4. Sayfa, Toplam 8 BirinciBirinci ... 23456 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 31 ile 40 Toplam: 72

Prn degil MESNEVI

islam (Müslümanlık) Kategorisi Tasavvuf Forumunda Prn degil MESNEVI Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba, Bu ne ya...:)))) Biraz daha ileri giderse tam PORNO olacak hani...:)))) Sağlıcakla kalınız......

  1. #31
    bursali68
    Misafir..
    Merhaba,

    Bu ne ya...:)))) Biraz daha ileri giderse tam PORNO olacak hani...:))))

    Sağlıcakla kalınız...

  2. #32
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    mopsy´isimli üyeden Alıntı
    Selam!

    Celaleddin Rumi:
    Bu kitap, Mesnevi kitabıdır.
    Mesnevi, hakikata/gercege ulaşmanin bilgiyle butunlesmenin ve
    yakin/kesin sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarının asıllarıdır.
    Tanrı’nın en büyük fıkhı,
    Mai nisan;
    Mopsi; sen olan tezlerine, seen olan sentezlerin yalandır.
    Sen de dolayısı ile yalancısın.
    Tıpkı Mesnevi yi , hayvanlıgın en havyalığı olan p...... işlevi ile eşdeger görmen gibi.
    Boyle bir sentez 'e ve tez ‘e sahip olman seni nazarımda en büyük yalancı yapar,
    Ve şunu söylemem de en büyük rol oynar.
    “lenetullahi alel kazibin”
    Allahin laneti yalancıların üzerine olsun Mopsı ..
    Ummi;
    İlahi kattan gelen ilhamları yazmak neden şirk olsun....
    1850.Mesnevi.....
    Tanrı vahyidir!

    Sofiler, bunu halktan gizlemek için gönül vahyi demişlerdir....
    Celaleddin Rumi
    (C.4 Beyitler 1850- s. 151 )
    Iste
    Tanri sozu

    Iste
    Tanridan gelen Vahiy.

    Iste
    Tanrinin en buyuk fikhi:

    3831.Bir kovucu, Mısır halifesine, Musul padişahının: huri gibi bir cariyesi olduğunu söyleyip dedi ki: Onun bir cariyesi var ki âlemde onun gibi güzel yok. Güzelliğinin haddi yok, söze sığmaz, anlatılmaz ki. İşte resmi, şu kâğıtta, bir bak! O ulu halife, kâğıttaki resmi görünce hayran oldu, elindeki kadeh düştü.

    3835. Derhal Musul’a büyük bir orduyla bir er gönderdi. Eğer o ay parçasını sana teslim etmezse orasını tamamıyla yak yık. Verirse bir şey yapma, bırak, yalnız o ay parçasını getir de yeryüzündeyken ayı kucaklayayım dedi. Er, binlerce Rüstem’le, davul ve bayraklarla yola düştü, Musul’a yollandı. Sayısız asker, şehri mahvetmek üzere tarlama çevresine üşüşen çekirgeler gibi oraya üşüştüler.

    3840. Savaş için her yana Kafdağı gibi mancınıklar kurdurdu. Oklar yağmur gibi yağmada, mancınıklarla atılan taşlar gök gürler gibi gürlemeye, kılıçlar şimşek gibi çakmaya başlamıştı. Savaş, tam bir hafta sürdü, kanlar döküldü. Taştan yapılma kale mum gibi eridi, yerle yeksan oldu. Musul padişahı, bu korkunç savaşı görünce içeriden bir elçi göndererek, Müslümanların kanını dökmekten maksadın ne? Bu şiddetli savaşta ölüp gidiyorlar. Meramın nedir?
    3845. Maksadın, Musul şehrini almaksa böyle kan dökmeden de olur bu iş. Ben şehirden çıkayım gel, sen gir. Tek mazlumların kanı, seni tutmasın. Yok, muradın mal, altın ve mücevherse bunu, bu şehirden almak, zaten kolay bir şey dedi. Elçi, o erin huzuruna gelince er, cariyenin resmîni verdi. Bu kâğıda bak dedi, bunu istiyorum. Derhal teslim etsin, yoksa ben üstünüm.

    3850. Elçi gelip maksadı söyleyince o erkek padişah dedi ki: Bu suret eksik olsun, tez götür. Ben, iman ahdında puta tapanlardan değilim. Putun, puta tapanda olması daha doğru. Elçi, kızı getirince o yiğit er, derhal âşık oldu. Aşk bir denizdir, gökyüzü, bu denizde bir köpük. Aşk, Yusuf’un havasına kapılan Zeliha gibi insanı hayran eder. Gönüllerin dönüşünü aşktan bil. Aşk olmasaydı dünya, donar kalırdı.

