2. Sayfa, Toplam 3 BirinciBirinci 123 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 Toplam: 22

nursinin kaderi inkarı

islam (Müslümanlık) Kategorisi Kuran-ı Kerim Forumunda nursinin kaderi inkarı Konusununun içerigi kısaca ->> Kürşat kardeşim görmeyi öğren bakmayı değil,anlamak için oku tuzağa düşürmek için değil, güneş balçıkla sıvanmaz,sevmesini bilmiyorsan saygı duymasını öğren,BEDİİÜZZAMAN SAİDNURSİ ...

  1. #11
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye çerkeş18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesaj
    197
    Rep Gücü
    1513

    Cevap: nursinin kaderi inkarı

    Kürşat kardeşim görmeyi öğren bakmayı değil,anlamak için oku tuzağa düşürmek için değil, güneş balçıkla sıvanmaz,sevmesini bilmiyorsan saygı duymasını öğren,BEDİİÜZZAMAN SAİDNURSİ hazretleri kendini dünyyaya anlatmış ama sen daha ne yapmak istediğini forumdaki arkadaşlara anlatamamışsın.inşaallah kalbin mühürlü basiretin bağlı değildir.külliyatı başından sonuna kadar oku belki rabbim doğruyu gösterir.

  2. #12
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesaj
    34
    Rep Gücü
    463

    Cevap: nursinin kaderi inkarı

    Vikipedi'den:

    (...)
    Kader - ikilem - bilmece

    Sorular:

    Tanrı insanların kaderini önceden belirlemişse, neden onlara daha sonra emirler veriyor? Bunu yap, şunu yapma diye. İnsan zaten kaderine göre hareket etmeyecek midir?
    Özgür irade var mıdır? Yani insan iki ya da daha fazla seçeneklerden birisini seçebilir mi?
    Hem kader, hem de özgür irade yan yana olabilir mi? İkisi birbirine zıt değil mi?
    Tanrı'nın geleceği görme yeteneği, kader mi demektir? Tanrı geleceği belirlemiş midir?
    Tanrı geleceği belirlemişse, o zaman bütün işlenen vahşetler kimin eseri olur? Örneğin, ensest bir ilişkiden doğan bir çocuğun dünyaya gelmesi kimin eseridir?
    Birisi maddede bu sorulara göre alt madde oluşturabilir mi?

    Birisi maddede bu sorulara göre bir yanıt oluşturabilir mi?--88.247.183.234 20:07, 14 Mayıs 2007 (UTC)


    Kader çaresizlik midir?

    Kaderi olması engellenemez olaylar silsilesi olarak görerek ona karşı aciz hissetmek doğru değildir.kader tüm dünyadaki değişkenlerin, bu değişkenlerin birbirlerine yapacakları etki ve tepkilerin tamamının belli olması demektir.bu yüzden kaderi sadece tanrı bilmektedir.çünkü o dünyadaki değişkenlerin davranışını evreni yaratmadan önce tasarlamıştır ve fiziksel tepkimelerin insanları ne pozisyonlara sokacağını bilmektedir.bu da ne yaparsak yapalım kadere dahil olacağız demektir.


    Kader inancı ve ruhçuluk

    Astrolojinin beşiği eski Babil şehridir. Astrolojinin başlangıcı buradan çıkmıştır. Neden? Babildeki inanca göre her insanın kaderi önceden belirlenmiştir. Bu durum, insanların başlarına gelecek şeyleri merak etmelerine neden olmuştur. Bu yüzden falcılığın çeşitli şekilleri ortaya çıkmıştır. Falcılık yoluyla insanlar başlarına gelecek şeyleri bilmek isterler. Astroloji aslında falcılığın çeşitlerinden biridir. Astroloji demek ruhçuluk demektir. Astroloji falcılığın bir yan koludur. Astroloji, ve kaderin birlikte ele alınmasının sebebi, bunların eski Babil'e kadar uzanan köklerinde yatar.

    Astroloji-Fal-Falcılık, Açık Link Ekleme ve Arama Motoru, www.turkish-media.com

    Astroloji-Fal-Falcılık Kategorisi @ Görevimiz sizi doğru "adres"e ulaştırmak. Kaliteli Türk web sitelerinin listesi. Arama motoru.


