Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 Toplam: 5

Ölüm ve Sonrası

islam (Müslümanlık) Kategorisinde ve Tasavvuf Forumunda Bulunan Ölüm ve Sonrası Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu içerigi Kısaca ->> Selam! Ölüm Acısı... İsrailoğullarından bir grup, mezarlığın yanından geçerken birbirlerine Allah dua edelimde mezarlıktan birisini bizim için diriltsinde bizde ona

  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.005
    Rep Gücü
    87811

    Ölüm ve Sonrası



    Selam!

    Ölüm Acısı...

    İsrailoğullarından bir grup, mezarlığın yanından geçerken birbirlerine
    Allah dua edelimde mezarlıktan birisini bizim için diriltsinde bizde ona soru sorsak"
    dediler ve dua etmeye başladılar.

    O anda kabirden alnında secde izi bulunan biri kalktı ve onlara
    "Ey insanlar... benden ne istiyorsunuz.
    Ölüm acısını tadalı elli yıl oldu ama hala acısı kalbimden gitmedi" dedi.

    Ölüm Sancısı...

    Ölüm kılıç darbelerinden, testere ile bölünmekten ve
    makaslarla doğranmaktan daha acı veren bir olaydır.
    Kııçla kesilmenin ruha acı vermesinin nedeni kesilen yerin ruhla irtibatlı olmasıdır.
    O zaman düşün ki doğrudan doğruya ruhu kesen bir şey nasıl acı ve ızdırap verir.
    İşte bu ölüm sancısıdır.

    Şeddad b. Evs (r.a) Diyor ki...

    Şeddad b. Evs (r.a) şöle demiştir;
    " Ölen biri tekrar diriltilip dünya ehline ölümün acısını haber verse
    onlar ne hayattan zevk alırlar nede gözlerine uyku girerdi."

    Bir Münadi Sesleniyor...

    Huzeyfe (r.a) diyor ki ;
    " Her sabah ve akşam bir münadi Ey İnsanlar!
    Yolculuk Var! Yolculuk Var!" diye seslenir.

    Kıyamet Çok Yakın...

    *Hz. Peygamber şöyle byurmuştur;
    " Dünya baştan aşağı yırtılmış,
    sonundan bir iple bağlı kalmış bir elbise gibidir.
    O İp nerdeyse komak üzeredir."

    *Abdullah b. Ömer rivayetle
    Hz. Peygamber ikindi vakti yanımıza geldi ve şöyle buyurdu;
    " Şu günümüzden geçen süre içerisinde ne kadar vakit kaldı ise,
    düyanın ömründen de o kadar vakit kalmıştır."

    Beş Şeyden Önce Beş Şeyin Kıymetini Bil

    İbni Abbastan rivayetle;
    Hz. Peygamber adamın birine nasihatte bulunurken şunları söyledi;
    şu beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil:

    1- İhtiyarlığından önce gençliğin
    2- Hastalığından önce sıhhatinin
    3- Fakirlikten önce zenginliğinin
    4- Meşguliyetinden önce boş vaktinin
    5- Ölümünden önce hayatının

    Yarının Rızkı İçin Düşünüp Durmayın...

    Hz.İsa demiş ki;
    " Yarının rızkı için düşünüp durmayın.
    Eğere yarın için ömrünüz varsa elbette rızkınızda onunla beraber gelir.
    Yok eğer yarına ulaşamayacaksınız başkasının hayatı için kaygılanmayın.

    Cehennem Ehlinin Feryadı..

    Cehennem ehlinin ekserisinin feryadı bugünün işini yarına bırakmaktandır.
    Onlar orada "yapmamız gerekenleri ertelediğimiz için eyvahlar olsun bize" diyeceklerdir.

    Cennete Girmek İstiyormusunuz?

    Hasan Basri Hazretleri anlatıyor;
    Peygamber efendimiz sahabelerine sordu
    -Cennete girmek istiyormusunuz?
    Sahabe efendilerimiz hep bir ağızdan cevap verdiler
    -Evet
    Peygamber efendimiz bunun ardından şöyle buyurdu;
    "O zaman emellerinizi kısa tutun,ölümünüzü gözleiniizn önüne getirin ve
    Allahtan tam manasıyla haya ediniz"

    Peygamberimizi Korkutan Şey..

    Peygamber efendimiz buyurdu;
    " Sizin için beni en çok korkutan şey;
    hevaya uymak ve uzun emellerdir.
    Hevaya uymak hakka ulaşmanızı engeller.
    Uzun emel ise dünya sevgisinden kaynaklanır."

    Kalbin Yumuşaması İçin Çözüm

    Kadının biri kalbinin katılığından Hz.Aişe annemize yakındı.
    Hz.Aişe "ölümü çokça an, kalbin yumuşar" buyurdu.
    O kadın aynen öyle yaptı ve ölümü çokca andı,
    gerçektende kalbi yumuşadı

    İslam Büyükleri ve Ölüm Hakkında...

    Hasan-ı Basri; "ölüm dünyanın bütün rezilliklerini ortaya çıkardı da
    akıl sahipleri için onda zevk alınaak bir şey bırakmadı" demiştir.

    Rebi b. Huseym; "kişinin beklediklerinin içinde ölümden daha hayırlısı yoktur" demiştir.
    İbni Sirin'in yanında ölümden bahsedilice bütün azaları donar kalırdı.

    İNSANLARIN EN AKILLILARI KIMDIR

    Abdullah b. Ömer (r.a) anlatıyor;
    Ensardan bir zat insanların en akıllısı kimdir diye peygamber efendimize sordu.
    Peygamber efendimiz şöyle cevap verdi;
    "İnsanların en akıllıları ölümü çokca anan, ona en fazla hazırlananlardır.
    İşte en akıllılar onlardır.
    Onlar dünyada şeref kazanıp ahirete Allahın ikramları ile giderler."

