Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4
  1. #1
    Üyecik mmustafa02 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesaj
    9
    Rep Gücü
    12

    Namz, Zekât ve Hac'ın Zahiri ve Batini Anlamları

    Namaz, oruç, Hac ve Zekat'ın, Tarikat’taki ve Şeriat’taki özellikleriyle çok yeterli biçimde incelemiş olan yüce üstad (Gavs ül Azam) Seyyid Abdülkadir-i Geylani Efendimizden dinleyelim.

    1) ŞERİATTA ve TARiKATTA NAMAZIN MANASI (*)


    Şeriattaki Namaz:
    - “Namazlara devam ediniz; bilhassa orta namaza...” (Bakara, 238)
    Âyet-i Kerimenin ahk***** göre malum olmaktadır ki;
    Dinimizin emrine göre kılınan namazdan murad, zahirdeki duyguların cismani hareketlerle eda ettiği rükünler ayakta durmak, Kur’an okumak, rükûa varmak, secde etmek, sesle, laf ızları tekrar etmek gibi... Bunların hepsi namaza ait hareketlerdir. Bu hareketlerin hepsinden bir namaz meydana gelmektedir. Ve bu sebepledir ki, cem edatı ile:
    - “Namazlara devam ediniz”
    Buyurulur.
    Namazın tarikat âlemindeki manası: Kalbin, sonsuz huzurda kalmasını temindir. Yukarıda zikri geçen Âyet-i Kerimedeki, “orta namaz” anlatmak istediğimizin ta, kendisidir; çünkü o, kalb namazıdır. Çünkü kalb, bedenin tam ortasındadır. Sağ, sol; alt, üst; saadet ve şekavet arasında bulunur. Bunların hepsinde o kalb bir vasat durum arz eder.
    Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurdu:
    - “Âdemoğullarının kalbleri; Rahman’ın iki parmağı arasındadır O istediği yana çevirir.”
    Yukarıda bahsi geçen âyet ve bu hadisten anlaşılacağı gibi, en önemli iş, kalb namazıdır. Bir kimse namazda, kalbin asıl namazdan gafil kılarsa, öbür namazı da fesad olur. Bu fesad meydana gelince bütün duyguların namaz huzuru bozulur. Bu sözümüzü şu Hadis-i Şerif teyid eder:
    - “Namaz, ancak kalb huzuru ile olur.’
    Çünkü namaz kılan yaratanı ile münacaat eder. Münacaatın insan varlığındaki yerine gelince, kalbdir. Kalb gafil olunca kılınan namazın manevi değeri ölür. Zahirdeki duyguların bu namazdan alacakları huzur kaybolur. Çünkü kalb asıldır; geri kalan ona tabi olur. Bunu da şu Hadis-i Şeriften anlamaktayız:



    - “Âdemoğullarının cesedinde bir et parçası bulunur; O iyilik bulunca, bütün ceset, selaha erer. 0 kötü olunca, bütün varlık iyiliğini yitirir. Ayık olunuz; 0 et parçası kalbdir.”



    Şeriat namazı vakitlere bağlıdır. Bir gün ve gece içinde beş vakit olarak kılınır. Sünnet olan, bu namazı gösterişe kapılmadan mescitte cemaatle kılmaktır. İmama uymalı, kıbleye dönmeli, duysunları terk etmeli; böylece namazı eda etmeli..
    Tarikat namazının zamanı sonsuzdur. Ömür boyu devam eder. Onun mescidi kalbdir. Cemaatına gelince, iç alemin dili ile TEVHİD isimlerini okumaya devam eden batıni kuvvetlerdir. İmamı ise, kalbde bulunan şevktir. Kıblesi, HAZRET-İ EHADİYET’tir. Ve samedaniyet cemalidir. Asıl hakiki kalb bu namazı kılabilendir. Böyle olan kalb ve ruh namazla meşguldür. Kalb ne ölür, ne de uyur. Uykuda ve ayıkta o böylece vazifesine devam eder.
    Kalb namazı onun hayatı ile olur. Orada ne ses, ne kıyam, ne oturmak var. 0, Peygamberi S.A. önder bilerek,
    “Sana ibadet ederiz ve senden yardım isteriz” (Fatiha, 5)
    Âyet-i Kerimesi ile Allah-ü Teala ile konuşur. Kazi hz. bu Âyeti tefsir ederken şöyle der.
    -Bunda Irfan sahibinin haline işaret vardır. Gayb halinde EHADİYET âlemine geçer. 0 subhandır, yücedir.
    O büyük kalb, birçok kudsi hitaba mazhardır. Bir tanesi de, Peygamber S.A. efendimizin buyurduğu:
    - “Peygamberler ve veliler hayatlarında evlerinde olduğu gibi, kabirlerinde de namaz kılarlar.”
    Yani, kalb hayatları ile, Allah-ü Teala’ya münacaat ederler.
    Her iki namaz birleşirse, tam olur ve ecri de büyük olur. Ruhani hali ile yakınlık aleminde yaşar, cismani durumu ile de derecesini bulur. Bu şekilde bir namaz kılan, zahirde abid lakabını alır, batında ise arif ismini.. Şeriat namazı ile, tarikat namazı birleşmediği takdirde noksan olur. Ecri sadece derece getirir.İlâhi varlık âIemlerinde yakınIık bulamaz.