    3860. O yiğit er de kuyuyu yol sanmış, çorak yerden hoşlanmış, oraya tohum ekmeye kalkışmıştı. O yatıp uyuyan, rüyada bir hayal görür, onunla buluşur, düşü azar. Uyanıp kendine gelince görür ki o oyunbazlık, uyanıkken olmamış. Vah der, beyhude yere erlik suyumu zayi ettim, o işveli hayalin işvesine kapıldım. O yiğit er de beden yiğidiydi, asıl erliği yoktu. O yüzden erlik tohumunu öyle bir kuma saçtı gitti.

    3865. Aşk bineği, yüzlerce gemi atmış, ölümden bile korkmam diye nara atmaktaydı. Aşk ve sevdada Halifeden pervam bile yok. Varlığımla ölümüm birdir bence diyordu. Fakat böyle ateşli ateşli ekmeye kalkışma. Bir iş eriyle danış. Fakat meşveret nerde, akıl nerde? Hırs seli, adama yıkık yerleri kazdırır, tırnaklarını uzatır. Bir güzele âşık olanın önünde de sed vardır, ardında da. öyle adam, artık önünü, ardını az görür.
    3875. O yiğit er de Musul’dan döndü, yola düştü. Yolda bir ormana, bir yeşilliğe geldi. Aşk ateşi, öyle bir parlamıştı ki yerle göğü fark etmiyordu. Çadır içinde o ay parçasına kasdetti. Akıl nerde, Halifeden korkma nerde? Şehvet, bu ovada davul dövdü mü akıl dediğin ne oluyor ki a turpoğlu turp: Yüzlerce halife, o anda o erin ateşli gözüne bir sinekten aşağı görünür.

    3880. O kadına tapan er şalvarını çıkarıp cariyenin ayak ucuna oturdu. Aleti, dosdoğru gideceği yere giderken orduda bir gürültü, bir kızılca kıyamettir koptu. Er sıçradı, götü başı açık bir halde ateş gibi Zülfikar elinde dışarı çıktı. Birde ne görsün, ormandan kara bir erkek aslan, kendisini ordunun içine kapmış koyvermiş. Atlar, ürküp köpürmüşler, her çadır ve ahır yeri yıkılmış, herkes birbirine girmiş.

    3885. Erkek aslan, ormanın gizli bir yerinden fırlamış, havaya deniz dalgası gibi tam yirmi arşın sıçramıştı. Er, pek yiğitti, aldırış bile etmeden sarhoş bir erkek aslan gibi aslanın önünü kesti. Kılıçla bir vurdu, başını ikiye böldü. Derhal o ay yüzlü dilberin bulunduğu çadıra koştu. O hurinin yanına gelince aleti hâlâ dimdikti. Öyle bir aslanla savaştı da erliği, yine sönmedi, hâlâ ayaktaydı.

    3890. O tatlı ve ay yüzlü güzel, onun erliğine şaşıp kaldı. istekle ona kendisini teslim etti. O anda o iki can, birleştiler.. Bu iki canın birbirleriyle birleşmesi yüzünden gayıptan bir başka can gelir erişir. Kadının rahminde meniyi kabule mâni bir şey yoksa bu can, doğuş yoliyle gelir, yüz gösterir. Her nerde iki adam, sevgiyle, yahut kinle birleşseler, bir üçüncü can, mutlaka doğar.
    (C.5 Beyitler 3831-3890; s. 312-318)

  3. #33
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    mopsy hikayenin ana fikri" men dakka dukka."nitekim hikayenin devamında öğüt kısmında bu söyleniyor;" Kim başkalarının karısına kötülük ederse bil ki kendi karısına pe ze venk lik eder. Çünkü bir kötülüğün cezası, tıpkı onun gibi olan bir kötülüğe uğramaktır. Suçun cezası, o suçun misli olur. "
    hikayede,bir empati var.Şehvetin galebesi halinde aklın uçup gitmesini tasvir var.ve akıl başa geldiğindeki pişmanlık var devamında ama nedense o kısımları almamışın.Mevlanaya ayıpçı dicen ya bu kadarını yeterli görmüşün.Oysa asıl hikayenin vermek istediği ders,hikayeden çok daha uzun .zahmet edip okuyan çok dersler alır.
    bu tip olaylar hergün gazetelerin üçüncü sayfalarında bolca yeralıyor.hergün medyada istemediğin kadar konuşuluyor.Kainatta bir kitap okumasını bilene.
    Sıkılmasan Allah cinselliği niye yarattı ayıp değil mi öyle bişi yaratması dicen.
    lut kavmini niye kuranda anlatmış ayıp değil mi homoseksüel hikayesi yazması diyecen.
    Zelihanın yusufa kasdetip gömleğini yırtmasını,Yusuf için";neredeyse oda ona meyletmişti" denmesini,Yusufun,"Ben nefsimi temize çıkarmam çünkü nefis olanca şiddetiyle kötülüğü emredicidir" demesinide yakıştırmayacan.
    Kadınlarınız tarlalarınız..ayetinide ayıplıcan.
    Konu ümmi tarafından (14-12-2011 Saat 09:54 AM ) değiştirilmiştir.