    HUZEYFE (R.A) SON SÖZLERI

    Dost (ölüm), bana fakirlik halimde geldi.
    Bu saatten sonra pişmanlık duyan iflah olmaz.
    Allahım muhakkak sen biliyorsun ki fakirlik zenginlikten,
    hastalık sıhhatten, ölümüm de yaşamımdan daha sevimli idi.
    Öyleyse bana ölümü kolaylaştır da sana kavuşayım...

    İNSANLAR ÜÇ KISIMDIR..

    İnsanlar üç kısımdır; dünyaya ve şehvetlerine dalanlar,
    pişman olup yeni tevbe edenler,
    manevi kemalatini tamamlamış arif kimseler...

    Dünya ve şehvetine dalanlar; ölümü hiç akıllarına getirmezler.
    Hatırladıkları zaman ise yapamadıkları şeyler için vahlanırlar
    ve ölümü kötülemeye başlarlar.
    Bu kişinin ölümü anması onu
    Allaha yaklaştırmaz aksine daha da uzaklaştırır.

    Pişman olup tevbe edenler;
    ölümü sıkça anarlar ama bir an önce gelmesini istemezler.
    Ölümü istememelerinin nedeni ölümden korkmaları değildir.
    Ölümün geç gelmesini isterler çünkü günahlarını temizlemek isterler.
    Allahın huzuruna temizlenmiş bir şekilde gitmek isterler.

    Arif kimseler ise;
    daima ölümü hatırlarlar ve hep ölümü anarlar.
    Ölümün gelişini yavaş bulurlar ve
    ölümü sevgiliye kavuşma olarak görürler.
    Allaha kavuşmak için ölümün çabuk gelmesini isterler...

    İmam Gazali - Ölüm ve Sonrası
    Semerkand Yayınları

  2. #2
    Tecrübeli Üye
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesaj
    140
    Rep Gücü
    751
    Gaybi olan bu konu ile ilgili bırakalım gaybı bilemeyecek aciz Gazali gibi insanları da Kuran'a yani gaybın tek sahibi olan Allah'a kulak verelim:

    - Ölümden sonra kıyamete kadar yaşam yoktur.
    - Ruhlar alemi yoktur.
    - Kabir hayatı yoktur.
    - Kabir azabı/ödülü yoktur.
    - İnsan öldükten sonra insanda bilinç yoktur.


    İnsan öldükten sonraki aşama DOĞRUDAN VE HİÇ BEKLEMEDEN kıyamettir. Beklememe sebebi de ÖLÜDE tüm yaşam fonksiyonlarının durması/bilinç olmamasıdır. Öldükten sonra Allah'ın değişmez sünnetine uygun olarak çürüyeceğiz. Komaya giren ve 6 ay komada kalan bir insan nasıl ki uyandığında ne kadar komada kaldığının bilincinde olmuyor, sanki normal şekilde az bir miktar uyku çekmiş gibi oluyorsa öldükten sonrası KAÇ BİN YIL GEÇERSE GEÇSİN az bir uyku çekmiş gibi YENİDEN FİZİKEN DİRİLTİLEREK kıyamette uyanmak olacaktır.

    Mağara ashabı olarak bilinen Ashabı Kehf kıssasını Kuran'dan tekrar okuyunuz. Kıssanın akabinde kıyamete yapılan bağlantıya dikkat ediniz. Ayrıca Yasin suresini de anlayarak ve düşünerek okuyunuz.

    Kuran'ı musiki veya masal okur gibi okumayalım, Rabbimizin dediği gibi ağır ağır ve düşüne düşüne okuyalım.

  3. #3
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    2.019
    Rep Gücü
    33020
    1- [BO] sabah akşam ateşe sunulur. Kıyamet koptuğu gün de “Fir’avn ailesini azabın en çetinine sokun denilir.” (40/46)
    [/B]

    2- Hatalarından dolayı boğuldular. Ateşe sokuldular. Kendilerine Allah’tan başka yardımcılar da bulamadılar.” (71/25}


    3 “Ona cennete gir denilince ne olurdu dedi kavmim bilseydi. Rabbımın bana bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını. “ (36/27)

    efenim bu ayetlerde uyuyanlar heralde ruya mı görmüş size göre.Kimi cenneti kimi cehennemi.

    tabi hadisleri önemseseydiniz bi dolu hadiste sunardık size ama bu kadarıda kafi sanırım.Yinede bir hadis yazayım;
    "Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizi

    İnsanlar uykudadır ölünce uyanırlar.

  4. #4
    Tecrübeli Üye
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesaj
    140
    Rep Gücü
    751
    Alıntı ümmi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    1- [BO] sabah akşam ateşe sunulur. Kıyamet koptuğu gün de “Fir’avn ailesini azabın en çetinine sokun denilir.” (40/46)
    [/B]

    2- Hatalarından dolayı boğuldular. Ateşe sokuldular. Kendilerine Allah’tan başka yardımcılar da bulamadılar.” (71/25}


    3 “Ona cennete gir denilince ne olurdu dedi kavmim bilseydi. Rabbımın bana bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını. “ (36/27)

    efenim bu ayetlerde uyuyanlar heralde ruya mı görmüş size göre.Kimi cenneti kimi cehennemi.

    tabi hadisleri önemseseydiniz bi dolu hadiste sunardık size ama bu kadarıda kafi sanırım.Yinede bir hadis yazayım;
    "Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizi

    İnsanlar uykudadır ölünce uyanırlar.
    Hadisleri önemsemediğimi nereden çıkardınız? Tasavvufçuların bu tür kabir azabı, ruhlar alemi vb. safsataları uydurdukları yerden mi uydurdunuz?

    En son yazdığınız "insanlar uykudadır ölünce uyanırlar" uydurmasının TAM TERSİ ise Kuran'da ifade ediliyor ve bizzat Allah tarafından ÖLÜM UYKUYA BENZETİLİYOR. Ölüm ayetlerini iyi inceleyin bakalım ölüm mü uyku yoksa hayat mı. Tabi siz hayattayken uyumayı ve uyutulmayı seçerseniz o başka :))))

    Kabir azabı hadislerinin tamamının uydurma olduğu ispatlanmıştır.

