1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 17
  1. #1
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022

    Tasavvuf İle Gelen Dönüşüm: Necip Fazıl KISAKÜREK

    Tasavvuf İle Gelen Dönüşüm: Necip Fazıl KISAKÜREK

    İnsanın, inanç ve düşünce ikliminin değişmesiyle nasıl köklü ve temelden bir dönüşüm yaşayabileceğine misal olarak, İslam tarihinde, "İslam'dan önce Ömer, İslam'dan sonra Ömer" deyimi kullanılagelmiştir. Necip Fazıl ve hayatı da bu hususa misal gösterilebilir. Bu değişim, onun şiir kronolojisine bakıldığında açıkça görülür.

    Mürşid olarak benimseyip bağlandığı ve sayesinde hakikatlerle tanıştığını ifade ettiği Seyyid Abdulhakim Arvasî Hazretleri ile görüşmeden evvel, karamsar, kötümser, yalnız ve ümitsiz bir hayat felsefesiyle sürüklenen şair; imanı bütün hakikatiyle benimseyip yaşadıktan sonra büyük bir aşk, şevk, aksiyon, azim ve kararlılıkla koca bir nesli ardından sürükler hale gelmiştir.

    "Kaldırımlar" ve "Otel Odaları", Necip Fazıl'ı şiir sanatındaki yeri açısından parlak bir yıldıza dönüştüren ve geleceğin büyük şairini müjdeleyen ilk eserlerdendir. Dil ve ahenk bakımından harika olan bu şiirlere aşina olanlar iyi bilirler ki, bu eserler sıkıldığında avuca yalnızlık, ıssızlık, korku, hüzün ve sıkıntı dökülür. Hayata dair kafasını kurcalayan müthiş soruları cevaplayamayan sancılı şair, sıkıntısına derman olacak bir şeyler bulamayınca kendini geceye ve karanlığa atar. Hayatın gerçeğini tam keşfedemediği için, gördüğü yalanları geceyle örtmeye çalışır ve kendine bir hakiki yoldaş bulamadığı için kaldırımlarla söyleşir:

    "İçimde damla damla bir korku birikiyor.
    Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler.
    Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor.
    Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler."

    Korku, hayat resminde hakim bir renktir. Yalnızlığını ve sıkıntılarını gece, kaldırımlar ve aslı astarı olmayan hayallerle paylaşmak durumundadır. Hakiki dostlardan bu kadar uzaktır şair. Diğer şiirlerindeki dekorlar da bunlardan pek farklı değildir:

    "Yıllarca gezdirdim hoyrat başımı,
    Aradım, bir ömür arkadaşımı.
    Ölsem dikecek yok mezar taşımı.
    Halime ben bile hayret ederim."

    İnanmış bir gönlün kainattaki her varlığı bir ümmet görüp, her canlıya bir dost gözüyle bakan nazarından uzaktır şairin ilk devirlerindeki bakışı. Hayatta kendini yapayalnız hisseder. Etrafında kimse olmadığı gibi o, Allah gibi bir dostu görememenin ezikliği içindedir. Bu eziklik hayatındaki bütün lezzetleri de ister istemez ezmektedir:

    "Susun susun uzakta ölümüme ağlayan,
    Gencim, ölmem, arzular kanımda bir çağlayan.
    Şırıl şırıl
    Şırıl şırıl.
    Ne olurdu bir kadın, elleri avucumda,
    Bahsetse yaşamanın tadından başucumda.
    Mırıl mırıl
    Mırıl mırıl."

    Hakiki imandan uzak şair ölümden de ürker. Daha sonra göreceğimiz o Türk şiirinin ölümle dost mısralarının şairi, bu devirde ölüm karşısındaki çaresizliğiyle ağlamaklıdır. Ölmek istememekle beraber çok yaşamak da istemez; zîra ne ölümün ne de hayatın esrarını çözebilmiştir:

    "Sanma bir gün geçer bu karanlıklar.
    Gecenin ardında yine gece var.
    Çocuklar hıçkırır anneler ağlar
    Yaşlı gözlerinle kal anneciğim."

    Şair, hakiki imanın o engin ve sarsılmaz ümit dünyasından uzak olunca geleceği pek parlak görememektedir. Hüznün, gözyaşının, dert ve kederin bitmeyen dairevî dünyasında yaşamaya mahkûm bulur kendini. Böyle bir dünyada Allah gibi bir Yar-ı Vefalısı olmayan ruh elbet de gelecekten ümitsiz olacaktır.

    Peki, Necip Fazıl gibi; dava, azim, ümit adamında, iman adına bir döneme damgasını vuran ve kendinden sonraki dönemlerde de bu değerlerin sancaktarlığını yapan bir şairde bu büyük dönüşüm nasıl gerçekleşti?

    "Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum.
    Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum."

    1934 tarihli bu beyit, karanlıktan aydınlığa adım atan Necip Fazıl'ın bu yeni dönemdeki inanç, his, düşünce ve şiir dünyasına girişini sembolize eder. Üstad bu tarihten önce kaleme aldığı şiirlerin çoğunu çöpe attığını ifade eder. Yukarıdaki beyitler ise 1934 öncesine ait olmakla birlikte, sanat değerinden dolayı, çöpe atmayıp Çile'ye aldığı şiirlerdendir. Öyle görünüyor ki şair hakikate kapalı bir dünya ile hakikati ayan beyan gören bir dünyanın ruhlardaki resmini çok iyi görebilmemiz için bunları Çile'ye almıştır.

    Necip Fazıl, 1934 yılında Allah dostu Abdulhakim Arvasi Hazretleri'yle tanışır. Gözlerinde Yüce Yaratıcı'nın "Gören gözü olurum." hakikatini taşıyan bu Allah dostu, ona ilk nazar edişinde gönlündeki buz dağları bir bir erimeye başlar. Doğduğu günden beri içindeki sancıları dindirecek bir hakikati kovalayan büyük şair bunu o bakışlarda bulmuştur.

    Bu tanışmadan birkaç yıl sonra kaleme aldığı Çile adlı şiirinde bu gerçeği haykırır:

    "Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik.
    Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
    İç içe mimari, iç içe benlik.
    Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur."

    Tefekkür dürbünüyle çevresine bakmayı öğrenen şair zerreden kürelere bir bakış sergiler. Eşyadaki baş döndürücü mimari, bu mimarideki sanat ve birlik onu Allah'a götürür. Daha önceki şiirlerinde karanlık tablolar çizen şair artık her yerde çevre çevre nur ve aydınlıkla karşı karşıyadır. İman, dünyasını aydınlatmıştır:

    "Yaradan rahmetini kahrından üstün saydı,
    Ne olurdu halimiz gözyaşı olmasaydı!"

    Allah'ın rahmetini açıkça görmektedir artık. İnançsızlığın verdiği o vahşet dünyası yıkılmış, rahmet ve merhametin ışıdığı yeni bir dünya açılmıştır önüne. Kainatta tecelli eden rahmet eserleri, göğün mavisi, ağacın yeşili, çiçeklerdeki rengarenk cümbüş, canavarlarda bile tecelli eden evlat sevgisi, insanların gönüllerine taht kuran aşk ve merhamet duyguları şairi Büyük Merhamet Sahibi'ne götürüp gönlünü dalgalandırır. Merhamet öyle doldurmuştur ki gönlünü, kainattaki rahmet eserleri gözyaşı pınarlarını coşturmuştur:

    "Ölüm, ölene bayram, bayrama sevinmek var.
    Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var."

    "Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun
    Ölümü de öldüren Rabb'e secdeler olsun."

    "Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...
    Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?!"

    Şair, ölümün yüzündeki bu korkunç görünümün bir maske olduğunu, bunun altındaki şirin simayı, iman gözüyle görmüş ve göstermiştir. İman, ölümden korkan şairi ölümü aşk ve şevkle arzulayan şair haline getirmiştir:

    "Rahminde cemiyetin ben doğum sancısıyım.
    Mukaddes emanetin dönmez davacısıyım."

    Daha önceleri, gecelerden ve kaldırımlardan medet uman şair artık dertlere derman sunan bir dava adamı olmuştur. Artık büyük emanetin bir hadimi olarak görür kendini. İman, ona öyle bir azim ve kararlılık vermiştir ki, kendini bu yolun ne olursa olsun dönmez yolcusu olarak görmüştür.

    "Yokuşlar kaybolur çıkarız düze,
    Kavuşuruz sonu gelmez gündüze.
    Sapan taşlarının yanında füze,
    Başka alemlerden farkımız bizim."

    Şairdeki değişim büyüktür. İçinde karamsarlık yerine büyük bir ümit vardır. "Gecenin ardında yine gece var" diyerek ümitsizliğin derinlerinde gezen adam gitmiş, "Kavuşuruz sonu gelmez gündüze" diyerek ümidin zirvesinde koşturan bir adam gelmiştir. Kavuştuğu güzelliklerin farkındadır. İmanı ona öyle bir dünya vaat etmiştir ki; bu dünya başka hiçbir hayat görüşü ve felsefesiyle ölçülemeyecek kadar güzel ve eşsizdir:

    "Tohum saç, bitmezse toprak utansın.
    Hedefe varmayan mızrak utansın.
    Hey gidi küheylan koşmana bak sen.
    Çatlarsan doğuran kısrak utansın."

    İman, şaire aynı zamanda büyük bir hamle adamı olma şuuru da vermiştir. Öyle bir hamle ve aksiyon adamıdır ki çevresindeki hiçbir menfîlik onu yapacağı işlerden vazgeçiremez. O, yapacağı işlerin neticesine bakmadan yapılması gerekeni yapacak kadar şuur sahibidir artık. Mühim olanın, kendisine düşen vazifeyi hakkıyla yapmak, gerisini düşünmeden yoluna devam etmek olduğunu kavramıştır:

    "Mehmed'im sevinin başlar yüksekte.
    Ölsek de sevinin, eve dönsek de.
    Sanma bu tekerlek kalır tümsekte.
    Yarın elbet bizim elbet bizimdir.
    Gün doğmuş gün batmış ebet bizimdir."

    Ümit ve şevkin zirveleştiği noktadır bu dörtlük. Zindanda bütün imkanlardan yoksun halde bile etrafa aşılanan şevk ve ümit... Şair daimî mekanı olmuş zindanlardan birindedir. Oğluna Türk şiirinin eşsiz şiirlerinden birini "Zindandan Mehmed'e Mektup"u yazar. Bediüzzaman'ın ifade ettiği gibi, hakiki imanı elde eden bir adam olarak, bu nimeti tadamamış saraylardaki nasipsizlerden daha hürdür. Öyle ki içerden dışarıya enginlik, ümit, aşk ve şevk saçar. Sadece dışarıya değil yakın ve uzak istikbale kadar gider bu ışık.

    Sıkıntı ve kuruntularıyla kendini hayatın geçici zevklerine verip perişan eden bir adam, iman nuruyla, büyük yığınların dert ve ızdırabına çareler üreten büyük bir dava ad***** dönüşmüştür. Hem öyle bir dava adamı ki, tek başına devrin bütün güçlerine kafa tutan, hakikatleri haykırdığı Büyük Doğu mecmuası her çıktığında hapse düşen ve hapisten her çıktığında tekrar büyük bir azimle mecmuasını yeniden çıkaran bir dava ve aksiyon adamı.

    Şu beyit, bu büyük dava şairinden kendinden sonraki dava adamlarına bir vasiyet gibidir:

    Garip geldik gideriz, rafa koy evi-barkı.
    Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı."

    hanımlar.com

  2. #2
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Modern Şamanizm desek şuna...

    Dedem Korkut geldi, boy boyladı soy soyladı...

    alper tunga öldümü
    Issız acun kaldımı
    şimdi yürek yırtılır....

    Vs.vs.vs...

    devam edecek...

  3. #3
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    sn ammar
    tasavvufun,şamanizmin kadimiylende noderniylende alakası yoktur efenim.

  4. #4
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Tefekkür dürbünüyle çevresine bakmayı öğrenen şair zerreden kürelere bir bakış sergiler. Eşyadaki baş döndürücü mimari, bu mimarideki sanat ve birlik onu Allah'a götürür. Daha önceki şiirlerinde karanlık tablolar çizen şair artık her yerde çevre çevre nur ve aydınlıkla karşı karşıyadır.
    Büyük düşünce,aksiyon ve dava adamını sayenizde bir kez daha rahmetle anıyorum.Bize Necip Fazıl gibi; ''Neredesin'' diye sorulunca ''buradayım'' diyebilecek mücadele ruhlu dava adamları lazım...
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  5. #5
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    Efendimizin torunlarından ve Silsile-i Aliyye alimlerinin 35.ci halkası Seyyid Aldülhakim Arvasi kuddisesirruh hazretlerini tanıdıktan sonra içindeki fırtınaları durulan deryalardan bir örnektir Necip Fazıl Kısakürek.

    Söz ile yazı ile anlatılabileni söylemiş birde anlatılamıyan , söylenemiyenler var.

    Aklı kıt , kısır düşünceliler bunu idrak edemedikleri için türlü türlü hezeyanlara düşsede Tasavvuf ilmi ihlas ve yakin elde etmek için fıkıhtan sonra her müslümana lazımdır.

  6. #6
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Tasavvuf ve Tarikat doğru bir değişime götürür ama imanı sapıklıkla değiştirir..

    “…İçlerinden birisi şöyle demişti: “bizler insanları tevbe ettiriyoruz”Dedim ki: onları neyden tövbe ettiriyorsunuz? Dedi ki; yol kesmekten, hırsızlıktan ve benzeri şeylerden. Dedim ki; sizin onları tevbe ettirmenizden önceki halleri tevbe ettirmenizden sonraki hallerinden daha hayırlıdır. Çünkü onlar üzerinde oldukları şeyin haram olduğuna inanan, Allah ın rahmetini uman, O’na tevbe eden ya da tevbe etmeye niyet eden fasıklar idiler.. Sizler tevbe ettirmenizle onları Allah’ın buğzettiğini (bidatleri) seven, sevdiğine buğzeden (sünnetleri) , İslam Şeriatından çıkmış sapıklara çevirdiniz.. Ve onlara kendilerinin ve başkalarının üzerinde oldukları bu bidatlerin masiyetlerden daha şerli olduğunu açıkladım…”

    ( İmam İbni Teymiyye-Mecmu-ul Fetava 11-472 )

  7. #7
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    İşte size TASAVVUF ve TARİKAT ların sebep olduğu örnek tarihi bir vesika;

    Mirza Muhammed Ali Han buradan sonra Mısır Valisi Mehmed Ali’nin Diriyye’ye asker sevkinden ve Suud b. Abdulaziz’in vefatıyla yerine geçen oğlu Abdullah b. Es-Suud’un duçar-ı esaret olarak Mezheb-i Vehhabiye’nin za’afa düşmesinden ve Abdullah b. Es-Suud’un duçar-ı esaret olarak Mezheb-i Vehhabiye’nin zaafa düşmesinden ve Abdullah b. es-Suud’u müteakip oğlu Türki b. es-Suud’un ve bundan sonra sa Sehl b Türki’nin makam-ı emarete geçmesinden bahs eder ve Risale-i Vehhabiyye’yi ne surette eline geçirdiğini anlatır.. Mezheb-i Vehhabiye’ye ait bir vesikada Suud b. Ablülaziz’in Şam Valisi genç Yusuf Paşa’ya gönderdiği mektuptur. Bunu aynen nakl ediyoruz:


    Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

    Şam ve Trablus’un hakimi Yusuf Paşa’ya Allah için bir hediyedir. Kamil manada selam ,tahiyyat ve ikram , salat ve selamın en faziletlisi üzerine olan beşerin efendisi Muhammed(s.a.v)’e arz edilir. İmdi, Cenab-ı Mükerrem ve Habib-i Muhterem Yusuf Paşa’nın , Allah hayırda onu arzu ettiği yüksek derecelere ulaştırsın, bilginize arz ediyoruz. Beytullahi’l-Haram ‘a gelen kafile ile gönderilen mektubunuzun ihtiva ettiği mesajları aldık. Muhakak suretle onlar selametle oraya vasıl oldular, dalayısıyla bu yüce makamlarda görmeyi arzu ettikleri hususlar onlar için vaki oldu.. haclarını eda ederek hedeflerine ulaştılar. Hüsn-i ihtitam ve ihtiram bakımından diledikleri şeyler; tarafımızdan mümkün hale getirildi ve biz onlara hak ettikleri ikramlarla muamelede bulunduk . Dini hükümleri gerçekleştirme ve nebevi sünnetleri diriltme hususunda bulunduğumuz mevki hususunda teemmül ettiler. Hamd nimetleriyle Salih amelleri tamamlayan Allah’adır. ‘‘Rabbimizin hidayet ve tevfiki olmasaydı, biz bu nimetlere nail olamazdık. Vallah! Rabbimizin peygamberleri hakku sıdk olarak geldi’’.(Araf 7/43)Allah bize bu dini ihsan etmeden önce cehaletin ve aşikar bir dalaletin son sınırındaydık. Allah bize din-i İslam’ı gönderdi ve böylece onunla bizi dalaletten kurtardı ve bize cahilliğimizi gösterdi. Bizi ayrıldıktan sonra bir araya getirdi. Allah şirki fasadı izale etti, böylece dini yerleşti, dinini kullarında ve beldelerinde meydana çıkardı. Yakında veya uzakta mevcut olan tebanın bütünü üzerinde , zulm ve fasadı izale ederek , adaleti ikame etmede bize yardımını ihsan etti. Nihayet Allah’a hamd olsun , hak üzere olmada eşit hale geldiler. Böylece beldeler sukunete erdi, yollar zulum ve fesaddan ari oldu. Hamd bizden daha evla olan Allah’adır ve şükürde bize verdiklerinden dolayı Allah içindir.Bizim ifa ettiklerimiz ve insanları kendisine çağırdığımız şey size ulaştı. Ancak bazen haberlerin naklinde fazlalık veya eksiklik vaki oluyor. Biz kat’ılık içeren davetimizin mahiyetiyle lakalı olarak bize uymanız amacıyla size şu an hakikati açıklıyoruz. Temenni edilir ki siz de bu dini ikame hususunda bize yardımcı olursunuz. Bizim üzerinde olduğumuz ve insanları kendisine çağırdığımız şeyin özü sadece Allah’a ibadette ihlastır. Kurbanı ancak Allah için keser , ancak Allah’tan ümit eder, ondan korkar ve sadece ona tevekkül ederiz. Şüphesiz biz Resul(s.a.v)’e tabi olur, mükelleflerin tamamının O’na ibadet etmesini gerekli görürüz. Onun sünnetiyle amel eder, Allah’ın hidayetiyle hidayetlenir,ancak ona kulluk ederiz. Ona Kur’ani nasslar ve Sünnet-i Nebeviyye’nin delalete ettiği şeyden ancak Resul-i Ekrem ‘in lisanı üzere vazedilen şeyle yaklaşırız. Bu iki asıl Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulu olduğuna şehadetin gerçek anlamıdır. Mabud olarak sadece Allah vardır. Eğer bir kimse ibadetten herhangibi bir şeyi Allah’tan başkasına yaparsa , Allah’l birlikte O’nu ilah edinmiş olur. Allah Sübhanehu peygamberlerini tevhide davetle göndermiştir. Allah: ‘‘ Ya Muhammed! Senden evel hiçbir peygamber göndermedik ki ona ‘’ ‘ benden başka ilah yoktur, mühhasıran bana ibadet ediniz! Diye vahyetmeyelim’’ Enbiya 21/25) Allah: ‘‘Dinde ihlasla Allah’a ibadet ete. Şaibey-i şrkten ari olan din , Allah içindir’’(Zümer39/2-3) Tevhide davet peygamberlerin dinidir. Zira onlar sadece Allah’a çağırırlar. Allah’ın dediği gibi: ‘‘Mescidler Allah’ın ibadetine mhsustur. Orada O’dan başkasına ibadet etmeyiniz’’. (Cin 72/18) Sadık ve mesduk olarak Peygamberden(s.a.v) gelen bir hadiste Peygamberimiz ‘‘dua ibadetin özüdür’’ buyurmuşlardır.Sonra Peygamberimiz şu ayeti okudu: ‘‘Rabbiniz bana ibadet ediniz, size sevab vereyim . İbadetimde istikbar edenlerde hakir ve zelil olarak cehenneme gireceklerdir!’’(Mümin 40/60) ‘‘Kim Allah’tan başkasına dua eder , felaketlerin def’i ve menfaatlerin celbi için ondan başkasından yardım dilerse şüphesiz Allah’a ortak koşmuş olur. Allah müşriklere mağrifet etmez’’ Allah Mesih’ten hikaye ettiği ayette şöyle diyor : ‘Allah’a şirk koşanı Allah cennetinden mahrum etti’’.(Maide 5/72)Allah: ‘‘Kafirlerin Allah’ı bırakıpta dua ve ibadet ettikleri putlar ancak çukurdaki suyun kendiliğinden ağzına yetişmesi için , ellerini çukurun kenarına koyan ve halbuki su ağzına yetişmeyen kimsenin isticabesi gibidir.Kafirlerin putlarından isticabeleri dalal u hasardan başka bir şey değildir.(Rad 13/14) Yine Allah buyuruyor ki: ‘Allah’tan başka bir ilah iddia edenin , bu davasını isbat için , burhanı yoktur. Onun hesap ve cezası, Rabb indindedir. Kafirler felah bulmazlar’’.(Mü’minun 23/17) ihtiyaçlarını karşılamak ve üzüntülerini gidermek için kim Allah’tan başka bir ilaha dua eder ve ölüden yardım dilerse , muhakak yerin ve göğün rabbiyle beraber bir ilah edinmiş olur. Allah: ‘‘Benim namazım ibadetim , hal-i hayat ve mematım için ihtiyar ettiğim imanım Rabbe’l Alemin olan Allah içindir. Şeriki olmayan Rabbu’l alemine mahsusutur’’.((Enam 6/162-163) ‘‘Rabbin’e namaz kıl ve de kurban et’’.(Kevser 108/3) Allah yine şöyle buyuruyor: ‘‘Onlardan(şeytanlardan) korkmayınız; eğer mümin insiz benden korkunuz’’(Al-i İmran 3/175) ‘‘Onlar ancak Allah’tan korkarlar’’(Tevbe 9/18) ‘‘O’na itaat edene itaat ediniz(Al-i İmran 3/51) ‘ Eğer mümin insiz Allah’a metevekkil olunuz’’.(Maide 5/23)Tevhid’e gelince , o resullerin dininin temelidir. İnsanların davet ettikleri ilk şeydir. Yalnızca Allah’tan yardım dileyin ve ibadette ihlaslı olan , kendisine farz kılanı yapan yapan kimse bizim Müslüman kardeşimizdir. Onun lehine olan şey bizim de lehimize, aleyhine olan şey bizimde aleyhimize olur.

