Bildiğiniz gibi Prof. Celal Şengör bir televizyon progr***** çıkıp evrimle ilgili birçok iddia orataya attı ve 21. yüzyılda bilimsel bulgularla tamamen çökmüş olan bu teoriyi savunmaya çalıştı. Yıllardır evrimcilerin hiçbir kanıt göstermeden tekrarladığı geçersizliği ispatlanmış konuları tekrar tekrar gündeme getirmeye çalışıp, cevap veremediği noktalarda da bu konuları tamamen inkar ederek insanları ikna etmeye çalıştı. Oysa bütün bu iddiaların hepsine verilecek cevaplar var, hepside 21. yüzyılda bilim tarafından ispatlanmış cevaplardır.

Tabii 21. yüzyılda tüm gelişmeleri takip eden, evrimin tüm çıkmazlarını çok iyi bilen bir kişiyi Celal Şengör’ün ikna edebilmesi mümkün değildir. Bu konuda çok bilgi sahibi olmayan kişiler karşılarında konuşan kişinin profesör olduğunu düşünüp, doğruyu söylüyor şeklinde yanlış bir inanca kapılmış oalbilirler. Oysa Celal Şengör’ün iddiaları yine dünya çapında bilim adamları tarafından çürütülmüş ve bu iddiaların geçersizliği bilimsel kanıtlarla ispatlanmıştır. Şimdi Celal Şengör’ün evrimle ilgili geçersiz olan iddialarının nasıl çürütüldüğünü görelim:

Mutasyon İddİası

Mutasyonlar canlıya ya zarar verir ya da etkisizdir. Faydalı mutasyon yoktur. (Hiroşima, Çernobil, cücelik, kanser).

Mutasyon DNA’ya yeni bilgi eklemez. Oysa yeni bir türün ya da yeni bir özelliğin oluşması için bu gereklidir. (Kanadı olmayan bir canlıda yeni bir kanat çıkmaz, ancak iki bacak yerine üç bacak olur.)

Tesadüfen tek bir hücre dahi oluşturulamaz. Bunu iddia eden kişiler bugüne kadar laboratuvar şartlarında bir tane canlı bir varlık ya da hücre oluşturamamışlardır.

4 ayaklılıktan 2 ayaklılığa geçiş iddiası

4 ayaktan 2 ayağa kalkmak bir avantaj değildir. Dört ayaklılık gizlenmek ve avlanmak açısından daha hızlı ve verimlidir. Ayrıca hayvanlar bir tespit yapmak istedikleri zaman iki ayağı üzerine kalkabilirler.

Bir canlının evrimcilerin iddiasına göre 4 ayaktan 2 ayağa geçene kadar birçok ara duruş yaşaması gerekir. Bu da, evrimcilerin iddiasına göre bile imkansızdır.

DİNOZORLARIN KUŞA EVRİMLEŞTİĞİ İDDİASI

Evrimcilere göre ilk önce otobur dinozorlar vardı. Sonra bunlar, küçük yapılı ve etobur dinozorlara, ardından da kuşa dönüştü. Bu sadece hayali bir senaryodur, çünkü:

Etobur ve otobur dinozorlar aynı dönemde yaşamışlardır. Dinozorlarla aynı dönemde 150 milyon yıllık mükemmel bir kuş olan Archaeopteryx vardı.
Kuşların akciğerleri, ayak yapıları, çene, damak ve diş yapıları, kemik yapıları kara canlılarınkinden tamamen farklıdır.

Dünyadaki en kıdemli kuşbilimci Darwinist Alan Feduccia dinozordan kuşa evrimleşme iddiası hakkında şunları söyler:

"25 sene boyunca kuşların kafataslarını inceledim ve dinozorlarla aralarında hiçbir benzerlik görmüyorum. Kuşların dört ayaklılardan evrimleştiği teorisi, paleontoloji alanında 20. yüzyılın en büyük utancı olacaktır." (New Scientist, 1 Şubat 1997, s. 28)

SÜRÜNGENDEN MEMELİYE GEÇİŞ İDDİASININ GEÇERSİZLİĞİ

Darwinistler iki çene kemikli Therapsidleri sürüngenlerle memeliler arasında bir geçiş formu olarak göstermeye çalışırlar. Bu iddia geçersizdir, çünkü:

3 parmaklı, 2 parmaklı, tek parmaklı hayvanlar vardır. Kafatası kemikleri de her canlıda farklıdır. Dolayısıyla çene kemiği sayısının farklı olması bu canlının bir ara geçiş olduğuna delil değildir.

Söz konusu iddiayı destekleyen tek bir tane bile ara fosil yoktur.

Memeliler sıcakkanlıdırlar, sürüngenler soğukkanlıdır. Memeliler yavrularını doğururlar, emzirirler ve vücutları tüylerle kaplıdır. Sürüngenler yumurtlayarak çoğalırlar, yavrularını emzirmezler ve vücutları pullarla kaplıdır.

“Bakterilerin antibiyotiğe direnç kazanması evrİmleşmedir” iddiası

Bakterilerin sayısız çeşitleri vardır. Bunların bir kısmı, “henüz daha antibiyotikler üretilmeden önce” o antibiyotiklere karşı direnç sağlayacak genetik bilgiye sahip olarak yaratılmışlardır. Bakteriler herhangi bir antibiyotiğe maruz kaldıklarında, söz konusu antibiyotiğe dayanıksız olanlar yok olur; dirençliler ise hayatta kalır ve daha fazla çoğalma imkanına kavuşurlar.