    Verdiğiniz ayetlerin ne yazık ki konu ile alakası yok. Aşağıda vereceğim araştırmada sizin cımbızlayarak verdiğiniz ayetlerin de öncesini, sonrasını ve detaylı tahlilini bulabilirsiniz. Ayrıca delillerle kalbiniz tatmin olsun isterseniz Prof. Dr. Mehmet Okuyan'ın "Kuran'ı Kerim'e göre kabir azabı var mı?" kitabını okumanızı öneririm.

    Bu konudaki detaylı bir araştırma yazısını da birazdan aktaracağım.

  5. #5
    Tecrübeli Üye
    Üyelik tarihi
    May 2011
    Mesaj
    140
    Rep Gücü
    751


    Müslüman Ahiret Anlayışları Hakkında Kısa Bir Tenkit Yazısı
    -Kabir Azabı Üzerine-


    Ahiret hakkındaki bilgilerimizin kaynağı nedir? Ahiret inancımızı kim/ kimler belirlemektedir? Bu düşünce ve anlayışların kaynağını veya doğruluğunu araştırdık mı? Veya bu konuyu düşündük mü hiç? “Büyüklerimiz halletmiştir” mi diyoruz? Onların “halletmesi” ve bizim ona uymamız bizi sorumluluktan kurtaracak mıdır?

    Bu soruları sorup, cevaplarını araştırmamız, en azından kendi yerimizi tesbit etmek açısından önemidir. Doğru veya yanlış ondan sonrasını belli ilkeler üzerine oturtarak götürmek daha tutarlı olacaktır. Tabii ideal ve doğru olanı, kişinin bu sorulardan sonra inancını ve yaşayışını Kur’ân’a göre yönlendirmesidir.


    Kabir Azabı Meselesi

    Kabir azabı, veya kabir hayatı herşeyden önce gaybi bir konudur. Gerçek anlamda böyle birşeyin olup olmadığını ancak Rabbımız bilir. Allah-u Tealâ Kur’ân’da sık sık müslümanları gaybe iman edenler olarak tanımlar. Bu hiçbir zaman, müslümanlar gelecekte veya ahirette olacağı iddia edilen her habere inanırlar anl***** alınmamalıdır.

    Kur’ân’ı incelediğimiz zaman, gaybe imandan kasdın, Kur’ân’ın bizden inanmamızı istediği gayb haberleridir. Başka bir deyişle inanmamız gereken gayb; Kur’ân’da anlatılan gayb’tır.

    Bu nedenle kabir azabı konusuna da bu açıdan bakmak gerekir. Çünkü bu konu; söylenen sözler dışında müşahade edilmiş değildir.

    Sadece kabir azabı olduğunu söyleyen sözler vardır. Bunların, bir kısmı hemen hemen müslümanlarla ilgili her konuda olduğu gibi Peygamber’e ait olduğu iddia edilen sözlerdir. Yine her zaman yapıldığı gibi Kur’ân’dan destek aranmış, kendilerince bu destekler bulunmuştur da.

    Biz önce kabir azabından ne kastedildiğini anlatmaya çalışalım:

    İnsanlar ölür ölmez kabir diye bir çukura konuyorlar. Hemen sonra munker-nekir melekleri geliyor, soru sormaya başlıyor: Rabbın kim? Dinin ne? Peygamberin kim? gibi sorular… Müslümanlar bu sorulara: Rabbım Allah, dinim İslam, Peygamberim Hz. Muhammed diye cevap veriyor. Kafirler ise.- Hah, hah anlamadım diyorlar. (Fıkhul Ekber, Aliyyul Kari Şerhi).

    “Kabir, mü’minler için cennet bahçelerinden bir bahçe, kafirler için ise cehennem çukurlarından bir çukurdur.”

    Kabirde kime soru sorulacağı konusu da tartışılagelmiştir. Bu konuda Hanefiler arasında bile ittifak yoktur. Bir kısmı, müslümanların çocuklarının da sorguya çekileceğini söylerken bir kısmı, Peygamberler, çocuklar ve şehitlerin sorgudan muaf tutulacağını söylemişlerdir.

    “Kılıçlarının parıltısı onlar için şahid olarak yeter” hadisinin bu sözlerinin delili olduğunu iddia etmişlerdir. (Kitabın mütercimi Y.V.Yavuz bu hadisin kaynağını bulamadım diyor.)

    Müslüman çocukların kabirde sorgulanmasına rağmen cennete gireceği, kafir çocuklarının ise durumunun daha karışık ve müslüman çocuklarından farklı olarak “cennet ehline hizmetçi olacaklarına hükmedilmiştir.” denilmektedir.

    Kabirlerde azabın nasıl olacağı da tartışılmaktadır. Cesede mi yapılacaktır. Ruha mı yapılacaktır, yoksa hem ruha hem de cana mı yapılacaktır? Bu durumda kabirde ruhların cesede dönmesi konusu gündeme gelmektedir. Tabii ki bu da tartışılmıştır. Kabirde ruhlar cesedin tümüne mi, yahut bir kısmına mı, topluca yahut ayrı ayrı olarak mı iade edilecektir? Kabirde soru sorulma işi ruhların bedene iade olunmasından sonra olduğu iddia edilmiştir. (Bizimruh konusundaki anlayışımız daha farklı. Üstelik bu yazı içerisinde tartışma imkanımız da yok. Ayrı bir yazı konusudur.)

    Ehli sünnet azabın hem bedene hem ruha olduğu, bunun da ruhların bedene dönmesiyle olacağı inancındadırlar.

    Kabir azabı konusu Ehli sünnete göre iman edilmesi vacip olan konulardan biridir, ilmihal kitaplarında olsun, akaid kitaplarında olsun konu hep bu şekilde ortaya konmuştur.