  4. #34
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    buyurun buda öğüt kısmı;
    Her nerede iki adam, sevgiyle, yahut kinle birleşseler, bir üçüncü can, mutlaka doğar. Fakat o suretler, gayp aleminde doğarlar. Oraya varınca onları gözünle de görürsün. O sonuçlar, senin birleşmelerinden doğdu. Kendine gel de her eşe hemen sevinme.
    (yani eden bulur.Her yaptığının karşılığını muhakkak görürsün)
    Vaktini bekle. O zürriyetlerin sana ulaşacağından emin ol. Onlar, amelden ve sebeplerden doğmuşlardır. Her birinin sözü vardır, mekanı vardır.

    O güzelim perdelerden sesleri erişir: Ey bizden gafil olan, hadi, çabuk yücel. Kadının canı da kıyamet gününü bekler, erkeğin canı da. Bu alemde emeklemen nedir ki? Daha çabuk adım at.

    O er, o yalancı sabah yüzünden yolunu kaybetti de sinek gibi ayran kabına düştü işte.

    Birkaç gün murat alıp verdiler. Fakat sonra o büyük suçtan pişman oldu. Ey güneş yüzlü, bu işe dair halifeye bir şey söyleme diye cariyeye yemin verdi. Halife cariyeyi görünce sarhoş oldu, onun tası da damdan düştü. Onu, övdüklerinin yüz misli güzel buldu. Hiç görme, işitmeye benzer mi? Övme, akıl kulağı için bir tasvirdir. Fakat suret, bil ki gözün harcıdır, kulağın değil.

    Birisi, bilir bir adama sordu: A sözü güzel er, hak nedir, batıl ne? O er, adamın kulağına tutup bu batıldır dedi, gözse haktır onun her şeye yakini vardır. O, yani duymak, buna nispetle batıldır. Ey emin kişi, sözlerin çoğu da nispetten ibarettir.

    Yarasa güneşten gizlenir, perde ardına girerse güneşin hayalinden gizlenmiş değildir. korku, ona bir hayal verir. İşte o hayal, onu karanlığa çeker. Nur hayali, onu korkutur da karanlık gecelere sarılmasına sebep olur. Sen düşmanın hayali ve tasavvuru yüzünden sevgiliye ve dosta sarılmışsındır.

    Ey Musa sana keşfedilen tecelli nurları, dağa vurdu. Fakat o hayaller kuran dağ, senin hakikatinin ziyasına tahammül edemedi. Kendine gel de hayaline kabiliyetim var diye gururlanma, bu yoldan hakikate ulaşacağını umma. Savaş hayalinden kimse korkmaz. Savaştan önce yiğitlik yoktur bunu bil kafi. Puşt da savaş hayaline kapılır, aklından Rüstemler gibi yiğitlikler geçirir. Hamam duvarına yapılan Rüstem resmine her ham kişi saldırabilir. Fakat duymadan meydana gelen bu hayal, göz önüne geldi mi puşt kim oluyor? Rüstem bile aciz kalır. Çalış da o duyduğun şeyi gör. Batıl olan hak olsun.

    Ondan sonra kulağın, göz tabiatını kazanır. Bir yün yumağı gibi olan kulakların, göz kesilir. Hatta bütün bedenin aynaya döner. Her tarafın göz ve gönül haline gelir.

    Kulak bir hayal meydana getirir, o hayal de o güzelliğin vuslatına miyancıdır. Çalış, bu hayal çoğalsın da miyancı olan bu hayal, Mecnun’a kılavuzluk etsin.

    O ahmak Halife de bir zaman o güzel cariyeye kapıldı, onunla gönül eğledi işte. Tut ki bütün doğuyu batıyı zaptettin, her tarafın saltanatına sahip oldun. Madem ki bu saltanat kalmayacak, sen onu bir şimşek farz et, çaktı, söndü. Ebedi kalmayacak mülkü, gönül, bir rüya bil. Cellat gibi boğazına yapışan debdebeyi, şan ve şöhreti ne yapacaksın ki?

    Bil ki bu alemde de bir emniyet bucağı vardır. Yalnız münafıkın sözünü az duy, çünkü o söz zaten söz değildir.

    Ahireti inkar edenin delili, her an ancak şudur: Eğer başka bir alem olsaydı onu görürdük. Bir çocuk aklın eserlerini görmüyor diye akıllı adam, akla ait şeyleri nakletmez mi ki? Akıllı bir adam da aşk ahvalini görmezse aşkın kutlu ayı eksilmez ya.

    Yusuf’un güzelliğini kardeşlerinin gözleri görmedi. Fakat Yakup’un gözünden gizli kalmadı ki. Musa’nın gözü, asayı bir sopadan ibaret gördü ama gayb gözü de onu bir yılan, bir kıyamet gördü. Baş gözü ile can gözü savaşta idi. Can gözü üstün geldi delil gösterdi. Musa’nın gözü, elini el gördü ama can gözüne karşı o elden bir nurdur parladı.

