Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 Toplam: 5

Konu: Heykelcilik

  1. #1
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Heykelcilik

    Mısır heykel sanatı

    Kültür alanında otuz yüzyıl boyunca süreklilik gösteren Mısır’da heykeltıraşlar ağaç, granit, bazalt, profir gibi dayanıklı malzemeler kullandılar. Tapınakların ve mezar anıtlarının iç ve dış cephelerini heykeller ve rölyeflerle süslemişlerdir.

    Mısır’da heykelcilikte zaman içinde gelişen bir üslupçuluk söz konusudur. Bu üsluplaşma özellikle figürlerin duruşlarında ve vücudu kaplayan kumaşların yapımında kendini gösterir. Figürler genel olarak durgun ve hareketsizdir. Frontal duruş hâkimdir. Ayakta duran figürlerde, vücut ağırlığı iki bacağa eşit olarak dağıtılır. Heykelin ortasından bir çizgi çekilirse iki eşit parça elde edilir. Kollar vücuda yapışık şekilde aşağıya sarkar, eller yumruk şeklindedir.
    Mısır heykelcileri çok büyük ve sert taşlar yontuyorlardı. Bu durum onları çalışmalarında sadeleşme yapmaya yöneltti. Dolayısıyla heykellerde adale, kas gibi detaylar görülmezken, yüzlerde de ifade de yoktur. Yalnızca mezarlara, dini inançlar gereği konan heykeller, ölünün ruhuna ev sahipliği yapacağından sahibine benzemesi zorunluluğu taşır.
    Kral heykelleri sert taşlardan yapılırken, yumuşak taşlardan ve ağaçtan yapılan prens, rahip ve memur heykelleri bulunur.
    Yeni imparatorluk döneminin en güzel eser, Amerna şehrinde bulunan Kraliçe Nefertiti'ye ait olan büsttür. Sanatçısı bir yanda geleneğe bağlı kalmaya çalışırken, bir yandan da modelinin şahsi özelliklerini betimlemeye çalışır. Gize piramidinin yanında bulunan Sfenks heykeli ise eski krallığın krallarından olan Kefren’nin portresini taşır.
    Rölyefler daha çok tapınak ve mezarların duvarlarını süsler. Mısır rölyefleri daima bir olayı anlatır. Rölyeflerde baş, kollar, ayaklar, bacaklar ve gövde profilden; gözler ve omuzlar ise cepheden gösterilir.

    Yunan heykel sanatı

    Yunan heykelinde, kişisel özellikler değil, ortak ideal tip önemlidir. İdeal yüzler, ideal ölçülere uygun insan vücutları Yunan heykelinin başlıca özelliğidir. Başlangıçta kil, taş fildişi, kemik ve tunç gibi malzemelerden ilkel heykelcikler ortaya koyan Yunan heykelcileri zaman içerisinde bunu geliştirmişlerdir. Heykel sanatının gelişmesine ve anıtsal heykeltıraşlığın ortaya çıkmasının nedenleri arasında olimpiyatlarda başarı kazanan atletlerin heykellerinin dikilmesi geleneği, gelişen mimariye bağlı olarak, tapınakların taştan yapılması ve bunların iç ve dış cephelerinin, kabartmalarla süslenmesi sayılabilir.
    Yunan heykeli karşıtlıklar ve bunun yarattığı dinamizm üzerine kuruludur. Baş başka, kollar ve bacaklar başka başka yönlere bakarlar. Bu durum gösteriyor ki Yunan heykelcisi vücut nüansları üzerinde çalışmıştır.
    Yunan heykelcileri örtü altından hissedilen gövdenin formunu ortay çıkarmanın çekiciliğini fark etmişlerdir. Bundan dolayı, gizlerken göstermek yunan heykelciliğinde bir motif olmuştur.
    M.Ö. 7. ve 6. yy.da iki büyük heykeltıraşlık ekolü görülür:
    •Girit Pelepones
    •İyonya
    Yunan heykelciliği üç bölümde incelenebilir: •Antik Çağ (m.ö. 490–460) •Klasik Çağ •Helenistik Devir (m.ö. 330–30)

    Antik çağ

    Bu dönemden itibaren vücudun ağırlığının bir bacak üstüne verildiği, böylelikle frontal duruşun değiştiği görülür. Bu yeni duruşun gelişmiş örneğine Olimpiya Zeus tapınağında rastlanır.xzxzx


    Klasik çağ

    Bu dönem Panteon tapınağının içinde bulunan altın, fildişi Athena heykelini yapan heykeltıraş Fidyas ile en parlak çağına ulaşmıştır. Bu heykel kaybolmuştur. Günümüze kalan ise zamanında Romalıların yaptığı kopyadır. Sanatçı en çok tanrı heykelleri yapmıştır.