    “Ahirete ait bazı ahvali bilip bunlara iman etmek vaciptir, inanılması icap eden hallerden bir kısmı şunlardır: 1) Cennet-cehennem haktır, ve el’an yaratılmış varlıklardır. 2) Kabirde kafirlerin ve bazı günahkar müslümanların azab çekmesi, salih mü’minlerin nimete ve rahata kavuşması haktır.” (İslam Fıkhı ve Hukuku. A. Fikri Yavuz)

    “Deriz ki vuku bulması aklen mümkün olan birşey hakkında nas varid olunca onu kabul etmek ve ona inanmak gereklidir. Bunlardan birisi de ölümden sonraki (Münker ve Nekir meleklerinin kabirde soru soracakları) kabir azabıdır. Bunlar ehli sünnete göre haktır. Vuku bulacaktır. Mu’tezile ise muhalefet etmiştir.

    Kabirde sual ve azab ruhun cesede iade edilmesiyle mümkündür. Gazali dahil ehli sünnet alimleri bu görüştedir.” (Maturidiye Akaid, N.Es Sabuni, İslam Dini İlmihali, Prof. M.Aydın)

    Konu bir kısım Ehli Sünnet uleması tarafından çok ilginç boyutlara kadar vardırılmıştır.

    Örneğin, Konevî: “Ölü asi ise kabir azabı vardır. Ancak Cuma günü ve Cuma gecesi azab ondan kaldırılır ve bir daha kıyamete kadar azab iade edilmez. Eğer bir mü’min Cuma gecesi öldüğü takdirde eğer asi ise bir an kabir azabı ve kabir sıkıştırması olur. Sonra kıyamete kadar bir daha azab edilmez.” (Fıkhul-Ekber Aliyyul Kari Şerhi)

    Kabirde bir hayatın, dolayısıyla azab ve mükafatın bulunduğunu iddia edenlerin görüşlerini aktardıktan sonra bu görüşlerine kaynak gösterdikleri hadis ve ayetlere geçelim…






    Kabir Azapçılarının Delilleri


    A) Hadisler:


    1- Peygamberimiz mezarlıktan geçerken: “Kardeşiniz için Allah’tan mağfiret dileyiniz. Çünkü o şu anda sorguya çekilmektedir” demiştir. (Sünen-i Ebu Davut)

    2- “İdrardan sakınınız, zira kabir azabının çoğu ondandır.” (Camiussağir)

    3-“Şüphesiz kabrin sıkıştırılması vardır. Kabrin sıkıştırılmasından kimse kurtulamaz. Kurtulacak olsaydı, ölümünden dolayı arşın titrediği Said b. Muaz kurtulurdu.” (Fıkhul-Ekber Aliyyul Kari Şerhi, Kaynağı bulunamamıştır.)

    4- Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizi)

    5- Şüphesiz kabir ahiret konaklarının ilkidir. Eğer ölü bu konaktan kurtulursa ondan sonrası daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa sonrası daha zordur. (A.i. Hanbelin Müsnedi)

    6- Hz. Peygamber Hz. Aişe’ye sordu: “Kabirde halin nedir.” Kendisi cevap verdi: Ya Hümeyra şüphesiz kabrin mü’mini sıkıştırması, ananın çocuğunun ayağını sıkması gibidir. Münker-Nekir meleklerinin soru sorması da; göz kamaştığı zaman ona sürme çekmek gibidir.” (Fıkhu-l Ekber, Aliyyul Kari Şerhi, Kaynağı bulunamamıştır.)

    7- Hz. Peygamber, Hz. Ömer’e: “Kabirde halin nicedir?” demiş. Hz.Ömer de- “Aklım başımda mı olacak ?’ demiş. Resulullah ‘Evet’ demiş. Hz. Ömer de ‘O taktirde hiç aldırmam’ cevabını vermiş (Fıkhul Ekber, Aliyyul Kari Şerhi, Kaynağı bulunamamıştır.)






    B) Ayetler:

    1- O sabah akşam ateşe sunulur. Kıyamet koptuğu gün de “Fir’avn ailesini azabın en çetinine sokun denilir.” (40/46)

    2- Hatalarından dolayı boğuldular. Ateşe sokuldular. Kendilerine Allah’tan başka yardımcılar da bulamadılar.” (71/25}

    3- “Allah inananları dünya hayatında da ahirette de sağlam sözle tesbit eder. Allah zalimleri de saptırır. Ve Allah dilediğini yapar. “(14 727)

    4- “Ona cennete gir denilince ne olurdu dedi kavmim bilseydi. Rabbımın bana bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını. “ (36/27)

    5- “Sonra onu öldürdü kabre koydu.” (80/2 1 )

    6- “Belki dönerler diye, mutlaka onlara o büyük azabtan ayrı olarak yakın azabı da taddıracağız. “ (32/ 21) (Ayrıca Bakınız: 3/169, 20/124, 6/98, 9/84)







    İddia ve Delillerin Değerlendirilmesi:

    l- Genel Değerlendirme:


    1) Şu ana kadarki yazdıklarımızdan da anlaşıldığı gibi kabirde bir hayat olduğunu savunanlar; konunun nasıllığı ve niceliği konusunda bir fikir birliğine sahip değillerdir.

    2) Kendi iddiaları arasında çelişkiler vardır.

    3) Hatta bu iddiaların bir çoğu dinin genel ilkeleriyle de çelişmektedir.

    a. Azabın hem ruhlara hem cesetlere olacağı ve kabirde ruhların cesetlere döneceği iddiası bunlardan biridir. Ruhların cesetlere dönmesi demek ölünün dirilmesi demektir. Kur’ân-ı Kerim, dirilmenin kıyametten sonra olacağını açıkça ifade etmiştir.

    b. Kafir çocuklarının cennet ehline hizmetçi kabul edilmesi de bu çelişkilerden biridir. Kafir çocuklarıyla, mü’min çocuklarının sorumluluk açısından ne gibi farkları vardır. Kafir bir anne babadan olmak çocukların cezalandırılması veya ikinci sınıf bir statüye tabi kılınmasını haklı kılar mı?

    c. Yine kabirde sorgulanma hadisesi de bizce Kur’ân’la çelişmekledir, Çünkü hesapların kıyametten sonra sorulacağı konusunda çok sayıda ayet vardır. Ahirete hesap günü denmesi de bundandır.

