Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Kur'an'da Korkuyu Anlatan Kelimeler:

    Selam!


    Giris bolumu...

    Takvaya, genellikle 'Allah korku su' anlamı verilmekte, ya da takva deyince 'Allah korkusu' akla gelmektedir. Takva kelimesi içerisinde 'korku/kork mak' unsuru taşımakla beraber tek başına korku demek değildir. Takvayı yalnızca korku veya korkmak diye anla mak, başka bir dile yalnızca korku diye çevirmek çok yetersiz kalmaktadır. Hatta aşağıda geleceği gibi, takvanın zengin manaları içerisinde korku unsuru en zayıf olanıdır.

    Allah (cc), Kur'an'da korku hissine insanın fıtratına uygun olarak ağırlık vermiştir. Çünkü insanın yaratılışın da korku ve ümit hissi beraberce bulunmaktadır. Kur'an'da korku olayını anlatan pek çok kelime yer almak tadır. Korku duygusunun çeşitli kavramlarla gündeme ge tirilmesi de insanın fıtrî yapısına uygundur. Bu kelimeler arasında ince mana farklılıkları olsa da her biri korku ola*yını değişik boyutlarıyla ifade ederler.

    Bunlar; havf, haşyet, hazer, feza', rehbet, vecel, şefkat, huşu' ve ru'bdur.
    Bu kelimeler korku olayını çeşitli yönleriyle anlattık ları için bunların üzerinde -takva kelimesinin daha iyi anlaşılabilmesi için- durmak gerekir.[11]

    Havf:
    Sözlükte, korkmak, kaygılanmak, endişe duymak an lamlarına gelir. Bilinen ve hissedilen bir işaretten dolayı irkilme, bir tehlike karşısında ne olacağı endişesi içinde olmak anlamında bir masdardır.[12]
    Bir başka deyişle havf, hoşlanılmayan bir durumun başa gelmesinden veya arzulanan birşeyin elde edilememesinden duyulan korku ve kaygıdır.[13]
    Kur'an'da 'havf ve türevleri 124 yerde geçmektedir. Bunların pekçoğu insanların dünyalık korku ve kaygıları hakkındadır. Meselâ, Hz. Musa (a.s)'ın Firavun tarafından yakalanıp öldürülmekten korkması.[14] Yakub (a.s)'un Yusuf (a.s)'u kurdun yemesinden korkması[15], sahabelerin za yıf zamanlarında düşmanları tarafından yakalanmaktan korkmaları[16] gibi...
    Ancak böylesine korkular, mü'minleri dinlerini yaşa maktan alıkoymaz. Onların asıl korkuları Allah'tandır ve O'nun dinine uygun yaşayamamaktandır. Onlar bu endişe ve korku içerisinde yaşadıkları için Allah, onların havflarını-korkularını emniyete-güvene çevirir.[17]
    Burada 'havf'ın zıt anlamlısı olarak 'emn', yani güven kelimesinin kullanıldığını görüyoruz.
    Başka âyetlerde ise 'havf, Allah korkusu, ahiret kay gısı, azap korkusu ve günah işleme endişesi gibi manaları anlatmaktadır.
    'Havf', korku duygusunu genel manada ifade eder. Tabiki olağandışı, esrarengiz birşeyin sebep olduğu korkuya işaret etmiş olabilir. Nitekim Hz. Musa'nın, 'asa'nın ve ip lerin yılan gibi kıvrıldığını görünce duyduğu korku bu kelime ile anlatılır.[18]
    Bu korku (havf) hissini, Allah'ın âyetlerinin -özellikle de ceza ile ilgili olanlarının- uyandırması gayet doğaldır.
    Hûd (a.s), kavmine şöyle sesleniyordu; "Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım."[19]
    Buradaki havf’ın (korkunun) hedefi mü'minler için Al lah (cc), inkarcılar için ise şeytandır. Bundan dolayı Allah (cc) şeytanın tartarlarından değil, kendisinden havf edil mesini, korkulmasını emrediyor.[20]
    Bu âyette geçen; "...Eğer mü'min iseniz benden kor kun." cümlesindeki 'havf'ın takva ile aynı manada kulla nıldığı söylenebilir.[21]
    Allah'tan 'havf', O'nun cezasından ve azap tehdidin den çekinerek itaat yolunu tutma ve günahlardan kaçmadır.[22]
    Allah'tan 'havf’ edenlerin dünyalık havfları (korkula rı) da buna bağlıdır. Sözgelimi, mü'minler Allah'ın koydu ğu haddleri (ölçüleri) yeterince yerine getirememekten[23], adil olamamaktan[24], inkarcıların kendilerini fitneye düşürmesinden[25], kendilerinden sonra gelenlerin İslâm'a bağlı kalıp kalmayacaklarından[26] 'havf ederler, korkarlar.
    Hadislerde de 'havf’ kelimesi aynı anlamda kullanıl maktadır. Şeddâd b. Evs'in anlattığına göre O şöyle buyurmuştur: "Ümmetim için korktuklarımın en önemlisi, on ların Allah'a şirk (ortak) koşmalarıdır. Dikkat edin, ben si ze, onlar Güneş'e, Ay'a, ya da putlara tapacaklar demiyo rum. Fakat onlar ibadeti Allah'tan başkası için yapacaklar ve gizli şehvete düşecekler. "[27]
    Mü'minler şerri, sıkıntısı yaygın olan bir günün aza bından korkarlar ve buna göre ahirete hazırlanırlar.[28]
    Hz. Adem'in oğullarından biri diğerini öldürmeye te şebbüs edince diğeri ona kendisini öldürmek istese bile ona el kaldırmayacağını söyledi ve şunu ekledi: "...Çünkü ben âlemlerin Rabbi Allah'tan korkarım (havf ederim)." dedi[29] Hz. İbrahim müşrik olan babasına şöyle söyledi: "Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman (olan Allah) tara fından bir azabın dokunacağından korkuyorum (havf edi yorum). O zaman şeytanın velisi (dostu) olursun."[30]
    İnsan Rabbinin makamı karşısında duracak ve hesap verecek. O hâlde insan böyle bir durumdan korkmalı (havf etmeli) ve ona göre hazırlanmalıdır.[31]
    Bütün bu ve benzeri âyetlerde korku hissi 'havf’ keli mesi ile anlatılıyor. Ayrıca Kur'an'da, kişinin sadece ken disi için değil, başkası adına duyduğu endişe de 'havf’ ke limesiyle ifade ediliyor.[32]
    Bazı âyetlerde, "Allah'ın hidayetine uyanlar"[33], "iyi bir mü'min olarak kendini Allah'a teslim edenler"[34], "iman ettikten sonra davranışlarını düzeltenler"[35], "Al lah'ın velileri (dostları)"[36] için ahirette 'havf (korku)' ve hüzün olmayacağı haber veriliyor.
    İki âyette Müslümanların Allah'a, O'ndan korkarak, ümit ve yakarışla dua ettikleri dile getirilmektedir.[37]
    'Havf’ kelimesi ile ifade edilen korku; -Cüneyd-i Bağdadî'nin dediği gibi-, "her nefes alış-verişte azap görebili rim diye düşünmektir."[38] Ya da korkulan kişinin hatırlanmasından dolayı kal bin ızdırap duyması ve harekete geçmesi, ilâhî hükümle rin ve kaderin işleyiş tarzını kuvvetli bir şekilde görmek tir. Ancak burada söz konusu edilen görme, korkunun kendisi değil, sebebidir.[39]
    Allah'tan bu şekilde korkmak bizzat O'nun emridir. O'ndan çekinmek, O'nun kendisine ceza vereceğinden korkmak, ya da emrini hakkıyla yerine getirememekten endişe duymak imanın gereğidir. Diğer taraftan insanlardan bazıları, ya otorite sahiplerinden, ya dünyalık bir çıka rın elden çıkması tehlikesinden, ya bir takım makamları ele geçirme arzusundan, ya da insanların tepkilerinden korkarlar. Bundan dolayı da Allah'ın emirlerine uymaktan, O'nun hükümlerini uygulamaktan kaçınırlar. Böyle bir tavra karşı Kur'an şöyle diyor:
    "...İnsanlardan korkmayın, benden korkun ve benim âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfir olanlardır."[40]
    Korku bir cins enerji açlığı duygusudur. Bu âyetler, bir anlamda enerji yetersizliği diyebileceğimiz korku öğesiyle, başka bir enerji yetersizliği sayılan açlığı birarada kul lanıyor.[41]
    "Andolsun ki sizi bir parça korku (havf), açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme türün den birşeyle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele."[42]
    "Ki O, kendilerini açlıktan (kurtarıp) doyuran ve onla rı korkudan (havftan) güvenliğe kavuşturandır."[43]
    Havf, bir açıdan ihlâslı bir kulu günah işlemekten alı koyan en önemli korkudur. Buharî ve Müslim'in rivayet ettikleri bir hadiste, Allah (cc)'ın, hiçbir gölgenin olmadı ğı kıyamet gününde yedi sınıf insanı arşının gölgesinde gölgelendireceği söyleniyor. Bunlardan biri de makam sa hibi güzel bir kadının günah işleme isteğine karşılık, "Ben Allah'tan havf ederim (korkarım) diyen kimsedir.”[44]
    Aşağıdaki hadiste havf, kişiyi ibadet etmeye götüren, ona Allah'a itaat bilinci kazandıran Allah korkusu mana sında kullanılmaktadır.
    Ukbe b. Amir (r.a.) Rasûlüllah (s.a.v.)'ın şöyle dediğini anlatıyor:
    "Rabb'in, koyun güden bir çobanın, bir dağın zirvesine çıkarak namaz için ezan okuyup sonra da namaz kılmasından hoşlanır ve Allah Teâla şöyle der: 'Benim şu kulu ma bakın! Ezan okuyor, namaz kılıyor; yani Benden kor kuyor (havf ediyor). Yemin olsun ki o kulumu affettim ve onu cennetime koydum."[45]