    Helenistik çağ

    Bu dönemde portrecilik gelişmiştir. Özellikle devlet adamlarının portreleri yapılmıştır. Bunlar arasında Büyük İskender portreleri ve bunların sanatçısı Lisppos öne çıkar. Sanatçı o zamana kadar uygulanmakta olan oranlar sistemini değiştirmiştir. Baş küçülmüş, gövde uzamış, baş vücudun 1/6’i olmuştur.


    Roma heykel sanatı


    Romalılar bu alanda yaratıcılık gösterememişlerdir. Yunanistandan heykeller getirtmişler ve bunları kopyalayarak çoğaltmışlardır. Buna karşılık portrecilikte başarı göstemişlerdir. Bu durum dini geleneklerle bağlantılıdır. Roma geleneklerine göre ölen bir kişinin yüzünün balmumundan kalıbı alınır ve cenazeden sonra evin bir köşesinde saklanırdı. Özellikle cumhuriyet döneminde portrecilik çok gelişmiştir. Bu dönemde oldukça gerçekçi bir üslupla yapılan portrelerde; her türlü yüz ifadesi ve şahsi özellikler başarıyla işlenmiştir.
    Romalılar zaferle döndükleri seferler sonarsında, kazandıkları başarıları simgeleyen anıtlar dikmeyi adet edinmişlerdir. Belirli zaman ve yerde gerçekleşen olayları anlatan kabartmalarla üslü bu anıtların en önemlileri Augustos döneminde Roma’da yapılmış olan barış sunağında bulunur. Bir diğer önemli anıtsa İstanbul Sultanahmet meydanındaki Teodesius obeliskidir (m.ö. 4yy.). bu anıtın kaide kısmında imparator maiyetiyle beraber hipodrom locasında görülür. Kabartmanın merkezinde imparator bulunurken, diğer figürler imparatora yakınlıklarına derecelerine göre yerleştirilmiştir.

    Heykelcilikte usul ve teknikler


    Heykelci hem çizici hem de uygulayıcıdır. Heykelcilerin bazıları sadece ellerine verilen şekilleri ya oyarlar veya dökerler. Heykelcilikte; oyma, biçimleme, inşa ve birleştirme, döküm, bitirme gibi teknikler vardır.
    Yontma Heykelci tek parça bir kütleyi istenen düzen içinde şekillendirir. Taş ve ahsap heykelcilikte bu usul kullanılır. Modelleme Şekillendirilebilir heykel malzemelerinin elle ya da çeşitli aletlerle biçimlendirilmesi. Bunların maddesi kil, balmumu ve alcidir. Birleştirme Önceden şekillendirilmiş malzeme ve parçaların usulüne uygun olarak biraraya getirilmesidir.Birleştirme heykelcilikte, kumas, sac, cita, kalas, formika, cam, ip, metal borular vb. maddeler kullanılır. Döküm Kil, balmumu gibi ara malzemeyle yapılan heykellerin çeşiltli döküm teknikleri kullanılarak; bronz gibi dayanıklı malzemeyle dökülmesidir. Bitirme işi Bitmiş heykelleri perdahlama, cilalama, boyama ve yaldizlama gibi uygulamaların yapılmasına denir.
    Günümüzde heykel ve heykelcilik İnsanların heykellere tapmaya başlamasından sonra, heykelcilik bir sanat ve ticaret metaı olmuştur. Yüzyıllarca insanlar, her çeşit malzeme ve maddelerden heykeller yapmışlar ve hatta bunları başkalarına satarak geçimlerini temin etmek yolunu tutmuşlardır. Arkeolojik kazılarda, çeşitli yörelerde bol miktarda bulunup müzelere konan heykeller bunu ispatlamaktadır. Bilhassa mermerden yapılan heykeller, günümüze kadar sanat özelliklerini korumuşlardır.

