Televizyonda çıkan bir reklamın “Kirlenmek güzeldir” şeklinde buyurduğu bir sloganı var.
Peehh !! Halt etmiş onu söyleyen.. Yıkanınca çıkmayan lekelerde var bu toplumda.
Kirlenme konusunda müzmin bir toplumuz , malesefki öyleyiz. Peki bunu biz mi istiyoruz? Yoksa, birilerimi kirletmek için gayret gösteriyor?
Zihinler, çevre, ilke,gelenek, görenek herşey ama herşey kirlenmekten nasibini aldı bu ülkede..
Ben en çok da ekran kirlenmesine takık durumdayım. Çünkü evlerimize destursuz giren şu televizyon nelere kâdir dostlar;
Tarlayı sürüp hasatını alan Hasan Ağa çıkmış çöpçatan programlarında “mal beyanı” yaparak kendine EŞ arıyor;

- Köyde bir tarlam, iki evim , 13 ineğim var.Evlenmek istiyorum.. Tercihim 20-25 yaş arası bayanlar

İyide amcacım sen olmuşsun 70 yaşında. Z raporunu almışsın, tezgahı kapamışsın git köyün kahvesinde ülkenin durumundan konuş, dama oyna, çay iç.
Ne işin var senin o programlarda. Sana televizyondan bu saatten sonra gönül dostu değil, kuzu postu çıkar.
Ve gariptirki bizde bu programları seyrediyoruz…
Yaşlı başlı amcalara yazık değil mi? Evlilik kriterleri insanların malı,mülkü mü olmalı?
Peki bir yastıkta kocatılacak sevgiyi nerde bulacağız?
Yemek programları, diziler, şöhret yarışmaları, magazin programları bunların hepsinin macun gibi karılarak ince dozajdan bizlere verildiğini biliyor musunuz? Birbaşka deyişle “Uyutuluyoruz !”
Tabi bu ülkede ekonomik yaşamanın en önemli kuralı “Evden çıkmamak” olunca, haliyle evde oturan ailenin de en büyük keyfide televizyon karşısında oturmak oluyor. İşte batılı ülkelerle aramızdaki kapanması zor olan FARK da burda başlıyor. Sinemaya, konsere, maça, tiyatroya, dil kursuna hatta okula parasızlık yüzünden gidemeyen gençler dizilereki mafyalara özenirken, büyüklerde dedikodu programlarının en büyük yorumcuları şekline geliyor.
Birde bu ekran kirlenmesinden bahsedildiğinde şöyle demezler mi;

- Halk bunları seyretmek istiyor


Hayır efendim sen ne verisen halk o nu alıyor.

Yahu kişi başına düşen Dizi sayısı nedir bu ülkede kuzum?
- Ayşeee, koş kız bak bu benim dizim.Yeni başladı Senin dizi ne oldu kız?
- Sorma kız ekonmik kriz yüzünden yayından kaldırdılar


Allah razı olsun !! Şu ekonomik kriz bi tek bu işe yaradı.
Ama kimileri öyle verim almış ki; aynı diziyi tekrar tekrar veriyor bünyeye.Basıyor diziyi, basıyor diziyi. Sonunda tabi bünyede kendini dizi filmlerdeymiş gibi hissediyor. Halbuki evin dışında hayat öyle değil!!!
Peki bu arada biz bunlarla mışıl mışıl uyurken arka tarafta neler oluyor ? İşte orası vahim..
Ne verirsen o nu almaya alıştırılan insanımız “Neden borcu olduğunu, neden bir tatile bile gidemediğini, neden ayda1-2 sefer bile olsun dışarda ailesiyle yemek yiyemediğini, neden çocuklarını ekenomik kaygı olmadan okutamadığını, kısacası neden “Fakir” olduğunu sorgulamak yerine, bir çuval kömüre “Eyvallah” çekiyor.
Sorgulaması gereken bir çuval kömüre bile muhtaç olması değil mi?
!!!!
Uyutulmaya çanak tutan televizyon kanalları neden bir kova su döküp bizleri uyandırmıyor peki?
“Alice harikalar diyarında”
Ama bir an önce ordan dönüp “Alice” değil “Ali“olduğunu hatırlmak zorunda.
Çocukken bende televizyon seyretmeyi çok severdim. Ama o zamanlarda sadece bir kanal vardı o da “TRT” , şimdilerde tanıyamadığımız radikal değişime uğrayan TRT.
O yıllarda Allah rahmet eylesin Adile Naşit’in “Uykudan Önce” diye bir programı vardı.
Siyah-Beyaz yayın dönemindeki o program; Haberlerden hemen sonra yayınlanır ve sanki bir kanun gibi o programı Türkiye’de seyreden her çocuk program bittiğinde yataga gönderilirdi.
Adı “Uykudan Önce” olunca öyle olmuştu :)
Çok samimi bir şekilde rahmetli çıkar çocuklara şevkatle masal anlatırdı ve masalın sonunda bu masaldan çıkarttığımız derse değinirdi. Kemikleri sızlıyordur rahmetlinin!!! Şimdi anlatılan masalları dinleseydi ne düşünürdü acaba?
Adile Naşit programı kapatırken herakşam isimler sayardı;
- Hasan, Ali, Mehmet, Veli, Ayşe,Fatma hepinizi öpüyorum kuzucuklarım.Allah rahatlık versin, iyi geceler
hergün 10-15 ismi sıralar ve iyi geceler derdi biz kuzucuklara. Nerden bilsin kadıncağız biz kuzuların koyuna döneceğini
Ama vallahi isminiz sayıldığında kuş gibi rahat uyurdunuz o gece..
O uyku saftı, güzeldi, rahatdı..
Şimdide uyuyoruz ama ayakta. Bize en güzel ninnileri söylüyorlar uyanmayalım diye.
Çok uzun zaman önce bir reçete yazmış Atatürk bu hastalığa.Ve “Gençliğe Hitabe” koymuş adını.
Lütfen içinde bulunduğunuz durumu, hayat şartlarınızı, yaşama çabanızı düşünerek tekrar, sindirerek okuyun bu reçeteyi.
Göreceksiniz ki “Muhtaç Olduğunuz Kudret” halen sizin damarlarınızda dolaşıyor” O nun asilliği sizin içinizde hep var.

Hakan DİNÇER
Yenigün Gazetesi