    Haşyet:
    Saygı duyulan bir otoritenin karşısında takınılacak ta vırla, onun olmadığı yerdeki tavır genelde farklıdır. Fakat her yerde ilâhî tecellilerin varlığını düşünen, kendisini sü rekli Yaratıcı'nın huzurunda ve denetimi altında bilen, kendilerine âyet okununca derileri ürperen, gizlide bile günah işlemekten çekinen kimseler sürekli aynı tavırları takınırlar.
    Mahiyeti kavranabilen güç sahibinden korkulur. Fa kat onun kudretinin derinliği seziliyorsa o zaman bu kor ku dehşete dönüşür. Bilinir cinsten birşeyin enginliği insa na dehşet veriyorsa, mahiyeti kavranamayan, kudretinden ancak bir kısmı izlenebilen Tanrı'nın sınırsızlığı bu deh şeti daha da arttırır.[46]
    İnsan idrakinin ötesinde olan Allah'tan tazimle kork ma, Kur'an'da 'haşyet' terimiyle anlatılıyor.
    Haşyet, korkulan şeyi bilerek, saygı ile birlikte, içi tit reyerek korkma demektir.[47]
    Havf ile haşyet arasında, korkunun ilgili olduğu şey bakımından fark vardır. Havf, hoşlanılmayan birşeyden ve o şeyin sebebi olan varlıktan korkmak; haşyet ise, hoşla nılmayan şeylerin kendisinden değil de onlara sebep ve kaynak olan varlıklardan korkmak demektir. Havf daha genel, haşyet daha özeldir. Allah'tan hem havf edilir, hem O'na karşı haşyet duyulur. Ama azabından yalnızca havf edilir, korkulur.[48]
    İman eden bir kul, Allah'ın kendisine yakın olduğunu ve kendisini her an gözettiğini kalbinde hisseder. O bunu bilerek Rabb'inden haşyet eder, korkar.
    Haşyet, sürekli Allah (cc)'ın huzurunda olmanın bilin cidir. Kur'an bu korku sıfatını daha çok alimler hakkında kullanmaktadır:
    "...Kulları içinde ise, Allah'tan ancak âlim olanlar iç leri titreyerek korkar."[49]
    Haşyet, marifet (tanıma, idrak) ile birlikte ortaya çı kan bir korku türüdür. Allah (cc) bilinmez ve insanın gö züne görünmez. Bilen, bilinenden daima üstündür. Bu gerçeği bilenler Rablerinden 'haşyet' ederler.
    'Havf’ harekete geçme, 'haşyet' ise derlenip toparlan ma ve sakinleşmedir. Meselâ, korkunç bir tabiat olayını gören kimsenin iki durumu olur: Birincisi ondan korkma hâlidir. İkincisi ise o olayın kendine zarar vermemesi için tedbir alması veya bir yerde karar kılmasıdır. İşte bu du rum 'haşyet' hâlidir. Kişi o olay karşısında korkudan son ra onun tehlikesini anlamış ve ondan korunmak üzere tedbir almıştır.
    Allah'a haşyet duyan, O'na itaat eden, ma'siyeti (gü nah işlemeyi) terk eden; işte gerçek âlim budur. Böyle bir kimse, 'haşyet'in taşıdığı bütün korkularla Allah'tan kor kandır. Zaten Allah'ı hakkıyla bilmeyenler O'na gereği gi bi haşyet duymazlar. İbni Mes'ud, "Allah'tan haşyet etmek için ilim, aldanmak için de cehalet yeter." demiştir.[50]
    Bu anlamda Kur'an, bilenlerle bilmeyenlerin bir olma dığını vurguluyor. [51]
    Peygamberimiz (sav) de şöyle buyuruyor:
    "Ben Allah hakkında sizden daha fazla bilgiye sahibim ve benim haşyetim (korkum) sizden fazladır."[52]
    Bir hadis-i kudside Allah'tan en çok haşyet edenlerin O'nu en iyi bilenler olduğu söylenmektedir.[53] Hadislerde 'haşyet'in daha çok tefekküre dayalı kor ku anlamında kullanıldığını görüyoruz.
    Bazı âyetlerde, 'Gaybe iman eden mü'minlerin sürek li Allah'a haşyet duydukları’[54], altlarından ırmaklar akan cennetlerde kalacak olan halkın en hayırlıların Rabblerine haşyet duyanlar olduğu[55], 'Allah'tan içleri titreyerek korku duyanların O'nun indirdiği Kitap karşısında derilerinin ürperdiği[56], cennetlik kulların görmedikleri (gayb olan) Rahman'dan haşyet duyanlar olduğu[57] haber veriliyor.
    Kur'an'ın ifadesine göre, nice taşlar Allah'ın haşyetin den, korkusundan dağdan aşağı yuvarlanırlar.[58] Eğer Kur'an bir dağın üzerine indirilseydi, o dağın Allah'ın haş yetinden, korkusundan paramparça olduğu görülürdü.[59]
    İnsanlardan bazılarının rızık endişesiyle çocuklarını öldürmeleri ya beyinsizlik, ya da cahilliktir! 56 Buradaki korku da 'haşyet' kelimesi ile anlatılıyor. Bu, haşyetin ru hî yapıyı kuşatan bir korku olduğunu gösterir. Müslümanlardan bazıları, Allah yolunda çarpışmak tan çekinerek düşmanlardan tıpkı Allah'tan haşyet eder gibi, hatta daha büyük bir haşyet (korku) içinde olurlar. Bu ise kınanacak bir durumdur.[60] Allah (cc); "Onlardan değil, benden korkun (haşyet duyun)." demekte[61] ve 'haşyet' du yulmaya sadece Allah'ın lâyık olduğunu bildirmektedir.[62] Haşyet, bir anlamda içi korkarak birşeyden çekinme dir. Bu mana Kur'an'da Peygamberimize hitaben; "Hani sen insanlara açıklamaktan haşyet edip (çekinip) içinde saklı tutuyordun. Halbuki Allah haşyet duymana daha lâyıktır." şeklinde kullanılıyor.[63]
    Kur'an, Allah'a haşyet duyanlar (içleri korkuyla ürpe renler) için bir hatırlatma, bir öğüttür.[64]
    Müslümanların en önemli özelliklerinden biri de Al lah'a haşyet duymaları, O'nu görmedikleri hâlde O'ndan içleri titreyerek korkmaları, O'ndan başka hiç kimseden bu denli korkmamalarıdır. Bu demektir ki böyle bir korku (haşyet) yalnızca Allah'a karşı duyulur.[65]
    Onlar, kendilerine kitap indiren Rablerine 'haşyet' du yarlar, Kitap karşısından derileri ürperir, derileri ve kalp leri Allah'ın zikrine yumuşar.[66] Allah (cc) yolunda cihad ederken düşmanlarından 'haşyet (korku)' duysalar da Al lah'a duydukları 'haşyet' bunu bastırır.[67] Onlara denilse ki, düşmanlarınız size karşı biraraya geldiler, onlardan haşyet duyun, böyle bir haber onları korkutmaz; bilakis imanları artar ve 'Allah bize yeter, O ne güzel vekildir' derler.[68]
    Bütün Müslümanlarda 'havf’ duygusu olsa bile, 'haş yet' sıfatı daha çok âlimlerde bulunur. Havf ve haşyet duyguları Allah'ı tanımak ve arif olmakla orantılıdır. Kalp 'marifetullah'a, yani Allah'ı hakkıyla tanıma ve anlama mak***** ulaşırsa O'nun zikriyle meşgul olur. Kişinin Allah'a karşı duyduğu havf ve haşyet sürekli bir itaate dönüşür. Kalbin bu hâline 'tazarru' denir. Tazarru' ve niyaz (yakarma) içinde olan bir kalp organlara etki eder, onları iyi amellere yönlendirir.
    Bazı hadislerde Allah (cc) korkusundan ağlama, 'haş yet' kelimesi ile anlatılmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyuruyor:
    "Allah korkusundan (haşyetinden) ağlayan göze, süt memeye dönünceye kadar ateş dokunmaz."[69]
    "İki göze cehennem ateşi dokunmaz: Biri, Allah kor kusundan (haşyetinden) ağlayan göz, diğeri de Allah yo lunda nöbet bekleyen gözdür."[70]
    Bunlardan başka pekçok hadiste de haşyetin Allah korkusundan dolayı ağlamak, üzülmek, saçı beyazlatan endişe manalarında kullanıldığını görüyoruz.[71]
    Takva kelimesi bazen, korku ve ürperti anlamında 'havf ve haşyet' kelimelerinin yerine kullanılmaktadır. Bu bir anlamda takvanın bir sonucu olarak Allah'a havf ve haşyet duymak (korkmak) demektir.
    Şu âyette 'haşyet' ve 'ittika' beraber yer alıyor:
    "Kim Allah'a ve Rasulüne itaat eder, Allah'tan korkarsa (haşyet duyarsa) ve O'ndan ittika ederse (korunursa), iş te kurtuluşa erenler onlardır."[72]