    Avrupa'da başlayan Rönesanshareketi ile heykelcilik ayrı bir önem kazanmış, Michelangelo bu devirde yetişen heykeltraşların en meşhuru olmuştur. Bu zamandaki heykellerin yapımı, süsleme sanatı ile birlikte gelişmiştir. Ayrıca heykeller, simsir, ihlamur, mese ve ceviz gibi sert ağaçlar oyularak çok çeşitli ölçülerde yapılmıştır. Taştan yapılan heykellerin kırılması çabuk olduğundan, eski zamanlardan beri, mermer kullanılması daha yaygındır ve daha çok tercih edilmiştir. Zamanımızdaki heykeltraslar tarafından ekseriya mermer, bronz, tunc gibi kırılma tehlikesi daha az olan ve dayanıklılığı bulunan malzemeler kullanılmaktadır. Bunların yanında fildisinden heykel yapmak, eskiden olduğu gibi günümüzde de biblo şeklinde devam etmektedir

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  2. #2
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Heykelde Romantizm

    Kuşaklar boyunca, sanat tarihinin pek az bölümü Romantik çağ heykeli kadar uzmanlar tarafından değeri bilinmemiş ve yüzüstü bırakılmıştır. Heykel sanatı yıllarca, en iyi durumlarda bile teknik planda ilgi konusu yapılarak, donmuş bir dekoratif-'sanat ile duygusallık dolu kitsch (bayağı beğeni) arasına yerleştirildi.

    Büyük tarihsel konuları işleyen nice mermer ya da bronz heykel grupları, Londra, Paris ve Viyana'daki uluslararası sergilerde ya da sergi salonlarında ve değişik estetik akımların göz kamaştırıcı sergilerinde olay yaratan nice alçı heykel müzelerin depolarına gömüldü. Sanat tarihçileri ve kolleksiyoncular, bu nesnelerin bir gün eleştirel ve bilimsel bir incelemeye lâyık olabileceklerini pek ender düşünmüşlerdir.

    Bir romantik mimari tanımlaması yapmanın güçlüğü, ama buna karşın "Romantik Dönem" mimarisinden söz etmenin daha doğru olacağı bilinen bir şey. Fakat bir romantik heykelden söz edilebilir mi? Bir romantik müzik ya da resim gibi bir romantik heykel var mıdır?

    Romantik dönemde heykel, tam anlamıyla özerk olan müzikten, ya da betimleme sanatında meydana gelen barok patlamasından sonra sınırları kesinlikle belli bir yüzeye giderek kapanan resimden tamamen farklı bir biçimde gelişti. Klasik çağda heykel için herhangi bir özerklik söz konusu değildi. Ama bazı temel düşünceleri inceleyecek olursak durumu daha iyi kavrayabiliriz.

    Değişik sorunlar söz konusu. Örneğin bir "ilerleme" kavramı var. XIX. yüzyıla özgü niteliklerden biri olan ilerlemeye inanç, doğal olarak, madeni yapı kafeslerinin de tanıklık ettiği gibi, mimari alanına ve aynı şekilde heykel alanına aktarılmıştır. Sanat tarihçisi Gerhard Evers romantik heykel konusunda kabul ettiğimiz, ama günümüzde de anlam bulanıklığını sürdüren yargıya ilişkin olarak bazı temel öğeleri kesin olarak açıklayan tutarlı bir sonuç çıkarmıştır buradan: "Batı'da, 1500-1900 yılları arasında uzanan çağcıl zamanlarda, sanatın doğayı gözlemlemek ve onu sanat yapıtında yeniden üretmek gereksiniminden doğduğu bilinen bir gerçek; optik plânda az-çok kavranılabilecek ya da görülebilecek ve renk ya da taş sayesinde teknik olarak yeniden üretilebilecek şeyin kesin sınırlarına XVII. yüzyılda ulaşıldığını da biliyoruz: Örneğin, fotoğraf kadar aslına sadık olan Hollanda ev içi resimlerinde, ya da Bernin ve öğrencilerinin mermer heykellerinde görüldüğü gibi.