    (*)Yani, zahiri , (Bedeni) ve Batini - (Kalbi) Namaz

  2. #2
    Üyecik mmustafa02 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesaj
    9
    Rep Gücü
    12
    2) ŞERİATTA ve TARİKATTA ZEKÂT


    Şerlatın ve Tarikatın zekatı vardır; ayrı ayrıdır.

    Şeriat hükümlerine göre verilen zekât, dünya kazancından, malum had dünyalığa sahip olduktan sonra, muayyen bir şeyi, her yıl ihtiyaç sahiplerine dağıtmaktır.
    Tarikattaki zekâta gelince; o da âhirete ait kazançtan verilir. 0, âhiret fakirlerine ve ona muhtaç olanlara dağıtılır.
    Zekât aynı zamanda sadaka demektir. Bunu Allah-ü Teala:
    - “Sadaka fakirlerin hakkıdır” (Tevbe - 60)
    Mealine gelen âyeti ile bildirdi.
    Verilen sadaka fakir’e ulaşmadan Allah-ü Teala’nın eline değer. Bundan murad ise, Allah-ü Teala’nın o sadakayı kabulüdür.
    İşte büyük zatlar, yaptıkları iyiliğin sevabını asi kullara bağışlarlar. Allah-ü Teala ise, onların Haccı, orucu, namazı, sadakası, tesbihi, tehlili kadar Gufran sıfatını tecelli ettirir, benliklerini örter.
    Onların bu cömertliği o kadar ileri gider ki, hiçbiri için kendine has varlık kalmaz. Ne bir sevabı ne de bir iyilikleri kalır.
    Bu yola giren zatın varlığı kalmaz; iflas halini yaşar. Çünkü cömerttir. Allah-ü Teala cömert kişiyi, iflas edeni sever. Peygamber (S.A.) efendimiz bunu şöyle anlattı:


    - “Müflis, iki cihanda Allah’ın emanetindedir.”

    Burada Rabia-ı Adaviye r.a. tarafından okunan bir duayı zikredelim... 0 şöyle yalvarırdı:
    - “Allahım, benim dünyalık nasibimi, kafirlere ver. Âhiretten nasibim varsa, onu da senin mümin kullarına dağıt. Dünyada yalnız seni anmayı dilerim. Öbür âlemde ise, seni görmeyi arzularım; çünkü kul ve muvakkat bir zaman için, elinde tuttuğu şey, sahibimindir.”
    Kıyamet günü her iyilik on misli sevap getirir. Bunu Allah-ü Teala haber verir:
    - “Bir iyilik getiren, on misli ecrini alır.” (En’am, 160).
    Zekâtın bir başka manası da, nefsin temizliğidir. Nefis; nefsanî sıfatlardan pâk olursa, zekât manevi değerini bulur.
    Bu Âlemde verilen bir parça dünyalık, öbür âlemde kat kat ecir getirir;şu Âyet-i Kerime bu manayı ifade eder:
    - “Allah-ü Taâladan kat kat ecir alması için onunla güzel bir borç işine girecek kim var?.” (Hadid, 11)
    Yine buyurur:
    - “Nefsini tezkiye eden iflâh oldu.” (Şems, 9)
    Yukarıda zikri geçen Âyet-i Kerimede bahsedilen borç; iyilik cinsinden bir parça da olsa, malını, Allah yolunda Allah’ın kullarına dağıtmaktır. Bu dağıtmaktan yalnız Allah-ü Teâla’nın vech-i kerimi düşünülmeli; maddi şeyler akla gelmemeli... Yapılan her iyilik Allahın kullarına şefkat yolu ile verilmeli. Onları minnet altında bırakmak için değil... Allah-ü Teâla bunu da bize şöyle bildirdi:
    - “Verdiğiniz sadakayı, minnet ve eza ile iptal etmeylnlz.” (Bakara, 264)
    Sonra, insan yaptığı iyikle dünyalık bir şey talebinde bulunmamalı.. İşte bunun bir adı infaktır. Bunun da neden ve nasıl verileceğini şu Âyet-i Kerime bize anlatır:
    -“Sevdiğiniz şeyi Allah yolunda vermedikçe, Iyiliğe nail olamazsınız.” (Al-i İmran, 92)