    Hazer:
    Korku veren şeyden sakınmak[73], birşeyden korkmak ve ondan çekinmek, tayakkuz hâlinde (uyanık) olmak demektir.[74] Bu çekinme veya sakınmada, zararın geleceği ister kesin olsun, ister şüpheli olsun, farketmez.
    Hazerde, zararlı şeye karşı bir savunma, kendini koru maya alma durumu vardır. Bu aynı zamanda zararlı veya istenmeyen birşeye karşı duyulan bir endişe, bir tasadır.
    Nitekim, dince yasaklanan, yapılması caiz görülme yen pekçok davranış hakkında, 'O dinen mahzurludur, onun yapılmasında mahzur vardır' denilir (Mahzur, hazer kökünden türemiş bir ism-i mef'uldür.) Böylece o davranı şı yapmaktan kaçınmanın gereği anlatılmış olur. Dikkat edilirse burada dinen zararlı sayılan birşeye karşı bir korunma durumu söz konusudur.
    Allah (cc) Müslümanlara şöyle diyor: "...Ve bilin ki, el bette Allah kalbinizden geçeni bilmektedir. Artık O'ndan sakının (hazer edin)..."[75]
    Bir başka âyette ise Müslümanlara: "Allah'a ve Rasûlüne itaat edin ve sakının (hazer edin)..."[76] buyurulmaktadır.
    Kur'an, eşlerin ve çocukların dünya imtihanını kazan maya engel olabileceklerini söyledikten sonra onların hakları konusunda hazer edilmesi, çekinilmesi gerektiğini ekliyor.[77]
    Allah (cc), Müslümanların inkarcıları veli (dost) edin melerini yasaklıyor. Ancak onlardan gelebilecek bir zarar dan hazer ederlerse, sakınırlarsa o durum başkadır. Allah (cc) yine de müslümanları kendisinden hazer etmeye, çekinmeye çağırıyor.[78]
    Kur'an, Allah'ın emrine karşı gelenleri, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya acıklı bir azabın gelmesinden hazer ettiriyor, sakındırıyor.[79]
    Gerçek müslümanlar, Allah için geceleri bile ayağa kalkıp namaz kılan, gönülden ibadet eden ve ahiretten, orada olacaklardan hazer eden, korkup sakınan, bundan dolayı da zarar etmemek için hazırlıklı olan kimseler[80]dir.[81]

