Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Mevlana-Senâî

    Marhaba

    Ebu’l-Mecd Mecdûd b. Âdem-i Senâî (öl. 535/1141; daha güvenilir gö¬rüşe göre 545/1142), tasavvufî şiirin kurucusudur. Hadîkatü’l-hakîka (adlı) mesnevisi ve tasavvufî kasideleriyle bütün şair, yazar ve ediplerin teveccühünü kazanmıştır. Yine herkesin övgüsüne mazhar olan başka mesneviler de yazmıştır. Hakkında saygı dolu birçok sözler söylenmiştir. Hatta Hâkânî-yi Şirvânî bile kendisini Senâî’ye bedel (yerini alan) görerek demiştir ki:

    بدل من آمدم اندر جهان سنايي را بدين دليل پدر نامِ من بديل نهاد
    “Dünyada Senâî’nin yerine ben geldim; bu sebeple babam, adımı Bedîl koydu.”
    Başka bir yerde (şöyle) söyler:

    چون به غزنين شاعري شد زيرِ خاک خاکِ شروان شاعري ديگر بزاد
    “Gazne’de bir şair toprağa (verildiği) için, Şirvan toprağı başka bir şair (dünyaya) getirdi.”
    Mevlânâ’nın şu iki beyti genel olarak bilinir -ki birinde Senâî ve Attâr’ın, diğe¬rinde sadece Attâr’ın adı geçmektedir-:
    عطار روح بود و سنايي دو چشمِ او ما از پي سنايي و عطار آمديم
    “Attâr ruh, Senâî onun iki gözü (mesâbesinde) idi; biz ise Senâî ve Attâr’ın izin¬den geldik.”
    هفت شهرِ عشق را عطار گشت ما هنوز اندر پي يک کوچه ايم
    “Attâr, aşkın yedi şehrini dolaştı; biz ise hâlâ bir sokağın içindeyiz.”

    Bir tarikat şeyhi olan Ferîdüddîn Muhammed Attâr-ı Nîşâbûrî’nin, tasav¬vufî mes¬nevileri vardır ve bunların en meşhuru Mantıku’t-tayr veya Makâmâtu’t-tuyûr’dur. Onun Tezkiretü’l-evliyâ (adlı) mensur eseri de (her¬kes tarafından) bilinir. Attâr, 618/1221 veya 627/1230 yılında Moğol istilâsı sırasında -bir rivayete göre- şehit edilmiştir.

    Zikrettiğimiz gibi bu iki büyük mutasavvıftan Senâî, Mevlânâ’yı daha fazla etki¬lemiştir. Anlatıldığına göre Şems-i Tebrîzî’nin kaybolmasından sonra Mevlânâ’nın seçkin müridlerinden Hüsâmeddin Çelebi, kendisinden, istifade edip aşkı tatması için Senâî’nin İlâhî-nâme’si gibi bir eser yazmasını rica eder. İlâhî-nâme’den kastedilen, Senâî’nin, Fahrî-nâme de denilen Hadîkatü’l-hakîka’sıdır. Mesnevî’de de “Hakîm-i Gaznevî’nin İlâhî-nâme’sine işaret edilmiştir.

    (Çelebi’nin) bu ricası ve teklifi üzerine Mevlânâ, sarığının arasından bir kâğıt parçası çıkarıp kendisine verir ve
    “Al; bu, İlâhî-nâme’nin başlangıcıdır” der.
    O kâğıtta Mesnevi’nin, بشنو از چون حکايت مي کند “Dinle neyden nasıl anlatıyor” diye (başlayıp)
    پس سخن کوتاه بايد والسلام
    “Öyleyse sözü kısa kesmek gerekir, vesselâm” diye (biten) ilk 18 beyti yazılıdır.
    Mevlânâ’nın gazellerinde Senâî ve Attâr’ın adlarının birlikte geçtiği yerler şunlardır:

    جاني که رو اين سو کند با بايزيد او خو کند يا در سنايي رو کند يا بو دهد عطار را
    “Bu tarafa yönelen can Bayezid’in huyunu alır; ya Senâî’ye yüzünü çevirir, yahut Attâr’ın kokusunu verir.”
    اگر عطار عاشق بُد سنايي شاه فايق بُد نه اينم من نه آنم من که گم کردم سر و پا را
    “Attâr âşık idi, Senâî üstün bir padişah idi; (fakat) ben ne oyum, ne buyum; başımı, ayağımı kaybetmişim ben.”
    Bu beyit, bir sonraki gazelde de aynen tekrar edilmiştir.
    Diğer bir beyit:

    آن سنا جو کش سنايي شرح کرد يافت فرديت ز عطار آن فريد
    “Senâî’nin anlattığı o yücelik arayan eşsiz kişi, eşsizliği (vahdeti) Attâr’da buldu.”
    Mevlânâ’nın, Senâî’den yaptığı tazmin ve iktibaslar şunlardır:
    Mevlânâ bir gazelinde der ki:

    ما هميشه ميان گلشکريم زان دلِ ما قويست در برِ ما
    زهره دارد حوادثِ طبعي که بگردد به گردِ لشکرِ ما
    ما به پر مي پريم سوي فلک زآنک عرشيست اصلِ جوهرِ ما
    “Biz daima gülbeşeker içindeyiz; ondan dolayı göğsümüz içindeki kalbi¬miz güçlüdür.
    Zöhre bile halden hale girer de ordumuzun etrafında dolaşır.
    Kanatlanıp göğe doğru uçarız; çünkü asıl cevherimiz, arşa mensuptur bizim.”
    Senâî de (şöyle) söylemiştir:
    تو هميشه ميان گلشکري زآن دلِ تو قويست در برِ تو
    زهره دارد حوادثِ طبعي که بگردد به گردِ لشکرِ تو
    تو به پر مي پري به سوي فلک زانک عرشيست اصلِ گوهرِ تو
    Mevlânâ’nın

    جان را درافکن در عدم زيرا نشايد اي صنم تو محتشم او محتشم چيزي بده درويش را
    “Ey güzel! Canı yokluğa at; zira sen de haşmetlisin o da haşmetli, bu ya¬kışık almaz; fakire bir şey ver.”
    beyti, Senâî’nin şu beytine işarettir:

    خيز و بيا و برنشين به شهپرِ روح الامين خود کي روا باشد چنين تو محتشم او محتشم
    “Kalk, gel ve Cebrâil’in kanadına bin; sen haşmetli, o haşmetli, böyle uygun olur mu?”
    Mevlânâ bir gazelinde, Senâî’nin şu beytini tazmin edip matla olarak kullanmıştır:

    عيسيِ روح گرسنه ست چو زاغ خرِ او مي کند ز کنجد کاغ
    “Can İsa’sı karga gibi aç; eşeği de susam (yemiş), geviş getiriyor.”
    Şu beyti de Senâî’nin Hadîka’sından alıp bir gazeline matla yapmıştır:

    صوفيان در دمي دو عيد کنند عنکبوتان مگس قديد کنند
    “Sûfîler aynı anda iki bayram (birden) yaparlar; örümcekler ise sinek ku¬rutuyorlar.”
    (Mevlânâ) bir gazelin matlaında (şöyle) der:

    اي سنايي گر نيابي يار يارِ خويش باش در جهان هر مرد و کاري مردِ کارِ خويش باش
    “Ey Senâî! Eğer dost bulamıyorsan, kendi kendine dost ol. Dünyada her¬kesin bir işi var; (sen de) kendi işinde ol.”
    (Beytin) ikinci mısraı, Hadîka’nın şu beytine işarettir:

    که پديد است در جهان باري کارِ هر مرد و مردِ هر کاري
    “Dünyada, hiç değilse şu aşikârdır ki her adamın bir işi, her işin bir adamı (vardır).”
    Mevlânâ’nın, Mesnevi’yi Hüsâmeddin Çelebi’nin ricası üzerine, Senâî’nin Hadîkası’nı örnek alarak yazdığını ve onu “İlâhî-nâme” diye adlandırdığını -ki Attâr’ın İlâhî-nâme’si ile karıştırılmamalıdır- söylemiştik.

