3. Sayfa, Toplam 4 BirinciBirinci 1234 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 30 Toplam: 37

Seyyid Abdülhakîm Arvâsî “rahmetullahi aleyh” hazretleri

islam (Müslümanlık) Kategorisi Tasavvuf Forumunda Seyyid Abdülhakîm Arvâsî “rahmetullahi aleyh” hazretleri Konusununun içerigi kısaca ->> Allah kusurlarını af, mekanını firdews, biz günahkarlarıda manevi şahların şefaatlerine nail eylesin. Amin......

  1. #21
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721
    Allah kusurlarını af, mekanını firdews, biz günahkarlarıda manevi şahların şefaatlerine nail eylesin. Amin...
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

  2. #22
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    Geçenlerde bir video belgesel izledim.Kıymetli Üstad Abdülhakim Arvasi Kuddisesirruh efendimizin Allah ( cellesultanüh ) yoluna vakfettiği ömründen inciler mukabilinde.

    Fakat birde ne göreyim Arvasi hazretlerinin ilm tahsil ettiği Fehim Arvasi Kuddisesirruh hazretlerinin dergahında Bediüzzaman isimli halk arasında deli said lakabı ile meşhur vatandaşın ilm tahsil ettiği koca yalanını belgeselin orta yerinde hiç alakası yok iken empoze edilmeye çalışılmış.

    Yani Nur adı altında narcılık yapan riyakarlar , diplomasız icazetsiz kerameti kendinden menkul üstadlarının , mason oyuncağı üstadlarının sicilini temizletmek açısından attıkları birbirinden delilsiz yalanlarına bir yenisini daha ekleyerek neredeyse halk arasında deli said lakabı ile meşhur vatandaşın Arvas köyündeki ilm menbağından ilm tahsil edip icazet aldığını söyleyecekler de hani belki bir Seyyid Efendi çıkarda bizi rezil eder , yalanımız ortaya çıkar düşüncesi ile tam manası ile bunu söyleyemeden işi geçiştirmiş.

    Efendi Hazretlerinin mübarek torunlarından ailecek görüştüğümüz Seyyid kardeşlerimiz kat'i ve kesin dille bu konuyu yalancılık olarak belirtirlerken Nurcuların yani narcıların böyle komik yalanlara tevessül edip mürşitsiz üstadlarına mürşit devşirmeye çalışmalarını bu konuda Arvasi büyüklerimizin de mübarek isimlerini kullanmaya kalkmalarını acziyetlerinin bir tezahürü olarak görüyor ve bu fiilleri ile halk arasında deli said lakabı ile meşhur bu mason yetmesinin meşrulaştırılma çabalarına Seyyid büyüklerimizin adlarını kullanmaya kalkmalarını esefle kınıyor , yaptıklarını büyüklerimize atılan çirkin bir iftira olarak gördüğümüzü bildiriyorum.

    Nurculuk akımı ve sözde idolü Said , asla Arvasi menbağından ilm tahsil etmemiştir.Bu menbağın eşiğinden dahi geçmemiştir.

    Böyle sahteciliklerle Ehli Mason olan üstadlarına , Ehli sünnet büyüklerinden mürşit devşirmeye kalkan narcılara son söz olarak deriz ki ; Mason Abduh ve Efgani yobazlarının yetmesi olduğu sağır sultanlar tarafından da artık bilinen üstadınız Kur'anı Kerim ayetlerini kafasına göre tefsir edip kendini ve risalelerini işaret ettiğini söylemeyi bu mason üstadlarından öğrendi asla ve asla Efendimizin varisleri olan Ehli sünnet ulemasından öğrenmedi.Din yobazlığına Ehli sünnet büyüklerinin adlarını kullanmaya kalkarak mübarek isimlerini lekelemeye kalkmanız sizlerin ne kadar acınacak hale geldiğinizi gözler önüne sermektedir.Yüzkaralığınız bu kafayla gittiğiniz tövbe istiğfar edip hakikate teslim olmadığınız sürece devam edecek sizleri ebedi felakete sürükleyecektir.

  3. #23
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    8
    Rep Gücü
    0
    Alıntı M ü e l l i f...´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah kusurlarını af, mekanını firdews, biz günahkarlarıda manevi şahların şefaatlerine nail eylesin. Amin...
    Ukelalıkta ileri giden kibir ve ucup kokan bu mesajınız Ehli sünnet büyüklerine olan saygı ve edebinizi ortaya koyuyor.

    Ne demek kusurlarını af etsin.Siz kimsiniz ki böyle bir büyükte kusur olduğunu ima edip onun adına af diliyorsunuz.

    Kendi acziyetiniz ve edepsizliğiniz için af dilencisi olun.Bu büyüklerin hürmetine günahlarınızın affını isteyin.

    Yarabbim benim hürmetime onu affet mukabilinde olan bu mesajınızla hangi hak ile kim için af diliyorsun.

  4. #24
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose Bir üniversiteliye cevâb-2

    BİR ÜNİVERSİTELİYE CEVÂB-2

    Siz, adem diyârından, bu varlık âlemine, kendiliğinizden gelmediğiniz gibi, oraya, kendiniz gidemezsiniz. Gördüğünüz gözler, işitdiğiniz kulaklar, duygu edindiğiniz organlar, düşündüğünüz zekâlar, kullandığınız eller ve ayaklar, geçeceğiniz bütün yollar, girip çıkdığınız bütün mahaller, hulâsa, rûh ve cesedinize bağlı bütün âletler, sistemler, hepsi ve hepsi, Allahü teâlânın mülk ve mahlûkudur. Siz Ondan hiçbir şey gasb edemez, mülk edinemezsiniz! O, hayy ve kayyûmdur. Ya’nî, görür, bilir, işitir ve her var olan şeyi, her ân varlıkda durdurmakdadır. Hepsinin idâresinden, hâllerinden bir ân gâfil olmaz. Mülkünü kimseye çaldırmaz. Emrlerine uymayanların cezâsını vermekden de, âciz kalmaz. Meselâ, Ayda, Merihde ve diğer yıldızlarda insan olmadığı gibi, bu Erd küresinde de bulunmasaydı, birşey lâzım gelmezdi. Bundan dolayı, büyüklüğünden birşey eksilmezdi.

    Hadîs-i kudsîde buyuruyor ki, (Önce gelenleriniz, sonra gelenleriniz; küçüğünüz, büyüğünüz; dirileriniz, ölüleriniz; insanlarınız, cinleriniz; en müttekî, itâ’atli kulum gibi olsanız, büyüklüğüm artmaz. Aksine olarak, hepiniz, bana karşı duran, Peygamberlerimi “aleyhimüsselâm” aşağı gören, düşmanım gibi olsanız, ülûhiyyetimden bir şey eksilmez. Allahü teâlâ, sizden ganîdir, Ona hiçbiriniz lâzım değildir. Siz ise, var olmanız için ve varlıkda kalabilmeniz için ve her şeyinizle, hep Ona muhtâcsınız).

    Güneşden ziyâ ve harâret gönderiyor. Aydan ışık dalgaları aks etdiriyor. Siyâh toprakdan, tatlı renkli, hoş kokulu nice çiçekler, güzel yüzler yaratıyor. Rüzgârdan gönüllere ferahlık veren nefesler döküyor. Birçok senelik uzaklıkdaki yıldızlardan, şu çıkdığınız, sonunda gömüleceğiniz topraklara nûrlar yağdırıyor. Zerrelerinde nice nice titreşimlerle te’sîrler uyandırıyor. [Bir tarafdan, beğenmediğiniz, iğrendiğiniz pislikleri,en küçük, en hakîr mahlûkları [mikroplar] vâsıtası ile, toprağa çevirip, çiğnediğiniz bu toprakları bitki fabrikasında, vücûdünüz makinasının yapı taşı olan, protein, ya’nî yumurta akı maddesi hâline döndürüyor. Bir tarafdan da yine nebâtât fabrikasında, toprağın suyunu, havânın boğucu gazı ile birleşdirerek ve içerisine, semâdan gönderdiği enerjiyi, kudreti depo ederek, nişastalı, şekerli maddeleri ve yağları, ya’nî vücûdünüz makinesini işletecek kudret kaynağını yaratıyor.] Böylece, tarlalarda, çöllerde, dağlarda, derelerde, bitirdiği nebâtlarda ve yer yüzünde ve denizlerin dibinde gezdirdiği hayvanlarda, mi’delerinize gidecek, sizi besliyecek rızk, gıdâ hâzırlıyor. Akciğerlerinizde kimyâhâneler açarak, burada kanınızın zehrini ayırıp, yerine oksijen yakıcı maddesini sokuyor. Dimâglarınızda, fizik laboratuvarları açarak, burada his uzvlarından, sinirlerden gelen haberler alınıp, demir taşına miknâtis kuvvetini yerleşdirdiği gibi, beyninize yerleşdirdiği akl ve yüreğinize yerleşdirdiği kalb kuvvetleri te’sîri ile, bir ânda, çeşidli plânlar hâzırlanıp, emrler, hareketler meydâna getiriyor. Yüreğinizi çok karışık ve hârika dediğiniz te’sîrlerle, geceli gündüzlü çalışdırıp, damarlarınızda kan nehrleri akıtıyor. Sinirlerinizde, akllarınızı şaşırtan, nice nice yol şebekeleri dokuyor. Adalelerinizde sermâyeler gizliyor. Dahâ ve dahâ birçok hârikalarla, vücûdünüzü techîz ediyor, temâmlıyor. Hepsine fizik kanûnları, kimyâ reaksiyonları ve bioloji olayları gibi ismler takdığınız, bir nizâm ve âhenkle, te’sîs ediyor, montaj yapıyor. Kuvvet merkezlerini içinize yerleşdiriyor. Gereken tedbîrleri rûh ve şu’ûrunuza tersîm ediyor. Zihn denilen bir hazîne, akl nâmında bir mi’yâr, fikr dedikleri bir âlet, irâde dediğiniz bir anahtar da, ihsân ediyor. Her birini yerinde kullanabilmeniz için size tatlı, acı ihtârlar, işâretler, meyller, şehvetler de veriyor. Dahâ büyük bir ni’met olarak, sâdık ve emîn Resûllerle açıkca, ta’lîmât gönderiyor. Nihâyet, vücûdünüz makinesini işletip ve tecribelerini gösterip, maksada göre kullanmanız ve istifâde etmeniz için elinize teslîm ediyor. Bütün bunları, size ve irâdenize ve yardımınıza muhtâc olduğundan değil, mahlûkları arasında size ayrı bir mevkı’, bir salâhiyyet vererek, mes’ûd ve bahtiyâr olmanız için yapıyor. Ellerinizi, ayaklarınızı, kullanabildiğiniz her uzvunuzu, arzûnuza bırakmayıp da, yüreğinizin atması, ciğerlerinizin şişmesi, kanlarınızın dolaşması gibi, sizden habersiz kullansaydı, her işinizde, zorla, refleks hareketleri ile, çolak el, kuru ayak ile yuvarlasaydı, her hareketiniz bir titreme, her kımıldamanız bir siğirme olsaydı, kendiliğinize ve emânetlere mâlik olduğunuzu iddi’â edebilir mi idiniz? Sizi, cansızlar gibi, sâde dış kuvvetler te’sîri ile veyâ hayvanlar gibi, yalnız dış ve iç kuvvetler ile aklsız, şu’ûrsuz hareket etdirse idi ve evlerinize taşıdığınız ni’metlerden, yük hayvanı gibi, ağzınıza bir lokma verseydi, onu alıp yiyebilecek mi idiniz?

    -devamı var-

  5. #25
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose Bir üniversiteliye cevâb-3

    BİR ÜNİVERSİTELİYE CEVÂB-3

    Doğmadan evvelki, doğduğunuz zemânki hâlinizi düşünüyor musunuz? Üzerinde yatıp kalkdığınız, yiyip içdiğiniz, gezip dolaşdığınız, gülüp oynadığınız, derdlerinize devâ, korkulara, sıcağa, soğuğa, açlığa, susuzluğa, yırtıcı ve zehrli hayvanların ve düşmanların hücûmlarına karşı koyacak vâsıtaları bulduğunuz şu yer küresi yapılırken, taşları, toprakları hilkat fırınlarının ateşlerinde pişirilirken, suyu ve havâsı, kudret kimyâhânesinde inbiklerden çekilirken, siz nerede idiniz, ne içinde idiniz, hiç düşünüyor musunuz? Bugün, bizim dediğiniz karaların, denizlerden süzülüp ayrıldığı, dağların, derelerin, ovaların, tepelerin döşenildiği zemân, acabâ nerede idiniz? Denizlerin acı suları, Hakkın kudreti ile buhârlaşdırılarak, gökde bulutlar yapılırken, o bulutlardan yağan yağmurlar, [çakan şimşeklerin ve güneşden gelen kudret, enerji dalgalarının hâzırladığı gıdâ maddelerini,] yanmış, kurumuş toprakların zerrelerine işletip, o maddeler, [ziyâ ve harâret şu’âları te’sîri ile] oynayıp titreşerek hayâtın hücrelerini yetişdirirken, nerede idiniz ve nasıldınız?

    Bugün kendinize maymun tohumu derler, inanırsınız. Allah yaratır, yaşatır, öldürür, herşeyi O yapar derler inanmak istemezsiniz.

    Ey insan! Acabâ sen nesin? Babanın damarlarında neydin? Bunak, örümcek kafalı, gerici diye hakâret etdiğin babana, vaktiyle damarları içinde sıkıntı verirdin. O zemân, seni oynatan kimdi ve sen onu, niçin râhatsız ediyordun? O, istese idi, seni bir çöplüğe atabilirdi, fekat atmadı. Seni, bir emânet gibi sakladı. Bol bol besleneceğin bir gülşen serây-ı ismete tevdi’ etdi ve nice zemân himâyene uğraşdı ise, sen niçin sıkıntılarından babanı mes’ûl tutarak tahkîr ediyorsun da, ni’metlerinden ona ve yaratanına bir şükr payı ayırmıyorsun? Sonra sen, emânetini niçin herkesin kirletdiği çöplüklere döküyorsun?

    Etrâfın, arzû ve emellerine uyduğu zemân, herşeyi, aklınla, ilminle, fenninle, gücünle, kuvvetinle yaratarak yapdığına, bütün başarıları îcâd etdiğine inanıyorsun. Hakkın sana verdiği vazîfeyi unutuyor ve o yüksek me’mûrlukdan isti’fâ ediyor ve emânete sâhib çıkmağa kalkıyorsun. Kendini mâlik ve hâkim tanımak ve tanıtdırmak istiyorsun. Öte tarafdan, etrâfın, arzûlarına uymaz, dış kuvvetler seni mağlûb etmeğe başlarsa, o zemân da, kendinde hasret ve husrândan, acz ve yeisden başka birşey görmüyorsun. Hiçbir irâde ve ihtiyâra sâhib olmadığını, herşeyin cebr elinde esîr olduğunu ve varlığının, otomatik ve fekat zembereği kırık bir makina gibi olduğunu iddi’â ediyorsun. Kaderi bir (İlm-i mütekaddim) değil, bir (cebr-i mütehakkim) ma’nâsında anlıyorsun. Bunu söylerken, ağzının, gramofon gibi olmadığını da, sezmez değilsin.
    Sofrana, sevdiğin yemekler gelmediği zemân eline geçirebileceğin kuru ekmeği yimekle, yimeyip açlıkdan ölmek arasında hür ve serbest bulunduğun ve kuru lokmalar, ağzına zorla tıkılmadığı hâlde, elini, dilini uzatır, onları yirsin. Hem yirsin, hem de birşey yapmadığına hükm edersin. Düşünmezsin ki, elin ve ağzın, yine arzûnla oynamış ve bu oynayış bir sıtma, bir titreme olmamışdır. Fekat, böyle mecbûr olduğun zemânlarında bile, irâdene mâlik olduğun hâlde, seni âciz bırakan, hâricî kuvvetler karşısında kendini mecbûr, esîr, hâsılı bir hiç bilirsin.


    -devamı var-

  6. #26
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose Bir üniversiteliye cevâb-4

    BİR ÜNİVERSİTELİYE CEVÂB-4

    Yâhû! İşin yolunda, muvaffakıyyet ve muzafferiyyet yanında olunca (Hep), işlerin aksi, ters olduğu zemânında ise, kaderin cebri altında oyuncak bir (Hiç) diye iddi’â etdiğin o sen, bunlardan hangisisin? Hep misin, hiç misin?

    Ey Âdem oğlu! Ey noksanlık ve taşkınlık içinde yüzen insan! Siz, ne hepsiniz, ne de hiçsiniz! Her hâlde ikisi arası bir şeysiniz. Evet siz, îcâd etmekden, herşeye hâkim ve gâlib olmakdan, şübhesiz uzaksınız. Fekat, inkâr olunamayan bir hürriyyet ve ihtiyârınız, sizi hâkim kılan, bir arzû ve seçim hakkınız vardır. Siz, eşi ortağı bulunmıyan bir hâkim ve mutlak, başlı başına bir mâlik olan, Hak teâlânın emri altında, ayrı ayrı ve müşterek vazîfeler alan, birer me’mûrsunuz! Onun koyduğu ahkâm ve nizâm ile, Onun ta’yîn etdiği mevkı’leriniz ve halk edip emânet olarak verdiği salâhiyyet ve vâsıtalarınız nisbetinde vazîfe yaparsınız. Âmir ancak O, hâkim yalnız O, mâlik yine Odur. Ondan başka âmir, Ona benzer hâkim, Ona ortak mâlik yokdur. Sizin o kadar benimseyerek, hevesle atıldığınız maksadlar, gâyeler, girişdiğiniz mücâdeleler, sarf etdiğiniz gayretler, duyduğunuz iftihârlar, kazandığınız başarılar, Onun için olmadıkça, hep yalan, hep boşdur. O hâlde kalblerinizde, niçin yalana yer veriyorsunuz da, şirklere sapıyorsunuz? Niçin, eşsiz hâkim olan, Hak teâlânın emrlerine uymuyor, Onu ma’bûd tanımıyorsunuz da, binlerce, hayâl olan, ma’bûdlar arkasında koşuyor, hepiniz sıkıntılar içinde boğuluyorsunuz? Her neye koşuyorsanız, sizi sürükleyen bir emel, bir ihtiyâr, bir îmân değil midir? Niçin o emeli Hakdan başkasında arıyorsunuz? Niçin, o îmânı Hakka tahsîs etmiyor, o ihtiyârı bu îmâna ve îmânın netîcesi olan amellere sarf etmiyorsunuz?

    Hak teâlânın hâkimliğini tanıdığınız, emâneti ve emniyyeti bozmayarak çalışdığınız zemân, birbirinizi ne kadar sevecek, ne kadar bağlı kardeşler olacaksınız. Sizin o kardeşliğinizden, Allahın merhameti, neler yaratacakdır. Kavuşduğunuz her ni’met, hep Hakka îmânın hâsıl etdiği kardeşliğin netîcesi ve Allahü teâlânın merhameti ve ihsânıdır. Gördüğünüz her musîbet ve felâket de, hep kızgınlığın, nefretin ve düşmanlığın netîcesidir. Bunlar ise, hakkı tanımamanın, zulm ve haksızlık etmenin cezâsıdır. Bu da, hukûku kendiniz kurmağa kalkışmanın, Hak teâlâ ile yarış edebilecek şerîklere tâbi’ olmanın, hâsılı, hâlis tevhîd ile, yalnız Hak teâlâya îmân etmemenin netîcesidir.

    Hulâsa, insanlığı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakka karşı şirk ve müşriklikdir. İlm ve fen, ilerlediği hâlde, insanlığın ufklarını sarmış olan fesâd karanlığı, hep şirkin, îmânsızlığın, vahdetsizliğin ve sevişmezliğin netîcesidir. Beşeriyyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ızdırâb ve felâketden kurtulamaz. Hakkı tanımadıkça, Hakkı sevmedikçe, Hak teâlâyı hâkim bilip, Ona kulluk etmedikçe, insanlar, birbiri ile sevişemez. Hakdan ve Hak yolundan başka her ne düşünülse, hepsi ayrılık ve perîşanlık yoludur. Görmez misiniz, câmi’e gidenler sevişir, meyhâneye gidenler döğüşür.

    Hak teâlâdan başka herneye gönül verseniz, herneye tapınsanız, hepsinin zıddı, mukâbili vardır. Bunların hepsi de, Hakkın kudreti ve irâdesi altındadır. Şerîki, nazîri, misli, zıddı, mukâbili olmayan, yegâne hâkim, ancak Hak teâlâdır ve ancak Onun mukâbili bâtıldır, yanlışdır ve varlığı mümkin olmıyan bir yoklukdur.

    Hak teâlâdan başka, herneye tâbi’ olur, herneye tapınır, Onun yerine, herneyi sever ve hakîkî hâkim tanırsanız, biliniz ki, onlar da sizinle berâber yanacakdır. [Yukarıdaki mektûbun ingilizce tercemesi, Abdülhakîm efendinin ingilizce hâl tercemesi ile birlikde, (The Proof of Prophethood) kitâbının içinde, Hakîkat Kitâbevi tarafından neşr edilmişdir.]

    Merkez-i dâire-i iflâs ve bî nevâî
    Ser şâr-ı sahbây-ı hodgâmî ve nâ âşinâî

    esseyyid
    Abdülhakîm efendi



    Kâfirin topu çok, hîlesi çok, azâbı çokdur.
    Mü’minin ilmi çok, hayâsı çok, râhatı çokdur.

  7. #27
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose Kabir ziyâreti

    KABİR ZİYÂRETİ

    Seyyid Abdülhakim efendi "kuddise sirruh", (Râbıta-i şerife) kitabında buyuruyor ki:

    Büyük bir zatın kabrini ziyaret eden kimse, ona râbıta ederse, yani dünya işlerini hiç düşünmeyip, kalbine hiçbirşey getirmeyip, o zatın ruhunu, his organları ile anlaşılamayan bir nur farz ederek, bunu kalbinde bulundurursa, o ruhdan, kendi kalbine birşeyler akmaya başlar. O zatın feyzlerinden bir feyz ve hâllerinden bir hâl, kendinde hasıl oluncıya kadar, bu nuru kalbinde saklamalıdır. Çünki, Evliyânın ruhları, feyzlerin kaynağıdır. Kaynağı kalbine koyan, bunun feyzine, nimetine, bilinmeyen ihsanlarına elbette kavuşur. Ruhu kuvvetlenir, olgunlaşır.

    Kabr yanına gelince, önce selâm verilir. Mezârın sağ yanına, yani kıble tarafına, ayak ucuna yakın durur. Tanıdığı gibi, şeklini, suretini hâtırına getirir. E’uzü ve besmele ile bir Fâtiha ve onbir İhlâs okur. Sevâbını Resulullah efendimizin ve bütün Peygamberlerin ve Eshab-ı kiramın ve Evliyâ-i izâmın ruhlarına ve bu zatın ruhuna hediye eder. Sonra oturur. Onun ruhunu, gönlünde bulundurur. Kalbinde birşey hasıl oluncıya kadar durur. Gelen kimse almasını bilir ise, o zat da vermeye ehil, olgun bir Velî ise ve şartları gözeterek beklerse, elbette birşey ele geçer. Bu şartlar, o zatın kendisini tanıdığına, selâmını işitip cevap verdiğine, ruhunun, kâmil, olgun olduğuna, ruhunun bir zamana ve yere bağlı olmadığına, nerede hatırlarsa, orada imiş gibi feyz vereceğine, Allahü teâlâ, feyzini, ruhun gıdâsını, onun ruhu ile gönderdiğine inanmaktır.

    Üzüm isteyen, bağa gidip asmadan koparır. Erik ağacına gitmez. Su isteyen, kaynağa, çeşmeye gider. Ağaca veya sobaya gitmez. Buğday isteyen, tarlasını sürer, eker, biçer. Çocuk isteyen, evlenir. İlaç isteyen bir hasta, tabîbe ve eczâhâneye gider. Bakkala, avukata gitmez. Kalbin gıdâsını, ruhun temizliğini isteyen de, Evliyânın kalbine, ruhuna başvurur. Allahü teâlâ, bu nimetlerini, Evliyânın kalbinden göndermektedir. Herşeyi yaratan, gönderen, yalnız Allahü teâlâdır. Fakat, herşeyi belli bir sebeple göndermek, Onun âdetidir. Onun nimetine kavuşmak isteyenin, Onun âdetine uyması, sebebi arayıp, bulup, öğrenip, Onun sebebine yapışması lazımdır. Sebebleri aramamak ve öğrenmek istememek, Allahü teâlânın âdetini bozmak olur. Fen derslerini, fen bilgilerini öğrenmek, Onun âdetine uymak, sebepleri öğrenmek demektir.

    Bir kabirden feyz almak için, o zata karşı, diri imiş gibi, edeb ve saygı göstermek, kabri üzerine basmamak da lazımdır.


    -devamı var-

  8. #28
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose Her şeyin en iyisi sevgiliye verilir

    Buyurdular ki;

    MEKTÛBÂT

    Seyyid Abdülhakim efendi "kuddise sirruh", (İslam aleminde, İmam-ı Rabbaninin "kuddise sirruh" Mektubatı kadar kıymetli bir kitap daha yazılmamıştır. Allahın kitabından ve Resulullahın hadislerinden sonra, İslam kitaplarının en üstünü, en faydalısı, İmam-ı Rabbaninin Mektubat kitabıdır. Mektubatta bildirilen tasavvufdan, tarikatten ve hakiki mürşidlerden şimdi hiç kalmadı. Bizler, Mektubattaki ince bilgileri, marifetleri anlayamayız) buyururdu. Halbuki, kendisi, bu bilgilerin mütehassısı idi.

    Bir mektubunda diyor ki, (Hilmi! Mektubunuza müteşekkir oldum. Sıhhatinize şükür ettim. Din ve dünyanıza en ziyade yarayan ve dini İslam'da misli telif olmayan (Mektubat) kitabını okuyup, bazısını anlamak, pek ziyade bir fadl ve ihsanı ilahidir. Hilminin bu ihsana kavuştuğunu öğrenince, Rabbime çok şükür eyledim.)

    HER ŞEYİN EN İYİSİ SEVGİLİYE VERİLİR

    Muhammed Resulullah "sallallahü aleyhi ve sellem", mahbub-i Rabbilalemindir. Yani Allahü tealanın sevgilisidir. Her şeyin en iyisi, sevgiliye verilir.

    Her Peygamber, kendi zamanında, kendi mekanında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselam” ise, her zamanda, her memlekette, yani dünya yaratıldığı günden, kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güç birşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmıştır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yoktur. Hiçbir insanın, Onu tenkid edecek iktidarı yoktur.

    YABANCI DİL ÖĞRENMEK

    Batının ilim, fen, teknik ve her sahadaki fenni gelişmelerini almak elbette lazımdır. Zaten İslamiyet bunu emreder. Yabancı dil öğrenmenin lazım olduğunu hadis-i şerifler haber vermektedir. Zeyd bin Sabit diyor ki, (Resulullah bana Yahudi dilini öğrenmeği emir eyledi. Öğrendim. Yahudilere gönderilen mektupların çoğunu bana yazdırırdı. Onlardan gelen mektupları bana okuturdu). Bu haber, Tirmizi'de uzun yazılıdır. Zeyd, böylece ibrani ve süryani lügatlarını öğrendi.

    Büyük İslam alimi Seyyid Abdülhakim efendi "kuddise sirruh", mükemmel Arabi, Farisi konuştuğu halde, (Yabancı dil bilseydim, bütün dünyaya faydalı olurdum) derdi. Avrupa dillerini bilmediği için esef eder, çok üzülürdü. (İslam dininin üstünlüklerini, rahat ve huzur kaynağı olduğunu ve medeniyete, fende ve ahlakta ilerlemeğe ışık tuttuğunu dünyaya bildirmek için, kısacası, İslamiyet'e ve bütün insanlara hizmet için, yabancı dil öğrenmek muhakkak lazımdır) buyururdu.

    Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri, (Ya Rabbi! Sana layık hiçbirşey yapamadım. Yüzüm kara olarak huzuruna geldim. Fakat, senin dinini yıkmak, İslamiyet'i yok etmek isteyenleri sevmedim. Senin için olan bu buğduma beni bağışla!) diyerek dua ederdi.



    -devamı var-

  9. #29
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721
    Alıntı M ü e l l i f...´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Allah kusurlarını af, mekanını firdews, biz günahkarlarıda manevi şahların şefaatlerine nail eylesin. Amin...
    Alıntı bziya´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Geçenlerde bir video belgesel izledim.Kıymetli Üstad Abdülhakim Arvasi Kuddisesirruh efendimizin Allah ( cellesultanüh ) yoluna vakfettiği ömründen inciler mukabilinde.

    Fakat birde ne göreyim Arvasi hazretlerinin ilm tahsil ettiği Fehim Arvasi Kuddisesirruh hazretlerinin dergahında Bediüzzaman isimli halk arasında deli said lakabı ile meşhur vatandaşın ilm tahsil ettiği koca yalanını belgeselin orta yerinde hiç alakası yok iken empoze edilmeye çalışılmış.

    Yani Nur adı altında narcılık yapan riyakarlar , diplomasız icazetsiz kerameti kendinden menkul üstadlarının , mason oyuncağı üstadlarının sicilini temizletmek açısından attıkları birbirinden delilsiz yalanlarına bir yenisini daha ekleyerek neredeyse halk arasında deli said lakabı ile meşhur vatandaşın Arvas köyündeki ilm menbağından ilm tahsil edip icazet aldığını söyleyecekler de hani belki bir Seyyid Efendi çıkarda bizi rezil eder , yalanımız ortaya çıkar düşüncesi ile tam manası ile bunu söyleyemeden işi geçiştirmiş.

    Efendi Hazretlerinin mübarek torunlarından ailecek görüştüğümüz Seyyid kardeşlerimiz kat'i ve kesin dille bu konuyu yalancılık olarak belirtirlerken Nurcuların yani narcıların böyle komik yalanlara tevessül edip mürşitsiz üstadlarına mürşit devşirmeye çalışmalarını bu konuda Arvasi büyüklerimizin de mübarek isimlerini kullanmaya kalkmalarını acziyetlerinin bir tezahürü olarak görüyor ve bu fiilleri ile halk arasında deli said lakabı ile meşhur bu mason yetmesinin meşrulaştırılma çabalarına Seyyid büyüklerimizin adlarını kullanmaya kalkmalarını esefle kınıyor , yaptıklarını büyüklerimize atılan çirkin bir iftira olarak gördüğümüzü bildiriyorum.

