Selam!

Saf Suresi, 61. Suredir.
Medine döneminde nâzil olmuştur. 14 âyettir.
Adını sûrenin dördüncü âyetinde geçen ve “hakikat karşısında dizilmek” anlamındaki “saff” kelimesinden almıştır.
Sûre iman edip bu uğurda mücadele vermeyi konu edinir.

4. ayet:

Arapça:
إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفّاً كَأَنَّهُم بُنيَانٌ مَّرْصُوصٌ

Bismillahirrahmanirrahim
İnnallâhe yuhıbbullezîne yukâtilûne fî sebîlihî saffen ke ennehum bunyânun mersûs

Türkçe :
Allah kendi yolunda, duvarları birbine perçinlenmiş bir bina gibi,
saf bağlıyarak çarpışanları sever.

SADAKALLAH


Kelimelerin Anlamı :
إِنَّ : Muhakkak ki
اللَّهَ : Allah
يُحِبُّ : sever
الَّذِينَ : O kimseler ki
يُقَاتِلُونَ : savasırlar
فِي سَبِيلِهِ : O (Allah)’nun yolunda
صَفّاً :Saf halinde
كَأَنَّهُم بُنيَانٌ : Bir bina (yapı) gibi
مَّرْصُوصٌ : kenetlenip, kaynaşmış

Rivâyete göre mü’minler:
“Amellerin Allah’a en sevimli geleninin hangisi olduğunu bilseydik,
o uğurda mallarımızı ve canlarımızı feda ederdik.” demişlerdi.
Bunun üzerine Allah Teâlâ’nın: “Şüphesiz ki Allah kendi uğrunda çarpışanları sever.” âyeti nâzil oldu
(Beydâvî, Celâleyn).

Bu ayetten öncelikle, müminlerin ancak canlarını feda etme tehlikesini göze aldıklarında,
Allah’ın rızasını kazanabilecekleri anlaşılmaktadır.

Ayrıca Allah’ın ancak şu üç vasfa sahip olan orduyu tasvip ettiği vurgulanmaktadır:
a) İmanlı ve Allah yolunda savaştıklarının şuuruna ermiş askerlerden müteşekkil,
b) Dağınık olmayıp, disiplin içinde ve düzenli saflar halinde savaşan,
c) Düşmana kurşunla kaynatılmış duvarlar gibi (sağlam ve sarsılmaz bir şekilde) karşı koyan bir ordudur bu.

Özellikle bu ordunun son vasfı dikkat çekicidir. Çünkü hiçbir ordu savaş meydanında, şu aşağıdaki özellikleri uhdesinde bulundurmaksızın kurşunla kaynatılmış duvarlar gibi duramaz.

I. İnanç ve hedef bakımından mükemmel bir görüş birliği, yani subaylar ve erler arasında mükemmel bir dayanışma olmalıdır.

II. Askerler birbirlerine samimi bir şekilde bağlı olmalıdır. Ancak bu bağlılık, gayeye ihlasla sarılmadıkça ve ortada yüce gaye olmadıkça gerçekleşemez. Aksi takdirde, savaş gibi çetin bir imtihanda, niyetlerdeki zaafların saklı kalması mümkün değildir. Dolayısıyla güven sarsıldığında, askerler itimadlerini kaybeder ve birbirlerinden şüphe etmeye başlarlar.

III. Yüksek derecede ahlâk sahibi olmalıdırlar. Şayet bir ordunun subay ve erleri ahlâken zayıf kimselerse, aralarında saygı ve sevgi yok demektir. Bu ahlâki zaafları dolayısıyla da birbirleriyle kavga ve münakaşa etmekten kurtulamazlar.

IV. Ordu mensupları arasında, gaye ve hedefe duyulan arzu ve onu elde etmek için gösterilen kararlılık, öyle bir etkileşim meydana getirir ki, hiçbir güç onları yenemez ve onlar savaş meydanında kurşunla kaynatılmış duvarlar gibi sağlam, sarsılmaz bir şekilde çarpışırlar.
İşte bu esaslar, Rasulullah’ın (s.a) liderliğinde muhteşem bir askeri güç meydana getirmiştir. Bu güce en büyük kuvvetler bile karşı koyamamış ve asırlarca tüm dünya onlarla baş edememiştir.
(Tefhimul Kuran)