    Bu söz kemal bakımından sonsuzdur. Hakikatten haberi olmayan mahrumlara hayal görünür. Çünkü onca hakikat, ferçten ve boğazdan ibarettir. Onun yanında sevgilinin sırlarını az söyle.

    Bizce ferç ve boğaz hayaldir. Bunun için de can, her an cemalini bize gösterir.

    Kim ferç ve boğazına düşmüş, bu düşkünlüğünü kendisine adet ve huy edinmişse ona denecek söz, ancak “Sizin dininiz sizin, benim ki benim” sözünden ibarettir. Böyle bir inkara karşı sözü kısa kes. Ey Ahmet eski kafirle az konuş.

    Halife buluşmayı diledi, bu maksatla o cariyenin yanına gitti. Onu andı aletini kaldırdı. O cana canlar katan, o sevgisini gittikçe arttıran güzelle buluşmaya niyetlendi. Kadının ayakları arasına oturdu. Oturdu ama takdir zevkinin yolunu bağladı. Farenin çıtırtısı kulağına değdi. Aleti indi uyudu, şehveti tamamı ile kaçtı. Bu ıslık yılan ıslığı olmasın, çünkü hasır kuvvetle oynamakta dedi.

    Cariye, Halifenin gevşekliğini görünce kahkahalarla gülmeye başladı. O erin, aslanı öldürüp geldiği halde hala aletinin inmediğini hatırladı. Kahkahası arttıkça arttı, uzadıkça uzadı. Kendini tutmaya çalışıyordu ama bir türlü dudaklarını kapatamıyordu ki. Esrara alışık olanlar gibi boyuna gülüyordu. Kahkaha, kârına da üstün gelmişti zararına da.

    Ne düşündü aklına ne getirdiyse fayda vermedi; aklına getirdiği şeylerde gülmesini arttırıyordu. Sanki bir selin bendi birden yıkılmıştı. Ağlayış, gülüş gönlün gamı, neşesi... Bil ki her birinin ayrı bir madeni vardır. Her birinin ayrı mahzeni vardır ve o mahzenin anahtarı, kapalı kapıları açan Tanrının elindedir. Bir türlü gülmesi dinmiyordu. Nihayet Halife alındı huysuzlandı.

    Hemencecik kılıcını kınından sıyırdı. Habis dedi, neden gülüyorsun? Söyle. Bu gülüşten gönlüme bir şüphe düştü hileye kalkışma, doğru söyle. Yalanla beni kandırmaya kalkışırsan, yahut boş bir bahane icat edersen, ben bunu anlarım, gönlümde bunu anlayan bir nur vardır. Doğruyu söylemek gerek vesselam.

    Bil ki padişahların gönüllerinde ulu bir ay vardır. Bazı, bazı gaflet yüzünden bulut altına girer ama önemi yok. Gönülde gezip dolaşma zamanı bir ışık vardır ki hiddet ve hırs vaktinde leğen altına gizlenir. O anlayış, şimdi benim dostumdur. Söylenecek sözü söylemezsen, bu kılıçla boynunu vururum. Bahanen hiç fayda vermez. Doğru söylersen seni azat ederim. Tanrı hakkı için neşeni kırmam. Yedi mushafı birbiri üzerine koyup sözünü tutacağına yemin etti.

    Cariye aciz kalınca ahvali anlattı. O yüz Zal-e bedel olan Rüstem’in erliğini söyledi. Yoldaki gerdeği, o sırada vukua gelen olayları bir bir nakil etti.

    Erin kılıcı çekip gidişini, aslanı öldürdükten sonra gelişini, aletinin hala gergedan boynuzu gibi ayakta olduğunu söyledi. Ondan sonra namuslu Halifenin gevşekliğini ve farenin bir çıtırtısından aletinin söndüğünü görünce dayanamayıp güldüğünü bildirdi.

    Tanrı sırları meydana çıkarır. Mademki sonunda bitecek, kötü tohum ekme. Su, bulut, ateş ve bu güneş, sırları toprağın altından çıkarır.

    Yaprakların dökülmesinden sonra gelen bahar, kıyametin varlığına bir delildir. Bahar, o sırları meydana çıkarır, şu yeryüzü ne yediyse rüsvay olur. Yedikleri, ağzından, dudağından biter, çıkar. İçindeki neyse meydana gelir. Her ağacın kökündeki sır ve o ağacın yemişi tamamı ile üstünde görünür. Gönlünü inciten her gam, içtiğin şarabın tesiri iledir. Fakat nereden bileceksin o mahmurluk, o baş ağrısı, hangi şaraptan meydana geldi?

    Bu baş ağrısının o tanenin meyvesinden olduğunu aklı, fikri olanlar anlar. Dalla meyve, tohuma benzemez. Meni, hiç insanın bedenine benzer mi? Heyula esere benzemezken tohum, hiç ağaca benzer mi?

