2. Sayfa, Toplam 3 BirinciBirinci 123 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 Toplam: 29

İmam-ı Ahmed Rabbani (rahmetullahi aleyh)

islam (Müslümanlık) Kategorisi Tasavvuf Forumunda İmam-ı Ahmed Rabbani (rahmetullahi aleyh) Konusununun içerigi kısaca ->> İmâm-ı Rabbânî’yi "kuddise sirruh" medheden büyüklerden birisi de, ulemânın zîneti, evliyânın ekmeli, Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Efendi’dir. “rahmetullahi aleyh”. Sâlihlerden birine ...

  1. #11
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose Zikr ve zikrin te’sîri, derin bir denizdir.

    İmâm-ı Rabbânî’yi "kuddise sirruh" medheden büyüklerden birisi de, ulemânın zîneti, evliyânın ekmeli, Seyyid Abdülhakîm Arvâsî Efendi’dir. “rahmetullahi aleyh”. Sâlihlerden birine yazdığı bir mektupta buyuruyor ki:

    “Zikr ve zikrin te’sîri, derin bir denizdir. Onun derinliklerine kimse varamamıştır. Bir dalgalı deryâdır ki, bütün dünyâ onun bir dalgasını bilmiyor. Dünyâyı kuşatan öyle bir bahr-i muhittir ki, (okyanustur) onu kavramağa bütün âlemin gücü yetmez. Zikr; zikr edenlerin kalblerinde hâsıl olan bir hâldir. Söylemesi, yazması, bildirmesi imkânsızdır. Hak teâlâyı, bilen kimsenin dili söylemez olur. Kelime bulamaz ki, anlatabilsin. Şaşar kalır. Dünyâdan ve insanlardan haberi olmaz. Zikr olunan, Allahü teâlâ olduğu gibi, zikr eden de ancak O’dur. Kendisini yine ancak kendisi zikr edebilir. Mahlûkların, O’nu zikr etmek haddîne mi düşmüştür? Ancak Sıfat-ı ilâhiyesi ile sıfatlanması için, yaratmış olduğu insana kendisini zikr etmesini emr etmiştir. Herkes, yaradılışındaki kabiliyeti kadar, o nihâyetsiz ve dalgalı denizden birşey ile teselli bulur. Veysel Karânî o deryânın bir damlası ile teselli bulmuştur. Cüneyd-i Bağdadî, o denizden bir avuç miktarı ile doymuş, kanmıştır. Abdülkâdir-i Geylânî, ancak o denizin kenarına varmıştır. Muhyiddîn-i Arabî ise, bunun dibinden çıkarılmış bir cevher ile övünmektedir, İmâm-ı Rabbanî, ondan büyük pay almıştır.”

    Hicri ikinci bin yılının müceddidi olan ve ahkâmı İslâmiye ile tasavvufu birleştirerek “Sıla” ismini alan İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin "kuddise sirruh" husûsiyetlerinden ve üstünlüklerinden bir kısmı şunlardır:

    - Kutbluk istidâdı: Kutb olacağı daha hocası Muhammed Bâkî-billah’a talebe olmadan birkaç sene önce bu hocasına bildirilmiştir.

    - Hocası Muhammed Bâkî-billah’in huzûrunda, iki-üç ay kadar kısa bir zaman içinde, tasavvufda yetişip tam bir olgunluğa ulaştı.

    -
    Çok yüksek derecelerde bulunan hocası Muhammed Bâkî-billah, daha hayatta iken, irşâd ve feyz verme mak***** İmâm-ı Rabbânî hazretlerini geçirdi.

    - Hocası ondan istifâde etmek ve feyz almak için yanına gitmiş ve onun hakkında; “O bizim gibi binlerce yıldızı örten bir güneştir” buyurmuştur.

  2. #12
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085
    - Hocası Muhammed Bâkî-billah "kuddise sirruh" birgün;
    “O, murâdların ve mahbûbların (çekilip götürülen) büyüklerindendir”,
    bir başka vakit;
    “Gök kubbe altında bugün, bu yüksek yolun velîlerinden onun gibisi yoktur”,
    bir başka vakit;
    “Eshâb-ı kirâm’dan, Tabiînin büyüklerinden ve müctehidlerden sonra seçilmişlerin seçilmişlerinden İmâm-ı Rabbânî gibi birkaç kimse görüyorum” buyurdu.

