Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Konu: Cenin Kur'an

  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Cenin Kur'an

    Selam

    Cenin
    “جنين”, (cenin) bir şeyi örtmek, anlamında olup “جن” (cenne) fiilinden türemiştir. Çoğulu “اجنن” (ecnun) ve “اجنة” (ecinne) şeklinde gelir. Cenin anne karnında gizli olduğu için bu adı almıştır. Nitekim cin, mecnun, cenân, micen, cünne, cennet gibi kelimeler hep bu kökten gelmekte olup örtmek anlamında birleşmektedirler.
    Lisânu’l-Arab,t.y., XIII, 92;

    İslam hukuku terimi olarak cenin anne karnındaki çocuk anlamındadır.
    İslamda İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, c.I, s.336.

    Cenin kelimesi Kur’ân’da bir yerde çoğul olarak anne karnındaki çocuk anlamında kullanılmıştır.“O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir.”
    Necm 53/32.

    Biz ceninden söz ederken Kur’ân-ı Kerim’e baktığımızda, insanın yaratılış safhalarını anlatan ayetleri görüyoruz. Çünkü Kur’ân-ı Kerim her şeyi içine alan mükemmel bir kitaptır ve Allah her şeyi bilendir. Allah’ın ilmi ve izni dışında hiç bir şey olmayacaktır: “O’nun bilgisi dışında hiçbir meyve (çekirdeği) kabuğunu yarıp çıkamaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Allah onlara: Ortaklarım nerede! Diye seslendiği gün: Buna dair bizden hiçbir şahit olmadığını sana arz ederiz, derler.”[5] Bu ayetten anlaşılan şu ki Allah Teâlâ’nın bilgisi ve izni dışında hiçbir şeyin meydana gelmeyeceğidir. Gebe kalma olayı da Allah’ın bilgisi ve izni dışında meydana gelmeyen mükemmel bir olaydır.

    Kur’ân-ı Kerim’de insanın yaratılışı ile ilgili ayetleri, genel olarak yaratıldığı yer (anne rahmi), yaratılışına sebep olan anne ve baba hücreleri (yumurta ve sperm) ve döllenmeden sonra anne rahminde geçirdiği aşamalar olmak üzere üç safhada incelemek mümkündür.

    İnsanın birkaç safhada yaratıldığına şu ayet işaret etmektedir:

    مَا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًا . وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا

    “Size ne oluyor ki, Allah’a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz? Oysa sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır”.
    Nuh 71/13-14.

    Nutfe Safhası

    Nutfe kelimesi Arap dilinde “نطف، ن ط ف ” (ne-ta-fe) fiilinden türemiş olup, sözlükte “النُطْفَةُ” az veya çok olsun safi su, berrak su, kapta kalan azca su, meni, sperm veya erkeğin suyu, döl suyu ve deniz anlamında kullanılmıştır. Kelimenin çoğulu “نِطافُ” (nitafun ) ve “ نُطَفٌ” (nutafun) şeklinde gelir.
    Tacü’l-Arus min Cevâhiri’l-Kamus. XXIV, 419-420;

    “النَّطَفُ” نَطِفَ nin masdarı olup ayıp, kusur, şer, fasit bir şey, bozukluk, necaset, pis, murdar, bir kusurla itham olunmak, töhmetle itham olunmak, başının yarığı beyin’e doğru gitmiş adam, anlamlarında gelir.
    Mu’cemu Mekayisi’l-Luga, V, 440;

    (النَّطَفَة) safi inci, berrak inci veya küçük inci, küpe, anl***** da gelir. Çoğulu ise “نَطَفٌ” (natafun) şeklinde gelir.
    el-Kamusü’l-Muhit, s. 1107

    Nutfe kelimesi Kur’ân da on iki yerde geçmektedir. Aşağıda konu ile ilgili birkaç ayet üzerinde duracağız.

    “Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim.”
    Hac 22/5.

    “Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik”.
    Mu’minûn 23/13.

