Selam!

49 - HUCURÂT SÛRESİ
12 (Ey îmân edenler! Zannın birçoğundan ictinâbedin. Zîrâ, zanmn ba'zısı ağır günâhtır.)Tecessüs de etmeyin.
Mü'minlerin eksikliklerini bulacağız, açık delîl ve emareler el de ederek zan ve yakın husule getireceğiz
diye câsûs gibi inceden inceye yoklayıp araştırmayın da zahir olanı tutun. Allah'ın örttüğünü,örtün.


Bir hadîs-i şerîfde:
«Müslümanların eksikliklerini, ayıblarını, tetebbu' etmeyin. Zira kim, Müslümanların
ayıblarını tetebbu ederse, Allah Teâlâ da, onun aybını tetebbu' eder. Nihayet evinin içinde bile onu rezîl
ve rüsvây eyler.
»
buyurulmuştur.

Rivayet olunduğuna göre,
Hazret-i Ömer (R.A.), geceleri Me dine'de" dolaşır, şehri teftiş ederdi. Bir gece, bir evde tegannî eden
bir adamın sesini işitti ve duvardan aşarak içeri girdi. Adamın yanında bir kadın, bir de şarab testisi
olduğunu gördü.
«Ey Allah'ın düşmanı!» dedi. «Sen, ma'siyet yapacaksın da-, Allah, seni setredecek mi sandın?»
Adam:
«Acele etme, ey Emîrelmü'minîn» diye cevâb verdi. Ben, bir ma'siyet yaptımsa, Allah'a karşı sen üç
ma'siyet yapmış bulu nuyorsun. Allah Teâlâ «Tecessüs de etmeyin.» (Hucurât Sûresi; âyet: 12
buyurdu.
Sen tecessüs ettin. Allah Teâlâ:
«Birr-ü takva, evlere arkalarından girmek değildir.» (Bakara Sûresi; âyet: 189) buyurdu.
Sen duvardan aştın.
Allah celle şânuhu:
«Kendi evleri nizden gayri evlere, sâhiblerinden izin almadan ve selâm verme den, girmeyin.»
(Nür Sûresi; âyet: 27) buyurdu.
Sen, benim üzerime izinsiz girdin.»

Bunun üzerine Hazret-i Ömer:
«Nasıl, şimdi afvedersem, sizde bir hayır var mı?» Yânî, sen de beni afveyler, tevbe eder misin? dedi.
O da: «Evet!» dedi.
Ve müteakiben Hazret-i Ömer, derhâl adamın evini terk etti:

Ve bir kısmınız, bir kısmınızı gıybet de etmesin!
Gıybet: Bir kimsenin gıyabında hoşlanmıyacağı bir şeyi söy lemektir,
Hazret-i Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem, gıybeti şöyle ta'rîf buyurmuşlardır:
«Gıybet nedir, bilir misiniz?»
«Allah ve Resulü daha iyi bilir.»
«Mü'min kardeşiniz hakkında hoşlanmıyacağı bir şeyi söylemenizdîr.»
«Yâ Resûlallah! Eğer söylediğimiz şey mü'min kardeşimizde varsa yine gıybet olur mu?»
«Söylediğiniz şey mü'min kardeşinizde varsa gıybet etmiş olur-sunuz
l Şâyed yoksa, bu takdirde de, iftira etmiş olursunuz, ki if tira, gıybetten daha kötüdür.»

Rivayete göre
Peygamber (S.A.V.) gaza veya sefer ederse bir muhtacı iki zenginin yanma verirdi. Muhtâc olan,
onlara hizmet eder-, yiyecek ve sair ihtiyâçlarını hazırlardı. Bir seferde Selmân-ı Fârisî (R. A.)'ı iki
zenginin yanma vermiş. Fakat Hz. Selmân uyu ya kalmış. Yemek filan hazırlayamamış. Kendisini
Üsâme (R.A.)' ye göndermişler. Onun yanında da yiyecek bir şey bulunmamış. Sahabeden bir
çoklarına gönderseler de hiç birinde bir şey bulun mamış. Bunun üzerine, onu gönderen iki zengin-,
«Seni, suyu çok bir kuyuya göndersek kurutur da susuz gelirsin...» demişler. Son ra Hz. Üsame'nin
yanında bir şey bulunup bulunmadığını araştı rarak Resûlüllah (S.A.V.)'in huzuruna gelmişler.

Peygamberimiz (S.A.V.), kendilerine:
«Aceb, neden sizin ağzınızda et eseri görü yorum.» demiş.
Vallahi biz, bugün et nâmına bir şey yemedik Yâ Resûlâllah! demişler.
Hayır, Selmân'la Üsame'nin etini yediniz!» buyurmuşlar.
Âyet-i kerîme, bu sebeble inmiş.
İçinizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bak tiksindiniz. (Din
kardeşini gıybet de, ölü kardeşinin etini ye mek gibidir.) O hâlde Allah Teâlâ'dan korkun (da gıybet
etmeyin). Allah-ü Zülcelâl, gıybetten tevbe edenlerin tevbelerini kabul eder, rahmetine erdirir.



Kur’an-ı Kerim Meâli Ve Tefsiri Tibyân Tefsîri
Akpınar Yayınları: 4/205-207.
Ahmed Davudoğlu