  3. #3
    Üyecik mmustafa02 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesaj
    9
    Rep Gücü
    12

    Cevap: Namz, Zekât ve Hac'ın Zahiri ve Batini Anlamları

    4) ŞERİATTA ve TARİKATTA HAC

    Şeriattaki hac; şartlarını yerine getirerek, BEYT’i ziyarettir. Şartları tam olduğu takdirde sevabı hasıl olur. Onun şartlarında biri eksik kılınsa, sevabı batıl olur. Çünkü Allah-ü Teala onun tamamen eda edilmesini emreder:
    - “Haccı ve Umreyi Allah için itmam ediniz.” (Bakara, 196)
    Haccın şartlarını şöylece sıralayabiliriz: İhram, Mekkeye giriş, giriş tavafı, Arafatta duruş, Müzdelifede gecelemek, Mina’da kurban kesmek, Hareme gelmek, tekrar yedi defa Kâbeyi tavaf etmek, zemzem suyu içmek, İbrahim a.s. makamında iki rekat namaz kılmak...
    Bundan sonra, Allahın Hac esnasında haram kıldığı şeyler helal olur. Bu şekilde yapılan haccın mükâfatı, cehennem’den azad olmak, Allah-ü Teâla şöyle buyurdu:
    - “Kim oraya girerse, kurtulur.” (Al-i İmran, 97)
    Sayılan hareketlerden sonra, bir tavaf daha yapılır ve vatana dönülür. Allah, bize ve size nasib eylesin...
    Tarikattaki hacca gelince; onun yol hazırlığı ve yolda lazım gelecek eşyaları vardır. İlk hazırlık, bir telkin sahibine meyildir. Ve ondan birşeyler almak.. Sonra mânasını düşünerek dille zikir.. Burada zikirden kasdımız, LÂ İLÂHE İLLALLAH.. cümlesidir. Bundan sonra kalb diriliği hasıl olur. Ve Allah-ü Teâla içten, anılmaya başlanır... Tâ iç âlem sâfiyetini buluncaya kadar...
    Bu sâfiyetten sonra; Cemal sıfatının nurları ile, Sır Kâbe’si görünmesi için, sıfat esmasına devam gerekir. Sonra, bu tasfiye işi, İbrahim ve İsmail peygambere as. şu Âyetle emir verildi:

    - “Beytimi ziyaretçiler için temizleyiniz,.” (Hac, 26)
    Zâhirdeki kâbenin, ziyarete gelecek kullar için temiz edilmesi; gerekir. Bâtın Kâbesinin de, Hakkın nazarı için temiz tutulması icab eder. İnsan için bu temizlik ne kadar layık ve yapılması ne kadar yerinde olur; diğer temizliğe nisbetle ne kadar iyi...
    Bundan sonra, kudsi ruhun nuru ile ihrama girmek gelir. Sonra kalb Kâbesine girilir, daha sonra ikinci isim olan ALLAH kel***** devamla kudûm tavafı yapılır. Bundan sonra münacaat yeri olan kalb Arafatına gidilir. Orada üçüncü isim olan HU ile duruş yapılır. Dördüncü isim olan HAK da aynı şekilde devam edilmesi icab eden isimdir. Daha sonra beşinci isim olan HAY, altıncı isim olan KAYYUM arasını birleştirip FUAD -kalb- müzdelifesine gidilir. Bundan sonra iki harem arasında olan SIR Minesine gidilir; orada duruş yapılır ve yedinci isim olan KAHHAR okunarak mutmainne nefis kurban edilir. KAHHAR ismi yokluk kapısını açar ve küfür perdelerini kaldırır. Bu durumu Peygamber S.A. efendimizin şu Hadis-i Şerif i çok iyi anlatır:
    - “İman ve küfür arşın ötesinde birer makama sahiptirler. Ve bunlar kulla Rabbı arasında perde sayılırlar. Biri siyah, öbürü de beyazdır,”
    Bundan sonra, Kudsi ruhun başı, beşeri sıfatlardan tıraş edilir. Burada sekizinci isim okunur. Sonra, SIR haremine ginilir, burada dokuzuncu isim okunur. Bundan sonra AKİF arsasına gidilir oranın yakınlık, ünsiyet sergisinde itikafa girilir; burada onuncu isme devam edilir. Bundan sonra SAMED sıfatının tecellisi, şekilsiz benzersiz görülür. Daha sonra tavaf başlar; yedi defa yapılır. Altı teferruat ismi ile, onbirinci isme burada devam edilir. Bundan sonra yakınlık eli ile şarab içilir. Bu şarabı:
    - “Rabları onlara pak temiz olarak içirdi.” (İnsan, 21)
    Âyet-i Kerimesi bize anlatır. Burada kadeh on ikinci isimdir. Bundan sonra baki yüzden perdeler kalkar. Onun nuru ile Ona nazar kılınır. 0 âlemin şekli benzeri yoktur:
    - “0 âlemi, ne bir göz gördü, ne bir kulak işitti, ne de bir beşer kalbi hatırlamıştır.”
    Allah-ü Teâla’nın kelamı harf ve ses vasıtası ile olmaz. Beşer
    kalbinin inceliğine eremediği zevk, Allah-ü Teala’yı görme anındaki zevktir. Ve onun hitabıdır.
    Bundan sonra, kötü işler iyiliğe döner o hac işi esnasında haram olanlar helal olur. Bu işler, TEVHID esmasının tekrarı ile olur. Allah-ü TaâIa şöyle buyurur:
    - “İman edip, yarar iş yapan zümre var ya, işte Allah onların kötülüklerini iyiliğe çevirir.” (Fürkan; 70)
    Sonra; nefsani hareketlerden azad hasıl olur. Korku hüzün kalmaz.
    - “Ayık olunuz, Allah’ın Veli kullarına korku, hüzün yoktur.” (Yunus, 62)
    Meâlindeki Âyet-i Kerime, bu hali ifade eder. Allah, fazlı, kere- mi, cömertliği ile bu halleri cümlemize nasib eylesin.
    Bundan sonra, son tavaf başlar; bütün İlâhi isimlerin tekrarı ile tamamlanır. Ve asli vatana dönüş başlar. 0 asli vatan, kuds ve ahsen-i takvim âlemindedir. Bu iş, YAKîN Alemi ile ilgili, on ikinci ismin tekrarı ile olur.
    Bu teviller dilin ve aklın döndüğü miktardır. Bundan öte işlerden haber vermek mümkün olmaz. Çünkü havsala, zihin ve anlayış ötesini idrâk edemez. Bu hikmete işaret olarak Peygamber S.A. efendimiz şöyle buyurur:
    - “Öyle ilimler vardır ki, onlar gizli hazine gibi dururlar; İlâhi ilimlere vâkıf olanlardan gayrısı bilemez.”
    O ilimlerden bahsedildiği zaman, izzet sahibi kimseler inkar etmezler.
    İrfan sahibi, derinden alır, ilim sahibi yüzden... irfan sahibinin bilgisi; Allah-ü Teâla’nın sırrıdır; onun bildiğini ondan gayrısı bilmez. Bir Âyet-i Kerimede şöyle buyurulur:
    - “Onun dilediği miktar dışında, ilim hazinesinden birşey alamazlar.” (Bakara, 255)
    Alanlar ise, Nebiler ve Velilerdir. Yine buyurur:
    - “Allah en gizliyi ve sırrı bilir.” (Ta-Ha, 7)

    Yine buyurur:
    “Allah’tan başka ilâh yok.” (Bakara, 255)
    Yine buyurur:
    - “Güzel isimler Ona hastır.” (Ta-Ha, 8)
    En iyi bilen ALLAH’tır... (12)