    Meni, ekmekten meydana gelir, fakat ekmek gibi midir? İnsan, meniden olur, fakat hiç meni gibi midir? Cin, ateşten yaratılmıştır, fakat nereden ateşe benzer? Bulut buhardandır, fakat buhar gibi değildir ki.

    İsa, Cebrail’in üfürmesinden vücut buldu. Fakat suret bakımından onun gibi midir, yahut ona benzer mi? Adem, topraktan yaratılmıştır, toprağa benzemez. Hiçbir üzüm, üzüm çotuğu gibi değildir. hırsız, darağacının ayağı gibi midir? İbadet ebedi cennete benzer mi?

    Hiçbir asıl esere benzemez. Şu halde zahmetin ve baş ağrısının aslını bilemezsin. Fakat bu mücazat, mükafat, bir aslı olmadan vücuda gelmez. Tanrı, hiçbir suçsuz kulunu incitmez. Asıl neyse, o şeyi çeken odur. Ona benzemez ama ondandır.

    Şu halde bil ki çektiğin zahmet, yaptığın bir suçun sonucudur. Sana inen bir tokat bir şehvetten ötürüdür.

    İbret almaz o suçu bilmezsen bile hiç olmazsa derhal ağlayıp sızlanmaya koyul, yargılanma dile. Secde et, yüzlerce defa Yarabbi de, bu gam, yaptığım suçun karşılığıdır ancak.

    Ey Yarabbim, sen zulümden, sitemden temizsin. Nasıl olur da suçsuz olarak insana bir dert, bir gam verirsin? Ben suçu belli beyan bilmiyorum, fakat bu derde sebep de mutlaka bir suçtur. Sebebi örttüğün gibi suçu da ört. Çünkü ceza, benim suçumu ortaya koymaktadır. Ceza sebebiyle hırsızlığım meydana çıkar.

    Padişah, kendi kendisine suçunu, kabahatini, kızı ele geçirmek için ettiği ısrarı anıp tövbe etti, Tanrıdan yargılanmak diledi.

    Dedi ki: Başkalarına yaptığım şeyler, ceza haline geldi, bana gelip çattı. Mevkiime güvenip başkalarının eşine kastettim. Bu kasıt bana döndü,kuyuya düştüm. Başkasının kapısını dövdüm, o da tuttu benim kapımı dövdü. Kim başkalarının karısına kötülük ederse bil ki kendi karısına ********lik eder. Çünkü bir kötülüğün cezası, tıpkı onun gibi olan bir kötülüğe uğramaktır. Suçun cezası, o suçun misli olur.

    Sen, başkasının karısını bir sebeple kendine çektin mi, aynen sen de onun gibi, hatta ondan da üstün bir deyyussun. Ben, Musul padişahının cariyesini zorla aldım, benden onu derhal aldılar. Emniyet ettiğim adam olan lalam, hain çıktı, bana hıyanette bulundu.

    Kin gütme, öç alma zamanı değil. Ben kendi elimle bir ham iştir yaptım. O beye de kin güdersem yapacağım zulüm yine başıma gelir. Şu ceza bir kere başıma geldi ya, bunu sınadım artık sınanmışı tekrar sınamam.

    Musul padişahının derdi, boynumu kırdı adeta. Artık başkasını incitmem. Tanrı, bize mükafatını anlattı. “Döner kötülüğe gelirsimiz de cezanızı veririz” dedi.

    Burada ileri gitmek faydasızdır. Sabırdan, merhametten başka iyi bir iş yoktur. Rabbimiz, biz nefsimize zulüm ettik, bir hatada bulunduk. Ey merhameti büyük Tanrı bize acı. Ben onu afettim, sen de yeni suçumu da afet, eski suçlarımı da.

    Sonra cariyeye sakın dedi bu senden duyduğum sözü kimseye söyleme. Seni beyinle evlendireceğim. Tanrı hakkı için sakın bu hikayeyi kimseye anma. Anma da o, benden utanmasın. Çünkü o, bir kötülükte bulundu ama yüz binlerce de iyilik etti. Ben onu, defalarca sınadım, ona senden de güzel kadınları emniyet ettim. Hiç dokunmadı bu olan şey benim yaptığımın cezası.

    Bundan sonra o beyi huzuruna çağırdı. Alemi kahretmeyi düşünen hışmını yendi. Ona kabul edilecek bir bahane buldu. Dedi ki: Ben bu cariyeden soğudum. Sebebi de şu: Çocuğumun anası, bir cariyeyi kıskanmada, adeta bir tencere gibi kaynayıp durmada, yüzlerce sıkıntılara uğradı. Oğlumun anasıdır onun nice hakları vardır. Böylece cevir ve cefalara layık değildir o. Kıskançlığa başladı kanlar yutmada. Bu cariye yüzünden pek şiddetli acılara düştü.