    Bu hususa dikkat etmeyen şirkini meydana koyar . Biz onu küfre nisbete der ve Allah’ın şu ayetinde emrettiği gibi onunla savaşırız: ‘‘Ey müminler ! Şirk ortadan kalkıp din-i İslam ‘dan başka din kalmayıncaya kadar kafirlerle mukatele et!’’ (Enfal8/39) Biz namaz kılmayı, emrimiz altında bulunan tebamızın tam***** gerekli görürüz. Zekat vermeyi ve sure-i Bera’da zikredilen şer’i ihtiyaçlara mutakıp olarak sarf etmeyi, Ramazan orucunu tutmayı ve Beytullah el-Haram’ı haccetmeyi emrederiz. Allah’ın faziletini, cömertliğini ve hakkaniyetini bilmeyi emrederiz. Zina hırsızlık içki içmek , esrar ve ona benzeyen kötülüklerden ve haksız yere insanların mallarını yemekten nehyederiz. Ve ihdas edilen kötü bidatleri ortadan kaldırırız. Biz itikada sahabe ve tabiınden oluşan selef-i Salih ve doğru akide üzereyiz. Allah kendisini kitabında vasettiği şekilde ve Resulünün lisanı üzere teşbih, temsil, tahrif ve ta’tilden ari olarak vasfeder ve onun için her türlü eksiklikten münezzeh olduğunu ikrar ederiz . Sıfatlardan Allah’ın kendisi için isbat ettiğini isbat eder, mahlukata benziyenleri ondan nefyederiz. Ehl-i İslam ‘dan hiç kimseyi günahları sebebiyle küfre nisbete etmeyiz. Allah’ı ve Resulünü inkar etmeyiz. Bir kimse Allah’a ortak koşar ihtiyaçlarını karşılamak , meşakkatlerini gidermek ve üzüntülerini izale için Allah’tan gayrısından yardım isterse Allah’ın müşriklerden ve dinin kurallarını terke edenlerden savaşılması emrettiği kimselerle savaşırız. Allah şöyle buyuruyor: ‘‘Ahidlerini nakzeden müşrikleri her nerde bulursanız katl, esir ve muhasara ediiz ve etrfa dağılmamalrı için yollarını bekleyiniz.Şirkten tevbe ederler, namaz kılarlar ve zekat verirlerse onlara taarruz etmeyiniz’’.(Tevbe9/5)Sahihayn’da Peygamber şöyle buyuruyor: ‘‘İnsanlarla Allah’tan başka ilah olmadığına , Muhammed’in Allah’ın resulu olduğuna şehadet edinceye , namaz kılıncaya ve zekatı verinceye kadar savaşmakla emronuldum. Bunları yapanlara kanlarını ve mallarını benden korurlar Diğer hesapları ise Allah’a aittir’’ Resulullah himaye etmeyi İslam dininin iki temeli olan iki şeyin şahitliğine ve namaz ve zekattan oluşan vecibelerin yerine getirilmesine bağımlı kıldı. Kim bu vecibeleri yerine getirmese kanı ve malı koruma altında olmaz . Kimde bunları yerine getirirse o da Allah’a teslim olmuştur. Müslümanlar için söz konusu olan her şey onun içinde söz konusudur.. Bu da zikrettiğimiz gibi üzerinde olduğumuz gerçekliktir. Biz insanları ona çağırıyoruz ve bu din için bize hidayet edene hamdediyoruz ve Peygamberlerin efendisinin sünetini örnek almakla bizi donattı . ve sen Allah’ın koruması ve himayesi altındasın. Amin

    Hamd kendisine itaat ederek boyun eğeni aziz kılan , emrine itaat etmeyeni ve ehli ta’ati onun rızasıyla amel etmek için muvaffak kılana isyan edeni rezil rüsvay eden ve kazasıyla takdir ettiği masiyet ehli üzerine tahakkuk eden Allah’tır.Allah’dan başka ilah olmadığına şehadet ederim bizim için ondan başka ilah yoktur. Ancak ona ibadet ederiz. Muhammed onun kulu ve resuludür. Suud bin Abdulaziz’den Şam veziri Cenab-ı Hz. Yusuf Paşa’ya. Selam hidayete tabi olanlar üzerinedir. İmdi seni ortağı olmayan tek Allah’a davet ediyorum: Peygamberimizin dediği gibi: ‘‘müslüman ol selamet bul. Allah sana ecrini iki defa versin’’Allah tebarek ve Te’ala Muhammed’i gönderdi ve dini onun lisanı üzere kemala erdirdi. Allah kitabında ‘‘Resule itaat eden Allah’a itaat etmiş olur’’(Nisa 4/80)gerçeğini haber verdi. Nebi’nin davet ettiği ilk şey ortağı olmayan tek Allah’a ibadet etmek ve O’ndan başkasına ibadeti terk etmektir. Allah şöyle buyuruyor: ‘‘Her ümmete peygamber gönderdik. Allah’a ibadet ve şeytandan münacebet ediniz! Dedik’’(Nahl 16/36) Yine Allah şöyle buyuruyor: ‘‘Ya Muhammed! Senden evvel hiçbir peygamber göndermedik ki, O’na :Benden başka ilah yoktur, münhasıran bana ibadet ediniz! Diye vahyetmeyelim’’.(Enbiya 21/25) ‘‘Senden evvel gönderdiğimiz peygamberlerin ümmetlerinden sual et. Biz onlara Rahman’dan başka ilahlara ibadet etmelerini emrettik mi?’’(Zuhruf 43/45) ‘‘Allah’dan başka hiç kimse onlara herhangi bir şekilde icabet etmez ‘’. (Yusuf 13/14) ‘‘Allah’tan başkasına tapandan daha azgın kimdir?’’.(Ahkaf 46/5) ‘‘Çünkü bu kimse Allah’ı bırakıp kendine zarar ve nef’i olmayan şeye ibadet eder; bu ise haktan uzak daladir. O kimse zararı za’m ettiği nef’i olmayan şeye icabet eder; bu ise haktan uzak dalaldir. O kimse zararı za’m ettiği nef’i olmayan şeye ibadet eder. Billah! Tapılan da kötü, tapanda kötüdür’’.(Hac 22/12-13) ‘‘ Allah’a şirk koşanı, Allah cennetinden mahrum etti; onun me’vası ateş-i cahimdir’’(Maide 5/72) ‘‘Allah kendisine şirk koşmayı yargılamaz; şirkin dışındaki günahları dilediği kimse için yargılar’’(Nisa 4/116) Allah resulüne itaati emretti. Din Allah’ın ve Resulü’nün emrine ittiba etmeye mebnidir. Bu iki asılda (ihlas ve ona tabi olma) biizmle insanlar arasındaki ihtilafların birincisi şirkin nefyi, ikinciside bidatlerin nefyidir. Allah şöyle buyuruyor: ‘‘Rabb’e mülaki olmak arzu eden amal-i salihada bulunsun ve ibadette Rabb’e kimseyi işrak etmesin’’ ( Kehf 18/110) Allah’ın kitabı nezdinde , ihtilaflı durumda olanlar çerçevesinde bu tartışmanın tafsilatı şudur: Biz insanları dine raptolmaya çağırıyoruz. Buda Allah’a samimiyetle ibadet etme , farz kıldıklarını yerine getirme , şirki ve ona tabi her türlü kötülüğü nefy etme tarzında , Muhammed(s.a.v)’in , insanları davet ettiği Allah’ın kitabı ve dinin aslı hususundadır. Bu da tafsilat açısından yeter. Muhakkak Allah’ın hidayet etmesi bir hayırdır. Bu ise seni hazırlar. Böylece dünya ve ahiret saadetini kazanmış olusun. Size ancak Allah’ın vacip kıldığı ve sizin batıl olarak tasdik ettiğiniz şeyler yasaktır. Muhakkak iş size müşkil geldi ve münazara talep ettiniz. Bizde bunu muvafık gördük ve sizinle münazarada bulunduk. Ne varki uygun gördüğünüz şekilde kabul ettiniz. Ancak bize göre münazara ; şayet Allah’a karşı küfrü reddeder, hidayet yerine dalaleti seçerseniz hadise Allah’ın şu ayette: ‘‘(Onlar) i’raz ederlerse sizden ayrı düşmüş olurlar . ‘‘Allah sana kifayet ve seni onlardan sıyanet etti Allah semi’u alimdir’’(Bakara 2/137) ‘‘Ey kıyamet gününün maliki ya Allah, münhasıran sana ibadet eder ve münhasıran senden yardım dileriz!(Fatiha 1/4-5) ‘‘O ne güzel mevla ve ne güzel nasirdir!’’(Enfal 8/40) buyurduğu gibi deriz.