    Maddedeki ifadeler:

    Buyurun, sıra geldi KADER BAHSİNE...
    Astroloji bölümünde insan beyninin aldığı tesirler ile tüm yaşamının programlanmış olduğunu normal şartlarda bunun değişmesinin de asla mümkün olamayacağını açıklamıştık. Yâni bir diğer ifade şekliyle kişinin kaderinin, beynin ilk teşekkül devresinde kozmik kalemle yazılıp bu yazının kuruduğunu ve artık yeni tesirler ile değişmeyeceğini beyan etmiştik.

    Kader inancı Tanrı'yı kötüleyen bir inanç olarak ortaya çıkmıştır. Kader inancı ile "hayır da, şer de (İyilik te, kötülük te)" Allah'tandır inancı yanyanadır. Eğer iyilik te, kötülük te Allah'tan ise Şeytan'a ne iş düşer? diye sormak doğru olmazmı?

    Kanımca maddede kader inancının çok eskilere uzanan köklerinin ele alınması doğru olacaktır. Özellikle kader inancının astrolojiyle, falcılıkla ve kehanetle, medyumlukla ilgili olan yönleri ve ruhçuluktaki yeri iyi araştırılıp maddeye eklenmelidir.--88.242.217.215 17:35, 14 Eylül 2007 (UTC)


    İntihar ve Kader

    Ecel maddesinden:

    İslam dininde, Ecel, İnsanın mukadder (Allah tarafından yazılıp kararlaşmış) olan ömrünün nihayetine (son bulmasına) denir. Ecel geldiği zaman, ne bir dakika ileri gider ne de bir dakika geri kalır. İslam inancında insan her ne sebeple ölürse ölsün, eceli ile ölmüş olur.Ecelin ne zaman geleceğini Allah bilir.Yalnız intihar olayı bu durumun dışından bir olaydır.İntihar eden bir kişi için Allah o an ölümü yaratmaktadır.Fakat asla ama asla affı mümkün değildir.

    Olayları kaderle açıklamaya çalışmak sürekli olarak ortaya binbir çeşit tartışmalı konu çıkarmaktadır.

    Ecelin ne zaman geleceğini Allah bilir. Yalnız intihar olayı bu durumun dışından bir olaydır.İntihar eden bir kişi için Allah o an ölümü yaratmaktadır.Fakat asla ama asla affı mümkün değildir.

    Ecelin ne zaman geleceğini Allah bilir fakat, intiharı bilemez mi denilmek isteniyor? Önceden bilemediği bu durum da gerçekleştiğinde, o anda (intihar anında) ölümü yaratmaktadır, deniliyor. Yani Allah o kişinin kaderini intihar edecek diye yazmadığı için, sorumlusu intihar eden kişi oluyor ve bu nedenlede asla affı mümkün değildir, deniliyor.

    Kader değiştirilemez sabit bir şey değil midir? Ya da Allah her şeyi önceden, olmadan bilir denilmiyor mu? Yani Allah daha önceden bir kişinin intihar edeceğini biliyor mu, bilmiyor mu?

    Başka bir örnek:

    Bakara 30 Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.

    Melekler Allah gibi daha olmamış şeyleri önceden bilebilirler mi? Yani gaybı bilirler mi? Melekler "yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Bu melekler daha Allah insanı yaratmadan, ortaya çıkarmadan önce onun ne şekilde bir varlık olacağını ve bu insan denilen varlığın yeryüzünde fesat çıkaracağını ve kan dökeceğini nasıl biliyorlardı? Üstelik melekler çok doğru bir tespitte de bulunabildiler, yani dedikleri doğru çıktı. Gerçekten insanlar fesat çıkarıp, bol bol kan döktüler ve dökmeyede devam ediyorlar. Allah ise "Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi." Şimdi burada Allah "Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim" derken neyi kastediyor?

    Kim haklı? Melekler mi, Allah mı?

    Bakara 31 Allah Adem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.

    Bakara 32 Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakim olan ancak sensin, dediler.

    Meleklere bir öğretim verilmedi, Allah Adem'e öğretti ama "önce meleklere arzedip" onlara öğretmediği şeyleri bilmelerini istedi. Onlar da "senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur." dediler.

    Kim haklı? Melekler mi, Allah mı?

    Bakara 33 (Bunun üzerine: ) Ey Âdem ! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semavat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi.

