Merhaba

Gazali bu kitabında hakikati arayanları dört zümre olarak isimlendiriyor. Bunlar kelamcılar, Batıniler sufiler ve filozoflar. İkinci aşamada filozofları da üç kategoriye ayırmaktadır. Materyalistler, natüralistler ve metafizikçiler ve dikkatinizi çekerim Aristo ve Platon’u da bu metafizikçiler kısmında zikrediyor. ve materyalistleri ve natüralistleri zenadıka olarak niteliyor. Ki buraya kadar herhangi bir sorun yoktur.

Gelelim Aristo ve platonun eleştirisine burada bir şeyi iyi fark etmek lazım oda şudur ki Gazali Aristo ve Platon’un fikirlerini sadece Farabi ve İbn Sina’nın eserlerinden okuduğu kadarı ile cevapladığını ve gerisinin zaten bir işe yaramayacağını kendisi (filozofların tutarsızlığı) adlı eserinde söylemektedir. Onun eleştirilerinden birisi eğer bu hakikatler matematiksel hakikatler kadar kesinse neden filozoflar arasıda ihtilaflar vaki olmuştur. Ve eleştirilerinde sadece Aristo ve Platon’u değil Farabi ve ibn Sina olmak üzere İslam Filozoflarını da aşırı bir şekilde eleştirmiş ve tekfir etmiştir. Bunu gören İbn Rüşd’de madem öyle o halde bende sizi yani Eş’ari ekolünü kastederek kıyas ilmini yanlış kullanarak ayetlerin zahiri manalarını yanlış tevil yapmak ve bunu avama (halka) açıklayarak onların var olan imanlarına halel getirdiğiniz için tekfir ediyorum. Tekfir etme meselesine takılmamak lazım burada biz asl olana bakalım. Gazali hiç bir zaman felsefeye karşı olduğunu söylememiştir. Sadece üç konuda filozofların görüşlerini tenkit etmiştir ve bunlara itiraz etmiştir (konuları buraya yazmam bu konu hakkında bilgi sahibi olmayanların kafasını karıştırabileceğinden yazmamayı tercih ediyorum). Diğer yandan Gazali mantık bilmeyenin aklından şüphe ederim derken nasıl olurda mantığa karşı çıkıyor anlamak mümkün değil. Aristo’nun fikirleri elbette İslami değildir çünkü o Müslüman değildir.

İbn Rüşt onun eserlerini tercüme ve tefsir ederken onun tanrılar dediği yerde melekler tabirini kullanmıştır. Gelelim Gazali akli düşünce karşısında ne söylemiştir. Gazali ye göre Akıl-vahiy ilişkisinde insanlar üç farklı şeklinde düşünme eğilimi göstermişlerdir. Birinci grup aklı dikkate almış nakli yok saymıştır. İkinci grup nakli alıp aklı yok saymıştır. Üçüncü grup cem ve telfik ederek orta yolu tutmuştur ki bu grupta üç kısma ayrılmaktadır. Nedir bunlar. Birincisi nakli asıl aklı tabi sayanlar ikinci grup aklı asıl nakli tabi görenler üçüncü grup ise akıl ve nakil ikisini de asıl kabul edip birleştirme ve uzlaştırma yolunu tutanlardır. der ve böylece akıl ve nakil ilişkisinde fikir serdedenler beş grup olmaktadır. İmdi birinci grupta yer alan dikkati tamamen nakle verdikleri için Gazali’nin tabiri ile yoldaki daha ilk aşamada takılıp kalmışlardır. Nakil ve akıl zahirde çatışır gibi göründüğünde tevilden kaçınmış ve Allah bilir demişlerdir. İkinci grup aklı esas alıp nakli yok sayanlar ki bütün dikkati akıl üzerine hamletmişler ve akıllarına uyanları kabul ettiler uymayanları herhangi bir şey olduğunun hilafına anlaşılabilir dediler ve hâşâ Peygamber’e s.a. v. yalan isnat etme gafletine düştüler. Üçüncü grup ise aklı asıl nakli tabi görenler: aklı ön plana aldılar nakle ehemmiyet vermediler Kur’an gibi mutevatir olan ve lafzı ile tevil’i yakın olan hadisleri alıp dışında kalanları inkâr ettiler. Dördüncü grup nakli asıl aklı tabi kabul edenler zihinlerinde pek çok şey açıklığa kavuştu fakat akli bazı hususlar ile nakil arasında çatışma gibi görünen haller zuhur edince aklen imkânsız gibi hususlar zihinlerinde netleşmedi. Çünkü Gazali’ye göre imkânsızın ne olduğunu dahi bilmiyorlardı. ve imkansızlığı genel olmayan şeyin mümkün olduğuna hükmettiler. Fakat Gazali’ye göre imakansızlığı ya delille bilinir ya imkânı delille bilinir ya da imkânı ya da imkânsızlığı bilinemeyen kısım diye bir ayrım yapar ve bunları örneklendirir. Mesela biz güneşi dünyadan küçük görüyoruz fakat Güneş dünyadan büyüktür der. Yani aklın imkânına örnektir bu. İkincisine ayın yörüngesindeki hareketlerini bir kişi algılayamıyorsa yâda bilmiyorsa bu şahsi bir yeteneksizliktir.Velhasıl bu kişilerin ma’kulata dair bilgileri az olduğundandır ki imkânsızların sayısı onlara göre fazla değildir. bu yüzden te’vile ihtiyaç olup olmadığını dahi anlayamadılar.