    Hasılı bu cariyeyi birisine vereceğim. Buna karar verdikten sonra azizim efendim, senden daha iyisini bulacak değilim ya.

    Sen onun için canınla oynadın. Artık onu senden başkasına vermek doğru değil. Onu, o beye nikahlayıp verdi. Öfkesini, hırsını kırdı geçirdi.

    Onda erkek eşeklerin gücü, kuvveti yoktu. Fakat peygamberlerin erliği vardı. Hışmı, şehveti, hırsı terk etmek, erliktir. Bu, peygamberlik damarıdır. Söyle, damarında eşek erliği olmasın da Tanrı onu daima Ulu beylerbeyi diye çağırsın.

    Tanrıdanuzak merdut bir diri olmaktansa Tanrının görüp gözettiği bir ölü olmam daha yeğ. Şu erliğin içi, sırrıdır, öbürü deriden ibaret. O, adamı cennete götürür, bu cehenneme.

    Cennetin, hoşa gitmeyen şeylerle çevrildiği kaplandığı söylenmiş, cehennemin heva ve hevesten meydana geldiği haber verilmiştir.

    Ey Eyaz, ey Şeytanı öldüren erkek aslan, eşek erliğini azalt, akıl erliğini çoğalt. Bu kadar yüzlerce alemin anlayamadığı şey, sence bir çocuk oyuncağı oldu. İşte sana er
    .

  5. #35
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    mevlananın bahsettiği cuha,Arap edebiyatında bizdeki keloğlan yada nasteddin hoca gibi komik bir karakterdir.Ve hikayeleri halk arasında zaten anlatılmaktadır.Mevlana halkın bildiği öyküleri kullanarak halka öğütler vermiştir.zaten o zamanki fars edebiyatında bu tip misaller vermek normaldir.
    Yine
    eşek ve cariye hikâyesinin, M.S. II. yüzyılda yaşamış bir Latin yazar olan Apuleius"tan (d. 124 – ö. 170) alınmış olduğu da unutulmamalıdır. Onun, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından “dünyâ edebiyâtından tercümeler–Lâtin klâsikleri” arasında 27 numarada yayınlanan Altın Eşek adlı kitabında28 aynı hikâyeyi anlattığı görülmektedir. Mevlânâ"nın kronolojik olarak kendisinden yaklaşık 11 asır [1100 (yazıyla: binyüz) sene] kadar önce yaşamış olan bir yazarın kitabında geçen söz konusu hikâyeyi alıp bize aktarması,ve bir hakikati ifade için kullanması, “Hikmet mü"minin yitik malıdır; nerede bulursa onu alır”29 ilkesinin bir gereği, yansıması ve sonucu olsa gerektir. Bu demektir ki, içinde yaşadığı Doğu kültürüne vâkıf olduğu kadar, hemen yanı başındaki Batı"dan da haberdar olan bir Mevlânâ ile karşı karşıyayız. Belki onun büyüklüğü, biraz da buradan kaynaklanmaktadır. Esâsen bu durum, Mesnevî"den veya Mevlânâ"nın başka herhangi bir eserinden herhangi bir kısmın –deyim yerindeyse– “cımbızla çekilerek”, onun birtakım seviyesiz ithamlara mâruz bırakılmasının ne kadar yanlış olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Konuyla ilgili Şefik Can merhûmun değerlendirmesi, başka söze mahal bırakmayacak niteliktedir: “Bu arada, bir câriyenin eşekle ilişkisi gibi meşhur hikâye de, Latin şâir Apuleius"un Altın Eşek kitabından alınmıştır. … Apuleius"un Altın Eşek"ini okuyanlar insan tabiatının süflî arzularını ifâde eden bu kitabı alkışlarken, aynı hikâye Mevlânâ"nın Mesnevî"sinde olunca hor görülmüştür. Bu görüş tamâmiyle bîtaraf değildir. Garez gelince insanın gözü kör oluyor, hakîkati göremiyor.
    Ve sebolik bir anlatımı olan mesnevide zahiren hikayenin anlattığı bir şey vardır lakin asıl anlatılmak istenen hikayeyle bir hakikate atıf yapmaktır.

  6. #36
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    Sn.Ummi

    Mesneviyi korumak icin
    Kur'an'i ortaya getirmeyin.

    Biri Allah cc sozu
    Digeri tasavvuf hocasinin iddaalari.

    Ayrica
    Hikayelerin ne demek istediklerini
    Anlatmayi da birakin.

    Benim yazdigim her bolumden sonra gelen beyit
    Zaten hocanin aciklamasini yazmaktadir.

    Ben bunlari tartismak icin acmadim bu basligi.
    Oyle amacim olsaydi,
    Hocanin aciklamalarina karsi yazilmis
    Onlarca serh var.
    Onlari forma asardim.