Bir süre sonra, aynı bakteri türü yalnızca söz konusu antibiyotiğe dirençli olan bireylerden oluşur ve artık aynı antibiyotik o bakteri türüne karşı etkisiz olur.
Ancak bakteri yine aynı bakteri, tür yine aynı türdür. Herhangi bir evrim yaşanmamıştır. Bakteriler 3.5 milyar yıldır yeryüzünde vardırlar ve hala aynı bakteri olarak varlıklarını sürdürürler.

Terliksi hayvanlardaki ışığa duyarlı hücrelerin “ilkel göz” olduğu iddiası

530 milyon yıl önce, Kambriyen döneminde yaşamış olan Trilobitin gözü günümüz yusufçukları ile aynı mükemmellikte petek göz yapısına sahiptir.
İnsana ait mükemmel göz, parçalarının ayrı ayrı evrimleşmesini imkansız hale getirecek kadar kompleks bir yapıya sahiptir. Gözü oluşturan 40 ayrı parçanın, gözün işlevini gerçekleştirebilmesi için mutlaka bir arada olması şarttır. Yalnızca göz sıvısının olmaması bile gözün işlevini yitirmesi için yeterlidir.

Darwin, arkadaşı Asa Gray’e yazdığı 3 Nisan 1860 tarihli mektubunda: “Gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu.” demektedir.

“HER YIL 40 BİN TÜR YOK OLUYOR, 1000 TÜR OLUŞUYOR” İDDİASI

Yeni bulunan türler zaten halihazırda dünyada yaşamakta olan, ancak şu ana kadar keşfedilmemiş türler olabilir.

Ya da Allah yeni bir tür yaratıyor, insanlar da bu yeni türü keşfediyorlardır. Allah’ın yoktan yaratması, insanlardan uzakta, gözle görülmeyen yerlerde gerçekleşmektedir. En doğrusunu Allah bilir. Allah bunu mucize olarak yaratmaktadır. Yoksa insanların gözlerinin önünde, örneğin hayvanat bahçelerinde böyle bir durum gerçekleşmez. Tabii ki Allah’ın dilemesi dışında.

Hayatın başlangIcInda hiç oksijen olmadığı, oksijenin sonradan oluştuğu iddiası

Darwinistler hayatın kökeni ile ilgili yaptıkları deneylerde hiçbir zaman oksijen kullanamıyorlar. Çünkü bir aminoasit oluşsa da oksijen bunu hemen yakıp yok ediyor. Miller deneyi de oksijensiz yapılmıştı. Bu nedenle ilkel atmosferde oksijenin varlığını reddediyorlar. Ancak bu doğru değildir, çünkü:

Yaşı 3.5 milyar yıl olan ve üzerinde okside olmuş demir ve uranyum birikintilerine rastlanan taşlar bulundu.

Aynı dönemde dünya yüzeyine Darwinistlerin tahminlerinden 10 bin kat daha fazla ultraviyole ışını ulaştığı anlaşıldı. Buna göre, atmosferdeki su buharı ve karbondioksiti ayrıştırıp mutlaka oksijen açığa çıkarmış olması gerekiyor.
Eğer Darwinistlerin iddia ettikleri gibi ilkel atmosferde oksijen olmasaydı, o zaman Dünya’yı morötesi ışınlardan koruyan ozon tabakası da olmazdı. Böyle bir durumda, çok yoğun miktarlardaki ultraviyole ışınlarına maruz kalacak olan dünya üzerinde herhangi bir organik molekülün yaşayamayacağı da açıktır.
Açıkça gördüğünüz gibi Celal Şengör’ün iddialarının hepsi 21. yüzyılda bilim tarafından çürütülmüştür. Yine bu yüzyılda ortaya çıkarılan yüz binlerce fosil tek bir ara geçiş formunun olmadığını göstermiştir. Milyonlarca yıllık canlı fosilleri günümüz canlılarıyla tıpatıp aynıdır. Dolayısıyla bir profesörün anlattıklarını dinlerken, dünyadaki bilimsel gelişmelere bakıp, dünya çapında bilim adamlarının keşiflerine bakıp, göz önündeki delillere bakıp akılcı ve mantıklı düşünerek ondan sonra söylenen sözleri kabullenmek gerekir. Aksi taktirde tüm dünyanın kabul ettiği bilimsel bulgularla ispat edilmiş gerçekleri bile göremeden körü körüne bu teoriyi savunan ve bu kişiyi de körü körüne dinleyen insanlar ortaya çıkar.

Yukarıda Celal Şengör’ün tüm iddialarının cevaplarını açıkça belirttim, dolayısıyla evrim konusunda bilgisi olmayan insanlar bu iddiaları ağızları açık bir şekilde dinleyebilirler, ama bu konuda bilinçli olan hiçbir insan artık bu hayali iddialara inanmaz, Allah’ın tüm kainatı müthiş bir akılla yarattığını görür. Gerçek apaçık ortadadır. Evrim teorisi 21. yüzyılda tamamen çökmüş, fosillerin altına gömülmüştür. İster kabul edilsin, ister edilmesin gerçek budur. Dolayısıyla Celal Şengör’ün evrimi savunması ve zaten çoktan çürütülmüş iddiaları ortaya atması da bu gerçeği hiçbir şekilde değiştirmez…