    - Hızır ve İlyas aleyhisselâmın rûhâniyeti ile görüşüp, konuştu.
    Ona hayatları ve ölümleri hakkında bilgi verdiler. İmâm-ı Rabbânî hazretleri bu husûsu “Mektûbât ’ın birinci cild, 282. mektûbunda bildirmiştir.

    - İmâm-ı Rabbânî hazretleri tasavvufda ilerlemeye başladığı ilk sıralarda, Hızır aleyhisselâm ona ilm-i ledünnîyi öğretti.

    - Birgün İmâm-ı Rabbânî hazretleri murâkabe halkasında bir kırıklık ve amellerindeki kusurları görme hâlinde iken;
    “Seni ve kıyâmete kadar vasıtalı veya vasıtasız seni tevessül, vesîle edenleri, senin yolunda gidenleri ve sana muhabbet edenleri mağfiret eyledim” nidâsını duydu. Ve; “Bunu herkese söyle” diye kendilerine emrettiler. Nitekim Mebde’ ve Me’âd risâlelerinde bunu bildirmiştir.

    - İmâm-ı Rabbânî hazretlerine: “Cenâze namazında bulunduğun herkes mağfiret olunmuştur” müjdesi ilhâm olundu.

    - Magfiret olunması için hangi mezarın başına gitse, kendisine o mezarda bulunanlardan azâbın kaldırıldığı ilhâm edilirdi.

    - İmâm-ı Rabbânî hazretleri "kuddise sirruh" buyurdu ki:
    “İslâmiyeti gördüm. Kervanın, kervansaraya indiği gibi, bizim mahallemize, etrâfımıza indi.”

    - İmâm-ı Rabbânî hazretleri "kuddise sirruh" buyurdu ki:
    “Ramazân-ı şerîfin son on gününde idi. Teravih namazını kıldıktan sonra, kendimde bir gevşeklik hissedip yatağıma yatmak istedim. Yatarken, bu gevşekliğin çokluğundan evvelâ sağ tarafa döneceğimi unuttum. Hâlbuki bu sünnet idi. Sol tarafa dönüp yattım. Bir müddet sonra sünneti terk ettiğim hatırıma geldi. Bunu ilk defâ terk ettiğimi düşündüm. O anda unutarak ve sehven olduğu bildirildi. Fakat, sünneti terketmek korkusu benden gitmedi. Hemen kalktım; sağ tarafa dönüp yattım. Bunu yaptıktan sonra Allahü teâlânın nihâyetsiz nûr ve feyzleri zâhir oldu ve şöyle bildirildi: “Sen bu kadar sünnete riâyet edince, âhırette hiçbir şekilde sana azâb etmem!”