    Melekler de kaderi biliyorlar mı, bilmiyorlar mı? --88.241.49.143 21:12, 20 Eylül 2007 (UTC)


    Kopya Dünya ve kader

    Ruhçuluk ve kader inancının ne kadar içiçe olduğunu görmek için bazı yeni gibi görünen felsefelere bir göz atmak yeterlidir. Bunlar aslında binlerce yıldır dinsel inançların bu yönde söylediklerinin, günümüz insanının daha kabul edebileceği bir hale getirilmiş şeklidir diyebiliriz. İnsanlara şu inanç aşılanmıştır: İnsanın bir ruhu vardır ve bu ruh insan ölünce de yaşamaya devam etmektedir. Daha sonra da dinsel inançların farklılıklarına göre bu ruh, insanın bu dünya hayatında yaptıklarının karşılığını almaktadır. Meselenin ikinci yönü de, kader inancının bu inançla yanyana sunulmasıdır. Bu inançlarla aslında insanlar farkında olmadan ruhçulukla ilgili öğretilerin kurbanı olmuşlardır ve halen günümüzdeki modern ruhçuluk yöntemleriyle de olmaya devam etmektedirler. Yeni sayılabilecek birçok ünlü filmler bu tür konuları içermektedir; daha doğrusu bunların propagandasını yapmaktadırlar. İnsanların makul bir yargıya varabilmeleri için birçok farklı noktayı bilmeleri gerekmektedir. Bunu yapabilmek ise çoğu kişi için çok zordur. İnsanların bu gibi konularda objektif bir karar verebilmeleri için öncelikle ruhçuluğu yakından tanımaları (bulaşmaları değil, kesinlikle tavsiye etmem!) gerekmektedir. Ama bu konu da pek çok kişi için zor ve sevimsiz ve hatta tehlikeli sayılabilecek bir konu olduğundan, insanların çoğu için ruhçulukla ilgili konular gizemli ve yanıtsız kalmaya devam etmektedir. Ayrıca yalnızca ruhçuluğu bilmek te yetmeyecektir. Çünkü birçok insan ruhçulukla ilgilenmekte ve bizzat uygulamaktalar da. Ancak bu kişiler ruhçuluğun nasılını (işlevsel yönlerini) bilebilseler de, nedenini (amaç yönlerini) bilmeleri çok zordur.

    Birçok Amerikan yapımı filmler bu konuların propagandasını yapmaktadır: Bu filmleri iyi anlayabilmek için ise, lüsid rüyalar, astral seyahat, beden dışı deneyimi, ölüm-ötesi deneyimi, telepati, durugörü, meditasyon ve benzeri birçok ruhçulukla ilgili konuların işleyişindeki mekanizmayı çözmek gereklidir. Bu filmlerden bazıları şunlardır: Matrix, 13. Kat, Haşin Krallık (Harsh Realm), Vanilya Gökyüzü, Total Recall. Bu filmlerdeki felsefe:

    "Ruh"la ilgili kısım: Bu dünya hayal bir dünyadır, sanaldır. İnsanların yaşadıklarını sandıkları bütün yaşamları yalnızca onlara bilinçlerinde gösterilen bir filmden ibarettir. Ancak asıl gerçeğin olduğu bir başka Dünya daha vardır. İçinde yaşadığımız bu Dünya, asıl gerçek Dünya'nın bir kopyasıdır. Ölünce herkes oraya döner. Yani herkes zaten oradadır ve filmi oradan izlemektedirler.
    "Kader"le ilgili kısım: İnsanların bilinçlerine yapay olarak verilerek onlara bu dünyada yaşadıkları duygusu verilir. Bu yalnızca onlara önceden senaryosu yazılmış bir film gibi sunulur. Tıpkı bir filmi ileri geri sarmak mümkün olsa da, onu değiştirmek mümkün olmadığı gibi, Tanrı'nın insanlar için belirlediği kaderleri de değiştirilemez.