    “Şurası muhakkak ki erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı. (Rahime) atıldığı zaman nutfeden. Şüphesiz tekrar diriltmek de O’na aittir.”
    Necm 53/46.

    İnsanın tek bir tarafın hücresinden değil, aksine erkeğin sperm hücresi ile kadının ayda bir üretip salgıladığı yumurta hücresinden yaratıldığı şu ayetten anlaşılmaktadır. “Gerçek şu ki, biz insanı karışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.”
    Kiyamet 75/37.

    Yumurta hücresi yumurtalıklarda bulunan ve olgunlaşmış haliyle 150 mikron (0.15 milimetre) çapında olan bir hücredir. Adet döngüsünün ilk gününden itibaren olgunlaşmaya başlar. Bu olgunlaşma sürecinde folikül adı verilen içi sıvı dolu bir kesecik içindedir. Folikül büyüyerek 18-20 milimetre çapına ulaştığında çatlar ve içerisindeki yumurta hücresi serbest kalır. Serbest kalan hücre Fallop tüpünün içine geçer ve bunun içinde erkeğin sperm hücresi ile birleşir.
    Hafta hafta gebelik (hamilelik) - 28.gebelik (hamilelik) haftas - gebelik.org - Jinekolog Operatr Dr. Kaan Kocatepe

    Yukarıda geçen ayetler incelendiğinde nutfe kelimesinin şimdiye kadar bildiğimiz gibi sadece erkeğin suyu değil, aksine erkeğin sperm hücresi ile kadının yumurta hücresi birleştikten sonraki hali olduğu sonucuna varılır. [16] Çünkü Allah “Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik” buyuyor. Karargâhtan maksat rahimdir, rahim olduğuna göre rahim ağzında kadının yumurtası erkeğin sperm hücresini beklemiş olur. Erkeğin sperm hücresi gelince birleşir ve nutfe halini alır.
    Edvaü’l-Beyân fî İzahi’l-Kur’ân bi’l-Kur’ân, Beyrut, Alemü’l-Kütüb, t.y. , III, 213.

    Yukarıda geçen “(Rahime) atıldığı zaman nutfeden” ayetine bakıldığında rahme atılan şeyin, sadece erkeğin suyu değil, aksine erkeğin sperm hücresi ile kadının yumurta hücresi olduğu anlaşılır.

    Alaka Safhası

    Alaka kelimesinin sözlükte birkaç manası vardır. Taalluk gibi yapışıp tutunmak, bağlı olmak, asılı kalmak ve pıhtılaşmış, donmuş koyu kan, gibi manaları vardır. Araplar bir şeyin başka bir şeye yapışıp tutunmasına “عَلَقَ” alaka kelimesi kullandığı gibi, suda yaşayan ve tutunduğu canlının kanını emen canlıya (dûdetü alak) adını vermektedirler.
    Lisânu’l-Arab, X, 267

    Kur’ân-ı Kerim’de geçen “Alaka” kelimesi ise erkekten gelen sperm hücresi ile kadının yumurta hücresi birleştiğinden sonra meydana gelen, yani döllenmiş hücrenin, 2 hücreli, 4 hücreli, 8 hücreli ve 16 hücreli şeklinde, bölünme sürati ile çoğalıp ana rahminde yapışmış ve tutunmuş (rahme asılmış) halini ifade eder.[19] Böylece ana karnında cenin oluşumunun ilk safhası başlamış olur.[20]

    Alaka kelimesi Kur’ân’da altı yerde geçmektedir. Ancak ceninin alaka safhası şu ayette anlatılmaktadır: “Sonra nutfeyi alaka yaptık”.
    Halkü’l-İnsani beyne’t-Tıb ve’l-Kur’ân,s. 206.