    Hiçbir XIX. yüzyıl sanatçısı söz konusu çağın sanatçılarının teknik ustalığına sahip değildi ve sanat, o zamandan bu yana, sürekli olarak farklı, sürekli olarak yeni ve yaratıcı olabiliyordu, ama artık ilerleyemiyordu." Demek ki artık ilerleme sanat alanında değil, ama doğa bilimleri, tarihsel doğruluk, toplumsal koşullar ya da yapay ürünlerin teknolojisi gibi sanata az ya da çok bağlı alanlarda aranıyordu. Kitle üretimine olanak sağlayan galvanoplasti benzeri bazı buluşlar heykel için büyük bir önem kazandılar ama onu büyük ölçüde değiştiremediler. Nihayet plastik maddelerin ortaya çıkmasıyla XX. yüzyılda bu donmuş durum değişmeye başladı. Çağdaş heykel sanatını bu yeni malzemeler olmaksızın düşünmek olanaksızdır.

    Demek ki, bir yandan XX. yüzyılın reddettiği tatmin olmamış ilerlemeye inanç söz konusu. Öte yandan, romantik heykeli, sürekli olarak XX. yüzyılın estetik ilkelerine göre, yani büsbütün yetersiz yargı ölçütlerine ve sınıflandırma yöntemlerine göre, klasisizm ile tarihselcilik (Phistoricisme) arasında tanımlama eğilimi söz konusu. Bunu harekete geçiren özel güçleri ve ortaya koyduğu temel sorunları dikkate almak ya da anlamak zahmetine pek ender olarak girilmiştir.

    Bu dönemin heykel sanatının temel öğesi insan vücududur. Öykünülmez güzellik ve aydınlığıyla ilkçağ sanatından miras alınan insan heykeli, bir katkısız idea durumuna gelmişti. Aslında, XX. yüzyıl sanat kuramı, gerçekten, bu yapıtlarda hangi güçlerin ve hangi etkenlerin söz konusu olduğunu anlamak yerine İlkçağ örneklerinin öykünülmesinden söz ederek temel bir yargı yanlışı yapmıştır: Oysa, romantiklerin bu en büyük esin kaynakları hiçbir durumda İlkçağ'ın bir öykünülmesi gibi yaşanmış olmayıp, tersine en iyi örneklerde "mış gibi"nin değerine sahipti. Aynı şekilde, Goethe Iphigenia'da "Ruhumun aradığı Grek ülkeleri" der, aynı şekilde Hölderlin'in Hyperion'u yeni bir Grek idealini çok yalın bir şekilde dile getirir, yine aynı şekilde, bu çağın heykel sanatı, Parthenon'un ve Aegina tapınağının alınlık heykelleri gibi aslında yalnızca bazı Avrupa anakentinde ve bazı hükümdar koleksiyonlarında bulunan Grek heykellerini öykünmemişlerdir.

    Heykeltraşlar ve onlarla birlikte estet topluluğu bu yönelimlere karşı tam anlamıyla romantik bir tepki göstermişlerdir: Kopya ederek ya da öykünerek değil, ama bu idealleştirilmiş, kutsallaştırılmış Grek kültürüne olan tutkularını çağcıl bir bağlama aktararak yeni bir Greklik ideali yaratmışlardır. Örneğin, bir Karl Friedrich von Schinkel'in mimarlıkta kutsallaştırdığı, "aziz"leştirdiği düşüncede bulunan aynı güçler romantik heykelin gelişmesini de koşullandırmışlardır.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  3. #3
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Heykelcilik de Kültürel Yasam