    İşte yukarıda sıralanan iman-itikad, İlm-i Mârifet ve Allah’a ibadetin her türü, insanı Ruhen ve kalben Rabbına yaklaştırır. Bu yaklaşmaya da Allah’ın Tariki-yolu, “Tarikat-ı Muhammediye” denir. İşte Tarikatın gerçek izahı budur. İslâm’da iman-itikad konusu ve her türlü (başta zikir) ibadet, Tarikattır. Ruhu, Allah’a götüren yoldur.
    Diğerleri, tekkelerdeki Tarikatların erkânları ve benzeri kuralları; Tarikatın usulünden (aslından) değil, füruundan (yan benzeri görüntülerinden) dir. Tamamlayıcı parçalarıdır (mütemmin cüzleridir). Tarikatın aslı itikad ve ibadettir. Metafizik gerçekleri, lman gerçeklerini öğrenmek ve Rabba ibadet-hizmettir.
    Ve Rabbe sevgidir. İlâhi aşka kavuşmaktır. Allah’ı seven, Peygamberi; Peygamberi seven, Ehl-i Beyt’ini ve varisleri olan Velilerini sever. (13)
    Tarikat-ı Muhammediye, Allah’a hertürlü ibadet (14) ve sevgi, Peygambere ve mümessillerine (temsilcilerine), Mânevi varislerine sevgi, O’na biat-bağlanma, sevgi ile önünde eğilme, hizmet etme, Onun mübarek Cemaline ve Kudsi Ruhuna rabıta-irtibat kurma, zikrullah, Namaz, Oruç, Hac, Zekât, lstiğfar, Tekbir, Peygambere ve Ehl-i Beyt’ine Selavat, sevgi saygı, hizmet vb. bunların hepsi ibadettir. İman ve iman ettiği Allah’a ibadet. Başta kesin zikrullah, Hz. Muhammed’in Tarikat-ı Âliyesidir. Ondan ötesi Şeriattır İsIâm Fıkhı Hukukudur.

    -“Allah’a ve Resülüne itaat edin” (Ahzab, 33)

    “Peygambere biat eden, Allah’a biat etmiştir. Allah’ın eli onların elinin üstündedir.” (Fetih, 10)

    Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiştir. Resule biat eden, Allah’a biat etmiştir. Biatsiz itaati herkes yapar. Allah’tan başkasından korktuğundan ve menfaatından dolayı Allah’a, Resulüne ve Resulünün manevi vekiline itaat eden münafıktır. Yalancıdır. Çünkü itaat, zahiridir. Biat, hem zahiri hem kalbidir. Ruhani, batinidir. Gerçek olan gönüllü ve özgür irade ile olan biat, itaat ve ibadettir. Ötesi riyadır. Riya ise gizli şirktir.Riyakar, gizli müşriktir.
    İslâm’da başta “Biat” ve Peygamberin ruhuna “Rabıta (Kudsi Ruhu ile ilişki kurma)”. Zikir, Namaz, Oruç, Hac, Zekat vb. ibadetlerin hertürü Allah’a, insanın ruhunu yaklaştıran, Resulullah’ın Ruhani Yoludur, Tarikatıdır. Metafizik gerçekleri (İlahi mesajla bildirilen) öğrenmek ki buna mârifet (hakikati bilmek) denir. Tasavvuf büyükleri “Marifet”’e “Tasavvuf” adını vermişlerdir.

    Tasavvuf ilmi; Yani “Ledünni ilim”, Kur’an ve Peygamberin haber verdiği iman gerçeklerini öğrenmektir. Buna Tasavvuf denilmiştir. Bu konular daha önce yazmış olduğumuz “VARLIK, İSLAM’DA MEZHEPLER ve YÜKSELiŞ, GÜNAHSIZLAR, İNSANDA YÜKSELME ve MUHAMMED - ISA – ÂDEM” adlı kitaplarımızda da derinliğine işlenmiştir. (15)

    Tarikat-ı Muhammediye ile (ki Allah’a her türlü hizmet ve ibadettir) Mü’min insan, bir yandan Ruhu, Ruh-u Âzam’a (Hakikat-ı Muhammediye ve Zât-ı Akdes’e) yaklaşıyor; Mukarrebun-Sabikundan oluyor, mukarrebun olunca Hakkın Velilerinden oluyor; Hak’ka vuslat ve Hakkın sonsuz güzellik olan Cemaline aşık oluyor; Bir yandan da bu Veliler içinde istidatlı olanlar Hakkın marifetine seçiliyor, Ârif oluyor.