    Müfessirler çoğunluk Kur’ân-ı kerimde geçen “Sonra nutfeyi alaka yaptık” ayetindeki “alaka” kelimesine kan pıhtısı manası vermektedirler.Dolaysıyla müfessirler bu safhayı döllenmenin tamamlamasından sonra rahmin çeperine tutunan kan veya pıhtılaşmış kan parçası olarak tanımlarlar.Fakat, Hamid el-Gevvabi, Muhammed Vasfi, Seyfeddin es-Siba, ve M. Ali el-Bar gibi kimseler alaka kelimesinden maksat erkeğin sperm hücresi ile kadının yumurta hücresinin birleşmesinden meydana gelen (karışık nutfenin) rahim çeperine asıldığı ve orada takılı kalması olduğunu söylemektedirler.
    Kur’an’da İnsanın Yaratılışı ve Evrim Teorisi,s. 114.

    M. Ali el-Bar’a göre tıp bilginleri, insanın yaratılışı ile ilgili ayetleri, en iyi anlayacak ve bu konuda konuşma hakkı olan insanlardır.
    Halkü’l-İnsani Beyne’t-Tıb ve’l-Kur’ân, s. 204.

    Bu ifadeleri değerlendirmek için, Kur’ân ayetleri ve modern tıp ilmi aracı ile baktığımızda, biz şunu diyebiliriz. Alaka kan pıhtısı olamaz. Çünkü kan pıhtısında hayatiyet yoktur. Bu bakımdan bu tercüme ve tefsirler yanlıştır.

    Alaka için “aşılanmış veya döllenmiş yumurta” tercümesi vermek de son derece yanlıştır. Çünkü bu ifade daha önce açıkladığımız “nutfenin” anlamıdır.

    Bu açıklamalardan sonra diyebiliriz ki bu ayette zikredilen alaka kelimesi döllenme tamamlandıktan sonra rahmin çeperine asılıp tutunan hücreler topluğu olup kan pıhtısı değildir.

    Mudğa Safhası

    Arap dilinde mudğa kelimesi, ağızda çiğnemek anl***** gelen “مَضَغَ” (medağa) kökünden türetilmiş bir isimdir. Bir çiğnem et parçasına Araplar mudğa derler.
    İbn Manzur, Lisânu’l-Arab, VII, 451

    Kur’ân-ı Kerim’de mudğa kelimesi iki yerde geçmektedir “Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim.”
    el-Hac 22/5.

    “Sonra nutfeyi alaka yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir çiğnem eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.”
    el-Mu’minûn 23/14.

    Yukarıda geçen ayetlerde Allah Teâla ceninin ana karnındaki safhalarından biri olan mudğa safhasını anlatmaktadır.

    Günümüz tıp bilginlerine göre cenin 23.-24. günlerinde alaka safhasının son noktasına gelmiş oluyor. 25.-26. günlerinde ise mudğa safhasına geçiyor. Ancak cenindeki bu değişiklikler çok hızlı şekilde oluyor ve bununla alaka safhasını tamamlayıp mudğa safhasına (bir çiğnem et şekline) geçmiş oluyor.

    Belli-Belirsiz Şekil

    Ceninin bu safhasına Kur’ân-ı Kerim “مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ” (muhallaka ve gayri muhallaka) ifadesi kullanmıştır. Dolayısıyla bu safha Kur’ân-ı Kerim’in şu ayetinden anlaşılır: “ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ” “sonra uzuvları belli belirsiz, bir çiğnem et parçasından yarattık.”
    el-Hac 22/5.

    Bu ayette geçen “muhallaka ve gayri muhallka” ifadelerini açıklarken müfessirler ihtilaf etmişlerdir.

    Taberi’ye göre nutfe sıfattır, şu anlamı taşır: Biz sizi topraktan, sonra “muhallaka ve gayri muhallaka” olan nutfeden yarattık. “Gayrı muhallaka” ise henüz yaratılıp biçimlendirilmeden önce rahimlerin dışarı attığı nutfedir.
    Taberi, XVI, 461.

    Kimine göre “muhallaka” yaratılan kemik ve diğer halleri tamamlanarak doğanlara, “gayri muhallaka” ise mudğa halindeyken düşen, kemik ve diğer halleri tamamlanamayan kısmına işaret eder, demişlerdir.
    Taberi XVI, 463.