    Mevlânâ’nın Hadîka’ya gösterdiği bu teveccüh, (mezkûr) eserden veya Senâî’nin başka sözlerinden birçoğunun Mesnevi’de nakledilmesine vesile olmuş; hikâyeler, bahisler ve izahlarda ondan yararlanılmıştır. Örnek olarak iki (tanesini) vereceğiz:

    1) گفت معشوقي به عاشق کاي فتي تو به غربت ديده اي بس شهرها
    “Bir maşûk, aşığına dedi ki: Ey yiğit! Sen gurbette çok şehirler görmüş¬sündür.”

    (beytiyle başlayan) Bir maşûkun, aşığına “hangi şehir daha güzeldir” diye sorması (bahsi)nin muhtevâsı, Ahmed Emîn-i Râzî’nin söylediğine göre, Senâî’nin şu (beyitle başlayan) manzûmesinden alınmıştır:

    تا نقشِ خيالِ دوست با ماست ما را همه عمر خود تماشاست
    “Sevgilinin hayâli bizimle birlikte olduğu sürece bütün ömrümüz temâşâ içindedir.”
    2. (Mevlânâ’nın),

    آنکه فرموده است او اندر خطاب کُرّه و مادر همي خوردند آب
    “Söz arasında şöyle buyurmuştur ki tay ile annesi su içiyorlardı.”

    (beytiyle başlayan)
    Tayın su içmekten ürkmesi konusunu örnek verme (bahsindeki) temsili,
    Senâî’nin şu beyitlerinden almıştır:

    آن کرّه اي به مادرِ خود گفت چونکه ما آبي همي خوريم صفيري همي زنند
    مادر به کرّه گفت برو بيهده مگوي تو کارِ خويش کن که همه ريش مي کنند
    “(Hani) bir tay annesine biz su içerken ıslık çalıyorlar demiş; annesi de yürü, boş konuşma, sen kendi işine bak; onların hepsi (saçlarını) sakallarını yolarlar demiş.”

    Mevlânâ, konuşmalarında ve yazdıklarında da Senâî’nin birçok şiirini nakletmiştir. Bu cümleden olarak Fî-hi mâ fîh ve diğer söz ve yazılarını (örnek gösterebiliriz).

    Mevlânâ’nın Senâî’ye saygısı ve bağlılığı, başkalarının karşısında onun şiirlerini övmesi ve zikretmesi de bazı hikâye ve rivayetlere (konu) olmuştur ki bunlardan bahsetmek uygun olacaktır.

    Fî-hi mâ fih’te (şöyle) anlatılmıştır:
    “Demişler ki Seyyid Burhâneddin gü¬zel konuşuyor, ama söz arasında Senâî’nin şiirlerini çok kullanıyor. Seyyid buyurdu ki söyledikleri, “Güneş iyidir, ama ışık vermesi kusurdur” demeye benziyor. Zira Senâî’nin sözünü nakletmek, o sözün görünmesini (sağlamak¬tır). Eşyayı güneş gösterir; (varlıklar) güneşin ışığında görülebilir.”

    http://www.doguedebiyati.com/nusha/1...ak_Mevlana.doc

    devam edecek..........

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!


    “Bir gün Hz. Mevlânâ, Sirâceddîn-i Tatarî’nin odasına girmiş, manalar (saçmakla) meşguldü. Buyurdu ki: Hakîm-i ilâhî Hâce Senâî ve Ferîdüddîn-i Attâr Hazretleri -Allah sırlarını takdis etsin- çok (ulu) din büyükleri idiler. Fakat onlar ekseriya ayrılıktan söz etmişlerdir. Biz ise hep vuslattan söz ediyoruz.”

    Mevlânâ’nın Dîvân-ı Kebîr’deki şu iki beyti de bu durumu (teyid eder):

    از بس که تند و عاقم در دوزخِ فراقم دوزخ ز احتراقم گيرد گريز پايي
    چون ديد شورِ ما را عطار آشکارا بشکست طبلها را در بزمِ کبريايي

    “Çok sert ve âsi olduğumdan ayrılık cehennemindeyim; cehennem (bile) benim yanımdan kaçıyor.
    Bizdeki coşkuyu Attâr görseydi, apaçık ululuk meclisinde tablaları kırardı.”

