gerektiğine göre onlara yer kabuğuna gömülmüş ola-rak neden çok sayıda rastlamıyoruz?
…………………..
……Peki ama geçit bölgelerinde yaşam koşullarının geçiştiği yerlerde neden birbirine yakın geçişsel çeşitlere (ara formlara) rastlamıyoruz?
…………………..
…Ama doğadaki türlü organik varlıklarda gördüğümüz sayı-sız karmaşık yapı uyarlamalarının düpedüz böyle bir etkiye (do-ğal seleksiyona) yorulamayacağına güvenle karar verebiliriz.
…………….
Bundan başka en farklı iklimlerde yaşasalar bile türlerin arı kalmasının ya da hiç değişmemesinin pek çok örmeğini her doğa bilgini bilir.
……………..
…Bu bölümde verilmiş olguların teorimi büyük ölçüde destek-lediğini öne sürmüyorum ama anılan güçlüklerden hiç birinin teo-rimi geçersiz kılmadığı kanısında olduğumu söylüyorum.
Darwin yaşamın basite indirgenemez kompleks sistemlerinin en belirgin ve harika yapılarından olan göz ve tavus kuşunun tüyleri ile ilgili şunları söylemektedir.
-Gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu. Ama kendimi zamanla bu probleme alıştırdım. Şimdilerde ise doğada-ki bazı belirgin yapılar beni çok fazla rahatsız ediyor. Örneğin bir tavus kuşunun tüylerini görmek beni neredeyse hasta ediyor.
Darwin'in canlılardaki kusursuz tasarımları gördüğünde hissettik-lerini anlatan sözlerinden bazıları şöyledir:
-Bu mükemmel evreni, özellikle de insanın doğasını izlemek-ten mutlu olamıyorum. Her şeye dizayn edilmiş kanunların bir sonucu olarak bakmaya eğilimliyim. Ve bütün bu kanunlar açıkça her şeyi bilen, gelecekteki tüm olayları ve sonuçları gören bir Yaratıcı tarafından dizayn edilmiştir. Ama daha fazla düşündükçe daha fazla kafam karışıyor.
Tamamen ümitsiz bir karmaşanın içinde olduğumun bilincin-deyim. Gördüğümüz dünyanın bir şans eseri olduğunu düşüne-miyorum. Ama aynı zamanda her ayrı parçaya da bir dizaynın (planlamanın) sonucu olarak bakamıyorum.
Her sınıftaki hayvanla ilgili birçok şaşırtıcı ve ilginç örnekler verebilirim. Bunların sayısı o kadar çok ki şans eseri olmaları mümkün değil.
Ayrıca Darwin, ortaya attığı teorinin yanlışlığını ve temelsizli-ğini de fark etmiş ve şöyle yazmıştı:
-Okur Türlerin Kökeni isimli yapıtımın bu bölümüne varma-dan önce bir yığın güçlükle karşılaşmış olacaktır. Bunların bazı-ları bugüne dek üzerlerinde belirli bir ölçüde duraksamadan dü-şünemediğim kadar çetindir.
…………..
…..Böyle ani değişimler her şeyden önce embriyoloji ile uyuşmamaktadır.
Yine Darwin yakın dostu Asa Gray'a yazdığı bir mektupta:
-Oldukça iyi biliyorum ki spekülasyonlarım meşru bilimin sı-nırlarının oldukça ilerisine uzanmıştır diyerek teorisini bilim dışı bir spekülâsyon olarak değerlendirmişti.
Evrim teorisinin en büyük iddialarından birisi ve yanılgısı ta-mamen maddeye indirgeyerek canlı cansız tüm var oluşu doğa mekanizmalarının zaman içindeki rastlantısal ürünü saymasıdır. Saymasıdır ama Darwin bu konuda da şüpheler, tereddütler için-de bocalamakta, ümitsizliğin içinden ümit kırıntıları aramakta, Türlerin Kökeni kitabında şunları yazmaktadır.
-….Öyleyse hayvan ve bitkiler pek az ve pek yavaş da olsa deği-şiyorsa herhangi bir yararı olan değişimler ya da bireysel farklar doğal seçmeyle ya da en uygunların kalımıyla neden saklanıp biriktirilmesin?
İnsan kendine yararlı değişimleri (hayvanların evcilleştirilmesi kastediliyor) sabırla seçebiliyorsa değişen ve karmaşık yaşam koşullarında canlı varlıkların kendilerine yararlı değişimler neden sık sık ortaya çıkmasın ve saklanmasın ya da seçilmesin?
Her yaratığın yapısını, kuruluşunu ve alışkanlıklarını çağlardır şaşmadan sınayan, iyiyi kayıran ve kötüyü geri çeviren bu güç sınırlanabilir mi?
Her canlı biçimi en karmaşık yaşam ilişkilerine yavaş yavaş ve çok güzel uyarlayan bu güç için bir sınır göremiyorum.
İddia teorinin temelini oluşturduğundan bundan sonraki varsa-yımlarda bu büyük iddianın uzantılarını oluşturmaktadır. Oluş-turmaktadır ama çözüm için ortaya atılan her öneri teoriyi daha da karmaşıklaştırmış, içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Bu konuda söylenecek son söz bilimsel gelişimlerin kuşkuları konu-sunda Darwin’i haklı çıkardığıdır.
Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcı