5. Sayfa, Toplam 12 BirinciBirinci ... 34567 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 41 ile 50 Toplam: 115
  1. #41
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    VARLIĞIMIZ SENİN VERGİNDİR


    Ey Allah’ım!Yüz binlerce tuzak ve yem var; bizler de aç kuşlar gibiyiz.

    Her birimiz birer doğan olsak da, her an yeni bir tuzağa tutuluyoruz.

    Sen bizi her zaman tuzaktan kurtarıyorsun. Ey ganî ve müstağnî olan Allah’ım! Biz yine bir tuzağa doğru gidiyoruz.

    (Ama) her adımda binlerce tuzak olsa, sen bizimle oldukça hiç gam yok!

    Biz çenk gibiyiz, sen mızrap vurmaktasın; inleme bizden değil, senden!

    Biz ney gibiyiz, bizdeki nağme senden. Biz dağ gibiyiz, bizdeki seda senden.

    Kazanıp kaybetme de olan satranç gibiyiz; ey huyları güzel! Bizim kazanıp kaybetmemiz sendendir.

    Biz yokuz. Varlıklarımızı, fâni suretle gösteren, vücûd-ı mutlak olan sensin.

    Biz aslanlarız; ama bayrak üstüne resmedilmiş aslanlar! Onların zaman zaman hareketleri, hamleleri rüzgârdandır.

    Hareketimiz de varlığımız da senin vergindir. Varlığımız senin icadındır.

    İn’am ve ihsan lezzetini bizden esirgeme!

    Bize, bizim işlerimize bakma; kendi ikr*****, kendi cömertliğine bak!

    Sen bize bu isteği, biz istemeksizin verdin; hadsiz, hesapsız ihsanlarda bulundun.

    Ezelde bağışladığın şu irfan damlasını, denizlerine ulaştır.

    Ey yardım dileyenlerin yardımcısı, bize hidayet ver. Bilgilerle zenginlikle övünmeye imkan yok.

    Kerem ederek hidayet ettiğin kalbi azdırma; takdir ettiğin kötülükleri bizden defet.

    Kötü kazaları üstümüzden esirge; bizi sana razı olan kardeşlerden ayırma!

    Senin ayrılığından daha acı bir şey yok; sana sığınmazsak, sen esirgemezsen işimiz gücümüz ancak kargaşalıktır.

    Allah’ım, gözlerimiz sarhoş bir hale geldi. Yüklerimiz sırtımızı ağırlaştırdı, büktü. Sen bizi affet!

    Ey gizli olan Allah’ım! O âleme de doldun, bu âleme de. Doğu nurunun üstüne de yüceldin, batı nurunun üstüne de.

    Ey zâtı gizli, ihsanı açık Allah’ım! Sen su gibisin, biz ise değirmen taşı.

    Sen yel gibisin, biz toz. Yeli gizlersin; tozu ise meydandadır.

    Sen can gibisin, biz de el ve ayağa benzeriz. Elin hareketi de can vasıtasıyladır.

    Sen akıl gibisin, biz şu dile benzeriz. Bu dil, şu anlatışı akıldan alır, akıldan beller.

    Rabb’imiz, biz nefsimize zulmettik, bir hatada bulunduk. Ey merhameti bol Allah’ım, bize acı!

    Ey suçluların feryadına yetişen! Ayrılık acısını erkeklerden de uzaklaştır, kadınlardan da.

    Senin vuslatını umarak ölmek hoştur; fakat ayrılığının acısı yok mu, ateşin de üstündedir o.


    (I/374-376, 387, 598-600, 602, 603, 605, 607, 609, 1338, 1882, 3899-3902, V/3307, 3308, 3310, 3311, 3313, 3314, 4010, 4116, 4117)

  2. #42
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    PEYGAMBERLER SERVERİ, SAFÂ DENİZİ HZ. MUHAMMED


    Ey kardeş, Bir olan Allah’a ve Hz. Muhammed’e yapış da ten Ebu Cehil’inden kurtul!