    Burada Attâr’dan maksat Şeyh Ferîdüddîn-i Attâr’dır. Nitekim merhum Furûzanfer, Dîvân-ı Kebîr’in özel isimler fihristinde (bunu) belirtmiştir.


    Acâibü’l-büldân’da (şöyle) rivayet edilmiştir:
    “Derler ki tarikat ehlinin şeyhi Muslihuddîn Sa‘dî-yi Şîrâzi, seyahati esnasında Mevlânâ’nın şehrine ulaştı. (…) Bir gün (Mevlânâ) tarzında bir gazel söyleme arzusuyla şu mısraı söyledi:

    سرمست اگر در آيي عالم به هم بر آيد

    “Eğer sarhoş olarak içeri girersen âlem birbirine karışır.”

    Şiirin arkasını getiremedi ve ikinci mısraı söyleyemedi. Bunun üzerine semâ meclisinde (bulunan) Mevlânâ’nın huzuruna vardı. Mevlânâ’nın ilk söylediği söz şu oldu:

    سرمست اگر در آيي عالم به هم بر آيد خاکِ وجودِ ما را گرد از عدم بر آيد

    “Eğer sarhoş olarak içeri girersen, âlem birbirine karışır. Bizim varlık toprağımızın tozu, yokluktan gelir.”

    Gazeli sonuna kadar (okudu). Şeyh Sa’dî anladı ki Mevlânâ’nın söylediği (şiir), halinin coşup taşmasındandır. Onun iç dünyasının temizliğine olan inancı arttı.”

    Merhum üstad Furûzanfer, tarihî problemleri tenkit ve tahkik ederek Menakıbü’l-ârifîn ve Acâibü’l-büldan’da Sa’dî’nin Mevlânâ ile görüşmesine dair (bu) iki rivayeti güvenilir bulmuş; Sa’dî’nin, Mevlânâ’ya duyduğu inanç ve güven ortada iken onun,

    از جان برون نيامده جانانت آرزوست زنّار نابريده و ايمانت آرزوست

    “Canın (bedeninden) dışarı çıkmamışken sevgiliyi arzuluyorsun; zünnarı koparmamışken imanı arzuluyorsun.”
    beytiyle başlayan ve Mevlânâ’nın,

    بنماي رخ که باغ و گلستانم آرزوست بگشاي لب که قندِ فراوانم آرزوست

    “Yüzünü göster; bağı, gül bahçesini görmeyi arzuluyorum. Dudaklarını aç; bol bol şeker arzuluyorum.”

    matlalı gazeline nazîre olduğu anlaşılan şiirinin, Mevlânâ’ya bir cevap ve itiraz olduğu (iddiasını) reddetmiş ve temelsiz saymıştır.
    Yine Furûzanfer’in söylediğine göre bazı kimseler, Bûstân’da,

    شنيدم که مرديست پاکيزه بوم شناسا و رهرو در اقصاي روم

    “İşittim ki Anadolu’da temiz bir memlekette basiret sahibi olan ve (halkı) irşad eden bir adam varmış.”

    beytiyle başlayan hikâyenin, Mevlânâ’nın ahlâkını yermek ve onun misafirperverlikteki (olumsuz tavrını) göstermek için yazıldığını sanmış ve (öyle) beyanda bulunmuşlardır.
    (Üstada göre, isnad edilenler) kesinlikle Mevlânâ’nın ahlâkına ve davranışlarına uymaz ve (bu iddia) kabul edilemez.

    Devam edecek....

Benzer Konular

  1. Mevlana Sözleri
    dogangunes Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 23-05-2012, 11:47 PM
  2. Mevlana'dan
    İnci Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 65
    Son mesaj: 21-06-2010, 10:14 PM
  3. Mevlana ve ...
    cumleci Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 12
    Son mesaj: 19-03-2010, 04:22 PM
  4. Mevlana.....
    M ü e l l i f... Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 16-06-2008, 03:02 PM
  5. Hz.Mevlana'dan
    Karakarizma Tarafından Dini Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-02-2008, 07:53 PM
Yukarı Çık