    Yani her Veli, Hakka vasıl ve Hak Cemâle aşık oluyor, fakat her Veli Ârif olamıyor. 0, sadece Tarikatın ürünü (neticesi) olan vuslat ve aşkı buluyor. Tarikat piri olabiliyor. Seyr-i Süluk (Hakka kavuşma yolu) yaptırmakla görevlendiriliyor.

    Bu yolda Veli olanların bir kısmı da Ledünni İlme kavuşuyor. Ledünni ilim, Ruhların buluşması ile öğrenilir.(*)Ârif Velilerin ruhlarından 0 Veli kulun Ruhuna öğretilen ilimdir. Sonra Ruh-u Âzam ile de mülakata, yani karşılıklı görüşme ya da konuşmaya geçer. O’ndan da alabilir.

    İşte bu ilme, İlm-i Hikmet, İlm-i Mârifet denir ki, bunun büyük Tarikat Pirleri Ârifler arasındaki adı: Tasavvuf’tur. Buna “İslâm Tasavvufu” denir.
    Yani iman gerçeklerini (Âmentü umdelerini) Cüz’i akılla değil de, yukarda sözünü ettiğimiz şekilde Ruh-u Âzam’dan veya O’nun büyük varisleri olan Ârif Velilerin Ruhlarından öğrenmektir. Bu öğreti 0 Ârif hayatta ise Vicahi, yani yüzyüze de olabilir. Yine hayatta olan 0 Ârifin Ruhundan Iç âlemden de alabilir. Hayatta olmayan Ârif Pirlerin Ruhlarından da öğrenilebilir. Hepsi Hakikatin meârifidir (Gerçeğin bilgisidir). Bu gerçekler Tevhid-i Zat (Allah’ın birliği), Tevhid-i Sıfat (Allah’ın Sıfatlarının birleştirilmesi), Tevhid-i Ef’al (Allah’ın fiillerinin birleştirilmesi) ve Tevhid-i Âsar (Allah’ın Eserlerinin-belirtilerinin birleştirilmesi) bilgileridir.

    Aynca Ruh-u Âzam (Hakikat-ı Muhammediye), Ruh, Melek, Cennet, Cehennem, Ulûhiyet, Rububiyet, Mahfiyyet ve Ubudiyyet sırlarını öğrenmek. Ayrıca Nübüvvet (Nebilik), Velâyet (Velilik), Kitap (kelimetullah-Allah’ın Sözleri), Risalet, Fiil bahsi (dolayısıyla takdir-kader), Allah’ın kadimliği (ezelden varolduğu) ve yalnızlığı; sonradan âlemleri neden ve nasıl ihdas ettiği (ortaya çıkardığı)... Tasavvufta kâinatın tamamı, eşya (şeyler), Allah’ın ilk belirtisi (taayyünü), Ruh-u evvel (ilk ruh), Ruh-u küll (bütüncül Ruh) olan, Allah’ın yüzünün Nuru, Hakikat-i Muhammediye’den yaratılmıştır, ademden (yokluktan) yaratılmamıştır. Zlra Zat-ı Mutlak’ın bulunmadığı biryer olmaz ki, adem den, yokluktan bir şey olsun!.. Zat-ı Mutlak, Vücud-u Mutlaktır. Vücud-u Mutlak, hem Lâ yetenahi (sonsuz, sınırsız, kenarsız) hem de Cemali nurundan yarattığı her şeyi kaplamıştır. Ayrıca yokluk diye birşey olmaz. Varlık vardır ve Var’ın kenarı olmaz. Olursa sınırlanır. Vücud-u Mutlak olan Allah’a şekil verilmiş olunur.