    Fahrettin er-Razi bu ayeti tefsir ederken “muhallaka ve gayri muhallaka” tabirleri hakkında şöyle bir açıklamada bulunmuştur: “Sanki Allah Teâlâ ceninin mudğa safhasını iki kısma ayırmaktadır. Birincisi, uzuvları ve duyu organları henüz belli olmamış başlangıç safhası, ikincisi de hatları uzuv ve duyu organları yeni belirmeye başladığı mudğanın son safhasıdır.”
    Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, XII, 8.

    Muhammed b. Tahir bu ayeti şöyle açıklamıştır: “Allah’ın bu ayetteki “muhallaka ve gayri muhallaka” ifadesi mudğanın sıfatıdır, böylece bu mudğanın sıfatlarından bir safha olmuş olur. Mudğanın ilk günlerinde “gayrı muhallaka” yani şekilleri belirsiz, sonra “muhallaka” yanı yüz ve başka uzuvlar görünmeye başlamış demektir. Böylece yaratılış şekilleri tezahür eden bu kısım “muhallaka” (yaratılışı belli) olmuş oluyor. Bunun için bu iki sıfat bundan önceki nutfe ve alaka safhalarında geçmemiştir. Dolayısıyla mudğa yaratılışın esaslarından biri olup bu iki sıfatta mudğa için lazım gelmektedir.
    Ed-Dârü’t-Tunusiyye, XVII, 198

    Tıp ilmine göre cenin 24. günden 28. güne kadar olan birkaç günde mudğanın ilk günlerini geçirmektedir. Bu günlerde ceninin bir çiğnem et parçası gibi olduğu biliniyor. Cenin 28. güne başlarken mudğa safhasının ikinci safhasına geçmiş oluyor ve bu safhada (bir çiğnem et şeklinden) kabartmalar ve yaratılış şekilleri belli olmaya başlar. 4. haftanın başında göz, dil, 5. haftada ise ağız ve dudaklar tezahür oluyor. Böylece yavaş yavaş yaratılış tamamlanmış oluyor.
    Türkiye Diyanet Vakfı,108

    Biz bu ayet ile modern tıp ilmini birleştirip anlamaya çalıştığımızda “muhallaka ve gayrı muhallakanın” kimi müfessirlerin söyledikleri gibi henüz yaratılıp biçimlendirilmeden önce rahimlerin dışarı attığı nutfe veya yaratılan kemik ve diğer halleri tamamlanarak doğanlar olduğunu, mudğa halindeyken düşen tamamlanamayan kısmı olmadığını, aksine yukarıda anlattığımız gibi Muhammed b. Tahir ve Abdülaziz Bayındır’ın bu ayet hakkında tercih ettiği görüşün isabetli olduğunu söylemek mümkündür.
    Muhammed b Tahir, a.e. , XVII

    Kemiklerin Yaratılması

    Devam edecek..........

    İSLÂM HUKUKUNDA
    CENİNE MÜDAHALENİN HÜKMÜ

    ABDULAHAT UCATLI
    Konu mopsy tarafından (17-10-2011 Saat 10:57 AM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    Kemiklerin Yaratılması

    Kur’ân-ı Kerim’de kemiklerin oluşması şu ayette anlatılmaktadır:

    فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا

    “Bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik”.[38]

    Peygamber (s.a.v) hadisine göre kemikler 7. haftanın başında oluşmaya başlar:

    إِذَا مَرَّ بِالنُّطْفَةِ ثِنْتَانِ وَأَرْبَعُونَ لَيْلَةً بَعَثَ اللَّهُ إِلَيْهَا مَلَكًا فَصَوَّرَهَا وَخَلَقَ سَمْعَهَا وَبَصَرَهَا وَجِلْدَهَا وَلَحْمَهَا وَعِظَامَهَا.

    “Nutfenin üzerinde kırk iki gece geçince Allah bir melek gönderir.
    Melek ona şekil verir. Gözünü, kulağını, etini ve kemiklerini yaratır”
    Sahihu Müslim

    Hadiste geçen kırk iki gece 6. haftanın son gecesidir. Bundan sonra 7. hafta başlar.
    Tıp bilginleri de ceninin kıkırdak kemiklerinin yedinci haftada oluşacağını söylemektedirler.

    6. haftada kıkırdaklaşmanın devamı olarak ilk kemikleşmede köprücük kemikleri ortaya çıkar.
    7. hafta sonunda uzun kemiklerde kemikleşme başlamıştır.
    Kemikler oluşmaya devam ederken kas hücreleri kemiği çevreleyen dokudan seçilerek kas kitlesini meydana getirirler.
    Developing Human

    Kısacısı, insanın Kur’ân-ı Kerim’de tarif edilen oluşum aşamaları modern tıp embriyolojinin bulguları ile bir uyum içindedir.

    Kemiklere Et Giydirilmesi

    Kemiklere et giydirilme safhası bu ayetteki “فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا : Bu kemikleri (iskeleti) etle kapladık”
    el-Mu’minûn 23/14

    Bu safha yedinci haftanın sonundan sekizinci haftanın sonuna kadar devam eder.
    Bu arada kemikler üzerinde organlar görülür ve iskelet etle örtülmeye başlar.
    Sonra cenin görünümü normal insana benzer.
    Dolayısıyla (embryo) safhası sona ermiş ve yaratılışı tamamlanmış oluyor.
    Bundan sonra (foetus) cenin safhası başlar.

    Zeki Duman’a göre ana rahminde ceninin geçirdiği safhaları belirten Mü’minûn 14. ayetteki bağlaçlara (rabt) dikkat edilmelidir.
    Nutfenin rahme yerleşmesinden sonra alaka, mudğa, kemik ve kemiklere et giydirme merhalelerini belirten lafızlar,
    Arapçada “fa-i ta’kibiyye” denilen bağlaçlarla birbirine bağlanmıştır.
    Lafızların birbirine “tertib ve ta’kib” ifade eden bağlaçlarla bağlanmaları belki de bunların bütün bir zaman dilimi içerisinde ve
    Peş peşe meydana geldiklerinin bir ifadesidir.

    Çünkü aynı ayette, kemiklere et giydirilmesini ifade eden kelime (lahm) ile “ cenini farklı bir yaratılışta inşa ederiz”
    Cümlesi arasındaki bağlaç “ثُمَّ” (sonra)’dir.
    Bu bağlaçta Arapça’da iki fiil ve oluşum arasında “tertib ve terahi (zamanda fasıla)” manasını ifade etmektedir.
    Kur’an Kerim ve Tıbba Göre İnsanın Yaratılışı ve Tüp Bebek Hadisesi,

    Cenine Ruhun Üflenmesi ve Can ile Ruhun Farkı

    Cenine ruh;
    nutfe, alaka, mudğa, azm ve lahm safhalarını tamamlayıp tam bir insan şeklini aldıktan sonra üflenir.
    Böylece başka canlılardan farklı hale gelmiş olur.
    Allah Teâlâ şöyle buyurur:
    “ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا آَخَرَ” “Sonra onu başka bir yaratık haline getirdik”.

    Ayette geçen başka bir yaratık olma şekli ise şu ayetten anlaşılmaktadır:

    “ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ َ”
    “Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir.”
    es-Secde 32/9.

    Bu ayette geçen سَوَّاهُ kelimesi şunlara işaret etmektedir:

    Normal insanda olması gereken kemiklerin etle örtülmesi, göz, kulak, kalp gibi bütün organların gelişmesi,
    şekil olarak tam insan şeklini alması, tüm organlar kendi görevini yapma özelliklerine sahip olan bir hale getirilmesi gibi
    yaratılışın başlangıcının tamamlanmasına işaret etmektedir.
    Dolayısıyla “sevvâhu” kelimesi Mü’minûn sûresindeki “ ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا آَخَرَ” ifadesini göstermektedir.

