Selam



Bir nahiv âlimi, gemiye binmişti.
O kendini beğenmiş âlim, yüzünü gemiciye dönüp:

"Sen hiç nahiv okudun mu?" demişti.

Gemici "hayır" deyince demişti ki :

"Yarı ömrün hiçe gitti."

Gemici bu söze kızdı, gönlü kırıldı.
Fakat susup derhal cevap vermedi.
Derken rüzgâr gemiyi bir girdaba düşürdü.
Gemici, o nahiv âlimine bağırdı:

"Yüzmeyi bilir misin, söyle!"

Nahivci:

"Bilmem bende yüzgeçlik arama" deyince,

Gemici:

"Bütün ömrün hiçe gitti..
Çünkü gemi bu girdapta batacak!

İyi bil burada mahiv bilgisi lâzım, nahiv bilgisi değil.
Eğer mahiv bilgisini biliyorsan tehlikesizce denize dal!
Deniz suyu, ölüyü başında taşır.
Fakat denize düşen adam diri olursa nerede kurtulacak?
Sen de eğer beşeriyet vasıflarından öldün ise,
hakikat sırları denizi, seni başının üstüne kor.

Ey âlim, sen halka eşek diyorsun ama şimdi sen,
eşek gibi buz üstünde kalakaldın.

İstersen dünyada zamanın allâmesi ol,
hele şimdicik dünyanın yokluğunu da gör,
zamanın yokluğunu da!” dedi.

Nahivciyi, size yok olma nahvini öğretmek için
hikâye arasında hikâye ettik.

Fıkhı bilmeyi de yok olmada bulursun,
nahvi tahsil etmeyi de,
sarftaki değişiklikleri de, ey yüce sevgilim!

O su testisi bizim bilgilerimizdi;
halife de Tanrı bilgisinin Diclesi.
Biz dolu testileri Dicle’ye götürüyoruz.
Böyle olduğu halde eşek olduğumuzu bilmezsek
hakikaten eşeğiz!

MEVLÂNÂ