    Allah’ın lütufları, Mustafa (a.s.)’a vaatlerde bulundu da dedi ki “Sen ölsen bile bu din, bu iman ölmez.

    Senin kitabını, mucizeni ben yüceltirim; Kur’ân’dan bir şey eksiltmeye, O’na bir şey katmaya yeltenen kişiye ben engel olurum.

    Ben seni iki cihanda da korurum. Sözünü kınayanları terk eder; onları hor, hakir bir hale koyarım.

    Hiç kimse Kur’ân’ı değiştirmeye kudret bulamaz; O’na ne bir şey ilâve edebilirler; ne O’ndan bir şey eksiltebilirler. Sen, benden daha iyi bir koruyucu arama!”

    (Ey Ahmed!) kim senin sofrandan başka bir sofraya giderse bil ki şeytan, onunla aynı kâseden yemek yer.

    Kim senin komşuluğundan kaçarsa şüphe yok ki, ona şeytan komşu olur.

    Bu devir, senin devrindir. Çünkü Kelîm olan Musa bile daima senin zamanını arzuladı.

    Musa, senin devrinin parlaklığını, o devirdeki tecelli sabahının zuhûrunu gördü de:

    “Yarabbi, o ne rahmet devri; o devir, rahmetten de ileri; o devirde güzellik var.

    Musa’nı denizlere daldır da Ahmed’in devrinde çıkar!” dedi.

    Ahmed, ümmetler “Yarabbi” desinler diye dünyada nice putlar kırdı.

    Ahmed’in çalışması olmasaydı sen de ataların gibi puta tapardın.

    O’nun ümmetler üzerindeki hakkını bil! Başın, puta secde etmekten, bunu bilesin diye kurtuldu.

    İncil’de Mustafa (a.s.)’nın, o peygamberler serverinin, o safâ denizinin adı vardı.

    Sıfatları, şekli, savaşı, oruç tutuşu ve yemek yiyişi anılmıştı.

    (Bir) Hıristiyan taifesi, o ad ve o hitap kendilerine ulaştığı zaman sevap için;

    O yüce adı öperler; o lâtif vasfa yüz sürerlerdi.

    Onlar, Ahmed adına sığındıklarından dolayı (şerlerden, fitnelerden) korundular.

    Ahmed’in adı böyle yardım ederse acaba nuru (insanı) nasıl korur ?

    O’nu görmek için bir uçtan diğer uca yedi kat gök, hurilerle meleklerle dolmuştu.

    Hepsi kendilerini, onun için bezemişti; fakat O’nda sevgiyle aşktan, sevgiliye meyil ve muhabbetten başka bir hevâ ve heves yoktu ki!

    (Ey Muhammed!) bu fanî cihandaki körleri katar katar çek!

    Ey takvâ sahiplerinin imamı, bu hayallere kapılanları mak***** kadar götür!

    Doğru yolu gösterenin işi budur; sen de doğru yolu gösterensin; âhir zamanın yasına neşesin sen!


    (I/782, III/1197-1200, V/267, 268, II/355-358, 366-368, I/0727-730, 732, 737, 3950, 3951, IV/1470, 1472, 1471)

  3. #43
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    1. ACELECİLİK VE YAVAŞLIK


    Şüphe yok ki, yavaş iş Rahman’dan, acele iş de melûn Şeytandandır.


    Köpek bile önüne bir lokma atılınca önce koklar, sonra yer;


    O, burnu ile, biz ise aklımız ile koklarız...


    Allah, insanı yavaş yavaş tam kırk yılda kemâl sahibi yapar, olgunlaştırır.


    (Senin de) istediğin şeyi yavaş yavaş, fakat sağlam bir şekilde yapman lâzım! İşte bu yavaşlık, sana o işi iyice öğretmek içindir.


    Yavaşlık, Allah ışığıdır; çabukluk ise Şeytanın dürtmesinden meydana gelir.