    “Elâ innehu bikülli şey’in muhit-Ayık olun Allah, herşeyi kaplamıştır - İhata etmiştir’. (Fussilet, 54)
    Kadim olan Vücud-u Mutlak, Zat-ı Akdes (ilkin ilki, kesin var olan çok kutsal olan Allah) Sonsuz,Sınırsız Nur olduğundan hem birdir, hem de misli olmayan Tek-Eşsiz Bir’dir.
    Vâhid ül Ahad - Tek-Bir’dir.
    Zira iki tane Sonsuz, Sınırsız var olmaz. Öyleyse Vücud-u Mutlak olan Allah, Mutlak Birdir. Vâhid-i Mutlak, yani kendisi Bir’dir. Kendisi gibi başka bir de yoktur.
    Eşyalar da birer birerdir. Ama kendileri gibi birler vardır. Yani Allah’ın birliği, rakamlardaki birler gibi değildir. Örneğin 10 rakamında 10 tane bir vardır. Başka birler de vardır. Ama Vücud-u Mutlak Allah, tek Bir’dir. Sonsuz, kenarsızdır.
    Öyleyse Allah’ın varlığı zorunlu olduğu gibi, yok’un da yok’luğu zorunludur. Yokluk olmaz. Yokun, yokluğu zorunlu olduğundan Varın da varlığı zorunludur.
    Yokluk düşünülürse; Vücud-u Mutlak, Zât-ı Akdes sınırlanmış olur. Yani sanki Allah, biryerde bitiyor. Sınırlanıyor. Ondan Öte yokluk başlıyor. Bunu kabul etmek; Vücud’u-Varı inkar olur ki Vücud-u Mutlak olan Allah’ı da inkara gider. Ve Allah tahdid edilmiş-sınırlanmış olur.
    Allah’ın bittiği yer, düşünülemez!.. Varın-Enerjinin bittiği yer olmaz. Çünkü ”Mevcud” ispatlı ise adem (yokluk) olmaz. Yani varın varlığı ispatlanınca O’na sınır düşünülemez. 0 takdirde, yani sınır düşünüldüğünde ondan öte yokluk düşünülür ki yokluk yoktur. Yokluk olmaz. Var vardır, yokluk yoktur.
    Adem, yokluk kelimesi gramerlerde vardır. Ve mevcudu, varı ispatlamak, Varın Varlığını iyice belirlemek için kullanılmıştır.
    İşte ‘Marifet”, Vücud-u Mutlak ve O’nun belirtileri olan diğer taayyünleri yani iç ve dış âlemin nasıl ve neden Ihdas edildiğini; Arşı, Lahut, Ceberut ve Nasut (cisimlerin) neden ve nasıl yapıldığını; kısacası Vücud-u Mutlaktan diğer mevcudatın nasıl zuhur ettiğini, kainatın nasıl varolduğunu (Varoluş)... Ayrıca Allah’ın zıt olan Sıfatlarının hem birlik, hem de zıtlığını; bu zıtlığın doğaya ve insana yansımasını-bundan doğan dualizmi - ikilemi ve gerçek “İlahi dialektiği” öğrenmektir. (16 )
    Dialektiğin özü, lahutidir (Allah birdir).
    ”Allah gökleri ve yeri, arasındakileri ve insanı “iki eliyle” yaratmıştır.” (17)
    Yani Vücud bir, Sıfatları ikidir. Sıfatları Celâli ve Cemâli olarak iki kategoride incelenir. Kur’an bunu 1400 yıl önce haber vermiştir. İki elden maksat: Celâl ve Cemâl Sıtatıdır.
    Hegel’in de (18) gerçek kaynağı Ku’an ve İslam Tasavvuf eserleridir. O’nun söylediklerini; Abdulkadir-i Geylâni (19), Abdülkerim-i Cîli (20), Muhyiddin-i Arabi (21) kitaplarında, daha Hegel’den 800 yıl önce çok detaylı bir şekilde açıklamışlardır.
    Dileyenler Abdülkadir Geylâni Hazretlerinin Sırrül Esrar, Abdülkerim CîIi Hazretlerinin İnsan-ı Kâmil, Muhyiddin-i Arabi Hazretlerinin Fusus ül Hikem adlı eserlerini inceleyebilirler.
    Seyyid Ahmed er Rufai, ayrıca Cüneyd-i Bağdadi (22), Sırri-i
    Sakati (23), Maruf-u Kerhi (24) ve daha birçok Tasavvufçu Anadolu Tasavvuf Divanlarında hep “Vücud bir-Eli iki (Allah’ın iki Sıfatı-Niteliği: (Celâl-Cemâl) şeklinde açıklamışlardır.


    12) Bkz. Sırrül Esrar, Seyyid Abdülkadir Geylâni, Çev. A.Akçiçek, RahmetYayın. 1968-İstanbul.
    13) Ashabından ve ümmetinden olan Velileri.
    14) “Namaz, kötülüklerden münkerden kurtarır, Zikrullah ise en büyük olandır. (Namaz ibadettir. Zikrullah, en büyük ibadettir.” (Ankebut, 45).
    ”Unuttuğun an, Rabbini zikret” (Kehf, 24)
    Zikrullah, sürekli, daimi ibadettir. 0 nedenle de en büyük ibadettir.
    15) Bkz. Varlık, 1974 - İstanbul, İslâmda Mezhepler ve Yükseliş, 1988 - İzmir,
    Günahsızlar, 1992- Malatya, İnsanda Yükselme, 1992- Malatya, Muhammed - İsa – Âdem -1993- Malatya.
    16) Clsimlerin aslı yoğunlaşmış enerji, Nur’dur.
    Ayrıntılı bilgiler için bkz. “Muhammed-Isa-Âdem”, Kâzım Yardımcı, Yardımcı Yayınlar -5
    17) Bkz. İbrahim-19, Sad-72. Âyetler.
    18) Hegel, Friedrich (1770-1831): Tanınmış Alman feylezofu.
    ”Diyalektik Mantık” sisteminin kurucusu.
    19) Seyyld Abdülkadir Geylâni: Gavs ül Âzam (1077-1165).
    Bağdat’ın “Geylan” yöresinde dünyayı şereflendirdi. Mübarek türbesi
    Bağdat’dadır. Allah’ın Kâinatı Cemâlinin Nuru, ilk ve en büyük Ruhu olan Hz. Muhammed’in Ruhunun Nurundan yarattığı... Bkz. Sırrül Esrar, Abdülkadir Geylâni, Takdim-sunuş kısmı.
    20) Abdülkerim Cîli “İnsan-ı Kâmil” isimli kitabıyla meşhur, ünlü Tasavvufçu.
    21) Muhyiddin-i Arabi ( 1165-Şam 1240) Vahdet-i Vücud (Varlık birılği konusunda ünlü birTasavvufçu). Endülüs-Tunus-Fas-Anadolu-Bağdad-Mısır-Şam’da buıundu. Bu konuda ayrıca Füsus ül Hikem adlı kitabına bakılabilir.


    22) Cüneyd-i Bağdadi: Sufilerin başkanı anlamında “Seyyidüttaife” ünvanıyla anılır. vefatı : Bağdad -910.
    23) Sırri Sakati:Cüneyd-i Bağdadi Hazretlerinin dayısı. Tevhid ilminde güçlü bir Ârif. Vefat: 865. Mübarek türbeleri Bağdad’ın Şevniziye yöresinde.
    24) Mâruf-u Kerhi vefat: Bağdad: 815. Davud-u Tai’nin müridi, Sırri-i Sakati’nin üstadı. Türbesi Dicle lrmağı kıyısında


    (*) Hz. Musa, Resul olduğu halde Resul ve Nebi olmayan Hz. Hıdır’dan İlm-i Ledün öğrenmiştir. Bu husus Kuran iıe sabittir.

    Kaynak:
    Kâzım YARDIMCI / ADIYAMAN
    İnternet sitesinde yayınlanan ''İSLÂMDA ŞERİAT VE TARİKAT'' İsimli kitabı

  4. #4
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Nerden
    makedonyalı - istanbul
    Mesaj
    96
    Rep Gücü
    0

    Cevap: Namz, Zekât ve Hac'ın Zahiri ve Batini Anlamları

    namazın iç anlamı: miraç olmalı. namazda miraç olmazsa ne olur? yani, namaz olur mu?

Benzer Konular

  1. Zekat Kimlere Verilir, Zekat Verilecek Yerler
    muhsin iyi Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-08-2012, 10:25 PM
  2. Kur'an da emredilen zekat, mezheplerin öğretisi zekat...
    halukgta Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 06-01-2012, 10:23 PM
  3. Zekat
    mopsy Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 25-08-2011, 12:42 PM
  4. Yorum: 1
    Son mesaj: 04-02-2010, 07:02 PM
  5. Zâhiri, islâmiyetin emirlerini yapmakla süslemek
    Ahrariyye Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 01-02-2010, 08:56 PM
Yukarı Çık