2. Sayfa, Toplam 4 BirinciBirinci 1234 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 Toplam: 35

Tasavvuf Denilince...

islam (Müslümanlık) Kategorisi Tasavvuf Forumunda Tasavvuf Denilince... Konusununun içerigi kısaca ->> ʺRabıtaʺ* Arapçaʺrabtʺkökünden türemiş bir kelimedir.Sözlükte birleştirmek, bitiştirmek, iliştirmek ve bağlamak anlamlarına gelmeketdir. Tasavvuf*kitaplarında rabıta şöyle tanımlanır;ʺ Şuhud ve ıyan mak***** ...

  1. #11
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    ʺRabıtaʺ*

    Arapçaʺrabtʺkökünden türemiş bir kelimedir.Sözlükte birleştirmek, bitiştirmek, iliştirmek ve bağlamak anlamlarına gelmeketdir. Tasavvuf*kitaplarında rabıta şöyle tanımlanır;ʺŞuhud ve ıyan mak***** ulaşmış kamil bir şeyhe kalbi bağlamaktan ibarettir. Çünkü kamil şeyh oluk gibi olup rabıta eden müridin kalbine ondan feyiz akar.

    Dilaver Selvi‐Kemal Yıldız‐Enbiya Yıldırım‐Ömer Yıldırım.Kurʹan ve Sünnet Işığında Rabıta ve Tevessül,5,İstanbul,1994,Yine bakınız,Muhammed ibn Abdullah Hani, Adab,215,Ter.Ali Hüsrevoglıı,İs‐tanbul 1980

    ʺİlahi ve zatî sıfatlarla muttasıf, müşahade mertebesine ermiş kamil bir şeyhe kalbi bağlayıp huzur ve gıyabında o şeyhin sureti, sireti ve özellikle ruhaniyetini havalen kendisi ile birlikte farzederek, yanında iken takındığı tavrın gıyaben de sürdürmeye çalışmak demektir....

    bu RABITA nın Tasavvuf çularda ki, tarifi ... Ümmi kardeşim...

    Şimdi

    Rabıtayı abartıp şeyhine tapınan varsa,dediğiniz gibi şirktedir.
    demişsin...

    rabıta kelimesi,rabt etmek kökünden gelir.Gönlü bir Allah dostuna rabt etmekte ondan manevi yolla gelen ilmin alınmasına araçtır.çünkü manevi ilim sadırdan (gönülden)okunur.
    kişi manevi eğitimin başlarında bu eğitime muhtacdır.yani yemek yemeyi bilemeyen çocuğun sütle beslenmesi gibi.dişi çıktıktan sonra çocuk kendisi yer.Maneviyattada belli bir yerden sonra rabıta yoktur.
    manevi ilim sadırdan (gönülden)okunur.
    Ben KUR-AN ve SÜNNET den okunur diye biliyorum ve İSLAM' da Peygamber efendimiz Muhammed S.A.S den sonra bu hadis den de anlaşılacağı üzre keşif, ilham, muhaddes (ilham Edilen) ve rüya sahibi kimselere muhtaç kılmamıştır...


    Ebû Hüreyre|Nebî salla'llahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur: Benî İsrâil'den sizden önce gelip geçen anlar içinde (Allahu Teâlâ tarafından mülhem) öyle kimseler vardı ki, onlar peygamberler (pâyesinde) olmadıkları halde kendilerine haber ilhâm olunurdu. Eğer ümmetim içinde de bunlardan bir kimse bulunursa o da muhakkak Ömer'dir.|1496



    Şimdi sana sorarım KUR-AN da ve SAHİH hadislerde bana bir tane delil getirebilirmisin.. Şu yukardaki kelimelerine delil teşkil edecek...

    Rabıta;
    "salihlerle beraber olun"emri ilahisi gereğince,Salih kullara gönlü rabtetmektir.çünkü buradaki emrin gereği fiziken den ziyade,manen birlikteliktir.
    Delil aynı şekilde ve delil derkende nasıl bir delil.... açıklayalım hemen...

    Şüphesiz hamd yalnız Allah'adır. O'na hamd eder, O'ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah'ın hidayet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Yine Şehadet ederim ki, Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür.

    Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah‘ın Kelam‘ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem‘in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid‘attir ve her bid‘at sapıklıktır. Her sapıklık ta ateştedir
    Konu Ammar tarafından (23-01-2010 Saat 02:34 PM ) değiştirilmiştir.

  2. #12
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    efenim
    "Salihlerle beraber olun" ayet değilmidir efenim.Siz bu ayeti nasıl anlıyorsunuz.Birbirinden hiç hoşlanmayan iki insan zahiren beraber bulunmakla bu beraberlik gerçekleşir mi.Elbetteki gönüllerin beraberliğidir.

    buyurun bir de hadis;Bir kimse, Peygamber efendimize, (Kıyamet ne zaman kopacaktır?) diye sordu. Ona cevaben, (Kıyamet için ne hazırladın?) buyurdu. O kimse, (Fazla ibadetim yok. Fakat Allah ve Resulünü seviyorum) dedi. O kimseye, (Herkes sevdiği ile beraber olacaktır. Sen de, ahirette sevdiğinle beraber olacaksın) buyurdu. (Buhari)



    “Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.”

    “Haberiniz olsun kî Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Onlar iman edip, takvaya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da âhirette de onlar için müjdeler var. Allah’ın kelimelerinde asla bir değişme söz konusu değildir, işte bu, en büyük saadetin ta kendisidir." (Yûnus, 62-64).

    “Onlar öyle insanlardır ki onları görenler, Allah’ı hatırlarlar” hadis

    "Sizin veliniz ancak Allah'tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler." Maide 55


    İbni Mes'ûd (r.a.) rivayet ediyor:

    “İnsanların öyleleri vardır ki Allah'ı hatırlamanın anahtarıdır. Onlar görüldükleri anda Allah hatırlanır.”

    (Taberâni’nin Cebf/'inden)

    ***

    Evliyaullah, insanlara önden yol göstererek, onlara imamlık ederek Allah’a ulaştırırlar:

    1461. [3:29, Hadîs No: 2664]

    Enes'den (r.a.) rivayetle:

    “Yeryüzünde âlimlerin durumu, karanlık gecelerde karada ve denizde kendisine bakılarak yol bulunan gökteki yıldızlara benzer. Yıldızlar kararınca yol arayan yolcuların kaybolması an meselesidir.”

    (Müsned, 3:157.)

    2762. [4:390, Hadîs No: 5717]

    Cabir (r.a.) rivayet ediyor:

    “İlim ikidir: Birisi kalbdedir. Faydalı ilim de budur. Birisi de sadece dildedir. Bu ilim Allah'ın insanoğlu aleyhindeki delilidir.”

    (İbni Ebî Şeybe ve Hatib'in Tarih’inden.)

    efenim budukça ekleyeyim inşaallah bunlar size kafi gelmesse

  3. #13
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    illa kitabi bilgi,kopyala yapıştır istiyorsanız onuda ekleyelim efenim.;
    RABITA

    Bazıları tasavvufta tarif ve tavsiye edilen rabıtayı tenkit etmekteler.

    Kimi bu tenkidin şiddetini artırıp rabıtaya şirk diyecek kadar ileri gitmektedir.

    Acaba birilerine göre ibadet, diğerlerine göre afet olan bu rabıta nedir?

    Tasavvufta rabıta, terbiyenin temeli ve en büyük zikir sebebi görülürken, rabıtayı şirk olarak gören kimse hangi delil ve mantıkla bu sonuca varabiliyor?

    Gerçekten şirke götüren bir rabıta çeşidi mevcut mudur?

    Rabıtanın Kur’an ve Sünnet’te bir örneği, benzeri, delili ve tarifi var mıdır? İnsan terbiyesi için rabıtanın gereği nedir?