    Hilâl, gerçekte noksanlık kabul etmez; görünüşteki bu noksanlık, yavaş yavaş dolunay haline gelmek, olgunluk kazanmak içindir.


    Ay, geceye, yavaş olma konusunda ders verir; sıkıntının yavaş yavaş aşılacağını işaret eder ve şöyle der:


    “Ey ham, aceleci kişi! Dama dayanan merdivenden basamak basamak çıkılır.


    Ey tencere yavaş yavaş, ustaca kayna! Delice kaynayan yemek, lezzetli olmaz.”


    Allah, âlemi bir kere “kün” (ol!) demekle yaratmaya gücü yetmez miydi? Bundan şüphen mi var?


    Peki bu yaratma niçin altı gün sürdü? Her gün de tam bin yıl kadardı.


    Niçin çocuk, dokuz ayda yaratılmakta? Çünkü Allah’ın adeti bir şeyi yavaşlıkla yapmaktır.


    Neden Adem’in yaratılması kırk sabah sürdü; o balçığı niçin yavaş yavaş insan haline getirdi (düşün)?


    (III/3497-3499, 3502, 3506, V/59, VI/1209-1216)

  4. #44
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    2. ADALET VE ZULÜM


    Zulüm demiriyle taşını birbirine vurma! Çünkü bu ikisi, erkek ve kadın gibi çocuk meydana getirirler.

    Zâlimlerin zulmü, karanlık bir kuyudur; bütün âlimler böyle söylemişlerdir.

    Daha ziyade zâlim olanın kuyusu, daha korkunçtur. Adalet “daha kötüye, daha kötü ceza verilir” buyurmuştur.

    Ey Zulümle bir kuyu kazan! Sen kendin için tuzak hazırlıyorsun.

    İpek böceği gibi kendi etrafını örme; kendine kuyu kazarsan bâri kararlıca kaz!

    Sen zayıfları yardımcısız, kimsesiz sanma; Kur’ân’dan “İzâ câe nasrullâh”ı oku.

    Sen filsen, düşmanın senden ürkmüşse, sana ceza olarak işte Ebâbil kuşu gelip çattı.

    Yerde bir zayıf aman dilerse, gökyüzü askerleri birbirlerine karışırlar.

    Kızgınlıkla gönüllere ateş saldın mı, cehennem ateşinin aslı oldun gitti.

    O yılana, akrebe benzeyen sözlerin yılan ve akrep olur da seni kuyruğundan yakalar.

    İnsanın eli tırnağı olmamalı; eli tırnağı oldu mu ne din düşünür, ne doğruluk!

    Adalet nedir? Ağaçlara su vermek. Zulüm nedir? Dikeni sulamak.

    Adalet, bir nimeti yerine koymaktır, her su isteyen tohumu sulamak değil.

    Zulüm nedir? Bir şeyi, yerinde kullanmamak, lâyık olmayan yere koymak. Bu da ancak belâya kaynak olur.

    Zulmedersen kötüsün, gerisin geriye gittin. Adalette bulunursan saadete erersin, kalem bunu yazdı; mürekkebi bile kurudu.

    Ey Yusufların derisini paralayan, seni de bir kurt paralarsa bunu kendinden bil!

    Bilmiyor musun ki benim için kuyu kazarsan nihayet kendin düşersin.


    (I/841, 1309-1315, III/3472, 3475, VI/4795, V/1089, 1090, 1091, 3134, 3180, VI/1570)

  5. #45
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    3. AHDE VEFA


    Allah’a verdiğin söze vefa edersen, Allah da kereminden senin ahdini korur.

    “Ahdime vefa edin” sözüne kulak ver de sevgiliden “Ahdinize vefa edeyim” vaadi gelsin.

    Kiminle ahdettiğini bilen, tenini iplik haline kor, o ahdin etrafında dolanır, o ahdi örer durur.

    Ahidlere vefa etmek, akılla olur. (…)

    Akıl, ahdini hatırlatır; akıl, unutkanlık perdesini yırtar.

    Yalancı, dolancı adam, dinde vefakâr olmadığından her an yeminini bozar.