    İDEALİZM MATRİX FELSEFESİ VE MADDENİN GERÇEĞİ - Harun Yahya

    İDEALİZM MATRİX FELSEFESİ VE MADDENİN GERÇEĞİ - Harun Yahya

    İDEALİZM MATRİX FELSEFESİ VE MADDENİN GERÇEĞİ - Harun Yahya

    İDEALİZM MATRİX FELSEFESİ VE MADDENİN GERÇEĞİ - Harun Yahya

    İDEALİZM MATRİX FELSEFESİ VE MADDENİN GERÇEĞİ - Harun Yahya

    İDEALİZM MATRİX FELSEFESİ VE MADDENİN GERÇEĞİ - Harun Yahya

    İDEALİZM MATRİX FELSEFESİ VE MADDENİN GERÇEĞİ - Harun Yahya

    Meselenin yukarıda anlattığım yönlerden başka daha da derinlikli (ruhçulukla ilgili) yönleri var; ancak konuyu dağıtmadan yalnızca kader kısmına değinmek burada yeterlidir. Burada kaderle ilgili inancın en öncelikli amacını ortaya koymak yeterli olur sanırım. Aslı ruhçuluk olan kader öğretisinin en baştaki amacı, adına ister Allah, ister Tanrı denilsin, "Yaratıcı"nın kötülenmek istenmesidir. Zaten "kader" inancının yanında "iyilik te kötülük te (hayır-şer) Tanrı'dandır" inancı birlikte ele alınır. Bu inançlar hangi konuya karşılık gelmektedir? İnsanların çektikleri acılara, dünyadaki kötülüklere ve Tanrı'nın neden bunlara izin verdiği konusuna. Aslında son cümle kader öğretisine göre şu şekildedir. "Tanrı kötülüklere izin vermez, Tanrı zaten olacak şeylerin bu şekilde olmasını programlamıştır. Bu şekilde kurnazca Tanrı kötülenir.--85.103.121.74 18:21, 25 Eylül 2007 (UTC)

    Şeytan'ın azdırılması onun kaderi miydi?

    Kader konusu ve olayların gelişiminde ortaya birçok konu çıkmaktadır. Örneğin Şeytan'ın azdırılması (azması değil, Allah tarafından azdırılması) konusunda ne denilebilir? Bu onun kaderi miydi? Yoksa Şeytan kendiliğinden mi azıp yoldan çıktı? Eğer burada kader konusuyla ilgili olarak, Allah Şeytan'ın azarak yoldan çıkacağını önceden biliyordu, denilecekse; o zaman şunu da düşünmek gerekir. Allah sonradan bozgunculuk yapacak kişileri bile bile neden yaratmaktadır? Bir firma sahibi, şirkete zarar verecek kişileri bile bile işe alır mı? Ayrıca Şeytan şöyle demektedir: "Öyle ise beni azdırmana karşılık..." Bu sözler doğruysa Şeytan'ı Allah mı azdırarak yoldan çıkmasına neden olmuştur? Eğer Şeytan'ı azdıran Allah değilse, bu neden özellikle belirtilmiyor?

    Kader, Allah'ın herşeyi önceden bilmesi olarak tarif edildiğinde de şunu sormak gerekir. "Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?" Allah Şeytan'a bu soruyu neden sormaktadır? Zaten onun hakkındaki herşeyi daha onu yaratmadan önce bilmiyor muydu? Eğer bu soru, yanıtı istenmeyen bir soru ise, o zaman şunu düşünmek gerekir. Allah sonucunun kötü olacağını bildiği şeyleri, durumları ve kişileri neden yaratmaktadır? Yani Şeytan'ın azacağını ve sorusuna karşılık olarak, "Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" diye yanıt vereceğini bildiği bir kişiyi neden yaratmıştır?

    Burada kader konusunda insanların yaşamlarını kökten etkileyecek başka çok önemli bir durum daha çıkmaktadır. Bu Şeytan'a izim verilmesi konusudur. Bu konu o kadar önemlidir ki, aslında insanlığın saptırılarak yoldan çıkmaları konusudur. Yoldan çıkan insan ve toplumların da neler yapabileceklerini kanlı tarih sayfaları gösteriyor zaten. "İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi." Soru şudur. Allah, sırf Şeytan bunu istedi diye Şeytan'a bir mühlet vermek zorunda mıydı? Biz, böyle birşeyi kendimizle ilgili bir konuda kabul eder miydik? Peki Allah bunu kabul edebiliyorsa, o zaman bunun sonuçlarının ne olacağını ve hatta Şeytan'ı yaratırken, hatta belki yaratmadan bile önce onun kendisinden böyle bir talepte bulunacağını bilmiyor muydu?

    "Araf 16 İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Araf 17 "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi. Araf 18 Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!"

    Araf 11 Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem'e secde edin! diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı. *

    Araf 12 Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.

    Araf 13 Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu.

    Araf 14 İblis: Bana, (insanların) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi.

    Araf 15 Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.

    Araf 16 İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.

    Araf 17 "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi.