    “وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ” kendi ruhundan üflemiştir ifadesi de cenine ruhun üflendiğini göstermektedir.
    Bu ayeti incelediğimizde cenine üflenen ruh Allah’a nispet edilmiştir.
    Ruhun Allah’a nispet edilmesi ise ruhun ne kadar önemli olduğuna işarettir.
    Çünkü insanı diğer canlılardan farklılaştıran, yeni bir yaratık haline getiren şey ruhtur.
    Cenin, ruh üflenene kadar her hangi bir canlının rahmindeki cenin gibidir.
    Dolayısıyla insanı insan yapan ruhun üflenmesidir.
    Ruh üflenmeden önce her ne kadar insan şekli taşısa da ona insan denilmez.
    Ancak ruh üflendikten sonra insan denir.

    Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ” “
    Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!”
    es-Secde 32/9.

    Bu raddede ceninin kalbi, kulağı, gözü vardır ve canlıdır.
    Ama bu ana kadar gözü, diğer canlılarla aynı özellikte iken artık basiret sahibi olur,
    bir şeyin öncesini ve sonrasını görebilecek özellik kazanır.
    Kalbi sadece kan pompalama işi yaparken bu andan itibaren o yerde ruhun da kalbi oluşarak
    imanın, küfrün, sevginin, nefretin ve hayatla ilgili her türlü kararın merkezi olur.
    Kulağı ise işittiği kelimelere anlam vermeye ve onlardan oluşan cümleleri kavramaya başlar.
    Bunlar insanın ayırıcı özellikleridir.

    Ruh veya nefis hakkında Allah Kur’ân’da şöyle buyuruyor:

    اللَّهُ يَتَوَفَّى الْأَنْفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَالَّتِي لَمْ تَمُتْ فِي مَنَامِهَا

    “Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır,
    ötekini muayyen bir vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır.”
    ez-Zümer 39/42.

    Diğer bir ayette şöyle buyuruyor:

    حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ . لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ . فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ فَلَا أَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَاءَلُونَ

    “Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: “Rabbim! der, beni geri gönder.”
    el-Mu’minûn 23/99.

    Bu ayette ruh, “Rabbim! beni geri gönder” diye konuşuyor ve meseleyi anlayıp şöyle devam ediyor:
    “Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım” diyor.
    Buna cevaben Allah şöyle buyuruyor:
    “Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.”
    Bu ayetten anlaşılan şudur: Nasıl ana rahminde yapısı tamamlandığında vücuda ruh üflendiyse,
    ba’s günü dirilinceye kadar bedene ruh iade edilmeyecektir.
    Ruh ancak dirildikten sonra geri gelir.

    Anlaşılan şu ki cenine ruh üflendikten sonra oluşan kalp, göz, kulak; ruhun kalbi, ruhun gözü, ruhun kulağıdır. Ama vücudun kalbi, vücudun gözü, vücudun kulağıyla da girdirildiği zaman bire bir örtüşmektedir.

    Cenine ruhun üflenmesi hakkında İbnü’l Kayyım ve İbn Hacer’in görüşü şöyledir:
    “Cenine ruh üflenmeden önce cenin canlı bir varlıktır, ancak ruh üflenmeden önce
    cenindeki bu hareketlilik ve hayatiyet irâdî değildir.
    Fakat ruh üflendikten sonra ceninde irâdî hareketler meydana gelir.”

    et-Tibyan fî Aksami’l-Kur’ân

    Ruh ile canlılığın farklı olduğuna bir başka örnek de şudur:
    Bir insanın (ruhunun ondan ayrılmasından) sonra cesedinde canlılığın bir süre devam etmesidir.
    Bazı organların hayatı, ölümün hemen ardından biterken, bazılarınkinin ise saatlerce sürmesidir.
    Nitekim canlı bir insandan veya ölü bir insandan yapılan organ nakillerinden sonra
    bunların bir başka insan vücudunda yeniden çalışmasıdır.