    Bütün bunlar, cevap arayan sorulardır.

    Aslında çözüm kolaydır. Aramızda bir ihtilaf varsa, yapılacak iş hakeme gitmektir. Din işlerinde hakem Kur’an ve Sünnet’tir. Biz de önce Kur’an ve Sünnet’e bakacağız. Onlarda rabıtanın nasıl ele alındığını inceleyeceğiz.

    RABITA NEDİR?

    “Rabıta”, “ribat”, “murabata” kelime olarak “rabt” kökünden gelmektedir. Rabıta ve rabt, sözlükte iki şeyi birbirine iyice bağlamak anl***** gelir. Bu kelimeye, iki şeyi birbirine bağlayan ip, alaka, şiddetli muhabbet, münasebet, ilgi ve sevgi ile bir şeye bağlılık, cesur ve dayanıklı olmak gibi manalar da verilmiştir. (Cevherî, Sıhah; İbnu Manzur, Lisanu’l-Arab; Zebidî,Tacu’l-Arus.)

    Bu kelimeler kullanıldıkları yere göre, bir şeyin üzerinde sabit durmak, kendini hapsetmek, başkasından kesilip bir şeye tam yönelmek gibi manalar da taşımaktadır. (Razî, Tefsir-i Kebir; Kurtubî, el-Cami li Ahkami’l-Kur’an; İbnu Kesir, Tefsir.)

    Kur’an ve Sünnet’te anlatılan rabıta çeşitleri de, bu manaların birini veya birkaçını içermektedir.

    KUR'AN'DA RABITA GEÇİYOR MU?

    Kur’an’da rabıta kelimesi açıkça zikredilmektedir. Bunu şu ayette görüyoruz:

    “Ey iman edenler! Allah yolunda sabredin, düşmanlarınız karşısında sebat gösterin, rabıta yapın / Allah’ın korumanızı istediği sınırları bekleyin, Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmran, 200)

    Bu ayetteki “rabıta yapın” emri, her mümini ilgilendiren bir emirdir. Tefsirlerde burada geçen rabıtaya şu manalar verilmiştir: Düşmanların saldıracağı yerleri gözetleyin, sınırları bekleyin. Dininizi tehlikelerden koruyun. Nefis ve şeytan düşmanlarına karşı uyanık olun. Onların kalbinize girmesine yol vermeyin. Allah’ın çizdiği sınırları iyi gözetin, ilâhi hükümlere harfiyen uyun. Namaz vakitlerini gözetleyin ve mescitleri ibadet, taat ve zikir ile mamur edin. (Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensur; İbnu Kesir, Tefsir.)

    Yüce Allah’ın her müminden istediği rabıta, kalbini Yüce Allah’a bağlamaktır. Her işte O’nun rızasını gözetmektir. Bütün yaptıklarında helal ve haram sınırına dikkat etmektir. Kalp kâbesini günah kirlerinden temizlemektir. Oraya Allah’ın sevmediği şeyleri sokmamak için gönlü kontrol altında tutmaktır. Kısaca, Yüce Allah’ın düşman olduğu şeyleri gönülden çıkarmak ve kötülüklerin esaretinden kurtulmuş, hür bir müslüman olmaktır.

    Rasulullah s.a.v. Efendimiz, “rabıta yapınız” ayeti indiği zaman, ashabına ayette anlatılan ribat ve rabıtanın ne olduğunu şöyle açıklamıştır:

    “Zor ve sıkıntılı zamanlarda güzelce abdest almak, kalbi mescitlere bağlı olmak, ibadet yerlerine çokça gidip gelmek ve bir namazı kıldıktan sonra diğer namaz vaktini gözetlemek var ya; işte sizin için ribat budur, işte asıl ribat budur, işte asıl ribat budur.” (Buharî, Tirmizî, Nesaî, Malik)

    Bu hadisten ribatın iki türlü manasının olduğunu anlıyoruz. Birisi manevi, diğeri maddi sınırları kontrol altında tutmaktır. Korunacak manevi sınırlar ilâhi emirler ve kalbimizdir. Maddi sınırlar ise düşmanın saldırı noktalarıdır.

    Kalbin Yüce Allah ile ne halde olduğunu kontrol etmeye murakabe denir. Zahiri düşmanları takip ve kontrol etmeye ise mücadele denir. Her ikisi de mümin için vazgeçilmez birer vazifedir. Çünkü ayette kurtuluş bunlara bağlanmıştır.

    TEFEKKÜR YA DA VARLIKLARI RABITA

    Kur’an ve Sünnet’te emredilen bir diğer rabıta şekli tefekkürdür. Tefekkür etmek, fikretmek, düşünmek aynı şeydir. Hepsi kalple yapılan bir ameldir.

    Düşünmek akıllı olmanın gereğidir. İnsanın en başta gelen özelliği düşünmektir. Tefekkür, boş ve gelişi güzel bir düşünce değildir; gizli bir ilim yoludur. Tefekkür kalp aynasında varlıkların iç yüzünü görmektir. Bilinene bakıp gizli olanı fark etmektir. Görünene bakıp görünmeyene ulaşmaktır. Delile bakıp hedefe varmaktır. Tefekkür, sanata bakıp sanatkârı tanımaktır. Kalp gözüyle Yüce Yaratıcı’nın varlıklarda gizlediği ilmini, kudretini, rahmetini ve hikmetini görüp, O’na hayran olmaktır. Bunun sonu O’nu sevmek, zikretmek, yüceltmek ve O’na teslim olup huzura ermektir. Kur’an’da bu sonuç tefekkür, tezekkür, teemmül, tedebbür, ibret, basiret, marifet ve muhabbete bağlanmıştır.

    Tefekkürü tarif ettik. Tezekkür, unutulan bir şeyi hatırlamak, unutmamak ve devamlı tekrar ederek onu kalpte tutmaktır. Teemmül, bir şeyi devamlı ve çok yönlü düşünerek içinde saklı olan manayı ortaya çıkarmaktır. Tedebbür, bir şeyi derinlemesine düşünmek ve arkasındaki gizli manayı çözmektir. İbret, bir şeyde verilmek istenen mesajı almaktır. Basiret, işin iç yüzünü görmektir. Marifet, bir şeyi asli haliyle olduğu gibi tanımaktır. Muhabbet, bir şeyi sevmek ve onunla huzur bulmaktır.

    Görüldüğü gibi, bütün bunlar bir irade, yöneliş, gayret, iman ve sabır istemektedir.

    'MÜRŞİD YERİNE ALLAH'I DÜŞÜN' SÖZÜ DOĞRU MU?

    Yüce Allah’ın zatı hariç, her şey düşünülebilir. Yüce Allah’ın zatı hiçbir şeye benzemediği için onu düşünmek mümkün değildir. Rasuiullah s.a.v. Efendimiz, bu konuda şu ölçüyü önümüze koymuştur:

    “Allah Tealâ’nın zatını tefekkür etmeyin/düşünmeyin. O’nun nimetlerini ve yarattığı varlıkları düşünün. Çünkü siz Allah’ın zatını düşünmeye güç yetiremezsiniz.” (Ebu’ş-Şeyh, Kitabu’l-Azame; Ebu Nuaym, Hilye; Tabaranî, el-Evsat; Beyhakî, Şuabu’l-İman; Elbanî, Sahiha.)

    Alimlerimiz bu hadisten hareketle şu temel kaideyi tespit etmişlerdir: “Her ne ki hayal edilir, o Allah değildir.” (Şa’ranî, el-Yevakıt). Yüce Allah’ın dışındaki her varlık düşünülebilir ve nasıl olduğu hayal edilebilir. Fakat Allah nasıl acaba diye düşünülmez, düşünülemez.