    Araf 18 Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım! *

    Sonuç hem Şeytan için, hem de insanlar için oldukça kötü bir durumu ortaya çıkarıyor. Bu sonucu Allah mı istedi? İstemediyse, gene de sonucu bile bile (madem kader Allah'ın herşeyi önceden bilmesidir) neden bu olayların olmasına izin verdi? Hatta melekler kendisini de uyarmışlardı zaten. Peki melekler bütün bunları bilirken Allah bilmiyor muydu? Melekler Allah'ı şu sözlerle uyarmışlardı: "Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi." Melekler insanların kaderini nasıl bilebildiler? Üstelik daha yaratılmamışlardı bile!

    Ya Şeytan'ın azdırılması konusu için ne denilebilir. Bu konunun bir yanı Şeytan'ın kaderi olmakla birlikte bu kaderin oluşmasında Allah'ın belirli bir rolü de vardır. Yani olayda dört grup görüyoruz. Melekler, Allah, Şeytan ve insanlar. Peki Şeytan nasıl azdırıldı?

    Bakara 30 Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.
    Bakara 31 Allah Adem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.
    Bakara 32 Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakim olan ancak sensin, dediler.
    Bakara 33 (Bunun üzerine: ) Ey Âdem ! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semavat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi.
    Bakara 34 Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem'e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu.
    Bakara 39 İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir, onlar orada ebedi kalırlar.
    Burada olayı açıklarken ayetlerin arasında ara verip satırların arasındakilerin neler demek istediğine bir bakalım. Olayı inceleyelim. Kendimizi bir mahkeme salonundaki gözlemci yerine koyarak olaylara bakmaya çalışalım.

    Bakara 30 Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.
    Bu ayette Allah yeryüzüne halife olacak bir insan yaratmakla ilgili düşüncesini meleklere açıklıyor. Melekler ise buna makul bir uslupla itiraz ediyorlar. Allah karşılık olarak kendisinin onlardan daha iyi bildiğini söylemektedir.

    Bakara 31 Allah Adem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.
    Allah kendisinin herşeyi daha iyi bildiğini ve aslında meleklerin birşey bilmediğini ispat edercesine bir yola başvurur ve Adem'e bütün isimleri öğretir. Ve bu isimlerin neler olduğunu meleklere sorar. "Eğer siz sözünüzde sadık iseniz..." derken de, hani bana akıl veriyordunuz ya, gene bu tutumdaysanız bana şunların isimlerini söyleyin der.

    Bakara 32 Melekler: Ya Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alim ve hakim olan ancak sensin, dediler.
    Melekler gene çok saygılı bir şekilde konuşarak, "senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur" derler. Melekler gayet makul bir yanıt verirler. Ancak bu yanıt kısaca "bizim bilgimiz yoktur" şeklinde değildir. Melekler "senin bize öğrettiklerinden başka" diyerek cümleye başlarlar. Yani melekler aslında şunu derler. "Bize öğretmiş olsaydın, biz de bilirdik". Ayrıca Allah'ın insanı yaratırken meleklerin itirazına karşılık olarak böyle bir yola başvurması ise konuyu başka mecralara çekmek anl***** gelen bir harekettir. Melekler sadece şunu iddia ettiler: "(insanlar) yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek". Bu iddiaya karşılık olarak Allah'ın Adem'e bütün isimleri öğretmesi ve Adem'inde bunların yanıtlarını vermesi, yalnızca iddiayı çarpıtmak anl***** gelir. Melekler şunu iddia etmediler. "Adem senin ona öğretmene karşılık, gene de hiç bir şey bilemez". Melekler insanların yeryüzünde fesat çıkaracağını ve kan dökeceklerini iddia ettiler. Ve sonuç onların dedikleri gibi oldu. Bir örnek verelim. Bir firmada çalışıyoruz ve işe alınacak bazı kişiler hakkında bazı iddialarda bulunuyoruz. Diyoruz ki, bu kişiler çok kötü şeyler yapacaklar. Ama patron dinlemiyor, siz ne bilirsiniz ki! diyerek, bu kişileri işe alıyor. Ve hemen bu kişilere bize söylemediği bazı sırlarını veriyor ve haklı olduğunu kanıtlamak için de, bizden bu sırları bilmemizi istiyor. Biz ne düşünürüz? Yahu adam yıllarca bizimle sırlarını paylaşmamış ama dün gelmiş şu adamlara sırlarını veriyor. Ama bizim iddiamız bu değildi ki. Biz bu kişiler firmada kötü işler yapacaklar dedik; sonuçta bu kişiler kötü işler yaptılar mı yapmadılar mı, önemli olan bu. Ama olay bu kadarla kalsa gene iyi.