    Ahdi bozmak, ahmaklıktandır. Yeminine vefa etmek ve yemininde durmaksa, temiz kişinin işidir.

    Sadece şükür ehliyle vefa sahiplerinin elde ettikleri kaybolmaz. Çünkü talih, onların peşinden gelir.

    İnsan bir ağaca benzer, ahdi de ağacın köküne. Kökün iyileşmesine, sağlamlaşmasına çalışmak gerek!

    Bozuk düzen ahid, çürümüş kök gibidir. Kökü çürümüş ağaç da meyve vermez.

    Şeytan gibi hasetçi değilsen dâva kapısını bırak da vefa kapısına gel!

    Köpeğe bir kapıdan, bir lokma ekmek verilse o kapıya bağlanır, hizmetkar olur.

    Kapıya bekçi kesilir. Ona eziyet edilse, yiyeceği lâyıkıyla verilmese bile o kapıyı bırakmaz.

    Sen de gönül ve gönül ehlinin kapısından bir hayli âb-ı hayat içtin, gözlerin açıldı unutma)!



    (V/1181, 1183, II/2140, IV/2288, 2289, II/2873, 2875, V/1000, 1166, 1167, 1173, III/287, 288, 293)

  6. #46
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    4. AKIL VE ÜSTÜNLÜĞÜ


    Akıl diyarında nice âlemler vardır! Bu akıl denizi ne kadar engindir!

    İnsan akılla (adam) olur; saçı sakalı ağarmakla değil! O talihe, o devlete ümit kılı sığmaz; o devlet, umutla ricayla bulunmaz.

    Gemsiz ve serkeş ata pek yaklaşma. Kendine aklı ve dini kılavuz et, onlara uy vesselâm!

    Peygamber: “Kim ahmaksa düşmanımızdır; yol kesen gulyabanidir.

    Akıllıysa canımızdır; ondan gelen serin esinti, bize fesleğen gibidir” buyurmuştur.

    İsa (a.s.) “Ahmaklık, Allah kahrıdır.” buyurmuştur. Hastalık, körlük, kahır değildir; bir iptilâdır.

    İptilâ, acınacak bir illettir, ona kul da acır, Allah da. Fakat ahmaklık, öyle bir illettir ki, ahmağa da zarar verir, onunla konuşana da!

    Bil ki Hak sana bir akıl cilası vermiştir... Onunla gönül yaprağı arınır, aydınlanır.

    Akıl vardır, güneş gibi... Bazı akıllar ise, Zühre yıldızından da aşağıdır, yıldız akmasından da.

    Akıl ve gönüller, şüphe yok ki arşa mensuptur, hicap içinde olarak arş nurundan doğarlar.

    Güneş gibi nurlar saçan bir akıl lâzım ki, doğrudan başka bir suretle kılıç vurmasın.

    Kâmil bir aklı, aklına arkadaş et de aklın, o kötü huydan vazgeçsin.

    Yeşilliklerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe bir an içindir. Fakat akıldan meydana gelen gül bahçesi, daimi olarak yeşildir, güzeldir, hoştur.


    (I/1109, III/2280, IV/465, 1947, 1948, III/2592, 2593, IV/2475, V/460, 619, 658, V/738, VI/4649)

  7. #47
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    5. AKLI DOĞRU KULLANMAK


    Aklın, insanlara ayak kösteği olunca o akıl, akıl değildir; yılan ve akreptir.

    Güzellerin nasıl birbirlerinden farkları, üstünlükleri varsa insanların akıllarında da fark vardır.

    İmana mensup akıl âdil bir bekçiye benzer, gönül şehrinin koruyucusudur, hâkimidir.

    Ey yiğit, akıl şehvetin zıddıdır! Şehveti isteyen akla ‘akıl’ deme!

    Şehvete mağlup olana ‘vehim’ de. Vehim sahte akçedir; akıl ise hâlis altın.

    Vehimle akıl, mihenk taşı olmadıkça meydana çıkmaz. Tez ikisini de mihenk taşına vur!

