İnsan Hakları Küba’nın Zayıf Karnı Mı?

İnsan hakları... “İnsan hakları” başlığı 50 yıllık devrim tarihi boyunca emperyalistlerin Küba devriminin kazanımları karşısında kullanmaya çalıştıkları bir silah olageldi.
Son olarak 11 Mart 2010'da bir kınama kararı alan Avrupa Parlamentosu şu ifadeleri kullandı: “Küba’da demokratik bir siyasi rejimin kurulması için, AB kurumlarını barışçıl bir sürecin başlatılmasını koşulsuz desteklemeye sevk etmek gereklidir”.


İngiltere'sinden Fransa'sına, Almanya'sından Yunanistan'ına çok sayıda Avrupa Birliği üyesi ülkeye dair insan hakları ihlalleri raporlarla defalarca kayıt altına alındı. Bu ülkeler hakkında, işkence ve kötü muamele, işkence altında alınmış ifade ve kanıtların kullanımı, kayıplar ve devlet görevlileri tarafından kaçırılan kişiler, devlet ajanları tarafından işlenmiş suçların cezasız kalması, insan ticareti, etnik kökenleri nedeniyle eğitim haklarından yararlandırılmayan çocuklar, azınlığa mensup kadınların kısırlaştırılması ve ırkçı nefreti kışkırtmanın da aralarında bulunduğu sayısız insan hakları ihlali kaydı Uluslararası Af Örgütü'nün hazırladığı raporlarda yer aldı. Ancak aynı “dost” kuruluşun Küba'ya karşı konumlanışı gayet net iken adada bir kere dahi siyasi bir cinayet işlendiği konusunda herhangi bir açıklaması olmadı, olamadı.

20. yüzyılın başlangıcından bu yana Hiroşima'dan Irak'a yüz binlerce insanın katlinden sorumlu olan ABD'nin Kübalılara insan hakları konusunda ders vermeye çalışması da ayrı bir komedi. Washington'un utanmazlığı, ne 2003'den bu yana işgal altında tuttuğu ve binlerce sivilin ölümünden bizzat sorumlu olduğu Irak'ı hatırlamasına müsaade ediyor bu ahkâmı keserken, ne de depremden sonra yardım götürmek bahanesiyle askerlerini yığdığı Haiti'deki sivillere ateş açan Amerikan üniformalı askerleri.

Bilinmelidir ki Uluslararası Af Örgütü, hiç de Küba dostu bir kurum-kuruluş değildir. Sosyalist Küba ile ilişkileri ilk olarak 1988 yılında kesilen bu kurum, 2010 yılında da olabildiğince kötü bir ilişkiye sahip. Yani Küba'nın insan hakları konusunda ne kimseye bir gebeliği söz konusu ne de kimseden, hele hele ABD ve AB'den ders almaya ihtiyacı var.

İnsan Hakları Bağlamında Küba-AB-BM İlişkileri
AB ve ABD'nin insan hakları başlığında saldırıları yeni değil. Çok eskilere uzanmadan geriye doğru bakılırsa ilk göze çarpan tarih 2003 yılı oluyor. 2003 yılının Haziran ayında, Avrupa Birliği dönemin İspanyol hükümet başkanı Jose Maria Aznar'ın önerisiyle Küba'ya diplomatik ve siyasi yaptırımlar uygulamaya karar verdi. Gerekçeyi Küba hükümetinin vatandaşlarının insan haklarını ihlal ettiği suçlaması oluşturuyordu. Bu bahaneyle sürdürülen saldırılar 2005 yılına kadar devam etti ve Küba'ya siyasi ve ekonomik yaptırımlar uygulandı.

Ancak Küba elbette bu başlıkta kendisine yönlendirilen saldırılara karşı kayıtsız kalmadı ve benzer zeminlerde söz konusu ülkelerin ikiyüzlülüğünü ortaya koyacak manevralar geliştirdi. Bunlardan birinde Küba 2005 yılında Cenevre'deki İnsan Hakları Komisyonu'na, ABD'nin kontrolü altındaki Guantanamo üssüne orada neler olduğunu öğrenmeleri amacıyla gidilmesini talep eden bir tasarıyı sundu. Fakat bu tasarı 20 Mart 2006'da başlayan BM insan Hakları Komisyonu'nun 62. oturumunda onaylanmadı. Çünkü komisyonu oluşturan Avrupa Birliği ülkeleri, bu karar tasarısı aleyhine oy kullanarak ABD'nin işgal ettiği bu üste işlenen insan hakları ihlallerinin incelenmesini önledi. İlginç olan ise bu oturumdan sadece bir gün önce Iraklı mahkûmlara işkence yapan ABD ordusunun Ebu Garip hapishanesindeki yeni görüntülerinin basına sızmış olmasıydı. İnsan hakları ihlaline dair iç acıtan bu görüntüler Cenevre'yi pek de etkilemedi.

Aynı başlıkta AB ülkelerinden farksız bir tarafsızlığa sahip olan Birleşmiş Milletler’de 2007 Haziran ayında teknik bir düzenleme yapıldı ve ABD'nin siyasi etkisinin çok fazla olduğu BM İnsan Hakları Komisyonu'nun yerine İnsan Hakları Konseyi oluşturuldu. 47 ülkeden oluşan bu yeni konseyde ABD'nin sadece bir tane gözlemcisi bulunuyordu. Yeni yapılanmasıyla BM İnsan Hakları Konseyi, Küba’nın insan hakları ihlalleri yapmadığına ve ada üzerinde yapılan incelemelerin durdurulmasına karar verdi. Küba bu kararı tarihi bir zafer olarak nitelendirmişti.

2007 yılında Avrupa Birliği, Küba'ya dair orta ve uzun vadeli bir strateji belirleme kararı aldı. Bu kararla, AB tarihinde ilk olarak dünyada kendi coğrafyasına dâhil olmayan bir ülkeye karşı ortak bir strateji geliştirmeyi karar altına almış oldu. Kararı kınayan Avrupalı komünist partiler, AB’nin bu hamlesiyle Küba'ya özgürlük ve demokrasi getirmeyi vadeden Bush planına angaje olduğunu ilan ettiler.

Bu da açıkça gösteriyor ki Avrupa Birliği ve benzer ve bağlı kurumlar Küba'ya dair politikalarını ABD'nin eskortunda geliştiriyorlar. Küba konusunda ABD'den bağımsız tek bir adım atamamış olan AB ülkelerinin kullandıkları tek başlık ise insan hakları ve demokrasi.

Küba'nın İnsan Hakları Karnesi
2006 Ekim'inde İstanbul'da bulunan ve Küba'nın BM delegasyonu eski danışmanı olan Küba Halk İktidarı Meclisi milletvekillerinden Osvaldo Matinez “İnsan haklarını geniş anlamda, kolektif haklar anlamında düşünmek gerekiyor. Biz Küba'da insan haklarına saygılıyız. Her şeyden önce, Küba'da emek sömürüsü yok. Okuryazar oranı yüzde 100. İşsizlik yüzde 2'nin altında. Açlık yok. Eğitim, sağlık hizmetleri herkes için tamamen ücretsiz” diyerek kıtanın ve dünyanın gerçeklerini tekrar hatırlatmıştı hepimize (1).

Martinez'in de dediği gibi emperyalistler demokrasi ve insan hakları kavramlarını diledikleri darlıkta beyinlerimize yerleştiriyorlar. En güçlü oldukları alan ise silahtan ziyade medya, yani ideolojik zemin. Küba'da haberleşme ve internet kullanımı özgürlüğünün sınırlı olmasını tek başına ele alır ve bunu değerlendirirken ada çevresindeki fiber-optik kabloları sürekli olarak kesen ABD gemilerinden ve 50 yıldır devam eden ablukadan bahsetmezseniz, kendi bakış açınızın darlığına hapsolmuş olursunuz.

Ancak bedava sağlık hizmeti, barınma, eğitim, ulaşım ve toplu gıda desteği gibi geniş ölçekli sosyal hizmetlerini vatandaşlarına sağlayan yoksul bir Karayip ülkesinde yaşam kalitesinin ve insan haklarının UNDP ölçeğinde dahi çok sayıda insan haklarına saygılı AB ülkesinden daha gelişkin olduğunu görmemek için kör olmak gerekiyor. Üstelik bu haklar, zenginler ve yoksullar için farklı işleyen haklar değil.

Unutulmamalıdır ki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 30. ve son maddesi şöyledir: “Bu bildirgenin hiçbir kuralı, herhangi bir devlet, topluluk veya kişiye, burada açıklanan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan bir girişimde veya eylemde bulunma hakkını verir biçimde yorumlanamaz.”

Bu da gösteriyor ki, 11 Mart 2010'da kınama kararı alan Avrupa Parlamentosu üyelerinin açıkça dile getirdikleri “yeni siyasi rejim” talebi; yani kapitalizm, yani eşitsizlik, yani açlık, yani yoksulluk; insan hakları beyannamesinin doğasına aykırıdır ve hiçbir şekilde savunulamaz. Fidel'in 2008 Mayıs'ında ABD Başkanı Obama'nın şahsına yönelik ifade ettiği bir tavrı AB, AP ve nicelerine tekrarlamak gerekiyor: Önce kendinize bakın! (2)

Gülzerin Kızıler kaynak