    Bakara 33 (Bunun üzerine: ) Ey Âdem ! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semavat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi.
    Biz de içimizden "sen öyle zannet, ama ne yapalım ekmek parası için senin akılsızlıklarına katlanacağız mecburen" dersek, haksız mı düşünmüş oluruz. Patrona diyoruz ki: "Ya patron bu adamlara dikkat et, bak işin sonu kötü olacak"; yok dinlemiyor. Dediğim dedik, bir tavırla herşeyi ben bilirim deyip duruyor. Biz de ne yapalım sesimizi çıkaramıyoruz. Ama patronun yanlış kararları ve davranışları gene burada bitmiyor.

    Bakara 34 Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem'e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu. *
    Şimdi de Allah meleklerden çok büyük bir talepte bulunuyor. Gelin şu Adem'e secde edin. Yani melekleri utandırmak ve küçülterek onurlarını ayak altına almak için ne gerekiyorsa yapıyor. Melekler ne yapsınlar. Mecburen secde ediyorlar. Ama biri ortaya çıkıyor ve "Ne bu rezillik kardeşim ya!" diyor. "Bizi maskaraya çevirip muymun etti be kardeşim. Biz bu kadar onursuz muyuz. Hiç mi bizim bir değerimiz yok" diyor ve secde etmiyor. Allah bu meleğe, Şeytan'a sanki iyi bir şey emretmiş gibi soruyor.

    Araf 12 Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.
    Şeytan burada doğru bir şey söylüyor. "Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın...". Yani su küçüğün, söz büyüğün. Küçükler büyüklerin elini öper, tersi değil.

    Araf 13 Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu.
    Allah karşılık olarak "Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir." diyor. Ama burada bir yanılgı var. Yukarıdaki olayın gelişimine göre, Şeytan büyüklük taslamıyor, yalnızca küçülmemek istiyor. Yani onurunu korumaya ve aşağılanmamaya çalışıyor. Bu da yalnızca Şeytan'a özgü bir davranış değildir. Herkes aslında böyle hisseder. Yalnızca diktatörlükle yönetilen ülkelerde insanlar can korkusundan dolayı, başlarındaki diktatörlerin makul olmayan tersine sadistlik ve psikopatlık yansıtan isteklerine boyun eğmişlerdir. Bazı kişiler de karşı geldiklerinden öldürülmüşlerdir. Ama bazı kişiler bu diktatörlerin isteklerini yerine getirmektense, Şeytan gibi kahramanca herşeyi göze alabilmişlerdir. Üstelik bu Şeytan daha da ileri giderek Allah'a karşı şu sözleri söyler:

    Araf 16 İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.
    Allah neden bu davranışıyla Şeytan'ı azdırmıştır. Gerçi melekler azmamışlar ama acaba Allah'ın herşeyi doğru bildiğine ve daha da önemlisi doğru davrandığına ikna olmuşlar mıydı acaba?

    Araf 18 Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım!

    Burada cehennem konusu da var. Demek ki kaderde var olan bütün bu olayların sonucunda birçok kişi cehenneme kadar gidecektir. Yani Allah sonuçta bazı kişilerin kendisine itaat etmeyeceğini ve böylelerini cehennemde sonsuza dek yakacağını en baştan bildiği halde onları yaratmıştır.
    (...)

    Tartışma:Kader (inanış) - Vikipedi

  3. #13
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesaj
    34
    Rep Gücü
    463

    Cevap: nursinin kaderi inkarı

    Konu esas olarak insanların bugünkü durumuna da değiniyor. Yani insanların kaderi konusuna. Sonuç meleklerin dediği gibi oluyor ve ne kadar ilginç ki, bu fesat ve kan dökme konusundaki meleklerin düşünceleri Allah'ın emriyle gerçekleşmiş oluyor. Sonuç olarak ta bu bütün insanlığın kaderi olmuş oluyor.

    Bakara 30 Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.

    Bakara 36 Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları (cennetten) onları çıkardı. Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır, dedik.

    Özet olarak ortaya şu çıkıyor: Sonuç meleklerin dediği gibi oldu. Yani melekler Allahı uyarmışlardı.

    (insanlar) "yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek..."

    Binlerce yıllık insanlık tarihi ne gösteriyor? Yapılan onca savaşlar, çekişmeler, katliamlar, sokak çatışmaları, aile içi şiddet vs. neyi gösteriyor? İnsanların gerçekten yeryüzünde fesat çıkarıp kan döktüklerini.