  3. #13
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085
    İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin "kuddise sirruh" fıkıh mes’elelerinde ilmi çoktu
    ve her mes’eleye ânında cevap verebilecek bir derecedeydi.
    Usûl-i fıkıhta da tam bir mahâret sâhibiydi.
    Fakat ihtiyâtının çokluğundan, çoğu zaman kıymetli fıkıh kitaplarına başvururdu.
    Seferde ve hazarda ba’zı kıymetli fıkıh kitaplarını yanında bulundururdu.
    Onların bütün gayreti, müftâbih, fıkıh âlimlerinin üzerinde ittifâk ettikleri fetvâlara,
    dâimâ uymaktı. Ba’zı fıkıh âlimlerinin câiz dediği, ba’zılarının mekrûh dediği bir işte,
    o kerâhet tarafını tercih eder ve o işi yapmazdı.
    Buyururdu ki: “Bir mes’elenin yapılmasında ve yapılmamasında, helâl ve haram olmasında ihtilâf olursa, yapılmaması ve haram tarafını tercih etmeği mümkün olduğu kadar elden kaçırmamalıdır.”
    Yaz olsun, kış olsun, seferde ve hazarda;
    ekseriya gecenin yarısından sonra, ba’zan da gecenin üçte ikisi geçtikten sonra kalkar,
    o vakitte okunması sünnet olan duâları okur, mükemmel bir abdest alırdı.
    Abdest alırken bir başkasının su dökmesini istemezdi.
    Abdest suyunda o kadar ihtiyâtlı davranırdı ki, bundan fazlası tasavvur olunamaz.
    Abdest alırken kıbleye dönmeye çok dikkat ederdi.
    Fakat ayaklarını yıkarken, kuzeye ve güneye dönerlerdi.
    Ya’nî, ayaklarını kıbleye karşı yıkamaz, kıbleye ayak uzatmazdı.
    Her abdestte misvak kullanmağa ve her namazda abdest almağa çok dikkat ederlerdi.
    Her uzvu üç defâ yıkar, her defâsında, elleriyle uzuvdan suyu silerdi,
    tâ ki yıkanan uzuvdan ve ellerinden damlama ihtimâli kalmasın.
    Bunun sebebi; abdestte kullanılmış suyun temiz ve necis olması hakkında ihtilâf vardır. Her ne kadar fetvâ, temiz olduğuna dâir ise de, ihtiyâtlı davranırdı.
    Her uzvu yıkarken, Kelime-i şehâdet ve “Tekmile-i Mişkât” gibi hadîs kitaplarında,
    ba’zı fıkıh kitaplarında ve “Avârif-ül-Meârif" de bildirilen abdest duâlarını okurdu.
    Abdesti bitirdikten sonra, o vakitte okunması bildirilen duâyı okurlar ve teheccüd namazına başlardı.
    Tam bir itminan, huzûr ve cem’iyyetle, uzun sûreler okuyarak teheccüd namazı kılardı. Öyle ki, insan gücü buna zor takat getirirdi.
    İlk zamanlarında, teheccüd, kuşluk ve feyz-i zevâl namazlarında, Yâsîn sûresini tekrar tekrar okurdu.
    Hattâ bu sûreyi, bir namazda seksen defâ okuduğu olurdu.
    Ba’zan daha az, ba’zan daha çok okurdu.
    Son zamanlarda, daha çok, namazda Kur’ân-ı kerîmi hatm ile meşgûl oldu.
    Teheccüd namazını bitirdikten sonra tam bir huşû’ ve istiğrak ile sessizce murâkabeye otururdu.
    Sabahtan iki-üç saat önce, sünnete uyarak bir müddet yatardı, tâ ki teheccüd namazı, iki uyku arasında olsun.
    Sonra ortalık ağarmadan tekrar uyanır, sabah namazını kılardı.

    Sabah namazının farzını kıldıktan sonra işrâk vaktine kadar,
    mescidde talebeleri, eshâbı ile murâkabe halkasında oturur,
    sonra iki selâmla dört rek’at işrâk namazı kılardı.
    O vakitte okunması îcâb eden tesbihler ve duâlar ile meşgûl olurdu.
    Sonra evine gider hanımının ve çocuklarının hâllerini sorar eve lâzım olan ve yapılması îcâb eden işleri söylerdi. Sonra husûsî odasına çekilir, Kur’ân-ı kerîm okurdu.

    Buyururdu ki: “Eğer bu dünyâyı ve içerisindekileri Allahü teâlânın beğendiği, râzı olduğu bir işe vermekle, onun rızâsına uygun bir iş yapılacağı bildirilse, bunu büyük bir gani’met biliniz. Bu, bir kimsenin kırık saksı parçaları ile, dünyânın en kıymetli mücevheratını satın almasına benzer.”

  4. #14
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose Ahirette Kalb Selameti İsterler

    Mevlânâ Muhammed Emîn, ağır bir hastalığa tutulmuştu. Bu hastalığı epey bir zaman devam etti. Doktorların tedâvisinden bir fâide görmedi. İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin "kuddise sirruh" büyüklüğünü duyunca, tam bir yalvarma ile mektup yazıp, şifâ ve devâ olan duâlarını istirhâm edip, teberrüken bir elbise göndermelerini de yalvararak istedi. İmâm-ı Rabbânî hazretleri "kuddise sirruh" onun arzusu üzerine merhamet edip, bir mektûbu ve teberrüken bir gömleklerini gönderdi.

    Mektup şöyledir:

    "Kıymetli oğlum! Kendi üzerinize şefkatli bir anne gibi titremeniz ne zamana kadar sürecek? Kendiniz için üzülmeniz, dertlenmeniz, ne kadar devam edecek! Kendini ve herkesi ölü olarak düşünmek, hissiz ve hareketsiz şeyler gibi bilmek lâzımdır. "Elbette sen öleceksin, o kâfirler de ölecekler..." (Zümer-30) âyet-i kerîmedir.
    Bu birkaç günlük dünyâ hayâtında, çok zikr ederek, kalb hastalığından kurtulmak en mühim iştir. Bu kısa zamanda ma'nevî hastalıkların ilâcı, Allahü teâlâyı hatırlamaktır. Maksadların en büyüğü olan kalb, Allahtan başkasına tutulursa, ondan ne hayır gelir. Âhırette kalb selâmeti isterler. Rûhun, Allahtan başka şeylerden kurtulmasını ararlar. Bizim gibi dar düşünceliler, dâimâ kalb ve rûhumuzu başka şeylere bağlamak için sebepler aramağı düşünürüz. Heyhat' Heyhat! Ne yapalım. Âyet-i kerîmede meâlen; "Allah onlara zulm etmez, onlar kendilerine zulm ederler" (Âl-i İmrân-117) buyuruldu. Zâhiren olan hastalığınızdan merak etmeyiniz, inşâallah sıhhate kavuşup tamâmiyle iyi olacaksınız. Bu fakîrden elbise istemiştiniz. Bir gömlek gönderdim. Giyiniz ve çok bereketli olan netice ve semerelerini bekleyiniz. Allah yolunda gidenlere selâmlar olsun. Fârisî beyt tercemesi:

    "Efsâne gibi okuyanlara efsânedir
    Kıymetini bilene, bahâsız hazînedir."

  5. #15
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085
    “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah” mukaddes kelâmını tekrar tekrar söylemek husûsunda şöyle buyurdu:
    Dünyâda bundan daha kıymetli, daha üstün bir arzu olmaz ki, insan, her bulunduğu yerde, (her işinde, her vazîfesinde) bu güzel kelimeyi tekrar tekrar söylemekle lezzet alsın ve haz duysun. Ama ne yapılabilir ki, bütün arzular ele geçmiyor, insanlarla konuşmak ve gaflete düşmek çaresiz oluyor.”

    Kendi talebelerine fıkıh kitaplarını mütâlâa etmelerini söylerdi ve şöyle buyururdu:

    “Din âlimlerinin kitaplarından, dînin sağlam hükümlerini araştırınız, çıkarınız. Hangileri müftâbihdir, hangileri ile amel edilmiştir ve hangileri bid’at ve merdûtturlar öğreniniz! Çünkü Peygamber efendimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" zamânından çok uzak kaldık. Çok şeyler bozuldu. Bid’at ve günahların zulmeti her tarafı kapladı. Bu zulmette sünnet-i seniyye nûrundan, ışığından başka kurtuluş yolu yoktur.”

    Yine buyururdu ki:
    “Keşf gözüyle görüyorum ki: Bid’atler karanlık bir girdap gibi, bütün dünyâyı sardılar. Sünnetin nûru her tarafta ateş böcekleri gibi görünüyor.”

    Dahve-i Kübrâ vaktinde, kuşluk namazını sekiz rek’at olarak, odalarında yalnız olarak kılar, sonra talebeleri ile yemek yerlerdi. Yemeğe önce kendisi başlardı. Bütün oğullarına ve talebelere pişen yemeklerden verirdi.
    Oğullarından, talebelerinden veya hizmetçilerinden biri orada bulunmasaydı, onun yemeğinin ayrılmasını emrederdi.
    Yemekten sonra bildirilen duâları okurdu. Son zamanlarında uzleti, yalnızlığı seçmişti. Çoğu zaman oruç tutardı. Yemeği huşû’ ve huzûr ile yerdi. Yemek yerken, sol dizi yatırır, sağ dizi dikerek otururdu. Ba’zan da, bağdaş kurarak yemek yerdi. Öğleden önce sünnet olduğu için bir müddet kaylûleye yatar uyurdu.

  6. #16
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085
    Bir gün buyurdu ki:
    Bir gece bana gösterdiler ki: Vitir namazını kılmayıp yatan ve gecenin sonunda kılacağım diye niyet edene, sevâb meleği, vitir namazını kılıncaya kadar sevâb yazar. O hâlde, vitir ne kadar geç kılınırsa, o kadar iyi olur.
    Bununla beraber buyurdu ve hattâ yazdı ki: “Vitri acele kılmakta veya te’hir eylemekte Peygamber efendimize "sallallahü aleyhi ve sellem" uymaktan başka hiçbir şey göremiyorum. Ve, hiçbir fazîleti mutâbeat (tâbi olmak) ayarında bulamıyorum.

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", vitri ba’zan gecenin evvelinde, ba’zan da gecenin sonunda kılardı.
    Şekilde ve sûrette de olsa, kendi se’âdetimi her işte, O servere "sallallahü aleyhi ve sellem" benzemekte bilirim. Binlerce gecenin ihyasını, bir mutâbeatın, Resûlullaha bir işte uymanın, yarısına değişmem. Allahü teâlâ, Peygamberine "sallallahü aleyhi ve sellem" tam uymağı nasîb eylesin.”

    Yatsı namazını ve vitir namazını kıldıktan sonra, hemen yatmaya giderdi.
    Yatmadan evvel okunması bildirilen âyetleri ve duâları okurdu.
    Yatsıdan sonra hemen yatmak hakkında buyururdu ki:

    “Yatsı namazından sonraki uyanıklık, gecenin sonundaki uyanmayı geciktirir.”

    Talebelerinin meşhûrlarından Bedreddîn Serhendî şöyle anlatmıştır:

    “Ben, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin "kuddise sirruh" talebesi olmadan önce, ba’zan Cum’a namazı kılmak için onun mescidine giderdim. Mescidde onun namaz kıldığını görenler “Sanki o, Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" nasıl namaz kıldığını görerek namaz kılıyor” derlerdi.
    Ben âlimlerden ve şeyhlerden çok kimsenin namaz kılışını gördüm,
    fakat, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin namaz kılışı gibi hiç kimsede görmedim.
    Namazın âdabına ve erkânına öylesine uyardı ki,
    onun namaz kılması büyük bir hârika idi. Öylesine bir ta’zim, temkin, huşû’, vekâr ve inkisâr gösterirdi ki, böyle namaz kılmak, ancak Resûlullaha ittibâ, tam tâbi olmak ve râsih âlim olmakla ve bâtını kuvvetin nihâyetine ulaşmakla mümkün idi.
    Benim ve pekçok kimsenin İmâm-ı Rabbânî hazretlerine talebe olması, onun namaz kılışına hayranlık sebebiyledir.”

  7. #17
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085
    Namazda ve namaz dışında Kur’ân-ı kerîm okurken, korku âyetlerini öyle bir şekilde okurdu ki, korku ifâdesi yüzünden belli olurdu. Recâ, (ümit) âyetlerini tebessüm ederek, suâl şeklinde olan âyetleri suâl şeklinde okurdu. Kur’ân-ı kerîm okurken asla tegannî yapmazdı.

    Buyururdu ki:
    “Yalnız namaz kılan bir kimsenin kuvveti, kudreti olduğu hâlde, tesbihleri en az olarak söylemesi ne kadar ayıb olur.”

    “Namazda, sünnetlere, müstehablara ve edeblere riâyet etmek, kalbin huzûrda olmasına sebep olur. Çünkü bütün bu riâyetler zikrdir ve Allahü teâlâyı hatırlamak ve O’na teveccühtür.”

    “İnsanlar, riyâzet ve mücâhedelere heves ederler, hâlbuki namazın edeblerine riâyet ve dikkat etmek, riyâzet ve mücâhedelerden çok daha üstündür. Bilhassa, farz, vâcib ve sünnet namazlarında, buyurulduğu gibi namaz kılmak çok zor ele geçer. Bunun için Allahü teâlâ buyuruyor ki:. “Namaz (nefsinize) ağır gelen bir yüktür. Ancak kalbinde huşû’ olanlara ağır gelmez.” (Bekâra-45)

    Hastaları ziyârete gider, Peygamberimizden "sallallahü aleyhi ve sellem" naklen gelmiş olan duâlar okurdu.
    Hattâ ba’zı hastaların şifâ bulması için, kalb ile de teveccüh ederdi.
    Birçok hasta, bu feyzler menba’ının teveccüh ve duâları ile iyileşirdi.
    Kabirleri ziyârete gider, ölüler için mağfiret ister ve duâ ederdi.
    Da’vetlere giderdi. Fakat, günah işlenen yerlere ve da’vetlere gitmezdi.
    Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiklerine kıl ucu kadar uygunsuzluğu bulunan hâli kabûl etmezdi.

    Bir yere gitse, sünnet olan günlerde yola çıkar.
    Buyururdu ki: “Günlerin uğursuzluğu Peygamber efendimizin "sallallahü aleyhi ve sellem" dünyâya teşrîflerinden sonra kalkmıştır. Buna; “Günler, Allahın günleri, kullar da Allahın kullarıdır” hadîs-i şerîfi delîldir derdi.
    Yolculuğa çakacağı zaman, istihâre eder ve yolculuğa çıkarken okunması îcâbeden duâları okurdu.
    Bunun gibi, konaklama ve duraklama yerlerinde sünnet olan duâları terketmezdi. Elbiselerini giyerken, su içerken, yemek yerken ve aynaya bakarken, bu zamanlarda okunması bildirilen duâları okurdu.

  8. #18
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    rose

    Çok hamd ve istiğfar ederdi.
    Az bir ni’mete çok şükrederdi.
    Hattâ evlâ olan bir işi terketse çok fazla istiğfar ederdi.
    Eğer bir belâya mâruz kalsa; “Kötü amellerimiz ve hâllerimiz sebebiyledir” derdi.
    Fakat o belâyı, birçok kirleri temizleyen bir sabun gibi görürdü.
    Buna, yükselmenin sebebi derdi.

    İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin "kuddise sirruh" onyedi sene sohbetinde ve hizmetinde bulunan ve talebelerinin meşhûrlarından olan Bedreddîn Serhendî,
    Hadarât-ül-Kuds kitabında, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin şeklini, sûretini, mübârek yüzünü şöyle ta’rîf etmiştir. “Onun mübârek hilyesini şöyle beyân edelim ki, sevenleri ve yolunda bulunanlar, onun mübârek yüzünü ve sohbetlerini düşünerek feyz alsınlar. Beyaza yakın buğday tenli ve açık alınlı idi. Alnında ve mübârek yüzünde öyle bir nûr parlardı ki, ona bakacak takat kalmazdı. (Bir talebesi de; “Ne zaman mübârek yüzüne baksam, alnında ve yanaklarında “Allah” yazılı görürdüm” demiştir.) Kaşlarının arası açık idi. Kaşları yay gibi olup, uzun, siyah ve ince idi. Gözleri irice olup, siyahı tam siyah, beyazı tam beyaz idi. Mübârek burnunun ortası yüksekçe olup, ince idi. Dudakları kırmızı ve ince idi. Dişleri sık, birbirine bitişik olup, inci gibi parlar idi. Sakalları sık, heybetli ve yuvarlak olup, yanaklarına taşmazdı. Uzun boylu ve ince yapılı idi. Ya’nî şişman değil idi. Sıcakta da olsa teri hep misk gibi kokardı. Yüzünün güzelliği Yûsuf aleyhisselâmın güzelliğini andırırdı. Vecâheti (heybeti), vakârı Halîlürrahmân İbrâhim aleyhisselâmın heybetini andırırdı. Onu gören gayr-i ihtiyâri, Yûsuf aleyhisselâmın güzelliğini bildiren; “Böyle insan olmaz, bu ancak üstün bir melektir” (Yûsuf-31) meâlindeki âyet-i kerîmeyi hatırlardı ve “Sübhânallah bu Allahü teâlânın velî kuludur” derdi ve; “Görüldüklerinde Allahü teâlâ hatırlanır” hadîs-i şerîfini hatırlardı. Ondan her an ve her saat hârikalar zuhûr ederdi.


    “Ey yükseklerden feyiz saçan rahmet bulutu,
    Senden yağıyor bereketli nisan yağmuru.
    Bekliyoruz senin feyizinle, kurtuluşu,
    Zîrâ hâlimiz harab rûhumuz kan ağlıyor.”

  9. #19
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    Menkıbeleri ve kerâmetleri:

    Menkıbeleri ve kerâmetleri:

    İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin "kuddise sirruh" hayâtını, menkıbe ve kerâmetlerini anlatmak üzere yetmişden ziyâde kitap yazılmıştır. Bunların en meşhûrlarından olan “Hadarât-ül-Kuds” kitabında meşhûr talebesi Bedreddîn Serhendî şöyle demiştir: “Onyedi sene İmâm-ı Rabbânî hazretlerine hizmette bulundum. Eğer huzûruna kavuştuğum ilk günden i’tibâren, vâki olan keşf ve kerâmetlerini, yüksek hâllerini, makam ve derecelerini yazsaydım, sâdece benim gördüklerim hesâba gelmezdi. Çünkü, her saat, her an o hazretten kerâmetler zuhur ediyordu. Kaldı ki, hergün sâdece bir kerâmetini kaydetseydim, huzûrunda bulunduğum müddet içinde altı bin kerâmetini yazıp, kayda geçebilirdim.”

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: “Bize amel ve işlerden ihsân olunan şeylerin hepsi, Muhammed aleyhisselâma tâbi olmak, uymak sebebiyle ihsân olundu. İşimin esâsını Muhammed aleyhisselâma tâbi olmakta bilirim.”

    Yine buyurdu ki: “Allahü teâlâ, nihâyetsiz ihsân ve kereminden bana öyle büyük ihsânlarda bulundu ki, bir kuru dala teveccüh ve himmet etsem bütün dünyâ ondan aydınlanır. Fakat, Allahü teâlânın rızâsı bu gibi işlerin zuhurunda değildir. Ben de böyle şeyleri yapmak istemem.”

    İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin yüzlerce kerâmeti Zübdet-ül-makâmât, Menâkıb ve Makâmât-ı Ahmediyye-i Saîdiyye ve Hadarât-ül-Kuds gibi onun hakkında yazılan kıymetli kitaplarda kaydedilmiş olup, bir kısmı şöyledir:

    Çok uzak memlekette bulunan bir azîz, İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin medhini duyup, Serhend şehrine geldi. Geceleyin bir kimsenin evinde misâfir kaldı. İmâm-ı Rabbânî’den istifâde etmek için geldiğini, ona talebe olmak şerefine kavuşmak istediğini ve bunun için çok neş’eli olduğunu söyleyince, ev sâhibi İmâm-ı Rabbânî’yi kötülemeye başladı. O azîz çok üzüldü. Mahcûb oldu. İmâm-ı Rabbânî’ye sığınıp kalbinden; “Ben yalnız Allah rızâsı için, size hizmet niyeti ile gelmiştim. Şu şahıs, beni bu saâdetten mahrûm etmek istiyor” dedi. Bu sırada İmâm-ı Rabbânî birdenbire yalın kılıç gözüküverdi. Hâllerini inkâr eden, o şahsı parça parça eyledi ve evden çıktı. O azîz sabahleyin mübârek huzûruna kavuşunca, geceki hâdiseyi arz etmek istedi. Fakat İmâm-ı Rabbânî hazretleri; “Gece olanı, gündüz anlatma” buyurup, kerâmetini gizledi.

  10. #20
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    Cenabı Kirbiya razı olsun.

Benzer Konular

  1. İmam-i Rabbani Hazretleri Ne demiş?
    Ma-i Nisan Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 31-01-2012, 05:25 PM
  2. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî “rahmetullahi aleyh” hazretleri
    nefisetülilm Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 36
    Son mesaj: 24-12-2009, 02:19 AM
  3. İmam-ı Gazâlî (Rahmetullahi aleyh)
    nefisetülilm Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 23-12-2009, 06:52 PM
  4. Yorum: 0
    Son mesaj: 09-09-2009, 02:03 AM
  5. Yorum: 0
    Son mesaj: 19-03-2009, 12:26 AM
Yukarı Çık