Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4

Parmaklıklar Ardında dizisi kızdırmış

Kültür, Sanat Kategorisi Tv Dizileri, Tv Programları Forumunda Parmaklıklar Ardında dizisi kızdırmış Konusununun içerigi kısaca ->> ATV'de yayına başlayan 'Parmaklıklar Arkasında' adlı dizi infaz koruma memurları ve cezaevinde görev yapan diğer kamu görevlilerini kızdırdı. Yargı görevlileri ...

  1. #1
    SMN
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye SMN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Nerden
    Sinop
    Mesaj
    918
    Blog Mesajları
    21
    Rep Gücü
    162

    Parmaklıklar Ardında dizisi kızdırmış

    ATV'de yayına başlayan 'Parmaklıklar Arkasında' adlı dizi infaz koruma memurları ve cezaevinde görev yapan diğer kamu görevlilerini kızdırdı. Yargı görevlileri dizinin durdurulmasını istedi.

    Tüm Yargı Mensupları Derneği Genel Başkanı Salim Çoruk, ''Parmaklıklar Arkasında'' adlı diziyle infaz koruma memurları ve cezaevinde görev yapan diğer kamu görevlileri hakkında karalama kampanyası başlatıldığını belirterek, gerek RTÜK ve gerekse yargısal mercilere başvurular yapılmak üzere çalışmalara başlandığını söyledi.

    Çoruk, yaptığı yazılı açıklamada infazın yargının son safhası olduğunu ve verilen cezanın infazının adaletin tecellisi açısından son derece önemli olduğunu kaydetti.

    İnfaz koruma memurlarına yıllardır üvey evlat muamelesi yapıldığını savunan Çoruk, infaz koruma memurlarının artık aileleri ile birlikte televizyon izlemekten de mahrum bırakıldıklarını söyledi. Çoruk, şunları kaydetti:

    ''ATV'de yayına başlayan 'Parmaklıklar Arkasında' adlı diziyle infaz koruma memurları ve cezaevinde görev yapan diğer kamu görevlileri hakkında karalama kampanyası başlatılmıştır. Bu durum ise zaten can güvenlikten yoksunluk dahil çok zor şartlarda çalışan infaz koruma memurlarını ve cezaevinde görev yapan diğer kamu görevlilerini rencide etmekte, aşağılamakta ve onurlarına dokunmaktadır. Bununla birlikte başlatılan bu karalama kampanyası, toplum nezdinde ceza infaz kurumları aleyhine bir ön yargının oluşmasına sebebiyet vermektedir.'' Çoruk, infaz koruma memurlarının adeta müebbet hapse mahkum edilmiş kişiler gibi ömürlerinin en güzel yıllarını cezaevlerinde olağanüstü zor koşullarda görev yaparak geçirdiklerini ifade ederek, toplumun görülmek istenmeyen yanları ile iç içe olduklarını kaydetti. Çoruk, şunları kaydetti: ''Mesleki sorunlarını anlatmakla bitiremeyeceğimiz Ceza İnfaz Kurumları Personelinin onuru ile oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Bu açıdan yapımcı firmayı buradan uyarıyoruz. Eleştirilere her zaman açık olmakla birlikte, Ceza İnfaz Kurumları Personelinin bu derece onursuz gösterilmesi ve küçük çıkarlar peşinde olduğu izlenimi verilmesi karşısında durmak zorunda olduğumuzu ifade etmek isteriz. Yapımcı firma ile ilgili televizyon aleyhine konu ile ilgili olarak gerek RTÜK ve gerekse yargısal mercilere gerekli başvurular yapılmak üzere, hukukçularımız tarafından çalışmalara başlanmıştır.''

    (aa)

    Dizinin Fragmanı
    [YOUTUBE]EDbXzsNh3YU[/YOUTUBE]


    Kızdırmış :( Niye kızıyorsunuz? gerçekleri anlattıgı icinmi? Ceza evlerine cep telefonlarını ,esrar eroini kuşlar getirmiyor herhalde . Belki her ceza evinde olmuyordur ama olan yerlerde dizide anlatılanların fazlası var eksiği yok.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye ErDaLL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Nerden
    SİNOP
    Mesaj
    666
    Rep Gücü
    610

    Cevap: Parmaklıklar Ardında dizisi kızdırmış

    Bende katılıyorum fazlası var eksiği yok vatani görevimi yapariken bizzat yaşadığım bir olaydan bunların hayaldeğil gercek olduğunu tanık oldum.(dizide ilgimi çeken aslında benim için sinop özlem gidermiş oldum birazda olsa )

  3. #3
    SMN
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye SMN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Nerden
    Sinop
    Mesaj
    918
    Blog Mesajları
    21
    Rep Gücü
    162

    Cevap: Parmaklıklar Ardında dizisi kızdırmış

    Sinop Cezaevi

    Sinop İli, Merkez, Kaleyazısı Mahallesi, Cumhuriyet Sokağıında hazineye ait 1 pafta, 59 ada, 54 parsel no. lu ve 10247.74 m2. Yüzölçümlü tarihi Bölge Kapalı Cezaevi ve Çocuk Islahevi, Sinop kalesinin güney batı ucunda kalan iç kale içinde yer almaktadır. Cezaevi 06 Aralık 1997 tarihinde boşaltılmış ve 02 Ağustos 1999 tarihinde Kültür Bakanlığı'na tahsis edilmiştir. Sinop Kaleleri ilk defa M.Ö. 2000'de yaşayan yerli kavim Gaşkalılar zamanında kurulmuş, Grek, Pontus, Roma, Bizans, Selçuklular ve Osmanlılar devrinde büyütülerek onarılmıştır. Iç Kale adi verilen hapishanenin bulunduğu alan ise 03 Ekim 1214 yılında Sinop'u zapteden Selçuklu Sultani Izzeddin Keykavus tarafindan, ana kalenin kuzeyden güneye inen dik bir surla kesilmesi ile meydana getirilmiştir. Enine ikinci bir duvar ile iki bölüme ayrılan iç kalenin güneyde kalan kısmı 9500 m2.'lik alanı kapsamaktadır. Sinop Hapishanesi bu alanda kurulmuştur. Surlar ve kalenin yapım şekli buranın hapishane zindan olarak kullanıldığına ilişkin kanıtlar veriyor. Hapishaneyi çevreleyen iç kale 11 adet burç ile desteklenmiştir. Burçların yükseldiği denize hakim güney beden 22 metre ve surların yüksekliği 18 metredir. 3 metre kalınlığında olan surların üzerinde iç kaleyi bir uçtan bir uca kadar gezebilme imkanı veren yollar muhafizların gezi yolu olarak kullanılmıştır. Üzerlerinde değerli tarihi bilgiler bulunan kitabeleri ile bu gün sapa sağlam ayakta duran ve eski zindan özelliğini yitirmeyen ve bazıları kullanılabilir durumda olan Burçlar bu hali ile görülmesi gerekli kültür varlıklarımızdandır. İç kaleyi oluşturan beden ve burçların yapımında Antik devir mimarisine ışık tutacak bol miktarda mimari parçalar kullanılmıştır. Duvar Selçuk Kitabelerinin yanında, bünyesinde taşıdığı mimari parçalar ile de bir açık hava müzesi görünümündedir. Arkaik devrin, mabetlerinde görülen metop parçaları klasik devirden arşitrav parçaları, iyonik sütun başlıkları, sütun kaideleri duvarlara adeta teşhir edilmek üzere konulmuş parçalar gibidir. Selçuklular zamanında tersane olarak kullanılan iç kale Osmanlılar zamanında da kullanılmış, zamanın en mükemmel harp gemileri yapılmıştır. Kültür Bakanlığına devri yapılan tarihi cezaevinin; Sosyal Etkinlikler Alanı, Galeriler, Konferans Salonu, Tanıtım Salonu, Satış Reyonu, Kafeterya gibi fonksiyonlar kazandırılarak "Kültür Kompleksi" halinde halkın hizmetine sunulması düşünülmektedir.


    Prof. Mahir AYDIN'ın Kaleminden Tarihî Sinop Kale Cezaevi
    Dünyada, cezaevinin ünüyle anılan şehirlerin sayısı çok azdır. Ama hiçbiri, Sinop Cezaevi kadar tarihsel derinliğe sahip değildir. Bunun bir çok nedeni olsa da, kentin coğrafi konumu, bunda sanırız en önemli etken olsa gerek. Çünkü Sinop, Uygarlıklar Ülkesi Anadolu'nun "yalnız kenti"dir. Orta kuşakta bulunmasına karşın, Karadeniz'e bir "kısrak başı" gibi uzanır. Bu konum ona, özel bir güzellik katarken, aynı zamanda ideal bir Koloni Kenti de yapar. İlkçağın Koloni Kentleri üzerinde, her zaman bir sis perdesi vardır. Onların tarihsel derinliğine dair elde ettiğimiz bilgiler, çok belirgin değildir. Buna karşın, kale duvarları ile korunan, daha çok küçük yerleşim alanları olduklarını görüyoruz. Ve bu ölçekte Sinop'un, MÖ. 6.500'e kadar indiğini biliyoruz. Sinop Kalesi, günümüzden 4.000 yıl önce, bölgeye egemen olan Gaskalılar tarafından yapılmıştır. Kale, kentin konumundan dolayı önemini hiç kaybetmemiş ve hatta onu, bir Kale Kent bile yapmıştır. Grek, Pontus, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar, gerekli ilaveler yaparak, onu değerlendirmişlerdir. Ama kalenin ana plandaki boyutları, MÖ. 72'de Pontus Kralı Mithridates Eupatur döneminde şekillenmiştir.

    Sinop'un Türkler tarafından alınması, 1214 yılında Anadolu Selçukluları dönemine rastlar. Sultan İzzettin Keykavus, kaleye kuzey-güney yönünde paralel bir sur ekleyerek, İç Kale'yi meydana getirmiştir. Ayrıca enine örülen bir duvar ile de, bu İç Kale ikiye bölünmüştür. Güneyde kalan ve 9.500 m²lik bu kısım, bugünkü Tarihi Sinop Cezaevi'nin kullanım alanını oluşturacaktır. Sinop Kalesi'nin bir cezaevi olarak kullanılmasına ilişkin elimizdeki en eski kayıt, 1568 tarihlidir. Bu dönemin çok sayıdaki ayaklanmalarının birinde, İbrahim ve Mehmet adlı iki suhtenin, yağmacılık suçuyla, kalede hapsedildiğini görüyoruz.

    Çeşitli tarihlerde Sinop'a uğrayan gezginler, Kale'ye değinmeden geçmemişlerdir. Örneğin Evliya Çelebi, bu kenti 1640 yılında anlatırken şu gözlemlerde bulunur: "Kale düz bir yerde kurulmuş olup, iki taraftan dalgalar döver. Dikdörtgen biçimindedir. Hapishaneyi oluşturan İç Kale, 11 adet burç ile desteklenmiştir. Burçların yüksekliği 22, duvarlarınki 18 metredir. İç Kale'yi çepeçevre kuşatan duvarlar 3 metre kalınlığında olup, muhafızlar için devriye yolu özelliğindedir." Yine Evliya Çelebi, çok renkli ama biraz abartılı üslubuyla, Sinop Cezaevi'ni şöyle anlatır: "Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkum kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar." Evliya Çelebi'nin anlattıklarında gerçek payı çoktur. Deniz kenarında olduğu halde, denizi göremeyen mahkumlara Sabahattin Ali, 1933'te şöyle seslenecektir: "Görmesen bile denizi / Yukarıya çevir yüzü." Öyle ya, burada mahkumların dünyasına dışarıdan katılan yalnızca iki şey vardı: Özgürlükten uçarak gelen martılar ve bahçe duvarında kendiliğinden açan kır çiçekleri… Çünkü o dönemde, Sinop Cezaevine "girilir, ama çıkılmaz"dı. Nemden kibritin bile yanmadığı bu mekanda, mahkumlar çürümek ve ceza sürelerini tamamlayamadan ölmekle, karşı karşıya kalırlardı.

    Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus, kalenin güneyine 5 adet burç yaptırmış ve her birine komutanlarının adlarını vermiştir. Bu burçlar, kale bir cezaevine dönüşmeden önce, zindan olarak kullanılmıştır. Kale burçlarının kendisi gibi kitabeleri de, günümüze kadar ulaşmıştır. Bu "eski zindan" yaklaşık 800 yıllık geçmişi ile, Anadolu'daki en eski kültürel varlıklarımızdan birini oluşturur. Tarihte çeşitli devletler, kendi mimari tarzını yükseltirken, önceki uygarlıkların işlenmiş taş malzemesini, amaçlarına uygun olarak kullanmışlardır. Bir örneğini İstanbul Beyazıt'taki Patrona Hamamı'nda gördüğümüz bu uygulama, doğaldır ve yadırganmamalıdır. Burada da, İç Kale'nin duvar ve burçlarının yapımında, Selçuklu öncesine ait uygarlıkların taş malzemesi kullanılmıştır. Üzerlerinde Grekçe ve Latince yazıların okunabildiği bu taşlar, kendi dönemlerinin önemli "tarih kayıtları" olarak karşımızda durmaktadır. Çeşitli sütun başlıkları ve kesme taşlardan oluşan bu parçalar, Selçuklu mimarisinin katkılarıyla birlikte, daha da önem kazanmaktadır.

    Uzun süre tersane ve zindan olarak kullanılan İç Kale, 1887 yılında Cezaevi'ne dönüşmüştür. Bu konuda İstanbul'dan görevlendirilen Sinop Mutasarrıfı Veysel Paşa, amaca uygun olarak, önemli düzenlemeler yapmıştır. Buna göre, iki kat üzerine, kesme taştan ve sık pencereli olarak yapılan cezaevi, "U" biçiminde tasarlanmıştır. Ayrıca, mahkumlar tarafından kullanılmak amacıyla tek kubbeli bir hamam yapılmıştır. Tarihi Sinop Cezaevi'nin "konuk" listesi, her dönemde kabarık olmuştur. Konuklar arasında, 1713'te Kırım Hanı Devlet Giray'dan başlayıp, 1932'de Sabahattin Ali'ye kadar, bir çok ünlüyü sayabiliriz. Farklı milliyet ve bölgeden gelen mahkumlar nedeniyle cezaevi, deyim yerindeyse "Nuh'un Gemisi"ni andırıyordu. Buna, Sinop'ta zorunlu ikamete tabi tutulanlar dahil değildir.

    Kaçmanın imkansız olduğu bu cezaevinde, geçen yüzyılın başında güzel bir uygulama başlatılmıştır. Mahkumlara el sanatları öğretilmiş ve marangozluk, kuyumculuk ve oymacılık gibi sanatlarla, üretime yöneltilmiştir. Böylece üretilen eşyalar dışarıya satıldığı gibi, mahkumlar da el emeklerinin karşılığını almıştır. Daha da önemlisi, "zaman yükü"nün ağırlığı hafifletilmiştir.

    Cezaevinin girişi, geniş merdivenli ve rahat bir plana sahiptir. Sırtını batı duvarına vermiş avluya açık olan binada 28 oda vardır. Yakınında aynı yüzyıla ait taş hamam bulunmaktadır. Küçük fakat sevimli bir mimarisi olan hamam, orijinal özelliğini aynen korumaktadır. Hamamın girişinde ılıklık ve ona bitişik 5 adet kurnası bulunmaktadır. Sonradan yapılan değişimle, kurna sayısı 7'ye çıkarılmıştır. Dikdörtgen planlı ve tonoz kubbeli bir sıcaklık bölümü bulunmaktadır. Kubbenin küçük cam pencerelerinden aydınlanan, sıcaklık kısmında göbek taşı yoktur. Alt katta, zeminden aşağıya merdivenle inilen ve kesme taşlı kapısı olan külhan bulunmaktadır. Cezaevinin, duvarla ikiye ayrılan İç Kale'nin kuzeyindeki bölmede, 1939 yılında 2 katlı ve 9 koğuşlu, ikinci bir taş bina yapılmıştır. Çocuk Cezaevi olarak kullanılan bu binanın mimarisi, eskisine uygundur. Ama 1996'da "E-Tipi Kapalı Cezaevi"nin yapılmasıyla, Sinop'taki hükümlü ve tutuklular buraya taşınmıştır.

    Bugün Tarihi Sinop Cezaevi, artık bir turistik gezi alandır ve geçmişte yaşadıklarından uzaktadır. Ve yüzyılların yükünü üzerinden atmak istercesine, olanlara kayıtsız. Yalnızca, hayret dolu bakışlarla, kendini tanımaya çalışan turistleri ağırlıyor. Bu haliyle, mutlu da görünüyor. Bizim bu konuda bir çabamız var. Fransa'nın Bastil Hapishanesi'nden çok daha eski olan Tarihi Sinop Cezaevi'ne, UNESCO'nun koruması altında, "Dünya Mirası" kimliği kazandırmak. Bu konuda bize katılır mısınız?
    Bu Bölüm 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof.Dr Mahir AYDIN Tarafından Kaleme Alınmıştır.
    Edebiyatta Sinop Cezaevi
    "... Uzun zamanlar deniz kenarında ve surlar içindeki bir hapishanede kaldım. Kalın duvarlara vuran suların sesi taş oralarda çınlar ve uzak yolculuklara çağırırdı. Tüylerinden sular damlayarak surların arkasında yükseliveren deniz kuşları demir parmaklıklara hayretle gözlerini kırparak bakarlar ve hemen uzaklaşırlardı." diyen Sebahattin Ali, "Duvar" isimli öyküsünde Sinop Cezaevini anlatır. Pekçok ünlünün yattığı cezaevi, kimi zaman öykülere, çoğu kez burada yatanların daha sonra yazdıkları anılarına ve pekçok şiire konu olmuştur. Sebahattin Ali 1936 yılında yazdığı bu öyküsünde tutukluluk günlerine geri döner : "... Fakat benim kaldığım hapishanede her şey, her ses hürriyeti gözlerin önüne kadar getirmek, sonra birdenbire çekip götürmek için yapılmış gibiydi. Surların üstünde büyüyen ufak ufak ağaçlar, yosunlu taşlardan aşağı sarkan sarı çiçekler, bir bahar havası içinde eli kolu bağlı olmanın bütün acılarını içime dökerdi. Uçsuz bucaksız gökte bir kuğu gibi ağır ağır yüzen bulutlar benden bir teselliyi: unutmayı alırlardı..." Duvar, Sebahattin Ali'ye kır saçlı bir mahkumun anlattığı "yarı kalmış bir firar hikayesi"dir. Yazar ayrıca o dönemde yazdığı şiirlerini "Hapishane Şarkısı" başlığı atında toplamıştır. Refik Halid KARAY'ın "Memleket Hikayeleri" adlı kitabında yer alan "Şaka" adlı öykü de 1915 Sinop'unda geçer. "... Kepenkleri yarı kaldırılmış loş meyhaneleri, müşterisiz boş dükkanları, sessiz uykulu evleriyle gündüzler hakeketsiz, şamatasız duran... akşama doğru meydana balık sergileri kurulduktan sonra istiridye işportaları dizildikten sonra halk ve uğultu ile..." dolan Sinop'ta "... havası, suyu, yemeği istekler uyandıran bu memlekette kadınsızlıktan sızlanan..." üç arkadaşın öyküsüdür bu. Ahmet Bedevi KURAN da burasıyla ilgili anılarına "Meşrutiyet Zamanının Fizanı Sinop" başlığı ile başlar. 1913 yılında Sinop'a sürülen Refii Cevad "Sayılı Fırtınalar" adlı romanında bir af sonucu Sinop Cezaevinden çıkanlara yer vermiş ve şöyle anlatmıştır: "... Memleketin ceza tarihinde ayrı bir ehemmiyeti haiz olan Sinop zindanı kalebendlerin ilk merhalesiydi. Burada sükunet bulmayanlar Bodrum Kalesi'ne, orada da azgınlığa devam edenler Payas'a sevkedilirdi... 1914-1918 harbinde bu kanlı katillerden bir alay teşkil edildi. Bütün zindanlar boşaltıldı ve içerdekiler, meşhur Sinop'ta bulunuyorduk. Mahkumların sevk edileceği haberi üzerine zindanın cümle kapısına biz de yığıldık..." 10 yıl Sinop Cezaevinde yatan Kerim KORCAN kızına yazdığı şiirde Sinop'u anlatmıştır:
    "... İşte sürgünler cehennemi olarak
    Ün yapmış Sinop bu
    Nelerin gelip
    Deve kervanları misali
    Nelerin göçtüğünü
    Surlardan kalelerden
    Ve genç pehlivanlar gibi
    Dirice köprüye yatmış
    Kemerlerden ibretle oku
    Martılar
    Çığlık çığlığa uçuşurken
    Karadeniz asırlarca
    Ağır toplarıyla döğmüş döğmüş kıyılarını ..."
    Kerim KORCAN "İdamlıklar" adlı öykü kitabında Sinop'un ve cezaevinin fiziksel koşullarına değinmekle birlikte daha çok idam mahkumlarının dışardaki ve içerdeki yaşantıları ile psikolojik durumları üzerinde durmuştur. Sinop Cezaevinde geçen "Linç" adlı romanında ise cezaevi dekorunda Türkiye'nin toplumsal yapısına da yer verir. 1967 yılında tamamladığı romanında KORCAN, Arap Kadir'in onur mücadelesini anlatmaktadır. Zeyyat SELİMOĞLU da "Kırık" adlı öyküsünde, toprak sorunu yüzünden komşusunu vurup hapse düşen Rizeli denizci Deli Tahsin'i anlatır. Öykü, 10 yılını Sinop Cezaevinde geçirecek olan bir denizcinin psikolojisini yansıtır. Sinop, Cezaevi ve burada cezasını çeken insanlar hakkında bilgi vermesi açısından tüm bu eserler son derece önemlidir. Burda yazılanlardan haric irili ufaklı birçok Sinop cezaevini anlatan eser bulunmaktadır..

    Sinop Cezaevinde Yatan Ünlüler

    Refik Halit Karay : 12 Haziran 1913'de Mahmut Şevket Paşa'nın öldürülmesi ile başlayan ve bu suikasti takiben "İttihat ve Terakki karşıtı" olması sebebiyle İstanbul dışına sürülüyor. 1913 - 1918 yılları arasını Sinop, Çorum, Ankara ve Bilecik'te geçiriyor.
    Mustafa Suphi : İttihatçı rejimin hak düşmanı niteliğini haksız savaş yaklaşımlarını eleştiren yazıları nedeniyle Şevket Paşanın öldürülmesi bahane edilerek 1913 yılında 15 yıl mahkumiyetle Sinop'a sürülüyor. 1914 yılında bir kayıkla Rusya'ya kaçmıştır.
    Ahmet Bedevi Kuran : 1884 - 1966 yılları arasında yaşamıştır. 1913'de önce Bodrum'a daha sonra Sinop'a sürülmüş, buradan Sivastopol'a kaçmıştır.
    Refii Cevat : 1890 - 1968 yıllarında yaşamıştır. Alemdar gazetesindeki yazıları sebebiyle 1913'de Sinop'a sürülmüştür.
    Hüseyin Hilmi : 1910 yılında Osmanlı Sosyalist Fırkası kurucuları arasında yer alan Hüseyin Hilmi 1913'de Sinop'a daha sonra Çorum ve Bâla'ya sürülür. 1923 yılında öldürülür.
    Burhan Felek : Çok kısa bir süre Sinop'ta sürgün kalmıştır.
    Osman Cemal Kaygılı : 1913 sürgünlerindedir.
    Celal Zühtü Benneci : (Teyyareci Celal)
    Sebahattin Ali : 26 Aralık 1932 - 29 Ekim 1933 yılları arasında önce Konya sonra Sinop Cezaevinde tutuklu olarak kaldı.

    Aldırma Gönül
    Başın öne eğilmesin
    Aldırma gönül, aldırma
    Ağladığın duyulmasın,
    Aldırma gönül, aldırma

    Dışarda deli dalgalar
    Gelip duvarları yalar;
    Seni bu sesler oyalar,
    Aldırma gönül, aldırma

    Görmesen bile denizi,
    Yukarıya çevir gözü:
    Deniz gibidir gökyüzü;
    Aldırma gönül, aldırma

    Dertlerin kalkınca şaha
    Bir sitem yolla Allaha
    Görecek günler var daha;
    Aldırma gönül, aldırma

    Kurşun ata ata biter
    Yollar gide gide biter;
    Ceza yata yata biter;
    Aldırma gönül, aldırma

    Sabahattin Ali

    Kerim Korcan : 1918 doğumlu - 1938 Harp Okulu davası sonucu 10 yıl Sinop Cezaevinde kalmıştır.
    Osman Deniz : Talat Aydemir hareketindeki önemli isimlerden biridir. Kurmay Yarbaylık görevini sürdürürken 22 Şubat 1962 olaylarına karışması nedeniyle emekliye çıkarılır. 21 Mayıs 1963 eyleminde öncülük yaptığı gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırılır. Cezası müebbete çevrilerek 26.06.1964'te kesinleşen cezası nedeniyle Sinop'a gönderilmiş, 1974 affında çıkmıştır.
    </B>Zekeriya Sertel : Gazeteci yazar 1925 yılında Resimli Ay dergisindeki yazılarından ötürü İstiklâl Mahkemesi tarafından üç yıl süreyle Sinop'a sürgün edilmiştir.
    Nazım Hikmet ve Necip Fazıl'ın da Sinop Cezaevinde kaldığı söylenmekle birlikte bu konuda kesin bir belge yoktur.

    Zindandan Mehmete Mektup

    Zindan iki hece. Mehmed'im lafta!
    Baba katiliyle baban bir safta!
    Bir de geri adam, boynunda yafta...
    Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
    Kavuşmak mı?.. Belki... Daha ölmedim!

    Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
    Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
    Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
    Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak
    Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!

    Bir alem ki, gökler boru içinde.
    Akıl almazların zoru içinde
    Üstüste sorular soru içinde.
    Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
    Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

    Bir idamlık Ali vardı, asıldı
    Kaydını düştüler, mühür basıldı.
    Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı
    Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
    Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

    Müdür bey dert dinler, bugün "maruzat"!
    Çatık kaş... Hükümet dedikleri zat...
    Beni Allah tutmuş kim eder azat?
    Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem...
    Anlamaz! ruhuma geçti bilekçem!

    Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil
    Sayım var, maltada hizaya dizil!
    Tek yekün içinde yazıl ve çizil!
    Insanlar zindanda birer kemmiyet;
    Urbalarla kemik, mintanlarla et.

    Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat;
    Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
    Yalnız seccademin yönünde şefkat
    Beni kimsecikler okşamaz madem
    Öp beni alnımdan, sen seccadem!

    Çaycı getir ilaç kokulu çaydan!
    Dakika düşelim, senelik paydan!
    Zindanda dakika farksız aydan
    Karıştır çayını zaman erisin
    Köpük köpük, duman duman erisin!
    Peykeler, duvara mıhlı peykeler
    Duvarda, başlardan yağlı lekeler
    Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
    Duvar, katil duvar yolumu biçtin
    Kanla dolu sünger... Beynimi içtin

    Sükut... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar
    Tek nokta seçemez dünyada nazar
    Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
    Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz?
    Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

    Ses demir, su demir ve ekmek demir...
    Istersen demirde muhali kemir.
    Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
    Garip pencerecik, küçük daracık;
    Dünyaya kapalı, Allah'a açık

    Dua, dua eller karıncalanmış;
    Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış
    Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış
    Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu
    Iplik ki incecik, örer boşluğu
    Ana rahmi zahir, şu bizim koğuş
    Karanlığında nur, yeniden doğuş...
    Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!
    Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
    Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

    Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
    Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
    Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
    Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
    Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir

    Necip Fazıl Kısakürek



  4. #4
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye ErDaLL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Nerden
    SİNOP
    Mesaj
    666
    Rep Gücü
    610

    Cevap: Parmaklıklar Ardında dizisi kızdırmış

    emeğine sağlık mora cezaevimiz meşurdu şimdi film ve dizilerle ününe ün katıyor.

Benzer Konular

  1. Maddenin ardında büyük bir sır mı saklı?
    ahmetsecer Tarafından Bilim ve Astronomi Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-04-2010, 05:30 PM
  2. Aşk-ı Memnu Dizisi
    ankya Tarafından Tv Dizileri, Tv Programları Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 17-12-2009, 02:17 PM
  3. Öldüren virüsün ardında ABD var
    YukseLL Tarafından Komplo Teorileri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 06-12-2009, 10:47 AM
  4. 13 Rakamının Uğursuzluğunun Ardında Neler Yatıyor?
    mrs.x.ray Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 16-06-2008, 05:55 PM
  5. En populer Tv dizisi
    sibel Tarafından Tv Dizileri, Tv Programları Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 28-10-2006, 06:57 PM
Yukarı Çık