    KAYNAK

    Mezheb-i Vehhabiye’ye ait bir vesika

    İşte Araplar bizi sırtımızdan vurdu romanın gerçek yüzü...TASAVVUF ve TARİKATLAR nedeni ile İSLAM dan uzaklaşan OSMANLILAR' ı düşman oalrak görüp savaşmalarının gerçek nedeni...

  8. #8
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    .tarihe madem meraklısınız,vehhabiliğin ortaya çıkışınıda bir araştırın bakalım.Hangi ingiliz casusuyla göbek bağları var acep.

  9. #9
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864

    Unknown

    VEHHÂBÎLİĞİN İÇYÜZÜ ve TEHLİKESİ

    Komünizmin tehlikesi herkesçe malumdur. Komünizm tatbik edilmeye başlandı mı, o yerde müslümanlık yok olmuş demektir. Vehhâbilik bir yere musallat oldu mu, O yerde müslümanlığın adı vardır, fakat müslümanlar, bid'at, dalâlet ve hattâ küfür içinde yaşıyor demektir.

    Halkımız, Rafîzilik ve Vehhâbilik gibi mezheplere beşinci mezhep adını verir, Ehl-i Sünnet âlimleri ise bu fırkalara MEZHEPSİZ demektedir.

    Bazı gafiller, «Türkiye'de Vehhâbilik mi var da böyle bir tehlikeden bahsediyorsunuz?» diyorlar. Vehhâbilik damarlarımıza kadar işlemiş, hutbe ve vaazlarımızın ekserisi Vehhâbi metoduyla icra edilmekte, şairlerimiz mezarda Kur'ân okunmamasını istemekte, fakat çoğumuzun burnu koku almamaktadır.

    Burunların koku almayışına bir misal: Suudi Arabistan'ın Ankara Kültür Ateşesi M. Abdülaziz Elnasrullah imzasıyle resmen Türkiye'deki bütün müftülüklere ÜCRETSİZ OLARAK en az dörder tane gönderilen BAHÇEDEN GÜLLER isimli Vehhâbi kitabını tetkik eden birçok kardeşlerimiz mezkûr kitapta, Ehl-i Sünnete aykırı hiç bir ifade bulamadıklarını beyan ettiler. Bu koku alamayışının sebebini müsaadelerinizle bir fıkra ile açıklıyalım : Dabakhanede pis kokulu deriler içinde çalışan bir debbağ, esans dükkânında bayılır, yüzüne kolonya ve çeşitli esanslar dökerler, debbağ ayılacak gibi değil.. Bu debbağı tanıyan biri, hemen koşar, arkadaşını dükkândan dışarı çıkarır, sokakta bulduğu bir maddeyi, baygın yatan arkadaşının burnuna sürüp koklatır, çok geçmez arkadaşı ayılır. Diğerleri merak eder, debbağm burnuna sürülen madde neydi diye? Arkadaşı anlatır: «Biz derihanede çalışıyoruz, burnumuz pis kokuya alışmıştır. Arkadaşım dükkâna girince esanslar bayılmasına sebep öfaiu. Ben de sokaktan köpek pisliği buldum, burnuna koklatınca gördüğünüz gibi arkadaşım ayıldı.»

    Maalesef Vehhâbilik kokusu, İslâm Devletlerini sardığı gibi Türkiye'mizi de iyîce sarmış, senelerce din kültürü gören kardeşlerimiz bile bîr kitabın vehhabiler tarâfından yazıldığını farkedemiyecek haldedirler. Eğer BAHÇEDEN GÜLLER isimli kitabın Suudi Arabistan Elçiliğinden geldiği bilinmese ve yazarının da İbni Teymiye'nin talebesi olduğu söylenmemiş olsaydı, sanırız çok kimseler bu kitabın bir mezhepsiz tarafından yazıldığını anlıyamazdı. Zira piyasada mevcut kitapların çoğu aynı metodla yazılmıştır. Meselâ kendi ifadesiyle mezhebim yok diyen EL KARDAVİ, yazdığı kitaplarını aynı usulle kaleme almıştır. Mevdûdî gibi İbni Teymiyeci sapıkların yazdıkları bütün kitaplar hep aynı usulle yazıldığı için vatandaş işin içinden çıkamaz haldedir. Debbağın esans burnuna gidince bayıldığı gibi, müslüman kardeşlerimize de Ehi-i Sünnet âlimlerimizin te'lif ettikleri muteber kitapları gösterince şaşıp kalıyor. Mantığını demokratik usulle çalıştırarak «Piyasada beş yüz tane kitap bu usulle yazılmış, Millî FİKİR çıkıyor bize beş on kitap gösteriyor, beş yüze mi inanalım, yoksa beşe mi?»diyorlar. Ne cevap verirsiniz?

    Çeşitli itikatlarıyla ve sünnî hacılar müşriktir, kâfirdir diyerek onların kestikleri .kurbanları buldozerlerle toprağa gömen vehhâbiler, ayakbastı adı altında aldığı harâm paralarla, bolca vehhâbi kitabı bastırarak Türkiye'ye gönderiyorlar. Vehhabi olmayanları kâfir bildikleri için onlardan alınan ayakbastı isimli paraları ganimet sayıyorlar.