    Azabın nasıl olacağı , ruhların cesetlere nasıl ve ne kadar iade edileceği konusundaki tartışmaları okuyunca, bunların üstüne, ünlü ulemaların konuyla ilgili olarak Cuma ile ilgili iddiaları da eklenince bu insanların mantıklarını daha iyi kavrayabiliyoruz.

    Bu mantığın ne tür hadislerin arkasına sığındığını, Kur’ân ayetlerini, siyak-sibaka ters olarak nasıl kullandıklarını anlayabiliyoruz.

    Zaten önemli olan da bu zihniyetin mantığını kavramaktır. Kafir çocuklarını hizmetçi, mü’min çocuklarını efendi kılan zihniyetin ne kadar Resulullah’ın yolundan gittiğini, ne kadar Kur’ân’ı anladığını daha net görebiliyoruz.

    Bu zihniyetin mantığını keşfettikten sonra ayetlere ve hadislere yaklaşım biçimlerini kavrayabiliyoruz. Bu mantık Kur’ân’a göre yönlendirilmiş, Kur’ân’a teslim olmuş, Kur’ân’ın şekillendirdiği bir mantık değildir.







    2) Hadislerin Değerlendirilmesi:

    Bu sözlerin ne kadarı Resulullah’a aittir bilemiyoruz. Belki bir çoğu uydurmadır, belki bir kısmının başından çıkarılmış sonuna eklenmiştir veya tersi olmuştur, bilemiyoruz.

    Daha önceki yazılarımızı takibedenler bilir, biz Resulullah’ın kendisine Kur’ân’da bildirilenler hariç gaybı bilmediği inancındayız.

    Bu nedenle Resulullah’a atfedilen bu sözlerin ona ait olmadığı kanaatini taşıyoruz.






    Hadislerin içeriğini azıcık irdeleyenler, aşırı abartıları hemen farkedeceklerdir.

    Örneğin “idrar” hadisi… yani Kabir azabının çoğunun idrardan olduğu iddiası. Akıl sahipleri konunun, dinin özünü oluşturan Tevhid-Şirk mücadelesinden nasıl uzaklaştırıldığını, dinin asıl amacından nasıl kaydırıldığını göreceklerdir. Oysa ceza ve mükafatı belirleyen asıl öğe tevhid ve şirktir.






    3) Ayetlerin Değerlendirilmesi:

    Daha önce de dediğimiz gibi hangi mantığın bu ayetleri iddialarına delil olarak getirdiğini bilmek çok önemlidir.

    Ayetleri siyak-sibak içerisinde, konu ve Kur’ân bütünlüğüne göre değerlendirmemek verilmek istenen mesajı amacından saptırır.

    Üstelik Kur’ân’ın kendine özgü üslubunu yok saymak, Kur’ân’ın mesajını muhatabına anlatmakta kullandığı ifade biçimlerini ve teknikleri görmezlikten gelmek veya bundan habersiz olarak konuya yaklaşmak tehlikenin boyutlarını göstermek için yeterlidir.

    Biz, kabir azabına veya kabirde bir hayat olduğuna dair delil olarak ileri sürülen ayetlerin konuyla ilgisi olmadığı kanaatindeyiz.

    Kur’an’dan bilgisi olan insanlar bunu hemen farkedeceklerdir. Az sonra örneklerini vereceğimiz gibi dolaylı olarak ilgi kurulmaya çalışmanın faydasız bir zorlama olduğuna inanıyoruz.

    Örneğin; aşağıdaki ayetler bunun ilginç örnekleridir:

    Nuh Suresinin 25. ayetinde geçen “fe-udhilu” kelimesindeki “fa”nın takibiyye olduğu bu nedenle “boğulur boğulmaz ateşe sokulmuşlardır” anlamını verdiği, bu da gösteriyor ki kıyametten evvel Nuh’un kavmi ateşe sokulmuşlardır denilmektedir.

    Oysa sûre bir bütün olarak ele alındığında, iddia edildiği gibi kıyametten önceki bir ateşe sokulmayı değil, onların boğulmaları ile kıyametten sonraki ateşe sokulmaları arasında bir hayatın olmadığını anlatır.

    Boğulan insanlar için ateşe atılmak o kadar yakın ki… Arada herhangi bir zaman dilimi de yok.

    Boğuldular ve hemen cehennem ateşine girecekler. Dirilme ile ilgili ayetlere baktığımızda ne kadar uyum içerisinde olduğunu görürüz. Burada bir de muhataplara bir mesaj vardır. Ateş.. İşte bu kadar hakikattir. Ve mutlaka gelecektir. Ölen için hayat kıyamete kadar bitmiştir. Ölen için kıyamet hemen kopacaktır. Ve tabii hemen ateşe gireceklerdir.

    İbrahim Suresinin 27. ayetinde geçen “ahiret” kelimesinden muradın kabir hayatı olduğu iddiası ise laf olsun diye söylenen bir sözden öte bir anlam taşımamaktadır. Çünkü herhangi bir mesnedi olmadığı gibi Kur’ân gerçeğine de terstir. Çünkü Kur’ân’a göre dünya hayatının devamı ahiret hayatıdır.

    Yasin Suresinin 27. ayetinde kabir hayatıyla ilgili herhangi bir ifade yoktur. Elçilerden birinin temennisisinin 46. ayetidir. Konuya 43. ayetten itibaren okuyarak girelim.
    Mü’min kişi Fir’avn ailesine konuşuyor:

    “Sizin beni çağırdığınız şeye kesinlikle ne dünyada ne de ahirette davet olunmaz. Bizim dönüşümüz Allah ‘adır. Müsrifler, işte onlar ateş halkıdır. Benim size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah’a bırakıyorum. Şüphesiz Allah kulları görür.”

    “Allah onu, onların kurdukları tuzaklardan korudu. Ve Fir’avn ailesini azabın en kötüsü kuşattı. Ateş..Sabah akşam ona arzolunurlar. Kıyamet çattığı gün Firavn azabın en ağırına sokun.