    Feza':
    İnsanı korkutan herhangi birşey karşısında ürpermek ve sarsılmaktır.[82] Ani bir baskın, şiddetli bir gürültü ve benzeri tehlikeler karşısında, kalbi yerinden koparacak denli ani ve birdenbire ortaya çıkan korkulardır.
    Korkunç birşeyden dolayı insanda meydana gelen tu tukluk ve ürkeklik, yani şiddetli korku ile sarsılmak demektir[83]
    Ancak 'Allah'tan feza' ettim, ‘Allah'tan aniden ürper dim' denilmez. Buna karşın 'Allah'tan havf ettim, kork tum' denilebilir.[84]
    Kur'an, kıyametten dolayı meydana gelecek olan ve özellikle inkarcıların ödünü patlatırcasına şiddetli ve ben zeri olmayan o korkuya 'el-feza'ul ekber: en büyük ürper ti' demektedir.[85]
    Kıyamet için Sûr'a üfürüleceği gün, Allah'ın dilediği kimseler dışında, yerde ve göklerde olan herkesin duyaca ğı korku da aynı kelime ile anlatılıyor.[86]
    Kıyamette kim bir hasene (sevap) ile gelirse ona ondan daha hayırlısı vardır ve o kimseler ahiretin ürpertisine (feza'ına) karşı emin olurlar.[87]
    Bir âyette ‘havf ve feza' kelimelerinin beraber kullanıl dığını görüyoruz. Burada bir kimsenin ani bir olay karşısındaki duyduğu ürperti anlamındadır.
    İki davalı duvardan aşıp Hz. Davud'un yanına gelince; "...O, onlardan ürkmüştü (feza' etmişti); onlar dediler ki: Korkma (lâ tehâf), biz iki davacıyız..."[88]