    Bu hadis, niçin bir mürşidi düşünüyorsunuz da Allah’ı düşünmüyorsunuz, diyenlere cevap vermektedir. Kâmil mürşid, bir varlıktır, kuldur, edep ve takva sahibi salih bir insandır. Allah’ın dostu, halifesi, şahidi, delili ve davetçisidir. Onu düşünmek, hayal etmek, kalpte canlandırmak, gönülde şekillendirmek, rabıta yapmak mümkündür, fakat bu durum Yüce Allah’ın zatı için mümkün değildir.

    AYETLER, İBRETLER

    Yüce Allah, Kur’an’da bütün varlıklara, yerlere, göklere, dağlara, denizlere, aya, güneşe, yıldızlara, geceye, gündüze, yağmura, rüzgara, insana, bitkilere, hayvanlara, tarihte olan olaylara “ayet”, “delil” ve “ibret” ismini veriyor ve onların yaratılmasına, seyrine, sevk ve idaresine, hareket ve sonuçlarına ibretle bakmamızı, onların üzerinde derin derin düşünmemizi emrediyor. Bir sivrisineğin halini, arının yaptığı balı, örümceğin ördüğü ağı misal vererek, akıl sahiplerinin ibret almasını istiyor. Cennet, Cehennem, Sırat, Mizan ve diğer ahiret hallerini safha safha anlatarak, hepsi üzerinde düşünülmesini bekliyor.

    Kısaca önümüze iki türlü ayet konmuştur. Birisi Kur’an ayetleri, diğeri kainat ayetleridir. Yüce Allah, bütünüyle Kur’an ayetlerini düşünüp öğüt almamız ve Allah’ın tek ilâh olduğunu anlamamız için indirdiğini haber veriyor. (Nisa, 82; Yusuf, 2; İbrahim, 52 v.d.)

    Aynı şekilde yerler, gökler ve içindekilerin de aynı hedef için yaratıldığını bildiriyor ve onlardaki bu ilmi insanların okumasını, içindeki mesajı almasını istiyor. (Bakara, 164; Âl-i İmran, 190-191; Yunus, 101 v.d.)

    Bu ayetler bize sadece kainatta olanı biteni haber vermek, onların isimlerini öğretmek ve arada bir kendilerini konu etmek için anlatılmıyor. Bunların tek hedefi kalbi uyandırmak ve Yüce Allah’a bağlamaktır. Çünkü disiplinli düşünmek, bir halden diğerine geçmek içindir. Tefekkürle kalp dirilir, hali değişir, sıfatı güzelleşir. Bu dirilik ve güzellik diğer lâtifelere yansır. Kalp gibi ruh, sır, hafi, ahfa, vicdan, akıl ve şuur da ayet ve delilleri tefekkürün sonucu oluşan ilim ve feyzden nasiplenir. Sonuç güzel ahlâktır.

    Tefekkürle cehaletten ilme, dünya hırsından zühde, kibirden tevazuya, benlikten edebe, nefretten sevgiye, korkudan emniyete, vesveseden zikre, boş işlerden ibadete, fani dostlardan ebedi sevgiliye yöneliş ve geçiş sağlanır. İşte buna seyr u sulûk, yani Allah’a gitmek denir. Bu hedefe giderken her şey bir vesileden ibarettir. Tefekkür de en güzel vesiledir. Bunun için, “uyanık kalple bir saat tefekkür yapmak, gaflet içinde bir sene ibadet yapmaktan hayırlıdır” denmiştir. (Ebu’ş-Şeyh, Kitabu’l-Azame; Gazalî, İhya)

    Kur’an’da, ayetlerden ibret almak ve sonuç çıkarmak için samimi iman, uyanık kalp, güzel yöneliş, takva, temiz akıl ve sabır gerekli görülmüştür. İman etmeyen ve aklı midesine, kulağı para sesine, gözü cüzdanına bağlı yaşayan kimseler, bu halleriyle kör, sağır, dilsiz, hissiz ve kıymetsiz birer varlık olarak tanıtılmıştır.

    Görüldüğü gibi tefekkür lazımdır. Tefekkürün hedefi şirkten kurtulmak, tevhide ve şükre ulaşmaktır. Bu şekilde tefekkür etmek, ibret almak, kendini kontrol etmek ve amellerini muhasebeye çekmek her müminin günlük amelleri arasında yerini almalıdır. Hadiste, aklı başında olan her müminin, gününün bir kısmını bu tefekkür için ayırması gerektiği belirtilmiştir. (İbnu Hıbban, Sahih; Ebu Nuaym, Hilye)

    MUHABBET RABITASI

    Kur’an ve Sünnet’te emredilen rabıtalardan birisi de muhabbet rabıtasıdır. Muhabbet rabıtası kalbi Allah’ın sevdiği şeylere bağlamak ve onları Allah için sevmektir. Bu sevilecek kimselerin başında Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz gelmektedir. Yüce Allah onu sevginin imamı, delili ve rehberi yapmıştır. (Âl-i İmran, 31; A’raf, 157-158) O’na uymadan Allah’ı seviyorum demek yalandır.

    Rasulullah s.a.v. Efendimiz, kendisi için her müminden şu derece bir sevgi ve kalp bağı istemektedir: “Sizden biriniz beni kendi nefsinden, ailesinden, çocuklarından, anne babasından ve bütün insanlardan daha fazla sevmedikçe, tam iman etmiş olmaz, gerçek imanın tadını tadamaz.” (Buharî, Müslim, İbnu Mace, Ahmed)

    Ayrıca her müminden Ashab-ı Kiram’ı, alimleri, salihleri ve mümin kardeşlerini sevmesi, onları hayırla anması, kalbinde onlara yer vermesi, dualarına katması, onlarla ilgilenmesi istenmektedir. “Birbirinizi sevmedikçe mümin olamazsınız” hadisi, bu sevgiyi anlatmaya yeterlidir. Yüce Allah’ın: “Sakın zalimlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur.” (Hud, 113) uyarısını her kalp sahibi dikkate almalıdır. “Ey iman edenler Allah’tan korkun ve benim sadık kullarımla beraber olun.” (Tevbe, 119) ayeti, kalbin kimlere yönelmesi ve bağlanması gerektiğini göstermektedir.

    ÖLÜM RABITASI

    Kur’an ve Sünnet’te emredilen rabıtalardan biri de ölüm rabıtasıdır. Kur’an’da insanı dehşete düşürecek, hayrete sevkedecek ölüm halleri, kıyamet sahneleri ve ahiret manzaraları anlatılmaktadır. Bunlarla kalp dünyadan çekilip ebedi ahiret yurduna yöneltilmek istenmektedir. Rasulullah s.a.v. Efendimiz, Abdullah b. Ömer’e: “Kendini ölmüş ve kabre girmiş say.” (Tirmizî, Ahmed) buyurarak ölüm rabıtasını tavsiye etmiştir. Bu rabıta ile insanın dünyanın boş sevgi ve zevklerinden çekilip ebedi ahiret güzelliklerine yöneleceğini, gafletin gidip kalbin dirileceğini ve günahlardan temizleneceğini haber vermiştir. (Tirmizî, Nesaî, Münavî, Beyhakî)

    Allah dostları tefekküre büyük önem vermişlerdir. İnsanın terbiyesi, konuşması kadar susmasından da anlaşılır. Ancak, boş konuşma ve kötü düşünce kınandığı gibi, içinde güzel düşünce ve tefekkür olmayan suskunluk da kınanmıştır.

    Velilerden Fudayl b. İyaz rh.a. der ki: “Tefekkür bir aynadır. Sana iyiliklerini ve kötülüklerini gösterir. Onda kalbinin halini görürsün.”