    "Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz"

    Bu sözler neyi gösteriyor? İnsanların yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökmelerinin nedenini mi? Yukarıdaki sözler şu şekilde olsaydı acaba insanların kaderi daha değişik olur muydu? Örneğin:

    "Hepiniz birbirinizi seven, candan dost ve kardeş olarak ininiz"

    Acaba konunun gelişimine göre insanların bir kısmının diğerine düşman olarak cennetten yeryüzüne inmesinin bir gereği var mıydı? Burada Matrix filminden bir diyaloğu hatırlayalım. Matrix filmindeki mimar Tanrı'yı temsil etmektedir ve insanları yaratırken neyi amaçladığını da şöyle açıklıyor.

    MİMAR - (İnsanların) ...Ayrıca, doğamızın en kötü yanlarını yansıtması için, bazı tarihi olaylardan esin aldım...

    Neo'nun duygularına da diyaloglarda yer verilir. Neo mimardan haklı bir nefret duymaktadır.

    (Ekranlardan Neo'nun aklından geçenleri dile getiren kopyaları, Neo adına sinirli bir şekilde sorarlar: Başka var mı? Kaç tane var? ...)
    (...)
    (Ekranlardan Neo'un kopyaları baş mimarı parçalamak istediğini bağırırlar, sözle ve el kol hareketleriyle küfürler ve hakaretler yağdırırlar. Neo düşüncelerini yansıtan ekranlardaki kopyalarını izler.)
    (...)
    NEO - Yerinde olsam, bir daha karşılaşmamayı umardım.

    MİMAR - Karşılaşmayacağız.
    (...)

    Ne sevgi dolu bir diyalog!


    Filmin uzun diyaloğu:

    (...)
    MATRİX 2

    Merhaba Neo.

    Sen de kimsin?

    MİMAR - Matrix'i ben yarattım. Tasarımı yapan mimarım. Ben de seni bekliyordum. Aklında bir sürü soru var. İşlem bilincini değiştirdiği halde, hala insan olmaya devam ediyorsun. Ancak, yanıtlarımdan bazılarını anlayacak, bazılarını anlamayacaksın. Aynı şekilde, aklındaki ilk soru en önemlisi olmasına rağmen, belki de en mantıksızı olduğunun farkında bile değilsin.

    NEO - Neden burdayım?

    MİMAR - Maalesef yaşamın, matrix programından kaynaklanan bir denklemin dengesiz sonucundan ibaret. Sen bir anormallik sonucu oluştun. Bütün çabalarıma rağmen, gerekli matematik hesapların kesin uyumunu sağlamayı başaramadım. Bu sorunun mutlaka çözülmesi gerekiyor; ancak, benim kontrolüm dışında gelişen olaylar yüzünden buraya gelmen, er ya da geç kaçınılmazdı.

    NEO - Soruma hala cevap vermedin.

    MİMAR - Haklısın. İlginç! Diğerlerinden daha hızlısın.

    (Ekranlardan Neo'nun aklından geçenleri dile getiren kopyaları, Neo adına sinirli bir şekilde sorarlar: Başka var mı? Kaç tane var? ...)

    MİMAR - Matrix düşündüğünden daha eski. Aslında temel bir hatadan bir diğer hata doğuyor. Bu durumda bunun altıncı olduğunu itiraf edebilirim.

    (Neo'un aklından geçenleri söyleyen ekrandaki kopyaları: Benden önce mi? Palavra. Ha ha ha. İmkansız. ... Neo ekranlara şaşkınlıkla bakar.)

    NEO - Bunun sadece olası iki açıklaması olabilir: Ya bana kimse söylemedi, ya da kimse bilmiyor.

    MİMAR - Kesinlikle. Hiç şüphesiz senin de farkettiğin gibi, hata sistematik. Tasarımı yüzünden en basit denklemler de bile hata oluşuyor.

    (Ekranlardan Neo'un kopyaları baş mimarı parçalamak istediğini bağırırlar, sözle ve el kol hareketleriyle küfürler ve hakaretler yağdırırlar. Neo düşüncelerini yansıtan ekranlardaki kopyalarını izler.)

    NEO - Seçenek. Asıl sorun, seçenek.