    Rehbet:
    'Rehbet', acı ve ızdırap duyup büyük bir korkuyla çe kinmek demektir.[89]
    'Rehb'in fail ismi olan 'rahib', büyük bir korkuyla ür peren, ciddî bir korkuyla çekinen kimse demektir. Bunun çoğulu 'ruhban', veya 'ruhbaniyyun'dur. Ruhbanlık yap maya da 'rehbaniyyet' denmektedir.
    'Rehbet', ürpermek anlamıyla hem insanlardan hem de Allah'tan korkmayı ifade eder.[90]
    "Herhalde onların içindeki 'dehşet ve yılgınlık' bakı mından siz, Allah'tan (O'na karşı duydukları dehşetten) daha çetinsiniz. Bu, gerçekten onların 'derin bir kavrayışa sahip olmamaları' dolayısıyla böyledir."[91]
    Burada, müşriklerin yanlışlıkla insanlardan gelebile cek korkuyu önemseyerek ya da abartarak, Allah korkusu nun önüne geçirmeleri söz konusu ediliyor.
    'Rehbet', hoşlanılmayan şeylerden hızlıca kaçmayı, onları hemen terk etmeyi ifade eder. Rehbetin, kalbin ar zu edilen şeye doğru harekete geçmesi anl***** gelen 'rağbet' kelimesinin tam zıddı olduğunu hatırlayalım. ('Terğîb', teşvik, kalbi hoşlanılan şeylere özendirme; 'terhib', sakındırma, kalbi hoşlanılmayan şeylerden uzaklaş tırma, korkutma demektir ki, bu konulardaki hadisleri biraraya toplayan hadis kitaplarına bu ad verilir.)
    'Rehb veya rehbet', aynı zamanda olumlu bir davranış hâlinde muttakilerin (takva sahiplerinin) bir özelliği ola rak geçmektedir. Rehbet içinde bulunan mü'minler, ger çekte Rablerinden hakkıyla korkup ürperirler. Çünkü on lar Rabb'in azametini (büyüklüğünü) ve azabının çetinliği ni anlayan kimselerdir.
    "O'nun (Zekeriyya'nın) duasına cevap verdik, kendisi ne Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekte onlar hayırda yarışırlardı, umarak ve korkarak (rehbet içinde) bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi."[92]
    Kur'an, İsrailoğulları'na verilen nimeti hatırlattıktan sonra, onlara yalnızca Allah'tan 'rehbet' etmelerini (korkmalarını) hatırlatıyor. [93]
    Şu âyetteki 'rehbet' de aynı manadadır:
    "Allah buyurdu ki: 'İki ilâh edinmeyin; O, yalnızca tek bir ilâhtır. Öyleyse benden, yalnızca benden korkun (rehbet edin)."[94]
    Kur'an-ı Kerim, mü'minlere savaş atları veya savaş malzemeleri hazırlamalarını, bununla kendi düşmanlarını ve onların bilmediği ama Allah'ın bildiği diğer düşmanla rı korkutabileceklerini (türhibûn) bildiriyor.[95]
    Günümüz Arapçasında, dehşet saçmak, korkutmak, terör yapmak anlamında aynı kökten gelen 'irhab' kelime si kullanılmaktadır.
    Kur'an, 'rehb veya rehbet' sahibi kimselerin olumlu ve olumsuz yanlarını ayrı ayrı haber vermektedir. Nite kim yukarıda geçtiği gibi, Allah'tan (rehbet etmeyi) kork mayı mü'minlerin güzel bir davranışı olarak anıyor.
    Kur'an-ı Kerim, dinde ruhbanlığı (aşırı dindarlığı, zahidliği), yani dini daha iyi yaşamak için bir tarafa çekilme yi, nefsi en tabiî ihtiyaçlarından bile mahrum etmeyi icad edenleri ve bunu sürdürenleri tenkit etmektedir. Böyleleri, dinde ruhbanlığı icad etmelerine rağmen kendi uydurduk ları ruhbanlığın kurallarına bile gereği gibi uymadılar.[96]
    Rehbet ile haşyetin anlam benzerliği vardır. Bu da kor kulan şeyin gücünü bilmekten kaynaklanan bir korkuyu ifade etmeleridir.[97]

    Vecel:
    Korkuyu hissetmektir.[98] Korku, kendini emniyette hissetmenin karşıtıdır. İnsan kendini güven içinde hisset mez ve huzursuzluk duyarsa bu durum 'vecel' kelimesiy le anlatılır. Bu aynı zamanda muhabbetle beraber meyda na gelen korku, Allah'ın (cc) azamet ve büyüklüğünden kaynaklanan bir ürpertidir.[99]
    Bir başka deyişle sorumluluk duygusundan dolayı, ilâ hî azamet karşısında ızdırap ve endişe ile titreme durumudur.[100]
    Anlam bakımından 'havf'tan ve 'haşyet'ten çok farklı değildir.
    Bu korku gerçek Müslümanların bir sıfatıdır ki, Al lah'ın adı onların yanında anıldığı zaman O'ndan havf ederler (korkarlar) ve hemen emirlerini yerine getirirler ve yasaklarını terkederler.
    Kur'an, mü'minleri anlatırken şöyle diyor:
    "Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı za man yürekleri ürperir (vecel duyarlar), O'nun âyetleri okunduğunda imanlarını artırır ve yalnızca Rablerine te vekkül ederler."[101]
    Süddî bu âyetle ilgili şöyle demiştir: "O müslüman öy le bir kimsedir ki, bir an gelir zulmetmek ister veya bir gü nah işlemeye niyet eder. Ona 'Allah'tan kork' denilince kalbi ürperir, bir korku duyar ve hemen bu kötü işleri bırakır."[102]
    Yine mü'minler Rablerine döneceklerinin şuuru ile O'nun yolunda infak ederken kalpleri ürperir (vecel duyarlar).[103]
    Hz. Aişe (r.a)'den rivayet edildiğine göre O şöyle de miştir:
    "Dedim ki:
    Yâ Rasûlallah (s.a.v), 'Verdiklerini korku ile, ürpererek verirler.' âyetinde bahsedilen kimseler zina eden, içki içen ve hırsızlık edenler mi?' Peygamber (s.a.v) şöyle cevap verdi:
    'Hayır, ey Sıddîk'ın (Ebu Bekr'in) kızı; onlar oruç tutan, namaz kılan, zekât veren ve onların ka bul olunup olunmayacağından korkan (havf eden) kimse lerdir.”[104]
    Bu hadiste, âyette 'vecel' kelimesiyle ifâde edilen kor kunun 'havf’ olarak açıklandığını görüyoruz.
    İki melek Hz. Meryem'in yanına varınca o onların ge lişinden korkup ürperdi. Onlar da ona şöyle dediler: "Kork ma (vecel duyma), biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz."[105]

    Şefkat:
    Şefkat, aslında güneşin batışı anında gündüzün ışığı ile gecenin karanlığının karışması anl***** gelen 'şa-fak'tan türemiştir. Korku ile beraber ilgi göstermek, yar dım etmek demektir. Çünkü şefkat sahibi kimse (müşfik), şefkat ettiği kimseyi sevmekte, ona bir zararın gelmesin den korkmaktadır.[106]
    Şefkat, kalp inceliği ile beraber, üzerine titrenilen birşeye gelebilecek bir zarar ve tehlikeye karşı kalpte du yulan korkudur, endişedir. Annenin çocuğu üzerine titre mesine de 'şefkat' adı verilir.
    Müslümanlar kıyamet saatinden haşyet ederler ve on dan dolayı kalpleri titrer (onlar müşfiktirler).[107] Rablerinden haşyet ederler ve O'na karşı sürekli bir şefkat (korku) duyarlar.[108] O'nun azabından da aynı şekilde korkarlar.[109]
    İnkarcılar, kıyamet günü amel defterlerinin önlerine konulduğunu görünce kalpleri ürperir ve sonuçtan kor karlar (müşfik olurlar).[110] Kazanmakta olduklarından do layı kalpleri korku ile ürperir, titrer.[111]
    Şefkat, bu mana ile beraber 'havf'a yakındır.
    Şefkat, bir âyette de kişinin ailesi hakkında duyduğu endişeyi, onlar hakkında hissettiği korkuyu anlatmakta dır.[112]