    Vehhabiler tarafından ÜCRETSİZ OLARAK İmam-Hatip Okullarına gönderilen kitaplardan bazıları da şunlardır: İbni Teymiyye'nin VASİTİ AKİDE'si, Muhammed bin Abdülvahhab'ın KEŞF-EL ŞUBUHAT va ÜÇ TEMEL VE DELİLLERİ, ayrıca TAHKİK VE İZAH, YALNIZ ALLAH VEYA TEVHİD, İTİKADIN TEMİZLENMESİ v.s. Şirk ve mezhepsizlik zehiriyle dolu olan bu kitaplar ellerimizde mevcuttur.

    Bu gönderilen vehhâbi kitaplarında neler yazıyor? Mezhepsizlerin Efendileri İbni Teymiyye'nin Allahü teâlânın -hâşâ- gökte olduğunu isbata çalışan VAKİTİ AKİDE isimli kitabından birkaç misal:

    Fâtır Sûresi 10. Âyet-i kerîmesi «Allah İsa'yı kendi yanına yükseltti.» şeklinde tefsir edilmekte. (S. 13)

    Hadis diye yazıp kendine göre tevil ve tefsir ettiği ifadeler:

    1 - «Rabbınız hayrın yakınlığına rağmen, kullların ümitsizliğe kapılmasına hayret eder. Kurtuluşunuzun yakın olduğunu bildirdiği için zelil ve ümitsiz olduğunuz zaman size GÜLER.» denilmekte (S. 17)

    2 - Allah ayağını Cehennemin içine koyunca her tarafın dolacağı yazılmakta (S. 17)

    3- Peygamber Aleyhisselâmın «Ey gökteki Râbbimiz»diye dua ettiği kaydedilmekte (S. 17)

    4 -
    Yine Peygamber Aleyhisselâmın «Ben semada bulunan Allahın eminiyim» dediği bildirilmekte (S. 17)

    5 - Arşın su üzerinde, Allahü teâlânın da Arş üzerinde olduğu zikredilmekte “S. 17)

    6 - Bir cariyenin «Allah semadadır» demesini Peygamber Aleyhisselâmın beğendiği anlatılmakta (S. 18)

    7 -Namazda sağ veya öne tükürülmemesi gerektiği, Zira Allahü teâlânın önde olduğu iddia edilmekte (S. 18)

    8 -Allah semavatın üzerinde, Arşının üstünde ve mahlûkatına açık olduğu hükmü çıkarılmakta (S. 20)

    9 - Mü'minlerin bulutsuz günde güneşi gördükleri gibi Cenâb-ı Allahı aynı şekilde gözleriyle görecekleri ifade edilerek Allahü teâlâya cihet isnat edilmekte (S. 22)

    10 – El arş isimli kitabında “Allahü teâlâ Arşın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resûlullah’a da yer bırakır” demekte. VASİTİ AKİDE kitabının 13. sayfasında ve yine İbni Teymiyye’nin kitabı olan ELFURKAN BEYNE EVLİYAİRRAHMAN VE EVLİYAİŞŞEYTAN isimli hezeyannamenin 134. sayfasında güya te’vilden kaçan İbni Teymiyye, Mü’min Sûresinin 36 ve 37. Ayet-i kerîmelerini zikrederek “Eğer Mûsâ Aleyhisselâm ilâhının gökte olduğunu haber vermemiş olsaydı, Fir’avun Hâmân’a “bana bir yüksek kule yap göklerin yollarına ulaşırım da Mûsâ’nın tanrısına yükselip çıkarım.” Demezdi. “Ben Mûsâ’yı yalancı sanıyorum.” demesi de Mûsâ’nın böyle bir şey söylemiş olduğuna delâlet eder.” şeklinde âyet-i kerîmeleri kendi kafasına göre te’vil etmiştir.

    KİTABÜSSÜNNE isimli vehhâbi kitabında ise,

    1- Peygamber Aleyhisselâmın Allahü teâlâyı dört meleğin altın bir kürsü üzerinde gördüğü zikredilmekte (S. 35)

    2- Allah üte^lânın gece yarısı semaya indiği, sabaha karşı yukarı çıktığı bildirilmekte (S. 57)

    3- Allahü teâlâ Tevratı kendi eli ile yazdığı, kendi eli ile Mûsâ Aleyhisselâma verdiği ve Tevratı yazarken de sırtını bir kayaya dayadığı ifade edilmekte (S. 67)

    Bütün müftülüklere gönderilen BAHÇEDEN GÜLLER isimli Vehhâbi kitabının Suûdi Arabistan Hükûmetince yazılan önsözünde bu kitabın İbni Teymiyye ve talebesi İbnül-kayyımın kitaplarından istifade edilerek yazıldığı, bu iki zat gibi Hanbeli mezhebine bağlı kalmadan (yani mezhepsizce) şer’i delille kuvvetli gördüğü görüşü tercih ettiği, ancak bazı meraklıların yaptığı gibi mezhep imamlarına dil uzatılmadığı kaydedilmektedir.(S.5)

    Vehhâbi idarecileri, mezheb imamlarına dil uzatmayı meraklılık olarak vasıflandırmaktadır. Halbuki evliyaya, Ehl-i sünnet âlimlerine dil uzatmak küfürdür.

    Şeytanın bilgisinin çok olduğu herkesce malum… Baş yardımcısı İbni Teymiyye’nin ise geniş kültüre sahip olduğu Ehl-i sünnet âlimlerince de teslim edilmekte, fakat mes’ele çok bilmekte değil doğru bilmektedir. Biz İbni Teymiyye’yi tenkid edecek kadar kültüre sahip değiliz. Fakat Ehl-i Sünnet âlimleri onun sapıklıklarını ve küfürlerini tesbit ederek kitaplarına dercetmişlerdir. Biz sadece o kitaplardan nakil yapıyoruz.

    Büyük Ehl-i sünnet âlimi Yusûf Nebhani hazretleri, ŞEVAHİÜLHAK kitabında, Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi EL İLM VE AKL kitabında, İbni Teymiyye’nin sapıttığını vesikalarla isbat etmişlerdir. HİTTÜŞ-ŞAM kitabında “İbni Teymiyye Luther’e benzer, ancak Hıristiyanlığın reformcusu hedefine ulaştı, fakat İslâm reformisti muvaffak olamadı.” denmektedir.

    İslâm âlimlerinin çoğu İbni Teymiyyenin Müslümanlıktan çıkarak MÜRTED olduğunu bildirmişlerdir. İbni Battuta, İbni Haceri Mekkî, İmâm-ı Subkî gibi sözü senet bir çok Ehl-i sünnet âlimleri yazdıkları eserlerle İbni Teymiyyenin ağzının payını vermişleridir.