Ve beşinci grup: akli ve nakli asıl görürler ve akıl ile nakil arasında bir tearuz olmadığını ileri söyleyerek orta yolu takip edenlerdir. Burası önemli bence çünkü Gazali Der ki aklı inkâr eden kişi dini inkâr etmiştir. Çünkü dini bilginin doğruluğu akılla anlaşılır (bunları Gazali söylüyor Kanunu’t-Tevil Risalesinde ben söylemiyorum). Din ancak akıl ile sabit olmuşken nasıl olurda akıl dinle inkâr edilsin. Peki, bu durumda ne olur tamam akıl ve nakli çatışmaz kabul ettik. Yinede Gazali’ye göre iki husus açıklanamaz insan açıklayamayız. Uzak te’villere mevzu olan durumlar ve sure başarındaki harfler konularıdır.

Burada Gazali’nin tavsiyesi kişi haberlerin tam***** muttali olacağı hırsına kapılmamalıdır ki bu bir insan için imkânsızdır çünkü ömrümüzün uzunluğu yermez buna. İkincisi akli deli asla inkâr edilmemelidir zira akıl yalan söylemez şayet yalan söylüyorsa o zaman belki dini ispat hususunda da yalan söylemiştir. Der. Bu nedenle bunu söyleyemeyiz. Üçüncü durumda ise te’vil için ihtimaller çatıştığında te’vil tayin etmekten uzak durmalıdır demektedir. Çünkü Allah2ın Muradı ve Efendimizin Muradı hakkında zan ve tahminle hüküm verilemez. Tahmin ve zan bilgisizliktir. bu yüzden zan İslam da ilmin zıddıdır. Ve son olarak kesin bilginin özüne ulaşmaya imkân yoktur der bu yüzden yukarıdaki uyarılara göre davranmak her akıllı mümin için doğru yoldur. Diyerek bitirir. Evet, görüldüğü gibi Gazali ne mantığa ne akla karşıdır. Bu yüzden eserinin adı felsefenin değil filozofların tutarsızlığı olmuştur. Ki benim gayem böyle konulardan ziyade önceki mesajlarda dile getirmeye çalıştığım husus Felsefi ve Tasavvufi bir takım hakikatleri halkın anlaması güçtür bu yüzden onların ifşa edilmemesi gerekmektedir.

Gazali Akıl-Vahiy-Tekfir « Kadim Gelenek Üzerine Düşünmeler