    Celaleddin hoca
    Mesnevi Tanri Vahiyidir
    Mesnevi Kutsal kitaptir.
    (Daha genis kufurler icin Muhammed =Allah basligi)
    ....iddaasinda ve
    6 ciltte 44.000 ayet

    Ben de 5. ciltten bazi alintilarla
    Bu Tanri sozu degili
    ve
    Mesnevi Kutsal Kitap degili
    Ortaya koyuyorum.

    Kutsal Kitap Kur'an
    Allah cc sozu.

    Ahlaksizlik Allah cc nun olmayani
    O'nun dur iddaasinda bulunmak.

    Muhammed as gibi bir kutsal Kitapta
    Kendisinin getirip tebliglig ettigini
    Iddaa etmek.
    (Hakk'tan-halka)

    Yani
    Iftira,yalan ve ahlaksizlik
    Ahlak-i Tasavvuf..............

  7. #37
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    Ahlaksizlik Allah cc nun olmayani
    O'nun dur iddaasinda bulunmak.

    Muhammed as gibi bir kutsal Kitapta
    Kendisinin getirip tebliglig ettigini
    Iddaa etmek.
    (Hakk'tan-halka)

    Yani
    Iftira,yalan ve ahlaksizlik
    Hak dostları birer aynadır.Bakan kendini görür.
    zorlama tevillerle mevlanaya yaptığın bu iftiralarla asıl kendine zulmettiğinin farkındamısın acep.

  8. #38
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Alıntı ümmi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hak dostları birer aynadır.Bakan kendini görür.
    zorlama tevillerle mevlanaya yaptığın bu iftiralarla asıl kendine zulmettiğinin farkındamısın acep.
    Selam!

    ........ZORLAMA TEVIL........

    Belkide sn.Ummi haklidir.
    Bakalim tevil mi?
    Yoksa direk Celaleddin hocanin yazdigi mi?

    Bu kitap, Mesnevi kitabıdır.
    Mesnevi, hakikata/gercege ulaşmanin bilgiyle butunlesmenin ve
    yakin/kesin sırlarını açma hususunda din asıllarının asıllarının asıllarıdır.
    Tanrı’nın en büyük fıkhı,
    Tanrı’nın en aydın yolu,
    Tanrı ‘nın en açık bürhanıdır.
    Mesnevi giris
    Mesnevi,Tanrı vahyidir!
    Sofiler, bunu halktan gizlemek için gönül vahyi demişlerdir.
    (C.4 Beyitler 1850- s. 151 )
    SIFIR TEVILLE YAZALIM!

    Mesnevi Tanri sozudur.
    Mesnevi Vahiy Kitabidir.
    Mesnevi Tanrinin EN BUYUK fikhi
    Mesnevi,Tanrı’nın en aydın yolu,
    Mesnevi,Tanrı ‘nın en açık bürhanıdır.

    Yazan:Mevlana lakapli Celaleddin Rumi hoca!

    Simdi bunda birakin zorlama
    HIC TEVIL YOK!
    Zaten gerekte yok!

    Yukarida yazilana gore
    Tasavvuf hocasi
    Muhammed as gibi
    Allah cc dan Vahiy edilen
    Kur'an'dan sonra gelmis
    Bir kitaba sahipmis!

    Bunun neresi tevil.
    Direk soyluyor.

    Ustelik;
    Kur'an'dan daha ustun
    Oldugunu belirtmek icin
    Kur'an'la ayni olan
    Ozelliklerinin basina
    "en"sifatini koyuyor.

    sn.Ummi bunu okuyor.
    sn.Ummi bunu goruyor.

    Yine de diyor ki:
    ...zorlama tevillerle mevlanaya yaptığın bu iftiralarla....
    Ah!
    Tasavvuf dininin yolcusu
    Ah!
    Ahlak-i Tasavvufun muridi
    Ah!........................

  9. #39
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    Mai nisan;
    Mopsi; sen olan tezlerine, seen olan sentezlerin yalandır.
    Sen de dolayısı ile yalancısın.
    Tıpkı Mesnevi yi , hayvanlıgın en havyalığı olan p...... işlevi ile eşdeger görmen gibi.
    Boyle bir sentez 'e ve tez ‘e sahip olman seni nazarımda en büyük yalancı yapar,
    Ve şunu söylemem de en büyük rol oynar.
    “lenetullahi alel kazibin”
    Allahin laneti yalancıların üzerine olsun Mopsı ..
    Ummi;
    İlahi kattan gelen ilhamları yazmak neden şirk olsun....
    1850.Mesnevi.....
    Tanrı vahyidir!

    Sofiler, bunu halktan gizlemek için gönül vahyi demişlerdir....
    Celaleddin Rumi
    (C.4 Beyitler 1850- s. 151 )
    Iste
    Tanri sozu

    Iste
    Tanridan gelen Vahiy.