    Bütün bunlardan sonra şunu söyleyebiliriz:
    Cenine ruh üflenene kadar her cenin herhangi bir canlının rahmindeki cenin gibidir, insan değildir.
    Ceninde bulunan hayatiyet tıpkı bitkilerdeki hayatiyet gibidir.
    Çünkü insana insanlık vasfını kazandıran şey onun canlılığından ziyade ona verilen ruhtur.


    Cenine Ruh Ne zaman Üflenir?

    Cenine ruhun ne zaman, hangi aşamada üfleneceğini, hamilelik süresiyle ilgili Kur’ân ayetleri ve ilgili hadislerden anlayabiliriz.
    Bu durumu açıklayan ayetler şunlardır:

    هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا فَلَمَّا تَغَشَّاهَا حَمَلَتْ حَمْلًا خَفِيفًا فَمَرَّتْ بِهِ فَلَمَّا أَثْقَلَتْ دَعَوَا اللَّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ آَتَيْتَنَا صَالِحًا لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ

    “Sizi bir tek nefisten (döllenmiş yumurtadan) yaratan ve eşini de ondan (döllenmişi yumurtadan) yanında huzur bulsun diye
    eşini (Havva’yı) yaratan O’dur. Eşi ile (birleşince) eşi hafif bir yük yüklendi (hamile kaldı).
    Onu bir müddet taşıdı.”
    A’râf 7/189.

    وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْنًا عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ

    “Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır.
    Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur.
    Dönüş ancak banadır.”
    Lokman 31/14.

    Bu ayette Allah (c.c) insana, annesine ve babasına iyilik yapmayı emretmiş ve annenin insanı
    nice sıkıntılara katlanarak taşıdığını bildirmekle birlikte insanın annesinden tamamen ayrılma süresinin
    (emzirme) iki yıl olduğunu anlatmaktadır.
    Bu ayetteki ayrılma süresinin açıklanması Bakara sûresinin 233. ayetindedir.
    Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

    وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلَادَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ

    “Emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba) için, anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler.”
    el-Bakara 2/233.

    Eğer biz bundan önceki ayetle bu ayeti birleştirerek anlamak istersek, ayetten anlayacağımız,
    çocuklarını tam emzirmek isteyen anne-babalar için emzirme süresinin iki tam yıl olmasıdır.

    Diğer bir ayette, Allah (c.c) şöyle buyurmuştur:

    وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ إِحْسَانًا حَمَلَتْهُ أُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَ شَهْرًا

    “Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu.
    Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer.”
    el-Ahkaf 46/15.

    Bu ayetlerden şunlar anlaşılmaktadır: Süt emzirme süresi 24 ay, ananın cenini bir insan olarak taşıdığı süreyle birlikte
    bu süre otuz ay olduğu için burada sözü edilen sürenin 6 ay olduğu ortaya çıkar.
    Toplam hamilelik 40 haftadan biraz fazla yani 282 gün kabul edilir.
    Altı ay, kameri ay olacağı için yarısının 29 gün çektiğini düşünürsek toplam 177 gün eder.
    Bunu 282’den çıkarınca geriye 105 gün kalır. Onu da 7’ye bölersek toplam 15 hafta eder.
    Bundan sonra 16. hafta gelir.

    İşte Mü’minûn süresinin 14. ayetinde geçen ثَمَّ أَنشَأنَاهُ خَلْقَاً آخَر yani “Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik” ayetindeki
    ruhun üflenip tam insan olduğuna işaret ettiği altı aylık sürenin başlangıcı olan 16. hafta, çocuğa ruhun üflendiği haftadır.

    ABDULAHAT UCATLI hocamiza selamlar....


    http://www.supermeydan.net/forum/for...tml#post314051
    Konu mopsy tarafından (18-10-2011 Saat 05:59 PM ) değiştirilmiştir.

Benzer Konular

  1. Cenin TIP
    mopsy Tarafından Gebelik Hamilelik Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 17-10-2011, 11:31 AM
  2. hindistanda cenin kuyuları
    aslnyrkli Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 13-02-2010, 03:17 PM
Yukarı Çık