    Akıl, ona derler ki Hakk’ın yaylasında yayılıp, O’nun nimetlerini yemiş olsun... Utarit’ten gelen akla, akıl demezler!

    Bu aklın ileri görüşü, mezara kadardır; fakat gönül sahibinin aklı, sur üfürülünceye dek olacak şeyleri görür!

    Düşünce dağının yüceliğine de pek bakma; çünkü bir dalga, onu alt üst ediverir!

    Bahtı yâver ve tâlihi kutlu olan kişi bilir ki, akıl ve zekâ taslamak İblistendir, aşk ise Âdem’den!

    Akıl ve zekâ, denizde yüzgeçliğe benzer. Bunlardan azı kurtulur; (çoğunun) sonu ise boğulup gitmektir.

    Yüzgeçliği bırak, büyüklenmekten vazgeç... Bu ırmak değil, dere değil, denizdir deniz!

    Kenan gibi gemiden baş çekme. Ona da keskin zekâsı bu gururu vermiş, (kendisini) aldatmıştı.


    (I/2329, III/1537, IV/1986, 2301-2303, 3310, 3311, 3364, 1402, 1403, 1404, 1409)

  8. #48
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    6. ANNE, BABA VE EVLÂTLAR


    (Allah) “babaların ve anaların hilim ve şefkati, bizim hilim ve şefkat denizimizin köpüğüdür. Köpük gider, gelir; ama deniz bâkidir” buyurdu.

    Ana çocuk uyansın da gıdasını istesin diye onun burnunu sıkar.

    Çünkü çocuk, açlığından haberi olmaz, uyuyakalır. Fakat süt muhabbeti, ananın iki memesini de ağrıtmaya başlar.

    Anneye şükretmemek Allah’a şükretmemektir. Onun hakkı, şüphe yok ki Allah hakkı demektir.

    Annenin merhameti de Allah’tandır; ama ona kulluk etmek, hizmette bulunmak da hem farzdır, hem de yerli yerinde bir iş.

    Annen sana “geber” dese bu sözüyle kötü huyunun, kötülüğünün gebermesini ister.

    Çocuk; tutucu, koşucu değilken ancak babasının omzuna biner.

    Fakat kuvvetlenip küstahlaşınca, elini, ayağını şuraya, buraya salmaya başlar...

    Büyük bir adamın oğlu olmak da önemli değildir; bu çeşit gençler, malla mülkle gururlanır.

    Nice büyük adamların oğulları vardır ki kötülükte bulunur, yaptığı kötü iş yüzünden babasına utanç vesilesi olur.
    Babanın ağaca benzeyen vücudu, gizli bir yol vasıtasıyla oğlunun iki gözünden su alır, gıdalanır.

    Oğuldan coşan bu kaynak ananın, babanın bahçelerine kadar akar gider.

    Anayla, babanın gönül ve hayat bahçeleri bu suretle yeşerir, tazeleşir. Onun gözleri bu iki ırmak yüzünden yaşarır, gözyaşı döker.

    Kaynak, hastalanıp kötüleşirse o ağacın dalları, yaprakları da kurur.

    O ağaç kurumaya başlar. Çünkü, oğlun vücudundan sulanıyor, gıdalanıyordu.

    Nice böyle gizli su yolları vardır ki, sizin canınıza eklenmiştir.



    (I/2676, II/362, 363, VI/3255, 3257, III/4017, I/923, 924, VI/257, 258, 3586-3591)

  9. #49
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    7. AŞK VE ÂŞIK


    Her kimin yakası bir aşktan dolayı yırtılmışsa, o hırstan ve ayıptan tamamıyla temizlenmiştir.

    Kimde aşk endişesi yoksa, o kanatsız kalmış bir kuş gibidir, vah ona!

    Ey bizim sevdası güzel aşkımız; şad ol!..

    Toprak beden, aşktan dolayı göklere çıktı; dağ (bile aşktan) oynamaya başladı, çevikleşti.

    Yemyeşil aşk bağının sonu, ucu-bucağı yok; orada gamdan ve neşeden başka ne meyveler var!

    Aşk dâvaya benzer; cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa dâvayı kazanamazsın ki!

    Her ne kadar dille anlatmak aydınlatıcı ise de dile (gelmeyen) aşk, daha parlaktır.

    Aşk seçkin erler için gemiye benzer. Gemiye binen kişinin bir âfete uğraması nâdirdir, çoğu zaman kurtulur.

    Aşkın yüzlerce nazı, edâsı, ululuğu var. Aşk, yüzlerce nazla elde edilebilir.

    Aşk vefakâr olduğu için vefakâr olanı satın alır. Vefasız adama bakmaz bile.

    Aşkın beş yüz kanadı vardır. Her kanadı, arştan yer altına kadar bütün kâinatı kaplar.

    Aşk, denizi bir çömlek gibi kaynatır; aşk, dağı kum gibi ezer, eritir.

    Aşk, gökyüzünü çatlatır, yüzlerce yarık açar; aşk, sebepsiz yeryüzünü titretir.

    Temiz aşk, Muhammed’le eşti. Allah aşk yüzünden ona “Sen olmasaydın...” dedi.

    Hasılı o, aşkta tekti. Onun için Allah, peygamberler içinden O’nu seçti.

    Gönüllerin dönüşünü aşktan bil. Aşk olmasaydı dünya, donar kalırdı.

    Bu dünya pazarında sermaye altındır; o dünyada ise aşk ve iki ıslak göz.

    Zahirî güzelliğe ait bulunan aşklar da aşk değildir; onlar sonunda bir utanç vesilesi olur.

    En güzel olan Allah aşkından başka ne varsa can çekişmeden ibarettir...

    Âşıklık, gönül iniltisinden belli olur; gönül derdi gibi bir dert yoktur.

    Âşığın hastalığı diğerlerinden farklıdır; aşk, Hak sırlarının üsturlâbıdır.

    Âşıklar ferahlık kadehini, sevgililerin eliyle öldürüldükleri zaman içerler.

    Dirhem vermek cömert kişiye lâyıktır. Can vermek de esasen âşığın vergisidir.

    Âşık, aşk diyarında ne söylerse söylesin, ağzından aşk kokusu duyulur.

    Âşıkların varlıkla işi yoktur; âşıklar, kârlarını sermayesiz elde ederler.

    Âşıklar, yoklukta çadır kurarlar; onlar, yokluk gibi bir renktedirler, bir tek ruhları vardır onların!

    Âşıklara sevgilinin güzelliği müderristir; defterleri, dersleri, meşkleri de onun yüzü!

    Aşk, âşıkların vücudunu inceltir, zayıflatır; sevgililerin vücutlarınıysa güzelleştirir.

    Âşık, başını verince akıl kalır mı gayri? Her şey helâk bulur, yalnız O’nun hakikati kalır.

    Kul, daima elbise, vergi diler; âşığın elbisesi ise daima sevgilinin cemâlidir.

    Şeytan bile âşık olsa topu çeler; bir Cebrâil kesilir, şeytanlığı ölür.

    Aşk, kimseye niyazı ve ihtiyacı olmayan Allah’ın vasıflarındandır. Ondan başkasına âşık olmak, geçici bir hevestir.

    Çünkü mecazi aşk, altınlarla bezenmiş bir güzelliktir. Görünüşü nurdur, fakat içi dumandır.

    Nur gitti de dumanı meydana çıktı mı mecazi aşk, derhal soğur; donar kalır.


    (I/22, 31, 23, 25, 1793, III/4009, I/0113, IV/1406, V/1164, 1165, 2191, 2735, 2736, 2737, 2738, 3854, VI/0839, I/205, 3686, 109, 110, 229, 2235, 2880, III/3021, 3024, 3847, 4394, 4661, 5/2730, VI/3648, 971-973)

  10. #50
    Süper Aktif Üye İnci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Sanane :)
    Cinsiyet
    Kadın
    Mesaj
    3.036
    Rep Gücü
    68555
    8. AZ YEMEK VE RİYÂZET


    Cebrâil’in kuvveti mutfaktan değil, varlığı yaratanın cemâlinden gelmektedir.

    Erenlerin kuvveti de bil ki Hak’tandır; yemekten, tabaktan değil.

    Bu ağzı kapadın mı başka bir ağız açılır; o ağız sır lokmalarını yer yutar.

    İnsan (acıkıp da) yediği, içtiği şeylerin lezzetini kaybetmedikçe onlardan lezzet alamaz. Maddî lezzetlerden kesilmedikçe de, mânevî lezzeti bulamaz.

    Beden, aç olmadıkça harekete gelmez. Tok bedeni ıslah etmeye kalkışmak da bil ki, soğuk demiri dövmektir âdetâ.

    Beden azığı, canın azıksız kalmasına sebep olur. İlkini azaltmak, diğerini çoğaltmak gerek.

    Nurla gıdalan, göze benze. Ey insanların hayırlısı, meleklere uy!

    Melek gibi Allah’ı tespih etmeyi kendine gıda yap da onlar gibi ezâdan cefâdan kurtul.

    Mideni o reyhanlara, güllere alıştır da peygamberlerin hikmet ve gıdasını bul.

    Mideyi bırak, gönül tarafına yönel ki Allah’tan sana perdesiz bir selâm gelsin.

    Köşk bir şey değildir. Bedenini yık; define, yıkık yerdedir a benim beyim!

    Kimde açlık derdi varsa bedeninin her kısmı, diğer kısmıyla bağdaşır, yenileşir.

    “Evimi temizleyin” âyeti beden temizliğini bildirir. Bedenin tılsımı toprağa mensupsa da, hakîkatte o, nur definesidir.

    Tatlı yaşayan, sonunda acı ölür. Ten kaydında olan canını kurtaramaz.

    Beden asıl gıdasını unutmuş, hastalık yüzünden alıştığı gıdaya yüz tutmuştur.

    İnsanın aslî gıdası Hakk’ın nurudur; ona hayvan gıdası lâyık değil!

    Dervişlerin bu riyâzetleri neden? Çünkü bedene verilen o eziyetler, canların bekâsına sebep olur.

    Vücut kendini pislikten arıtırsa, ululuk miski ve incileriyle dolar.

    Suyun pislikten arınması için beden ırmağını temizlemek, arıtmak şarttır.

    Halbuki sen, her an yemekle, içmekle o dereye daha fazla toprak dökmekte, o suyu daha fazla bulandırmaktasın.

    Açlık zahmeti, illetlerden daha iyidir; hele açlıkta yüzlerce hüner ve fayda varken!

    Kendine gel; açlık ilaçların padişahıdır. Açlığı canla başla kabul et, onu böyle hor görme!

    Zira bütün hastalıklar açlıkla iyileşir; bütün ilaçlar aç olmadıkça sana tesir etmez.



    (III/6, 7, 3747, IV/404, 3623, V/145, 297, 298, 2475, 2514, VI/3422, 4295, I/434, 2302, II/1081, 1083, III/3349, V/148, 2808, 2811, 2831-2833)

5. Sayfa, Toplam 12 BirinciBirinci ... 34567 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Prn degil MESNEVI
    mopsy Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 71
    Son mesaj: 18-10-2012, 10:01 PM
  2. Mesnevi'nin İlk 18 Beyiti
    mopsy Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 12
    Son mesaj: 16-10-2011, 11:32 PM
  3. Mesnevi'den Erotik Hikayeler
    Kadim Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 7
    Son mesaj: 05-10-2009, 07:13 PM
  4. Mesnevi 20 dile çevrilecek
    SAHARAY Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 05-10-2008, 08:06 PM
  5. Mesnevi
    KANUNİ Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 59
    Son mesaj: 19-01-2008, 12:45 AM
Yukarı Çık