    Alimlerden Abdullah b. Mübarek rh.a., velilerden Sehl b. Ali k.s.’yi derin bir tefekküre dalmış halde gördü. Onun ahiret hallerini düşündüğünü anladı ve “Nereye kadar ulaştın?” diye sordu. O da, “Sırat köprüsüne kadar.” cevabını verdi.

    Bişr b. Haris rh.a., tefekkürle elde edilecek sonucu şöyle özetler: “Eğer insanlar Yüce Allah’ın büyüklüğünü anlayabilselerdi, ona isyan etmezlerdi.”

    RABITANIN SONUCU

    Tasavvuf büyüklerinin tarif ve tatbik ettiği rabıta da yukarıda anlatılan tefekkür çeşitlerinden birisidir. Rabıta, görülmesi Yüce Allah’ı hatırlatan kâmil bir veliyi gönül aynasında seyretmek ve üzerinde zuhur eden ilâhi tecellileri görüp, Yüce Allah’ı zikretmekten ibarettir.

    Diğer bir yönüyle rabıta, Yüce Allah’ın dostu ile gönülde beraber olmaktır. Onun kalbine emanet edilen ilâhi nura bağlanmaktır. Onun ilâhi aşkla kaynayan kalbine inen feyizden nasiplenmektir. Velideki dostluk sırrını düşünmektir. Salihleri özlemek ve onlardaki güzel ahlâka özenmektir. Sevgi atmosferi içinde kalbi uyandırıp Hakka yöneltmektir.

    Kısaca rabıta, Allah’ın yeryüzündeki şahidine bakarak Allah’ı tanımaktır. İşte tefekkürün özü de budur.

    Dr. Dilaver SELVİ

  4. #14
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    efenim
    "Salihlerle beraber olun" ayet değilmidir efenim.

    [009.119] Ey iman edenler; Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun. TEVBE SURESİ

    Bahsettiğiniz ayet budur sanırım ...

    Biz nasıl anlıyoruz bakalım hemen.....

    119- Ey mü'minler Allah'dan korkunuz ve dosdoğrularla, gerçekten hiç ayrılmamış olanlarla beraber olunuz.

    120- Gerek Medineliler'e ve gerekse çevrelerinde yaşayan Bedeviler'e savaşta peygamberden geri kalmak ve kendi canlarının kaygısını onun canının kaygısının önüne geçirmek yakışmaz. Çünkü Allah yolunda çekecekleri her susuzluk, katlanacakları her yorgunluk, karşılaşacakları her açlık, kâfirleri öfkelendirecek her bir karış toprağa ayak basmaları; düşmanın zararına kazanacakları her tür başarı karşılığında mutlaka hesaplarına iyi amel yazılır. Hiç şüphesiz Allah, iyi işler yapanları ödülsüz bırakmaz.

    121- Yaptıkları küçük-büyük bütün maddi harcamalar ve aştıkları her vadi, mutlaka hesaplarına yazılır ki, Allah işledikleri iyilikleri en güzel karşılıklarla ödüllendirsin
    TEVBE

    Ayet bir bütün olarak ele alındığında hitap edilen kesim hakkında ve amaç daha net anlaşılır ....

    Bu davayı ve bu hareketi ayakta tutanlar Medineliler'dir. Bu davanın en yakınları onlardır. Onlar bu dava ile vardırlar ve onun için vardırlar. Hz. Peygamber'i -salât ve selâm üzerine olsun- barındıran, ona bağlılık andı içenler onlardır...... Bu nedenle onlar, Allah'dan korkmaları ve seferden geri kalmayan, geri kalma düşüncesini akıllarına bile getirmeyen, zor anlarda imanları sarsılmayan ve yalpalamayan doğrularla beraber olmaları çağrısı yapılıyor. Bunlar öncü kimselerden ve güzel güzel onları izleyenlerden oluşan seçkin bir topluluktur!


    Siz bu ayeti nasıl anlıyorsunuz.Birbirinden hiç hoşlanmayan iki insan zahiren beraber bulunmakla bu beraberlik gerçekleşir mi.Elbetteki gönüllerin beraberliğidir.
    Bakınız gerçekleşmesi için öncelikli şart ne imiş.....


    [008.063] Ve onların kalblerini birleştirmiştir. Eğer yeryüzünde bulunan her şeyi sarfetsen yine de onların kalblerini birleştiremezdin. Fakat Allah birleştirdi onların arasını. Muhakkak ki Allah; Aziz'dir, Hakim'dir. ENFAL SURESİ


    “Haberiniz olsun kî Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Onlar iman edip, takvaya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da âhirette de onlar için müjdeler var. Allah’ın kelimelerinde asla bir değişme söz konusu değildir, işte bu, en büyük saadetin ta kendisidir." (Yûnus, 62-64).

    “Onlar öyle insanlardır ki onları görenler, Allah’ı hatırlarlar” hadis

    "Sizin veliniz ancak Allah'tır, Resulüdür, iman edenlerdir; onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı kılar, zekâtı verirler." Maide 55


    İbni Mes'ûd (r.a.) rivayet ediyor:

    “İnsanların öyleleri vardır ki Allah'ı hatırlamanın anahtarıdır. Onlar görüldükleri anda Allah hatırlanır.”

    (Taberâni’nin Cebf/'inden)

    ***

    Evliyaullah, insanlara önden yol göstererek, onlara imamlık ederek Allah’a ulaştırırlar:

    1461. [3:29, Hadîs No: 2664]

    Enes'den (r.a.) rivayetle:

    “Yeryüzünde âlimlerin durumu, karanlık gecelerde karada ve denizde kendisine bakılarak yol bulunan gökteki yıldızlara benzer. Yıldızlar kararınca yol arayan yolcuların kaybolması an meselesidir.”

    (Müsned, 3:157.)

    2762. [4:390, Hadîs No: 5717]

    Cabir (r.a.) rivayet ediyor:

    “İlim ikidir: Birisi kalbdedir. Faydalı ilim de budur. Birisi de sadece dildedir. Bu ilim Allah'ın insanoğlu aleyhindeki delilidir.”

    (İbni Ebî Şeybe ve Hatib'in Tarih’inden.)

    efenim budukça ekleyeyim inşaallah bunlar size kafi gelmesse
    Kafi Kafi gayet kafi .. Kendi Elin ile kendi savunduklarını reddetinde haberin yok Umarım bu cevap üstüne düşünürsün...

    Veli ne demektir ....
    "Velî” kelimesi, türevleriyle birlikte Kur’an’da toplam 232 yerde geçmektedir.

    “Velî” kelimesi, Kur’an’da 24 âyette geçer.
    "Velî’nin çoğulu olan “evliyâ” kelimesi ise 62 yerde kullanılır.
    “Velâyet” kelimesi de iki âyette zikredilir.

    “Velî” kavramı, Kur’ân-ı Kerim’de şu mânâlara gelir: Dost (2/Bakara, 257; 3/Âl-i İmrân, 68; 4/Nisâ, 45, 76, 119, 5/Mâide, 55 vd.),

    yardımcı ve taraftar (2/Bakara, 107; 3/Âl-i İmrân, 122; 4/Nisâ, 139; 5/Mâide, 51; 9/Tevbe, 71 vd.),

    hâkim/vâli/yönetici/sırdaş anlamında
    (2/Bakara, 282; 3/Âl-i İmrân, 28; 9/Tevbe, 23; 18/Kehf, 26; 60/Mümtehıne, 1 vd.).

    Yani senin savunmaya gayret gösterdiğin gibi ŞEYH anlamında değil ALLAH C.C seven ona teslim olan, herkes VELİ dir...

    Şimdi kardeşim sen şunu anlıaymadığını görüyorum bizim karşı olduğumuz sizin tabiriniz ile Evliya olalar MEVLANA, YUNUS EMRE, SAİD NURSİ, vs..vs..vs türk tarihinde ne kadar evliya mertebesine çıkarılan insnalar varsa bunlardır , daha doğrusu bu insanları doğa üsütü güçlere büründürüp insna vasıflarının önüne geçip, körü körüne bu insnaların GAYB dan haber vermeleri, Ölüleri diriltmeleri, İstanbuldan MEKKE ye ışınlanmaları gibi saçma ve İSALM ile alakası olmayan inanç ve itikatlardır...

    Yoksa gerçek ALİMLERİ sevgi ve saygımız çok büyüktür..

    Ebu Hanife
    İmam Şafi
    İmam Malik
    İmam Ahmet bin Hanbel
    İbn Teymiye
    Buhari
    Müslim
    Timizi
    vs.Vs.vs.......

    Bunların hiç birinde insanlara İSLAM da olmayan bir yola sevk edecek yönlendirecek tek bir haraket veya söz göremezsin.....

    Ama tarikatçılar Vahdedi Vucud- rabıta- Nefis tezkisyesi-aslı olmayan zikirler vs.vs.vs.. şeylerle insanları yoldan çıkartır, dahada kötüsü bunlara KAPILANLAR HAK YOLADAYIZ ZANNEDERLER VE TEVBE ETMEK AKILLARINA DAHİ GELMEZ, VE BU HALLERİ ÜZERİNE RUHLARINI TESLİM EDERLER...


    “Mü’min erkekler ve mü’min hanımlar birbirinin velîleri/dostlarıdır” (9/Tevbe, 71)

  5. #15
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    Kur'anı kerimi aklına göre açıklayan aklına göre dini fetva verenlerin ( bakalım bize göre neymiş ) diyerek ayeti nefsine uyduranlar cehennemin 7. tabakasında hayat süreceklerdir.Bu bid'at ehlinin safsatalarına cevap dahi vermeye deymez...

  6. #16
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Ne Cevap veriyon o zaman......seni muhattap alan mı var ki bu satırlarda veya sana bir laf mı atılmış....

    Sen kimsin ki, kimi hemde cehennem tabakalarından istediğine atabiliyorsun... Yoksa ALLAH C.C dan alınmış bir sözünmü var, Eğer ki varsa şüphesiz ALLAH C.C sözünden caymaz... Ama yok ise vay senin haline ki vay...

    Bidatçını önde gideni kimmiş....Hep beraber gördük defalkarca kere..

    Ne RESULULLAH S.A.S in sünnetinde, ne sahabalerin hayatında, nede Alimlerin hayatında görmediğimiz pek çok SAPIKLIĞI bünyesinde barındıran TARİKAT mensubu benmiyim senmisin, MEZHEBİ kendine DİN edinmiş olan benmiyim senmisin..LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDUN RESULULLAH diyen leri KAFİR diyecek kadar gözü dönmüş benmiyim sen misin oysa ALLAH RESULU ne diyor bak..

    «La ilahe illallah» diyene kadar insanlarla çarpışmakla emrolundum. Kim ki bu şehadet kelimesini söylerse (kısası gerektiren bir haram müstesna) malını, canını korumuş olur. (Gizli) küfrü ve haramının hesabı Allah'a aittir»

    Sen kimsin insnaları KAFİR ilan ediyorsun SAPIK...
    Konu Ammar tarafından (23-01-2010 Saat 05:15 PM ) değiştirilmiştir.

  7. #17
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    eksi yedinci tabaka demek istedi herhalde :)))

  8. #18
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    Alıntı Ammar´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    [009.119] Ey iman edenler; Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun. TEVBE SURESİ

    Bahsettiğiniz ayet budur sanırım ...

    Biz nasıl anlıyoruz bakalım hemen.....

    119- Ey mü'minler Allah'dan korkunuz ve dosdoğrularla, gerçekten hiç ayrılmamış olanlarla beraber olunuz.

    120- Gerek Medineliler'e ve gerekse çevrelerinde yaşayan Bedeviler'e savaşta peygamberden geri kalmak ve kendi canlarının kaygısını onun canının kaygısının önüne geçirmek yakışmaz. Çünkü Allah yolunda çekecekleri her susuzluk, katlanacakları her yorgunluk, karşılaşacakları her açlık, kâfirleri öfkelendirecek her bir karış toprağa ayak basmaları; düşmanın zararına kazanacakları her tür başarı karşılığında mutlaka hesaplarına iyi amel yazılır. Hiç şüphesiz Allah, iyi işler yapanları ödülsüz bırakmaz.

    121- Yaptıkları küçük-büyük bütün maddi harcamalar ve aştıkları her vadi, mutlaka hesaplarına yazılır ki, Allah işledikleri iyilikleri en güzel karşılıklarla ödüllendirsin
    TEVBE

    Ayet bir bütün olarak ele alındığında hitap edilen kesim hakkında ve amaç daha net anlaşılır ....

    Bu davayı ve bu hareketi ayakta tutanlar Medineliler'dir. Bu davanın en yakınları onlardır. Onlar bu dava ile vardırlar ve onun için vardırlar. Hz. Peygamber'i -salât ve selâm üzerine olsun- barındıran, ona bağlılık andı içenler onlardır...... Bu nedenle onlar, Allah'dan korkmaları ve seferden geri kalmayan, geri kalma düşüncesini akıllarına bile getirmeyen, zor anlarda imanları sarsılmayan ve yalpalamayan doğrularla beraber olmaları çağrısı yapılıyor. Bunlar öncü kimselerden ve güzel güzel onları izleyenlerden oluşan seçkin bir topluluktur!




    Bakınız gerçekleşmesi için öncelikli şart ne imiş.....


    [008.063] Ve onların kalblerini birleştirmiştir. Eğer yeryüzünde bulunan her şeyi sarfetsen yine de onların kalblerini birleştiremezdin. Fakat Allah birleştirdi onların arasını. Muhakkak ki Allah; Aziz'dir, Hakim'dir. ENFAL SURESİ
    ]
    hımmm yani efenim diyorsunuz ki,bu ayet medinelilere indi bizi bağlamaz öyle mi..
    Peki Allah c.c. zatenkalplerini birleştirdiği insanlara neden sadıklarla olun desin ki.
    Efenim ordan bir ayet,burdan bir ayet alıp,ayetleri kafanıza göre fikrinizi desteklemeye paravan yapamazsınız.Ayetleri doğru anlamak mecburiyetindeyiz.
    sonra babaerenlerin hikayesine döner.
    BAba erenlere sormuşlar niye namaz kılmıyon?
    E kuranda namaza yaklaşmayın diyo demiş.
    İyide o ayetin başıda var denincede,Hafız değilim o kadarını bilmem demiş.




    Alıntı Ammar´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    [Kafi Kafi gayet kafi .. Kendi Elin ile kendi savunduklarını reddetinde haberin yok Umarım bu cevap üstüne düşünürsün...

    Veli ne demektir ....
    "Velî” kelimesi, türevleriyle birlikte Kur’an’da toplam 232 yerde geçmektedir.

    “Velî” kelimesi, Kur’an’da 24 âyette geçer.
    "Velî’nin çoğulu olan “evliyâ” kelimesi ise 62 yerde kullanılır.
    “Velâyet” kelimesi de iki âyette zikredilir.

    “Velî” kavramı, Kur’ân-ı Kerim’de şu mânâlara gelir: Dost (2/Bakara, 257; 3/Âl-i İmrân, 68; 4/Nisâ, 45, 76, 119, 5/Mâide, 55 vd.),

    yardımcı ve taraftar (2/Bakara, 107; 3/Âl-i İmrân, 122; 4/Nisâ, 139; 5/Mâide, 51; 9/Tevbe, 71 vd.),

    hâkim/vâli/yönetici/sırdaş anlamında
    (2/Bakara, 282; 3/Âl-i İmrân, 28; 9/Tevbe, 23; 18/Kehf, 26; 60/Mümtehıne, 1 vd.).

    Yani senin savunmaya gayret gösterdiğin gibi ŞEYH anlamında değil ALLAH C.C seven ona teslim olan, herkes VELİ dir...

    Şimdi kardeşim sen şunu anlıaymadığını görüyorum bizim karşı olduğumuz sizin tabiriniz ile Evliya olalar MEVLANA, YUNUS EMRE, SAİD NURSİ, vs..vs..vs türk tarihinde ne kadar evliya mertebesine çıkarılan insnalar varsa bunlardır , daha doğrusu bu insanları doğa üsütü güçlere büründürüp insna vasıflarının önüne geçip, körü körüne bu insnaların GAYB dan haber vermeleri, Ölüleri diriltmeleri, İstanbuldan MEKKE ye ışınlanmaları gibi saçma ve İSALM ile alakası olmayan inanç ve itikatlardır...

    Yoksa gerçek ALİMLERİ sevgi ve saygımız çok büyüktür..

    Ebu Hanife
    İmam Şafi
    İmam Malik
    İmam Ahmet bin Hanbel
    İbn Teymiye
    Buhari
    Müslim
    Timizi
    vs.Vs.vs.......

    Bunların hiç birinde insanlara İSLAM da olmayan bir yola sevk edecek yönlendirecek tek bir haraket veya söz göremezsin.....

    Ama tarikatçılar Vahdedi Vucud- rabıta- Nefis tezkisyesi-aslı olmayan zikirler vs.vs.vs.. şeylerle insanları yoldan çıkartır, dahada kötüsü bunlara KAPILANLAR HAK YOLADAYIZ ZANNEDERLER VE TEVBE ETMEK AKILLARINA DAHİ GELMEZ, VE BU HALLERİ ÜZERİNE RUHLARINI TESLİM EDERLER...


    “Mü’min erkekler ve mü’min hanımlar birbirinin velîleri/dostlarıdır” (9/Tevbe, 71)
    efenim elbetteki bir mümin Allaha dosttur.Şeytana dost olacak değil ya.Biz şeyhten başka veli yanımayız demiyoruz ki.Allahın velilerinden bir velidir.
    efenim İnsan,tasavvufta ilerleyince hayvani vasıflarından kurtulup hakiki insan olur.Keramet olarak bu kafidir.Ve Asıl keramet istikamettir denir bizde.yani sıratı müstakim üzre istikamet ehli olmak.(kuran ve sünnet üzere)yaşamak.
    Ha tayyi zaman,tayyi mekan vs.olaylar ,kerametler gösterenlerde olmuştur.Bu kerametler,bağlayıcı değildir efenim.Yani günümüzde hint fakirleride benzer olağan üstü haller gösterebilir.Keramet gösterdi diye bir insanın veli olduğuna hükmedilmez.Kurana ve sünnete uymayan bir durumu varsa,gösterdiği keramet değil,istidraçtir ve onun sapıklığını .artırmaktan başka bir işe yaramaz.

    vahdeti vücut ve rabıtayı başka bir başlıkta cevapladım tekrar etmeyeyim.Zikiriyse küçümsemek haddiniz değil efenim.Zikir,Allahı hatırda tutmaktır.Tüm ibadetlerde zikir kapsamındadır.Allahı zikretmek için namaz kıl emri nde olduğu gibi.Zikirle ilgili probleminiz varsa ayetleri dökerim ağzınız açık kalır.
    beğenmediğiniz zikir sayesinde kalp temizlenir.Ve kuranı ancak temizler dokunabilir.Nasıl ki abdestsiz dokunulamıyorsa,manasınada kalp temizliği olmadan nüfuz edilemez efenim.
    Sona olur olmaz nefsi fikirlerine ayetten deliller bulur insan.Rabbim ne demiş işittik itaat ettik demeliyim yerine,nefsim şöyle diyor bunu hangi ayeti tevil edip fikrimi destekletebilirim haline döner.
    efenim Anladık ki tasavvuf ehline çok kızgınsınız bir şekilde.Fakat bunu karşınızdakini hiç dinlemeden uzun yazılarla bombardıman etmek yerine,aklınıza yatmayan konuları teker teker istişare etseniz.
    Bakın imam gazali hz.Bağdatın en ünlü medresesinin müderrisi iken,devrindeki fikir akımlarını dışardan değilde bizzat içlerine girerek tanımayı yeğlemiş. ve El munkizu mined dalal adlı eserini yazmıştır.Bu eserindede sufilerin en doğru yol üzere olduklarını tesbit etmiş,Kendiside bir sufi olmuştur.
    günümüzde o kadar çok sapık tasavvuf ve tarikat yapılanmaları var ki,insanlatın temkinli yaklaşmaları haklı ve elzem.Aklını kullanmayanın üzerine pislik yağar çünkü.Araştırıp soruşturmadan adı sufi diye bir yere kapılananın malıda,dinide heder olur.
    İnsanların manevi açlığını rant kapısı yapan yüzlerce türedi müteşeyyih var efenim.
    İnsanlarda tüm dünyada manevi bir açlık,bir arayış var efenim.bunu bilen makyavelist zihniyetteki din tacirleride kolay yoldan yollarını bulmuşlar efenim.
    Kuranda derki,bir çok ayette "sizden herhangi bir ücret istemiyoruz".Pek çok peygamberin tebliğinde kullandığı bir ifadedir bu.Ve hakiki velileri en kolay tanıma mihengi belkide.Onlar Hz. peygamber gibi,Ümmetii,Ümmetii diye ümmetin iyiliği için çalışır ve kendileri adına tek kuruş dahi istemezler efenim.

  9. #19
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Şimdi ümmi efendi nerenden tutsam elimde kalıyosun.. İşte BİDAT da geldiğiniz son noktalardan birisi önemli bir konu önce bunun hakkında bilgilendireyim de senin ağzın açık kalmasın .....

    Ve kuranı ancak temizler dokunabilir.Nasıl ki abdestsiz dokunulamıyorsa,manasınada kalp temizliği olmadan nüfuz edilemez efenim.
    Bu BİDAT çımızın ettiği kelam.. Bakalım delilleri ile ABDESTSİZ OLRAK KUR-AN a dokunuyormuymuş dokunulmuyormuymuş...

    Bismillah-ir Rahman-ir Rahim...

    Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah‟ın Kelam‟ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem‟in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bid‟attir ve her bid‟at sapıklıktır. Her sapıklık ta ateştedir.

    MUSHAFA DOKUNMAK iÇiN ABDEST GEREKiR Mi?


    Kur‟an‟a dokunmadan abdestsiz olarak okumak âlimlerin ittifakıyla caizdir. ibni Abbas, şa‟bî, Dahhak, Zeyd b. Ali, el-Müeyyed Billah, Davud Zahiri, ibn Hazm ve başka âlimler abdestsiz olarak Mushaf‟a dokunmanın caiz olduğunu söylemişlerdir.265 Abdestsiz olarak Mushaf‟a dokunulamayacağını söyleyen âlimler şu hadisleri delil getirirler:

    1- Amr b. Hazm radiyallahu anh‟den: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kur’an’a ancak temiz olan kimse dokunabilir.”266

    Ancak bu hadiste geçen “temiz” kelimesi; cünüp olmayan kimse267, abdestli olan kimse268, bedeninde necaset olmayan kimse ve mü‟min kişi269 arasında ortak bir tabirdir. Aşağıda geleceği üzere bu hadiste necislikle vasfedilen kâfir kastedilmektedir. Allahu a‟lem. Bu sebeple abdestsiz olarak Kur‟ana dokunulmayacağına bu hadiste bir delil yoktur. Bununla birlikte sahih rivayette Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Ben ancak namaz kılacağım zaman abdest almakla emrolundum”270 buyurmuştur

    2- Abdullah b. Seleme dedi ki: “Ali b. Ebi Talib (radiyallahu anh)‟in yanına girdim. Bana dedi ki:

    “Cünüplük dışında hiçbir şey Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i Kuran okumaktan perdelemezdi (veya şöyle dedi: alıkoymazdı).””271

    Hadis âlimlerimizin açık beyanlarına göre isnadında Abdullah b. Selime tek kalmış olup o ihtiyarlayınca aklı karışmış ve bunu ancak aklı karıştıktan sonra rivayet etmiştir. Bu rivayette zayıflık olmakla beraber Hafız ibn Hacer gibi bazı âlimler hasen saymışlardır. ibn Hacer: “Delil olarak kullanılmaya müsaittir ancak bu tartışmaya açıktır.” Demiştir.

    Rivayetin bir lafzında “Cünüp iken bir âyet dahi okumazdı”272 ziyadesi gelmiş ise de sabit olmamıştır, Allame el-Elbani bu ziyadenin zayıf, mevkuf ve münker olduğunu belirtmiştir.273 Zayıf olmasının sebebi Ebul Gurayf adlı ravidir. Ravileri güvenilir saymada gevşek oluşu bilinen ibn Hibban‟dan başkası onu güvenilir saymamıştır. Muhaddisler ibn Hibban rahimehullah‟ın ta‟dilde tek kalmasına itibar etmemişlerdir. Fakat Ebul Gurayf hakkında Ebu Hatem er-Razi: “Hakkında eleştiriler vardır, rivayette meşhur değildir” demiştir. Neticede bu ravinin durumu meçhullükten kurtulmadığı gibi, hakkında eleştiriler olduğu da belirtildiğinden zayıftır. Darekutni bu rivayetin mevkuf olduğu illetini belirtmiştir. Münker olmasına gelince bu ziyade sadece Aiz b. Habib‟in rivayeti olarak gelmiştir. Bu hadisi nakleden diğer raviler bu ziyadeyi zikretmemişlerdir. Aiz b. Habib ise, ibn Adiy‟in de dediği gibi münker rivayetlerde bulunur.

    Fakat sahih olduğu kabul edilse bile bu fiilî bir hadistir ve bundan yasaklama söz konusu olmadığı için ancak müstehaplık ifade eder. ibn Huzeyme dedi ki: “Bu hadis cünübün Kuran okumasına engel değildir. Zira burada yasaklama olmayıp yalnızca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem‟in fiili nakledilmektedir.”274

    imam Buhari ve başkalarının Aişe radiyallahu anha‟dan rivayetine göre “Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem her durumda Allah’ı zikrederdi” demiştir. Kuran okumak, Allah‟ı zikretmenin en kâmil şekillerindendir. Bu hadiste “her durumda zikrederdi” ifadesi genel olup bunu tahsis eden bir ibare gelmemiştir.

    Cünüp olarak Kur‟an‟a dokunulmayacağını söyleyen âlimler de: “Doğrusu bu Kitap, sadece temiz olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'ta (Levhi mahfuz’da) mevcutken âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuran-ı Kerim'dir.”(Vakıa 77-80)

    âyetini delil getirirler. Lakin bu âyetteki zamir, âyetlerin siyakından da anlaşılacağı üzere Levh-i Mahfuz‟a aittir ve temiz olanlar ile kastedilen de meleklerdir. ibn Abbas, Enes, Mücâhid, ikrime, Saîd ibn Cübeyr, Dahhâk, Câbir ibn Zeyd, Ebu Nehîk, Süddî, Abdurrahmân ibn Zeyd ibn Eslem ve diğerleri de böyle demişlerdir.275 Ayrıca cünüp olan mümin, Ebu Hureyre radiyallahu anh hadisinde de geçtiği gibi, necis değil, temizdir.

    Ebu Hureyre radiyallahu anh‟den dedi ki:
    “Medine yollarından birinde, ben cünüp iken Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana rastladı. Gizlendim, gidip yıkandım ve geldim. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: “Nerede kaldın? Ya Eba Hureyre?” dedi. Ben: “Cünüp idim, temizlenmeden seninle beraber oturmayı doğru bulmadım.” dedim. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Subhanallah, Müslüman necis olmaz.”276

    Mü‟min ister cünüp veya hayızlı, ister abdestsiz olsun temizdir. Ona ne hakiki anlamda ne de mecazi anlamda “necis” denilemez. Düşman topraklarına Mushaf ile sefer edilmesini yasaklayan hadis277, Mushaf‟ın, necis olmakla vasfedilen müşriklerin eline geçmemesi içindir. Lakin Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟in Hirakl‟e gönderdiği mektupta âyetler yazılı idi278. Bu rivayet, kâfirin âyetler yazılı olan kâğıda dokunup okumasında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟in sakınca görmediğini gösterir. Ama cünübün Mushaf‟a dokunmasının caiz olması hususunda açık değildir. Bazı âlimler üzerinde âyet yazılı olan kâğıt ile Mushaf arasında ayrım yaparak âyet yazılı olan kâğıda veya tefsirlere cünüp yahut hayızlı olanın dokunabilse de Mushaf‟a dokunamayacağını söylemişlerdir. Ancak bu yorumun delili yoktur. Zira Kur‟anın Mushaf olarak cem edilmesi de Ebu Bekir radiyallahu anh zamanında gerçekleştirilmiştir. Bu da Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem‟in böyle bir ayırım yapmış olmasının imkânsız olduğunu gösterir. Sahabelerden de bu şekilde bir yorum nakledilmemiştir. Allahu a‟lem.

    Netice olarak diyebiliriz ki; abdestsizin, cünüp veya hayız olanın Mushaf‟a dokunmasını, Kur‟an okumasını yasaklayan bir delil sabit olmamıştır. Ehli sünnet âlimleri bu konuda icma etmemişlerdir. Bu konuda yasak ifade eden bazı hadisler rivayet edilmişse de bunların hiçbirinin sahih olmadığı hadis uzmanlarınca tespit edilmiştir. ibnu Abbâs (radiyallahu anh)'dan rivayet edildiğine göre O, cünüb kimsenin Kur'an okumasında bir beis görmezdi."279 Said b. Cübeyr, ikrime, Davud, ibn Hazm, Buhari, Taberi, ibnul Münzir ve başka âlimler cünübün Kur‟an okumasında sakınca görmemişlerdir.280 ibrahim en-Nehaî: “Hayızlı kadının âyet okumasında sakınca yoktur” demiştir..281 İbn Hacer‟in Fethul Bari‟de belirttiğine göre bunun benzeri imam Malik‟ten de rivayet edilmiştir.

    Lakin daha önce de belirttiğimiz gibi Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine verilen selamı abdestsiz olarak cevaplamamış282, Allah‟ın “es-Selam” ismini abdestsiz olarak anmaktan hoşlanmadığını belirtmiştir. Bu da abdestsiz ve cünüp olarak zikir veya kıraatin caiz olmakla beraber, mekruh olduğu anl***** gelir. Her vakit abdestli olmak övülmüştür. Kur‟an‟ı abdestsiz okumayı meneden herhangi bir rivayet (sahih olarak) gelmemiştir.



    KAYNAKLAR


    265 ibni Ebi şeybe(1/98) Abdurrazzak(1/340)
    266 Darekutni(1/121) Beyhaki(1/87) Elbani el-irva(122) Busayri ithaf(726) Metalibul Aliye(91) sahihtir. 267 Bu anlamda olmasının delili; “eğer cünüp iseniz temizlenin”(Maide 6) âyetidir.
    268 Bu anlamda oluşunun delili de; Mugire r.a.‟ın Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‟in mestlerini çıkarmaya davranması üzerine; “Onları bırak, zira ben onları temiz (abdestli) iken giydim buyurmasıdır. 269 Bu anlamda olmasının delili; “Müşrikler ancak bir necistir.”(Tevbe 28) âyeti ile “Mümin necis olmaz” hadisidir.
    270 Müslim(374) Tirmizi(1847) Ebu Davud(3760) Nesai(1/85) Ahmed(1/282,359) ibni Huzeyme(1/23,109) Taberani(11/122) Ebu Avane(1/229) ibni Ebi şeybe(5/130) Beyhaki(7/276) Darimi(1/216) Tahavi şerhu Maanil Âsâr(1/128)
    271 Zayıftır. Isnadında Abdullah bin Selime tek kalmış olup o ihtiyarlayınca aklı karışmış ve bunu ancak aklı karıştıktan sonra rivayet etmiştir. Bkz.: ibni Hibban(3/79) Ziya el-Muhtare(2/214) Ebu Ya‟la(1/288,327,400, 436) Taberani Evsat(7/9,121) Darekutni(1/119) Darekutni ilel(3/248-250) ibnul Cad Müsned(59) Beyhaki şuab(2/379) Rafii et-Tedvin(2/495) Fethul Bari(1/408) Zeylai Nasbur Raye(1/196) Elbani Daifu Süneni Ebi Davud(30)
    272 Ahmed(1/110 no:830) Ziyaul Makdisi el-Muhtare(621)
    273 Bu konuda detaylı bilgi için bkz.: Elbani el-irvaul Galil(2/243)
    274 ibn Hacer Telhisul Habir(s.15)
    275 ibn Kesir, Tefsiru Kuranil Azim.
    276 Buhari, Gusl: 23(285) Müslim(371) Ebu Davud(231) Tirmizi(121) Ahmed b. Hanbel(2/235,382,471) Nesai(1/145) Beyhaki(1/189)
    277 Buhârî, Cihâd 129 Müslim, imâre 92–94 Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cihâd 81; ibni Mâce, Cihâd 45.
    278 Bkz.: Buhari(hayız 7) ayrıca imam Buhari‟nin Halku Ef‟alil ibad adlı eserine bakınız.
    279 Buhâri(1/78, Hayz 7) ibn Münzir bunu isnadıyla, ibn Abbas radiyallahu anhuma‟nın fiili olarak rivayet etmiştir.
    280 El-Begavi şethus Sünne(2/43) Elbani Temamul Minneh(s.118) irvaul Galil(2/245) Fetaval Ezher(8/88,419)
    281 Buhari(Hayız 7)
    282 Ebu Davud(1/4) Nesai(1/16) Darimi(2/287) ibn Mace(1/145) Hakim(1/167) Beyhaki(1/90) Ahmed(5/80) Bkz.: Elbani Silsiletul Ehadisis-Sahiha(834)
    Konu Ammar tarafından (24-01-2010 Saat 04:31 PM ) değiştirilmiştir.

  10. #20
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720

    hımmm yani efenim diyorsunuz ki,bu ayet medinelilere indi bizi bağlamaz öyle mi..
    Hayır onu siz uydurdunuz.. Siz o ayeti delil göstererek ŞEYH lere tabii olmayı delil isnad ettiniz..

    bende hayır efendim sizin anlattığınız anlamda VELİ kasdedilmiyor, tefsiri budur diye yazı yazdım ve sizinde benimde, ahmedindei mehmedinde VELİ olabileceğini ispat etmeye gayret ettim...

    Peki Allah c.c. zaten kalplerini birleştirdiği insanlara neden sadıklarla olun desin ki.
    Çünkü;

    Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır. (4/28)

    İnsanların birçoğu da zaten yoldan çıkmışlardır. (5/49)

    Onlara (yahudilere), kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku. (7/175)

    Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler. (7/176)

    İsrailoğullarına:) Bu kasabaya girin, orada bulunanlardan dilediğiniz şekilde bol bol yeyin, kapısından eğilerek girin, (girerken) "Hıtta!" (Yâ Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin hatalarınızı bağışlayalım; zira biz, iyi davrananlara (karşılığını) fazlasıyla vereceğiz, demiştik. (2/58)



    Allah'dan korkmaları ve seferden geri kalmayan, geri kalma düşüncesini akıllarına bile getirmeyen, zor anlarda imanları sarsılmayan ve yalpalamayan doğrularla beraber olmaları çağrısı yapılıyor. Bunlar öncü kimselerden ve güzel güzel onları izleyenlerden oluşan seçkin bir topluluktur!

    bu tüm zamanları ve müslümanları bağlayan bir hükümdür.. o asra ve medine ahalisine özel değildir...

    Efenim ordan bir ayet,burdan bir ayet alıp,ayetleri kafanıza göre fikrinizi desteklemeye paravan yapamazsınız.Ayetleri doğru anlamak mecburiyetindeyiz.
    ....Anlayan bir toplum için âyetleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık. (6/98)

    Bunun gibi ayetler ile dolu iken neden anlıyamıyayım, Cat Stevens örneği ne güzel dimi dünyanın sayılı şarkıcılarından hemde İSALM ı tanımıyan bilmeyen bir külürden bir İnsan anlıyor ve YUSUF İSLAM oluyor ise ben Müslüman olarak doğup büyüyen neden anlayamayacakmışım...


    sonra babaerenlerin hikayesine döner.
    BAba erenlere sormuşlar niye namaz kılmıyon?
    E kuranda namaza yaklaşmayın diyo demiş.
    İyide o ayetin başıda var denincede,Hafız değilim o kadarını bilmem demiş.

    Sizinle benim durumda şuna benziyor..

    baba oğul eşekle gidiyorlar bir grup insana rastlıyorlar
    -şunlara bak ikisi birden eşeğe binmiş yazık değilmi diyor insanlar
    sonra eşekden iniyorlar bir zman sonra bir grup insan daha rastlıyorlar
    -şunlara bak eşekleri var, yürüyerek gidiyorlar diyorlar
    sonra baba oğlunu eşeğe bindiriyor bir grup insana rastlıyorlar
    -Şuna bak babsı yürüyo oğlu eşeke binmiş diyorlar
    sonra bab biniyo oğlu iniyo bir grup insana daha rastlıyorlar
    -şuna bak koskoca adam el kadar çocuğu yürütüyor...

    Yani insanları razı etmeye hoş tutmaya çalışmamak lazım... ALLAH C.C gönülleri ve içlerinde gizlediklerini bilir...Biz görevimizi yapmaya gayret edeceğiz.. sizde inat etmeye devam edeceksiniz...

    hadi selametle... ama bu konuda sizi davet ettim artık mücadele edicem hangi başlık da TARİKAT Ve TASAVVUF a davet ettiğiniz SAPIK yola davetinize karşı mücadele edeceğim...

Benzer Konular

  1. Kadın denilince akla ne gelmeli?
    YukseLL Tarafından Sohbet ve Dedikodu Foruma
    Yorum: 13
    Son mesaj: 08-03-2011, 12:27 PM
  2. Tasavvuf-Brahmanizm
    mopsy Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 11-05-2010, 09:55 PM
  3. Tasavvuf gerçekleri
    Ammar Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 38
    Son mesaj: 17-04-2010, 02:31 AM
  4. Tasavvuf nedir ?
    uzak yollar Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 11
    Son mesaj: 27-01-2010, 02:53 PM
  5. Tasavvuf gerçekleri
    Ammar Tarafından Kuran-ı Kerim Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 24-11-2009, 06:41 PM
Yukarı Çık