    “Ateşin içinde birbiriyle tartışırlarken zayıf olanlar, müstekbirlere dediler ki, biz size uymuştuk, şimdi siz şu ateşin küçük bir parçasını savabilir misiniz? Müstekbirler de dediler ki: Hepimiz onun içindeyiz. Allah kullar arasında hüküm verdi. (40 / 43 – 48 )


    Şimdi ayetler bir bütün olarak ele alındığında, 46. ayet kabir azabına nasıl delil olarak getirilebilir. Biz ayetleri biraz daha etraflıca tetkik edelim;

    1- 43. Ayette; müsriflerin ateş halkından oldukları anlatılıyor. Burada müsrif olarak adlandırılanlar Fir’avn ve adamları da dahil olmak üzere tünraşırı gidenlerdir. Ateş halkından (Ashabunnâr) kasıt ise cehennem ehlidir. Müsriflerin cehennem, yani ateş halkı olduğu anlatılıyor. Kur’ân’da “Ashabunnar” deyimi yalnızca cehennemle ilgili olarak kullanılmaktadır. (2/ 39,81,217,257,275,_3/116, 5/29)

    2- 44. Ayette “söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız” ifadesinin “yakında görecekler”, “yakında bilecekler” türünden benzer ifadeleri de kullanılmaktadır. Bu ifadelerin hepsinin anlattığı şey ahiretteki hesaplaşmadır. Kafirlerin sonu ise zaten dünyadayken bellidir. Kur’ân’da bunun birçok örneği var. (Bkz.: Tekasür Sûresi)

    3- 45. Ayette “yakında hatırlayacaksınız” ifadesi Kuran’ın kendine özgü üslubuyla dile getirilmektedir.

    “Ona cennete gir denilince keşke dedi, kavmim bilseydi. Rabbınıın beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını. ”

    Elçinin bunu cennete girerken söylemesi ayetin sağa sola çekilmesine zaten imkan vermemektedir. Dedik ya.. Mantık çok önemli.. Hangi mantık bu ayetleri kullanıyor?

    Kabir azabçılannın üzerinde düşünmeye değer tek delilleri,-ki buna sıkı sıkıya sarılıyorlar- Mii’min Surenin cevabını buluyoruz. Evet, Allah onu korudu ve Fir’avn ailesini kötü azab (suel azab) kuşattı. Kur’ân’da “suel azab”tan kasıt ta yine cehennem azabıdır. (Bkz: 6/157, 27/5, 39/24,47)

    Aslında suel azab’ın cehennem azabı olduğunu anlamak için, hemen-arkadan gelen ayeti okumak da yeterlidir.

    Ayet numaralarını gözönünde bulundurmadan 45 ve 46. ayetleri birlikte okuduğunuzda Fir’avn ailesini kuşatan kötü azabın ateş olduğu ve sabah-akşam ona girecekleri (arzolunacakları) anlatılıyor. “Ennar” (ateş) kelimesi Kur’ân’da hep cehennem veya cehennemdeki ateş anlamında kullanılmıştır. (Bkz: 2/24, 3/131, 4/56, 7/38-41, 9/35 gibi.)

    4- Bazı meal ve tefsirlerde “yuridune” kelimesi; “gösterilir”, “sunulur” şeklinde tercüme edilmiş. Kelimede herne kadar gösterilme, sunulma anlamı varsa da, bu ve benzeri kullanımların da yaslanmak, girmek anlamı ön plandadır. Gösterilerek cehenneme girmeleri de ifade edilmiş olabilir. Şimdi konu ile ilgili ayetleri görelim. “Yuridune” kelimesinin hangi anlamda kullanıldığına bakalım.

    Şûra Sure’si’nin 45. ayetinde ibare aynen, Mü’min 46. ayetteki gibidir: “Yuridune aleyhe”, aşağıda görüleceği gibi açıkça cehenneme atılmaları anlatılmaktadır.

    “Yine onları görürsün; aşağılıktan başlarını öne eğmiş vaziyette arzolunurlarken, göz ucuyla, gizli gizli bakarlar, inananlar da işte işte hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. Bakın, gerçekten zalimler sürekli bir azab içindedir derler.“


    Şimdi benzer ayetlere göz atalım:

    Kafirler ateşe arzolunacakları (girecekleri) gün.- Bu gerçek değil miymiş? ‘Rabbımız hakkı için, ‘evet’ derler, öyleyse inkar etmenizden dolayı azabı tadın.” (46/34)

    “Kafirler ateşe arzulanacakları (girecekleri) gün: Dünya hayatında bütün güzel şeylerinizi zayi ettiniz, yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan çıkmanızdan ötürü bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandınlacaksınız.” (46/20}


    Ayetlerden de açıkça görüldüğü gibi burada ateşin insanlara, (Mü’min: 46 ile ilgili olarak da Fir’avn ailesine) gösterilmesinden değil, insanların o ateşin içine girmesinden söz edilmektedir.

    5- Oysa kabirde cehennem ateşinde yanmak diye birşey söz konusu değildir. Üstelik kabirde azab olduğunu iddia edenlerin de böyle bir görüşü yoktur. Dolayısıyla buradaki ateşe sunulma kabir azabı ile değil, kıyametten sonraki cehennem azabı ile ilgilidir.

    6- 46. Ayette “sabah-akşam” diye tercüme edilen “Ğuduvven-aşiyyen” kelimeleri Arapçada bir deyimdir. Ve sürekliliği, sonsuzluğu anlatır. (Zemahşeri’nin Keşşafında konuyla ilgili çok malzeme vardır. Hatta bu ayetin nasıl anlaşılması gerektiğiyle ilgili de ilginç yorumlar da mevcuttur.) Benzer ifadeler Kur’ân’ın değişik surelerinde kullanılmaktadır. Örneğin Hud Suresi’nin 107 ve 108. ayetlerinde: Kafirlerin gökler ve yer durdukça cehennemde, mü’minlerin de gökler ve yer durdukça cennette kalacaklarından söz edilmektedir. Yani cennette ve cehennemde bizim bildiğimiz gökler ve dağlar mı vardır ki böyle deniyor, bilemiyoruz. Üstelik kıyamet günü her şeyin parça parça olacağı anlatılmıyor mu? Oysa bu ayetlerde insanların nazarında göklerin ve yerin büyüklüğüne, yüceliğine, sağlamlığına, sonsuzluğuna dikkat çekilerek bir benzetme yapılıyor. İnsanın cennette ve cehennemde sonsuza değin kalacağı vurgulanıyor.