    1930'lardan itibaren ivme kazanan sanat ve kültür atılımları programı dahilinde; 19. yüzyıl sonunda öğretime başlayan ve o zamanki adı "Sanayi-i Nefise Mektebi" olan Güzel Sanatlar Akademisi 1936'da revize edilmiş ve Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanmıştır. Akademinin resim bölümü başkanlığını 1949-1950 yıllları arasında Fransız Ressam Leopold Levy yürütmüştür. Nitekim D Grubu'ndan sonra Türk resim tarihi içindeki en önemli topluluk Levy'nin öğrencileri tarafından kurulan "Yeniler Grubu" olmuştur. Sergi etkinliklerini 1955'lere kadar sürdüren grup, önceleri toplumsal içerikli konulara ağırlık vermişse de kısa bir süre sonra toplumsal gerçekçi anlatım biçiminden uzaklaşmıştır.
    Batı sanat akımlarının daha yakından izlenmeye başlandığı 1950'lerde Türk resim sanatındaki ilk soyut denemeler ortaya çıkmış ve kısa sürede çok sayıda sanatçı soyut resme yönelmiştir. Bunlar arasında Adnan Çoker, Lütfü Günay, Şemsi Arel, Abidin Elderoğlu ve Sabri Berkel hat sanatı ve kaligrafi aracılığı ile soyut biçime geleneksel bir tat ve hava kazandırmaya çalışmışlardır. 1960 ve 1970'lerde; figüratif sanatın en önemli savunucularından Neşet Günal'ın toplumsal içerikli tuvalleri, Devrim Erbil'in minyatürü anımsatan görünümleri, Cihat Burak'ın halk sanatından izler taşıyan bezemesel nitelikli resimleri, Orhan Peker'in lekeci bir yaklaşımla oluşturduğu hayvan resimleri ve bozkır görünümleri figüratif eğilimin çeşitliliğini gösteren örnekler olmuşlardır. 1970'lerden başlayarak Türk resminde soyut-figüratif ve evrensel-yerel gibi karşıt eğilimler berraklaşarak bazı sentezlere ulaşılmıştır. Öncü ve deneysel çalışmalar, ilki 1977'de düzenlenen ıstanbul Sanat Bayramı çerçevesinde yer alan "Yeni Eğilimler" sergileriyle desteklenmiştir. 1980 sonrası ve günümüzde geleneksel tuval resminin yanısıra kavramsal sanat çalışmaları da yaygınlaşmıştır.

    "Karaman Medresesi Kapısında",
    Osman Hamdi Bey
    Heykelcilik
    Osmanlı döneminin son yıllarında başlayan kültürel anlamda Batı ile yakınlaşma sürecinde, diğer sanat alanlarında olduğu gibi heykelcilik alanında da bir canlanma olmuştur. Cumhuriyet döneminde de heykelcilik sanatını geliştirmek için çalışmalar sürdürülmüştür. Geçmiş kültürlerin heykel mirasını gün ışığına çıkarmak amacıyla "Ulusal Kazılar" adlı toplu kazı çalışmalarına başlanmış, heykel öğreniminde yabancı ustaların deneyimlerinden faydalanılmış, başarılı genç heykeltraşlar eğitim için yurt dışına gönderilmiştir. 1937 yılında Alman heykelci Rudolf Belling, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi heykel bölümünün başına getirilmiştir. 1954 yılına kadar akademide öğretim üyeliğini sürdüren Belling; çok sayıda öğrenci yetiştirmiş, aynı zamanda heykel çalışmalarını sürdürmüştür. İstanbul Taşlık Parkı'ndaki ve Ankara Ziraat Fakültesi bahçesindeki ınönü heykelleri Belling'e aittir. Ayrıca ülkedeki heykel sergilerinin en önemlilerinden biri yine Belling tarafından ıstanbul Teknik üniversitesi Taşkışla binasında açılmıştır.
    Heykel sanatının 1950'lere kadar süren ve özellikle anıtların ve Atatürk heykellerinin ağırlık kazandığı ilk dönemine, Krippel, Canonica, Hanak, Thorak ve Belling gibi yabancı heykel ustaları damgasını vurmuştur. Bunun yanında 1937 yılından itibaren düzenlenmeye başlayan anıt yarışmalarında, Türk heykelcileri de önemli başarılar elde etmişlerdir. Nitekim yabancı sanatçıların da katıldığı "Erzurum Anıtı" yarışmasında Ali Hadi Bara birincilik ve Zühtü Müridoğlu ikincilik ödülünü almışlar, "Manisa Anıtı" yarışmasını ise Nejat Sirel kazanmıştır.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  4. #4
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Budist Rahip Jian Zhen Ve Japonya da Heykelcilik

    Budist rahip Jian Zhen, Çin’in doğu bölgesindeki Jiangsu eyaleti Yangzhou Jiangyang ilçesinde Budist bir ailede doğdu. 708 yılında 21 yaşındaki Jian Zhen, Chang’an’da resmi bir rahip oldu. Bundan sonra geçen 40 yıl içinde Jian Zhen, vaaz verme, manastır ve Buda heykel yapımı ve rahip eğitimi çalışmalarında bulundu. Jian Zhen tarafından aydınlatılarak kabul edilmiş rahiplerin sayısı, 40 bini buldu. Bunlardan birçoğu sonraları başrahip oldular. Çin’in doğu bölgesinde rahip aydınlatma üstadı olarak adlandırılan ve Budist rahipler arasında yüksek bir statüye sahip olan Jian Zhen, bölgede Budist din lideri haline geldi.
      M.S 743 yılında Rongrui ve Puzhao isimli iki Japon rahip, ülkelerinde Budizm dininin propagandasını yapmak üzere, Jian Zhen’i bulunduğu Yangzhou’dan memleketlerine davet ettiler. Daveti memnuniyetle kabul eden Jian Zhen, Japonya’ya gitmeye hazırlandı. Jian Zhen’in etkisiyle 21 öğrenci de beraberinde Japonya’ya gitmeye karar verdi. Fakat Doğu’ya ilk geçiş girişimi, hükümet tarafından engellendi, başarısızlıkla sonuçlandı.

      Jian Zhen, Japonya’ya ikinci gidiş için askeri gemi konvoyu oluşturdu, Buda heykeli, ayin aletleri, ilaç ve erzak hazırlıklarını tamamladı. Kendisi ile öğrencileri olmak üzere 85 kişilik heyeti taşıyan gemi, Çin kıtasından ayrıldıktan kısa bir zaman sonra yakalandığı fırtınadan zarar gördü ve geri dönmek zorunda kaldı. Tamir edilen gemi, ikinci kez Japonya seferine çıktı. Ne var ki gemi Çin’in kıtasını terk ettikten kısa zaman sonra kayalara çarptı. Bu seferki Doğu’ya geçiş girişimi de başarısızlıkla sonuçlandı.

      Ancak hiçbir şey Jian Zhen’in ilerlemesini durduramadı. 744 yılında üçüncü defa Doğu’ya geçişe hazırlanan Jian Zhen, yine hükümetin mani olması nedeniyle geri dönmek zorunda kaldı. 748 yılında 61 yaşına giren Jian Zhen, Yangzhou’dan dördüncü defa Doğu’ya geçişi gerçekleştirmeye kalktı. Tayfun nedeniyle yönünü değiştiren ve sonuçta Çin’in güneyindeki Hainan adasının güney bölgesine ulaşan gemi konvoyu, bütün aksilik ve tersliklere rağmen tekrar Yangzhou’ya döndü. Bunu müteakip Jian Zhen’in Doğu’ya beşinci geçiş planı da suya düştü. Bu seferde kayıp ve zarar büyüktü. Japon rahiplerden Rong Rui ve Jian Zhen’in öğrencisi Xiang Yan hastalanarak öldüler. Jian Zhen’in ise iki gözü de aşırı yorgunluktan görme kuvvetini kaybetti.

      Beş yıl daha geçti. İki gözünün görme gücünü yitirmesine ve beş yenilgi yaşamasına rağmen, 66 yaşındaki Jian Zhen, denizi aşarak bir kez daha Japonya’ya gitmeye karar verdi. 19 Ekim 753 yılında Yangzhou’dan ayrılan iki gözü görmeyen rahip Jian Zhen, aynı yılın 20 Aralık günü nihayet Japonya toprağına ayak bastı ve Japon hükümeti, halk ve rahipler tarafından karşılandı. Kısa bir süre sonra Japon hükümeti tarafından şerefine düzenlenen “Hoş geldiniz” kabul töreninde Jian Zhen’e rahip aydınlatma ve kabul yetkisi tanındı ve kurulan rahip aydınlatma ve kabul manastırının başkanlık görevine getirildi. Jian Zhen, 756 yılında Japon hükümeti tarafından başrahip olarak kabul edildi. Şimdiye kadar benzeri görülmemiş iyi bir muameleyle karşılaşan Jian Zhen, sonraları öğrencileriyle “Tang Lü Zhao Ti”, yani bugünkü Japonya’daki Toshodai Manastırı’nı kurdu. Başrahip Jian Zhen, 763 yılında 76 yaşındayken öldü ve Japonya’da toprağa verildi.

      Jian Zhen Japonya’da 10 yıl yaşadı, Japon kültürünün gelişmesine ve Çin-Japon arasındaki kültür değiştokuşuna büyük katkıda bulundu. Jian Zhen’in Japonya’ya gerçekleştirdiği Doğu’ya geçiş, Çin’de Tang hanedanlığı kültürünün zirvede olduğu döneme rastladı. Jian Zhen Doğu’ya, yani Japonya’ya geçiş yaparken, yanında nakkaş, ressam, değerli maden ve taş sanat işçisi gibi usta zenaatçıları, ayrıca resim, nakış, bakır ayna ve diğer değerli el sanatları eşyalarını ve çok sayıda orijinal yazı defterini götürdü. Jian Zhen’in Japonya’ya götürdüğü Çin kültür ve sanatları, Japonlar tarafından sindirilip benimsendi ve Nara (Terazi) kültürünün bir kısmı oluşturuldu. Nara kültürünün çekirdeği, Budist kültürdür. Jian Zhen’in, Çin’in manastır mimari yapısı çerçevesinde Japonya’da yaptırdığı Toshodai Manastırı, sonradan Japonya’nın Budist manastır mimari sanatı alanında örnek teşkil etti. Budist heykelcilik alanında eskiden Japonya’da yalnızca bronz ve ağaç heykelciliği vardı. Jian Zhen’in Doğu’ya geçişinden sonra Japon heykelciliğinin biçim ve tarzında büyük değişiklikler oldu. Tang hanedanlığına ait Budist heykelciliğin gerçekçilik rengi giderek koyulaştı. Kurutma yoluyla yapılan vernik heykelcilik işi, Nara sanatı, Japonya’nın kıvanca değer bir sanat türüdür. Jian Zhen’in ölümünden sonra onun için yapılan oturan heykeli kuru vernik işidir. Bu tür heykelcilik de Japonya’da Jian Zhen ve öğrencileri tarafından başlatıldı.

      Jian Zhen, Japonya’ya giderken Çin hekimliğini de taşıdı. Japon imparatoriçesi Guang Ming’in hastalığını bizzat tedavi etti. İki gözü de görme gücünü kaybetmesine rağmen Jian Zhen hastalara tam doğru reçeteyi yazabiliyordu.

      Jian Zhen, 10 yıl içinde alınteriyle Çin-Japon halkları arasındaki dostluk çiçeğini sulayıp yetiştirdi ve Çin-Japon kültür tarihine asla unutulmayacak bir sayfa bıraktı. 1973 yılında Çin Başbakan Yardımcısı Deng Xiaoping, Japonya’daki Toshodai Manastırı’nı gezerken, manastırdaki ileri gelen rahiplerden biri, rahip Jian Zhen’in oturan heykelinin Çin’e gidip evini ziyaret etmesini önerdi. 19 Nisan 1980 günü Jian Zhen’in oturan heykeli evi olan Yangzhou’ya götürüldü, sergilendi ve tezahûratla karşılandı.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  5. #5
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Mesaj
    1
    Rep Gücü
    11

    Mısır Heykel Sanatı

    Merhabalar

    Gurubunuza yeni üye oldum ve aradığım bir konu hakkındaki yazınızı okuma şansına da sahip oldum.

    Sizden Mısır Heykel Sanatı hakkında kaynak isimlerini rica etsem bana bu konuda yardımcı olabilir misiniz?

    ilginize şimdiden teşekkür ederim

    Selam ve kalbi dua ile..

Benzer Konular

  1. Günümüzde heykel ve heykelcilik
    dogangunes Tarafından Resim Heykel Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-10-2010, 05:20 AM
Yukarı Çık