    Nurculuk akımı ve sözde idolü Said , asla Arvasi menbağından ilm tahsil etmemiştir.Bu menbağın eşiğinden dahi geçmemiştir.

    Böyle sahteciliklerle Ehli Mason olan üstadlarına , Ehli sünnet büyüklerinden mürşit devşirmeye kalkan narcılara son söz olarak deriz ki ; Mason Abduh ve Efgani yobazlarının yetmesi olduğu sağır sultanlar tarafından da artık bilinen üstadınız Kur'anı Kerim ayetlerini kafasına göre tefsir edip kendini ve risalelerini işaret ettiğini söylemeyi bu mason üstadlarından öğrendi asla ve asla Efendimizin varisleri olan Ehli sünnet ulemasından öğrenmedi.Din yobazlığına Ehli sünnet büyüklerinin adlarını kullanmaya kalkarak mübarek isimlerini lekelemeye kalkmanız sizlerin ne kadar acınacak hale geldiğinizi gözler önüne sermektedir.Yüzkaralığınız bu kafayla gittiğiniz tövbe istiğfar edip hakikate teslim olmadığınız sürece devam edecek sizleri ebedi felakete sürükleyecektir.
    Alıntı ahmedarvasi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ukelalıkta ileri giden kibir ve ucup kokan bu mesajınız Ehli sünnet büyüklerine olan saygı ve edebinizi ortaya koyuyor.

    Ne demek kusurlarını af etsin.Siz kimsiniz ki böyle bir büyükte kusur olduğunu ima edip onun adına af diliyorsunuz.

    Kendi acziyetiniz ve edepsizliğiniz için af dilencisi olun.Bu büyüklerin hürmetine günahlarınızın affını isteyin.

    Yarabbim benim hürmetime onu affet mukabilinde olan bu mesajınızla hangi hak ile kim için af diliyorsun.

    Farkı gören varmı ? Sanırım farkımız burda.

    Biziya kardeşim için söyliyecek lafım yok.
    Beni anlama kıtlığı yaşıyan ve mesajımı kendisine göre yorumliyan ahmet kardeşime ise "hiç" lafım yok.

    konuyu paylaşan kardeşime teşekkür eder, kusurlarının affı için Allaha yalvarırım.
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

  10. #30
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose Ameliyat olmadı ama...

    AMELİYAT OLMADI AMA...

    Sevdiği kimselerden, Sabri Bey var idi ki,
    O da şu hâdiseyi, anlatır bizâtihî:

    Bir gün râhatsızlandım ve gittim hastâneye,
    Apandisit teşhîsi, kondu muâyenede.

    Bayram olduğu için, yapmayıp ameliyât,
    Bir başka hastâneye, sevkettiler o sâat.

    Çıkıp, o hastâneye, gitmeden daha önce,
    Efendi'ye uğrayıp, haber verdim hemence.

    Ellerini öperek, oturunca, o derhâl,
    Bana; "Sen hasta mısın?" diyerek etti suâl.

    "Evet." deyip gösterdim, o ağrının yerini,
    Tam onun üzerine, dokundurdu elini.

    "Burası mı?" diyerek, o yeri ovdu biraz,
    Onun bereketiyle, gitti benden o maraz.

    O, mübârek elini, dokununca o yere,
    Apandisit ağrısı, kayboldu birden bire.

    Kırk beş sene oluyor, o günden îtibâren,
    Apandisit ağrısı, görmedim bir daha ben.


    -devamı var-

Benzer Konular

  1. İmam-ı Gazâlî (Rahmetullahi aleyh)
    nefisetülilm Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 23-12-2009, 06:52 PM
  2. Rabia-i Adviyye Hazretleri (Rahmetullahi aleyha)
    nefisetülilm Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-11-2009, 02:28 PM
  3. İmam-ı Ahmed Rabbani (rahmetullahi aleyh)
    nefisetülilm Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 28
    Son mesaj: 11-08-2009, 10:32 AM
  4. Yorum: 0
    Son mesaj: 19-03-2009, 12:26 AM
  5. Seyyid Abdülhakim-i Arvasi
    bziya Tarafından Biyografi (Yaşam Öyküsü) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 29-01-2009, 05:00 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık