Bütün nîmetleri gönderen Allahü teâlâya hamd ve şükür olsun ki, kendini arayanları sıkıntı ve üzüntü içinde tutmaktadır. Bu üzüntüyü vererek, kendinden başkası ile rahat etmekten kurtarmaktadır. Fakat, Ondan başka şeylere köle olmaktan büsbütün kurtulabilmek için, mutlak fenaya kavuşmak lâzımdır. Mâ-sivânın gönül aynasındaki görüntülerini büsbütün yok etmek lâzımdır. [(Mâ-sivâ), Allahü teâlâdan başka herşey demektir. Yâni bütün mahlûklar demektir.] Hiçbirşey bilmemek ve hiçbirşeyi sevmemek ve Hak teâlâdan başka dilek istek kalmamak lâzımdır. Böyle fena hâsıl olmazsa, birşeye kavuşulmaz. Kendini Hak teâlâdan başka birşeye bağlı sanmaz ise de, böyle zannetmesi, doğru olmaz. Zannetmekle, işin doğrusu değişmez.

Bu nîmeti bakalım kime verirler?

Hâllere, makamlara bağlanmak da, mâ-sivâya gönül vermek demektir. Artık, başka şeylere bağlanmanın ne olacağını düşünmelidir?

Küfür olsa da, îman olsa da, her dilek,
Dosta kavuşmaya engel olurlar hep!


Allahü teâlânın râzı olmasını düşünmek lâzımdır. O râzı olunca, başkaları ister râzı olsunlar, ister olmasınlar. Onlar râzı olmazlarsa, ne çıkar?

Sevgili râzı olunca, herşey râzı olmuş demektir.

Maksat, dilek, yalnız Hak teâlâ olmalıdır. Onunla birlikte, her ne olursa olsun güzeldir. Onunla birlikte olmıyan herşey, olmaz olsun.

Yanağım burda iken, sen güle bakıyorsun.

Vesselâm.

Kaynak : İrafshi