    Huşu’:
    Huşu', sözlükte, boyun eğmek[113], sessiz ve sakin ol mak, alçak gönüllü olmak anlamındadır. Yani kalp ve or ganlarla birlikte, bütün bir benlikle başkasının önünde bir boyun eğiştir, saygıya götüren bir korkudur.
    Huşu', terim olarak, Allah'ın huzurunda olunduğu şu uruyla tevazu gösterip boyun eğmeyi ifade eder. Yaklaşık aynı manaya gelen 'hudu', daha çok bedenle yapılan alçal mayı ve boyun eğmeyi, 'huşu' ise, buna benzer hareketler le dışa yansıyan kalpteki sakinliği ve tevazu hâlini ifade eder. Huşu', içten gelen ve karşıdakinin heybetinin sebep olduğu manevî ve ahlâkî bir durum, 'hudu' ise zorlama so nucu mecbur kalman bir boyun eğme olabilir.[114]
    'Huşu' saygı dolu korkuyu, tam bir boyun eğişi ve bu boyun eğişin gerektirdiği hareketlen haşyetle, ürpererek yerine getirmeyi ifade eder.
    Kur'an'da 'huşu', namazdaki tevazu[115], saygı göstere rek korkma ve çekinme[116], çaresizlik, sakin bir şekilde durma, zelil olma[117] anlamlarında kullanılmıştır.
    Kur'an, iman edenleri Hak'tan inmiş olanın zikri için kalplerinde 'huşu': saygı dolu korku duymaya davet ediyor ve onları daha önce kendilerine kitap verilenler gibi kalp lerinin katılaşmasından sakındırıyor.[118] Zaten ilim ehli kimseler Kur'an okunduğu zaman secdeye kapanırlar ve huşulan, saygı dolu korkulan artar.[119]
    Allah'ın âyetlerinden biri olan toprak[120] ve eğer Kur'an üzerine indirilseydi Allah'ın haşyetinden, korku sundan paramparça olacak olan dağlar da[121] huşu' içeri sindedir. Burada cansız iki varlığın Allah'ın büyüklüğü karşısındaki teslimiyetleri 'huşu' kelimesi ile anlatılıyor. İnsandan da böyle bir teslimiyet, böyle bir saygı ile boyun bükme istenmektedir.
    Kur'an'm üzerinde durduğu 'huşu'yu en iyi rükûsu ve secdesi olan namaz sembolize eder. Müslüman kişi, na maz kılarken kendini maddî hayattan temamen uzaklaştı rarak, kibir ve gururu bir tarafa atarak Yaratıcı'nm huzu runda saygıyla boyun büker.[122] Rabbinin huzurunda say-gısıyla ürpermeyen kimselere zaten namaz ibadeti ağır gelir.[123]
    Peygamberimiz (sav), namazın ancak 'huşu' duyularak kılınabileceğini ifade ediyor.[124]
    Öyle görülüyor ki Kur'an, kötülüklerden kaçınmak için 'havf'i, salih ameller işlemek için 'takva'yı, hayat tut kusunun kırılması için de 'haşyet'i tavsiye etmektedir. Bu ruh hallerini geçtikten sonra müslüman kişiden istenen 'huşu'dur,- Allah'ın azameti karşısında saygı ile boyun bükme, O'nun hükümlerine teslim olmadır.[125]
    Peygamberimiz (sav) şöyle dua ederdi: "Allahım, huşu' duymayan bir kalpten sana sığınırım..."[126]

    Ru'b:
    Kur'an, insanı bir tehlike veya musibet anında, ürk meye, acele etmeye, heyecan duymaya, telâşa, can sıkıntı sına ve nefes nefese kalarak ne yapacağını bilememe duru muna düşüren bu gibi sinirsel kaygı ve korkulardan söz ederken 'havf'ın yanında 'ru'b' kelimesini de kullanıyor.
    Ru'b, insanın içine korkunun birikmesinden dolayı duyduğu sarsıntıdır.[127]
    Kur'an, dört âyette inkarcıların kalplerine yerleştiri len korkuyu, tedirginliği, can sıkıntısını ve titremeyi 'ru'b' kelimesiyle ifade ediyor.[128]
    Mağarada üç yüz on yıl uyutulan Ashab-ı Kehf'in du rumunun şaşırtıcılığı, insana verdiği ürperti şu sözlerle anlatılıyor:
    "Uykuda oldukları hâlde sen onları uyanık sanırdın. Öyle ki, biz onları bir sağa bir sola çeviriyorduk ve köpek leri de eşikte ön ayaklarını uzatmıştı (uyuyakalmıştı). On lara (bu halleriyle) rastlamış olsaydın arkanı dönüp kaçar dın; onlardan yana için korku (ru'b) ile dolardı."[129]
    Onların bu mucizevî durumunu bilmeyen hazırlıksız bir seyirci, onları kuşatan atmosferde ilk bakışta derinlik li, sarsıcı, belki de ahirete ait bir şeyler hisseder ve onların Allah tarafından seçilmiş kişiler olduğunu hemen farkederdi.

  2. #2
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    güzel bir konu efenim.Allahtan korkulmaz Allah sevilir diyenlere ithaf edelim müsaadenizle.

Benzer Konular

  1. Kadınları Anlatan Filmler
    dogangunes Tarafından Sinemalar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 05-12-2014, 07:42 PM
  2. Cry of Fear Korkuyu İliklerinizde Hissedin
    bencileyin Tarafından Oyun İnceleme Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 05-09-2013, 01:35 PM
  3. Ruh Halimizi Anlatan Fotoğraflar
    İNCİ Tarafından Fotoğrafçılık Foruma
    Yorum: 7
    Son mesaj: 10-02-2012, 07:57 PM
  4. İşkenceyi Anlatan Diziye Soruşturma
    SOSYALİST Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 19-04-2010, 06:19 PM
  5. Bilim kokuyu yok edip korkuyu yendi
    YukseLL Tarafından Biyoloji Forum'u Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 10-11-2007, 04:07 PM
Yukarı Çık