    Ehl-i sünnet kitablarında İbni Teymiyye şöyle anlatılmaktadır: İbni Teymiyye, Allahü teâlâyı yaratılmış bir mahluk, bir insan gibi tasavvur eder, madde olarak görür. Evliyanın büyüklüğüne inanmaz. Türbelere yapılan ziyaretlere saldırır. Kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalmayacağını söyler. Bir müslümana kâfir diyenin kendisinin kâfir olacağını bildiği halde, Şeyh-i Ekber Muhiddin Arabi hazretleri gibi Tasavvuf büyüklerini tekfir etmekten çekinmez.

    Bahçeden Güller ve elimizde mevcut diğer vehhâbi kitaplarının yazılış usulü şöyle: Bir âyet-i kerîme ve bir hadîs-i şerîf alınıyor, bunlar kendi kafalarına göre izah ve şerh ediliyor. Müçtehid olmayan veya müfessirlik kudreti bulunmayan bir kimsenin bu şekilde bir tefsire girmesi, vaaz vermesi ve kitap yazması küfürdür. Velevki anlatılanlar Ehl-i sünnete aykırı bile olmasın…

    Bugün piyasada mevcut kitapların ekserisi bu usulle yazılmıştır. Vatandaş bir vâizi veya bir talebeyi Kur’âna mana veriyor diye övmektedir. 72 sapık fırkanın Kur’ân-ı kerîme yanlış mâ’nâ vermek suretiyle dalâlete düştükleri maalesef yeteri kadar ilim ehlince anlatılmamaktadır. Bu yüzden vehhâbi metoduyla herkes, âyet-i kerîmeden, hadîs-i şerîften deliller getirmektedir. Halbuki bizim için delil, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitapları ve o kitapların bildirdiği âyet-i kerîmelerin ve hadîs-i şerîflerin tefsir ve te’villeridir.Tabiî Ehl-i sünnet âlimlerinin kitapları demekle İCMA ve kıyası da içine almış oluyoruz.

    Vehhâbilik Türkiye’de o kadar ilerlemiş ki, Vehhâbi elçiliğinde resmen kitap gönderebiliyor. Bu vaziyet karşısında din mekteplerimiz, müftülerimiz, vâizlerimiz, imâmlarımız neden susuyor? Lâik Hükûmetten mi emir bekliyorlar? Yoksa Dr. Lütfi DOĞAN’dan mı? Yahutta maaşlarımızdan oluruz diye mi korkuyorlar? Rızkı kimin verdiğini bilmiyorlar mı?

    Din görevlilerimiz Ehl-i sünnet âlimlerimizin bildirdiği şu hadîs-i şerîfi duymadılar mı? “Yalanlar yazılıp, âdetler ibadetlere karıştırılınca doğruyu bilenler herkese bildirsin. Allahü tâlânın, bütün meleklerin ve insanların lâneti, doğruyu bilip de gücü yettiği halde bildirmiyenlerin üzerine olsun.”, “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır”

    Ey, Ehl-i sünnet itikadındaki kardeşlerimiz, gazetecilerimiz, müftülerimiz,vâizlerimiz, imâmlarımız, öğretmenlerimiz, eli kalem tutan münevverlerimiz, neden vehhâbilik gibi korkunç bir tehlikeden hiç bahsetmiyorsunuz? Ölü toprağı mı serpildi üzerinize? Dilsiz şeytan olmayı mı kabullendiniz yoksa? İmkânınız mı yok? Millî FİKİR mecmuamız hiçbir parti, melsem ve meşrep farkı gözetmeden Ehl-i sünnet mezhebine mensup bütün kardeşlerimizin emrine âmâdedir.

    KÜFRE RIZA KÜFÜR düsturunca, bir kimse İbni Teymiyye’nin küfür itikadlarından birisini bildiği halde İbni Teymiyye’yi sevse, kitaplarını satsa, tavsiye etse, severek ondan iktibaslar yapsa KÂFİR olur.

    Selefiyecilik adı altında İbni Teymiyyecilik alıp yürümüştür. Okullarımızda bile okutulmakta gençler zehirlenmektedir.

    Allahü teâlânın müstehak dilsiz bir şeytan olmamak için gücü yeten Müslümanları güçleri nisbetinde vehhâbilikle mücadeleye davet ediyoruz. (İkinci cildimizde Vehhâbiliğk hakkında geniş malumat vardır.)

    Kaynak:
    Başlangıçtan bu güne Mezhepsizler

  10. #10
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Alıntı ümmi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    .tarihe madem meraklısınız,vehhabiliğin ortaya çıkışınıda bir araştırın bakalım.Hangi ingiliz casusuyla göbek bağları var acep.
    hangisiyle lawrence mı diyecen....bişeyden haberin yok ileri geri tarikatlarınızda öğrettikleri ilesüşünüyor, amel ediyor konuşuyorsunuz... sana kısa tarihini açıklayayım buradan ama okumam diyosun.. okumayınca nasıl öğrenecen...

    Çok fazla ajan filmi seyretmeyin..Hayalgücünüz olumsuz etkiklenebilir..Lawrence işte son dönemlerinde Tarikatlar ve tasavvufun ağları arasında boğulmuş İSLAM dan uzaklaşmış, OSMANLI yı yıkar TEVHİD inancına sahip, sadece ALLAH C.C a güvenip dayanan lara ALLAH C.C izniyle birşey yapamazlar..

    Detaylar geliyor birazdan OSMANLI, LAWRENCE, VEHHABİLER .....devam edecek...

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Necip Fazıl oldu!
    mopsy Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 25-05-2010, 10:56 AM
  2. Necip Fazıl Kısakürek
    Server Bedii Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 17-03-2010, 04:01 PM
  3. Aşk (Necip Fazıl Kısakürek )
    RABİA Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 11
    Son mesaj: 18-03-2009, 11:53 PM
  4. Patlama (Necip Fazıl KISAKÜREK)
    RABİA Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 30-07-2008, 05:13 PM
  5. Necip Fazıl Kısakürek
    Karakarizma Tarafından Kültür, Sanat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 06-02-2007, 06:02 PM
Yukarı Çık