    Konu bu anlatımla pekiştiriliyor “sabah-akşam” kelimesi de böyle, azabın sürekliliğini ve sonsuzluğunu anlatıyor,

    İşte bu ayette “ğuduvven-aşiyen” kelimelerinin geçmesi de buradaki azabın kıyametten sonraki cehennem azabı.olduğunu anlatıyor. Çünkü iddia edilen kabir azabı sürekli değildir. Ayrıca (78/23) de cehennemde çağlar boyu (yani ebe-diyyen) kalınacağı anlatılıyor.

    7- 46. Ayetin devamında “saat çattığı gün, Fir’avn ailesini azabın en çetinine sokun” cümlesi önceki anlatılanları pekiştirmek ve destekleme içindir. Anlatılanların “saat’ten sonra meydana geleceğini vurgulamak içindir.

    Kur’ân’ın bir çok yerinde benzer anlatımlar vardır.

    Biz sadece ahiretle ilgili olanlardan örnekler vereceğiz. .

    ”Ve her ümmetin âyetlerimizi yalan sayanlarından bir cemaati toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulup (hesap yerine) sevkedilirler.Geldikleri zaman der: Ayetlerimi anlamadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yaptınız ? Zulmetmeleri yüzünden o söz başlarına gelmiştir.

    Artık konuşmazlar. Görmediler mi biz geceyi içinde istirahat etmeleri için yarattık. Gündüzü de aydınlık yaptık. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ayetler vardır. Sur’a üflendiği gün göklerde ve yerde bulunanlar-hep korku içinde kalır. Meğer Rabbın dileye. Hepsi boyun bükerek onage/ir/er…”(27/83-90)

    “Siz ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz. Eğer onlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada ebedi kalacaklardır. Onlar için bir inleme ve soluma vardır. Ama bizden kendilerine güzellik geçmiş olanlar işte onlar ondan uzaklaştırılmışlardır. Onun uğultusunu duymazlar. Ve canlarının çektiği içinde ebedi kalırlar. O en büyük korku onları asla tasalandırmaz. Melekler onları; ’size söz verilen gün işte bugündür’ diyerek karşılarlar. O gün göğü kitap gibi düreriz. İlk yaratmaya nasıl başladıksa onu yine öyle çeviririz, üzerimize söz bunu mutlaka yapacağız.” (21798-104)
    Ayrıca 237 99-110 ayetlerine bakınız.

    Şimdi bu ayetlerde de önce cehennem azabından, cennet nimetlerinden söz ediyor, daha sonra kıyametin kopmasına geçiliyor.

    Şimdi bu ayetleri bir bütünlük içinde, siyak-sibakına uygun olarak, Kur’ân’ın ilkelerini ve üslubunu göz önünde bulundurmadan, cennet nimetlerinin ve cehennem azabının kıyametten önce olduğunu mu söyleyeceğiz?

    Ayrıca Kehf Suresi’nin 52-53, ayetlerinde suçluların ateşi görmelerinin ahirette (kıyametten sonra) olacağı anlatılıyor.

    Allah-u Tealâ Kur’ân’ı parça parça edenlere (15/91) lanet ediyor. Aynı şekilde Rabbımız Kur’ân’ı terkedenlere (25/30) de lanet ediyor. Onları korkunç azabla korkutuyor. O halde gelin inancımızı ve yaşantımızı Kur’ân’a göre yönlendirelim.






    Kabirde Hayat Olmadığını Gösteren Ayetler

    Kur’ân-ı Kerim’deki dirilişle ilgili ayetlere baktığımızda, kabirlerde herhangi bir hayat izinden bahsedilmiyor.

    Kabirde, yıllarca kalan insanların, herhangi bir ceza ve mükafata çarptırıldıklarının da izine rastlanmıyor. Aksine insanlar şaşkın şaşkın bakıyorlar. Mükafat ve cezaya hiç de hazırlıklı değiller. Mezarlarda ne kadar kaldıklarından haberleri yok.







    Eğer orada bir acı ve nimet tatsalar onları hatırlamaları gerekmez mi?

    Öldükten hemen sonra dirildiklerini sanıyorlar. Üstelik insanlar ne durumda olduklarını ancak yeniden dirildikten sonra anlıyorlar.

    İnfitar Suresi’nin 4 ve 5. ayetleri çok açık:

    “Kabirlerin içi dışına getirildiği zaman, her can ne öne sürdüğünü ne geri bıraktığını bilir.” (82/4-5}

    Ayrıca kitaplarını (amel defterlerini) alan insanların şaşkınlıklarına ne demeli. (69/25)

    O zaman insan kaçacak yer arar. (70/10)


    Eğer iddia edildiği gibi kabirden kolay geçenin hayatı kolaylaşacak, zor geçenin hayatı daha da zorlayacak olsaydı, insan niye böyle telaş etsindi ki?

    Zaten sonunu biliyor. Boynunu büker otururdu. Kendisine durum açıklandıktan sonra, nasıl sonuca teslim olduysa, kabirdeki durumunu bildiği için de herhangi bir telaşa gerek kalmazdı.

    Üstelik, sorgu madem kabirde yapıldı, herkesin ne olduğu ortaya çıktı, mahşerde yeniden sorgulamanın ne anlamı kalırdıki?