    Iste
    Tanrinin en buyuk fikhi:

    Bir kadın oynaşı ile aptal kocasının gözü önünde sevişip buluşmak istiyordu.
    3545. Kocasına a iyi talihli kişi, ağaca çıkıp meyve toplamak istiyorum dedi. Ağaca çıkınca kocasına baktı ağlamaya başladı. Dedi ki: A merdut ahlâksız… Üstündeki lûti kim? Karı gibi onun altına yatmışsın… Meğerse sen ne ib.. ymişsin! Kocası senin başın döndü galiba… Çünkü burada benden başka kimse yok dedi.

    3550. Kadın o üstüne binen kalpaklı herif kim, söyle hele diye birkaç kere daha sordu, söylendi. Adama kadın ağaçtan in; başın döndü; adam akıllı bunadın sen dedi. Kadın, ağaçtan indi; kocası ağaca çıktı. Kadın da oynaşını göğsüne çekti. Kocası bağırdı: A orospu maymun gibi üstüne çıkan o adam kim? Kadın burada benden başka kimse yok ki dedi… Kendine gel, senin başın döndü galiba, saçmalama.
    C.4 Beyitler 3545-3550; s. 283

    devam edecek..............

  10. #40
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    Mai nisan;
    Mopsi; sen olan tezlerine, seen olan sentezlerin yalandır.
    Sen de dolayısı ile yalancısın.
    Tıpkı Mesnevi yi , hayvanlıgın en havyalığı olan p...... işlevi ile eşdeger görmen gibi.
    Boyle bir sentez 'e ve tez ‘e sahip olman seni nazarımda en büyük yalancı yapar,
    Ve şunu söylemem de en büyük rol oynar.
    “lenetullahi alel kazibin”
    Allahin laneti yalancıların üzerine olsun Mopsı ..
    Ummi;
    İlahi kattan gelen ilhamları yazmak neden şirk olsun....
    1850.Mesnevi.....
    Tanrı vahyidir!

    Sofiler, bunu halktan gizlemek için gönül vahyi demişlerdir....
    Celaleddin Rumi
    (C.4 Beyitler 1850- s. 151 )
    Iste
    Tanri sozu

    Iste
    Tanridan gelen Vahiy.

    Iste
    Tanrinin en buyuk fikhi:

    Zengin bir adam vardı. Bu adamın da zühre yanaklı, ay yüzlü, gümüş bedenli bir kızı vardı. Kız, kendini bildi, babası onu kocaya verdi.
    Fakat kocası kızın dengi değildi. Kavun, karpuz oldu, sulandı mı yarmazsan telef olur gider.
    Babası da kızın baştan çıkmasından korktu da onun için onu, dengi olmayan birisine verdi.

    3720. Kızına dedi ki: Kendini kocandan koru, sakın gebe kalma. Ne yapayım? Bu yoksula seni vermek zorunda kaldım. Bu adamı garip say, garipte vefa olmaz. Ansızın her şeyi bırakır, kaçıp gider. Çocuğu, başına dert olur kalır. Kız dedi ki: Babacığım, dediğini tutarım, öğüdün pek doğru, kabulüm.Babası, her iki üç günde bir kere kızına aman ha sakın diye öğüt veriyordu.

    3725. Derken kız, birdenbire gebe kalıverdi; ikisi de gençti. Kız, bunu babasından gizledi. Çocuk, karnında beş, yahut altı aylık oldu. Artık iyiden iyiye belli oldu. Babası dedi ki: Bu ne? Ben sana ondan kendini koru demedim mi? Öğütlerim, yelmiydi ki hiç sana tesir etmedi? Kız, baba dedi, nasıl tahammül edeyim? Erkekle kadın, şüphe yok ki ateşle pamuk.

    3730. Pamuk, ateşten nasıl çekinebilir? Yahut da ateş nasıl olur da pamuğu yakmaz, çekinir? Babası dedi ki: A kızım, ben sana onun yanına gitme demedim. Yalnız menisinden kendini koru dedim. Tam zevk anında onun beli gelirken kendini çekmeliydin. Kız, peki, beli ne vakit gelecek, ben ne bileyim? Bu, pek gizli bir şey, anlaşılmaz ki dedi. Babası, gözleri süzüldü mü anla ki beli geliyor deyince,

    3735. Kız dedi: Onun gözü süzülünceye kadar benim bu iki gözüm de kör oluyor a baba! Her bayağı akıl, hırs ve öfke zamanı, yerinde durmaz ki!

4. Sayfa, Toplam 8 BirinciBirinci ... 23456 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Mesnevi'nin İlk 18 Beyiti
    mopsy Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 12
    Son mesaj: 16-10-2011, 11:32 PM
  2. Mesnevi ( Mevlana )
    İnci Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 114
    Son mesaj: 22-10-2009, 03:13 PM
  3. Mesnevi'den Erotik Hikayeler
    Kadim Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 7
    Son mesaj: 05-10-2009, 07:13 PM
  4. Mesnevi 20 dile çevrilecek
    SAHARAY Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 05-10-2008, 08:06 PM
  5. Mesnevi
    KANUNİ Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 59
    Son mesaj: 19-01-2008, 12:45 AM
Yukarı Çık