    Biz şahsen, insanların sorgulamalarının ve ebedi hayatın kıyametten sonra başladığı kanaatindeyiz. Gayb olan bir konuda> daha fazla tartışmaya girmek istemiyoruz. Biz Rabbımızın, Kur’ân’da bildirdiği gerek gaybi olsun gerekse görünürdeki bütün anlattıklarına iman ediyoruz. Çünkü gaybı bilen yalnızca Allah’tır. Şimdi konu ile ilgili ayetlere geçelim:

    “Sura üflendi, işte onlar Bahirlerden rablerine koşuyorlar. Dediler; Vah bize yattığımız yerden kim kaldırdı, İşte Rahmanın va’dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş.” (36/51-52)

    “O gün Sur’a üflenir, ve o gün suçluları gömgök süreriz. Kendi aralarında gizli gizli konuşurlar. ‘Sadece on gün kaldınız. Onların dediklerini biz daha iyi biliyoruz. En akıllıları sadece bir gün kaldınız‘ der.” (20/ 102-104)


    Rabbımız tüm bu ayetlerinde ölülerin diriltilmesinden bahsediyor. Acı çeken, nimetlenen insanlara, şahsiyetlere, üstelik akıl sahibi kişilere nasıl ölü denir.

    Eğer mezardakiler ölü değil iseler, Allah’ın kıyamet günü dirilteceği ölüler neyin nesidir.

    İster bedene ister ruha, isterse her ikisine birden olsun, azab ve mutluluk veriliyorsa ve bunlar sorulan sorulara aklı başında kişiler olarak cevap veriyorlarsa bunlara ölü demek mümkün değildir. Bunların dirilmeye de ihtiyaçları yoktur.

    Çünkü zaten onlar bu durumda canlı değiller midir? Eğer bunlar canlılık alameti değilse, canlılık alameti nedir?






    Sonuç

    İnsanların bir şeye var demesi, o şeyi var kılmıyor. Aynı şekilde var olan bir şeye de insanların yok demesi, o şeyi yok etmiyor. Bu nedenle Kur’ân’da hakkında herhangi bir bilgi olmayan bir konuda, hem de gaybî olan bir konudar üstelik insanların bilgi ve tecrübelerinin de olamıyacağı bir konuda, bu konu vardır ve haktır. Buna inanmak vaciptir, imanın gereğidir demek İslâmî bir tavır olmadığı gibi bunun mantıkî bir açıklaması da yoktur. İnsanlann Kur’ân gibi bir ölçeri yoksa, üstelik düşünmüyorlarsa da, bunlar için inanma’ nın da yaşamanın da ölçülecek ve üzerinde durulacak bir yanı yoktur.

    “Kabir hayatı” düşüncesinin arkaplanına baktığımızda, tartışılanları incelediğimizde bu konunun müslümanların inancına sonradan girdiğine hükmedebiliriz. Bizi bu şekilde düşünmeye iten konuların başında ruh beden tartışması yatmaktadır. Çünkü toplumun şu an sahip olduğu ruh anlayışı da Kur’ânî değildir. Felsefenin müslümanlara zehirli bir armağanıdır.

    Antik Yunan felsefesinin ruh anlayışı özünde fazla bir şey kaybetmeden “müslümanların” malı olmuştur.

    İşte kabir hayatında anlatılan, zaman zaman tartışılan ruh, Antik Yunan felsefesindeki ruhtur. Bu nedenledir ki kabir hayatı anlayışının bize felsefenin girdiği veya sonrakityılların bir armağanı(!) olarak görüyoruz. Bu düşüncemizi pekiştiren daha bir çok şey var. Bu düşünceye varmamızın kaynağı dediğimiz gibi kabir hayatı ile ilgili iddialardır, tartışmalardır. Söylenen sözler, konuşulan, tartışılan konular, ne zaman konuşulduğunun, ne zaman tartışıldığının ipuçlarını da verir.

    Konu ile îlgili söylemek istediklerimizi kısaca özetlemek istersek:

    1- Kabir hayatı için ileri sürülen görüşler arasında büyük çelişkiler var. Görüşlerde bir birlik olmadığı gibi, hemen hemen her konuda ihtilaf mevcut.

    2- Kabir hayatının nasıl ve niceliği ile ilgili görüşler Kur’ân ilkeleriyle çelişmektedir. Islâmın anlam ve içeriğinin yozlaşmasına ortam hazırlamaktadır.

    3- Konunun delili olarak, hadis diye ileri sürülen sözlerle Kur’ân çelişmektedir. Üstelik ileri sürülen hadislerde kabir hayatı birbirinden çok farklı şekilde, hatta birbirini tekzip edecek şekilde anlatılmaktadır.

    4- Kabir hayatına delil olarak gösterilen ayetlerin konu ile herhangi bir ilgisi mevcut değildir. Kur’ân’da; kabir hayatı olduğunu gösteren bir ayet yoktur.

    5- Kur’ân dirilmenin kıyametten sonra, hesabın kıyametten sonra, ceza ve mükafatın kıyamettensonra olduğunu söylemektedir.

    6- Allah, ahirette ölüleri diriltecektir. Ceza çeken, sefa süren, aklı başında kimseleri değil. Kısacası biz Kur’ân ayetlerinin kabirde bir hayat olmadığını ortaya koyduğu inancındayız, isteyen inanır, isteyen inanmaz. Nasıl olsa sur’a üflenip herkes toplandığında gerçek ortaya çıkacaktır. Bekleyelim, görelim.

    (İktibas Dergisi, M. Yaşar Soyalan, Sayı: 147-148, Mart/Nisan 1991.)

Benzer Konular

  1. Öncesi sonrası !
    Kadim Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 8
    Son mesaj: 28-08-2009, 11:22 AM
  2. 35 yaş ve sonrası
    simqe Tarafından Kadınlar Kulübü Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 11-05-2009, 12:54 AM
  3. Evlilik sonrası:
    atmaca34 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 7
    Son mesaj: 02-05-2009, 10:34 PM
  4. Bir böceğin kan emme anı ve sonrası
    YukseLL Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 31-08-2008, 11:26 PM
  5. Ameliyat Sonrası Tedbirleri
    dogangunes Tarafından Sağlık Bilgileri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 21-04-2008, 10:47 AM
Yandex.Metrica