    MİMAR - İlk tasarladığım matrix nerdeyse mükemmeldi, bir sanat eseriydi. Hatasız, mükemmel. Ancak, başarısızlığı da kendi kadar büyük oldu. Sonuç kaçınılmazdı. Artık, hatanın her insanda bulunan kusurdan kaynaklandığını çok iyi biliyorum. Bunu yeniden tasarladım. Ayrıca, doğamızın en kötü yanlarını yansıtması için, bazı tarihi olaylardan esin aldım. Ancak, yine de başarılı olamadı. O zaman birşeyin farkına vardım. Belki de gerekli olan çok daha basit bir beyindi. Mükemmellikten çok uzak olan bir beyine ihtiyacım vardı. Bu çözüm beraberinde başkalarını getirdi. Yaratıcı bir program. İnsan psikolojisinin belli özelliklerini araştırmak üzere tasarlanmış bir program. Şayet ben matrixin babasıysam, o da kesinlikle annesi sayılır.

    NEO - Kahin!

    MİMAR - Lütfen... Rastlantı sonucu bir program geliştirdi. Deneklerin nerdeyse yüzde doksandokuzu, seçenek verildiği takdirde programı kabul ediyordu. Hatta seçeneğin bilinçaltı aşamasında olması bile etkilemiyordu. Aslında yanıtları fonksiyonel olmasına rağmen, temelde yanlıştı. Tasarımı yüzünden ortaya çıkan zıtlık, sistemi bozuyordu. Kontrol edilmezse sistemi çökertebilirdi bile. Programı kabul etmeyenler azınlıkta olmasına rağmen, kontrol edilmezse karışıklık oranı giderek artan bir hızla çoğalabilirdi.

    NEO - Sion'dan söz ediyoruz.

    MİMAR - Sion yok edilmek üzere olduğu için burdasın. Bütün canlılar ölecek. Yaşam alanlarıyla birlikte tüm varlığı silinecek.

    NEO - Saçmalık!

    (Neo'nun ekrandaki kopyaları da bağırır: Saçmalık!)

    MİMAR - İnsan tepkileri içinde en belirgin olanı, gerçeği reddetmektir. Ama endişelenme, bu onu altıncı yok edişimiz olacak. Artık bu konuda çok başarılı olduğumuz söylenebilir. Seçilmişin görevi şimdi kaynağa geri dönmek. Böylece taşıdığın şifre geçici olarak kaldırılıp ana programa bağlanacak. Daha sonra, Sion'u yeniden inşa etmek için 16 kadın, 7 erkek, yani 23 kişi seçeceksin. Seçilmiş kişi olarak bu uygulamaya karşı çıkarsan, sistem çökecek ve matrixle ilgili herkes ölecek. Tabi buna Sion'un yok edilmesini de eklersek, sonunda bütün insan ırkı ortadan kalkacak.

    NEO - Bunun olmasına izin veremezsin. Yaşamak için insanlara ihtiyacın var.

    MİMAR - Kabul edebileceğimiz değişik yaşam aşamaları var. Ancak, asıl önemli olan, Dünya'daki herkesin ölümünden sorumlu olmayı, senin kabul edip edemeyeceğin.

    (Ekranda Dünya'da yaşayan insanların günlük yaşamı gösterilir.)

    MİMAR - Tepkilerini okumak çok ilginç. Senden önceki beş kişi benzer şekilde tasarlanmıştı. Demek istediğim, türün geri kalanına çok bağlıydılar ve seçilmiş kişi olarak hareket etmek hoşlarına gidiyordu. Diğerleri beklenen biçimde tepki verdiği halde, senin deneyimlerin daha belirgin ve endişe verici. Aşk.

    (Trinity matrixin içindedir ve tehlikededir. Neo ekranda Trinity'i görür.)

    NEO - Trinity.

    MİMAR - Belli ki, hayatını feda edip, seninkini kurtarmak için matrixe girdi.

    NEO - Hayır. (Trinity'nin matrixe girmiş olmasını kabul etmek istemez.)

    MİMAR - Böylece sona gelmiş bulunuyoruz. Gerçeklerle yüzleşme anına. İnsan doğasının en zayıf noktaları, başlangıçlarda ve sonlarda ortaya çıkar. İki kapı bulunuyor. Sağındaki kapı kaynağa ve Sion'un kurtuluşuna açılıyor. Solundaki kapı ise, matrixe geri dönmeni sağlayacak. Böylece türün sona erecek. Senin de belirttiğin gibi asıl sorun, seçenek. Ama hangisini seçeceğini zaten biliyoruz. Zincirleme tepkiyi şimdiden görebiliyorum. Beyinde oluşan kimyasal değişimler, duyguları etkileyerek, akıllı ve mantıklı kararlar vermeyi engeller. Bu duygu çoktan beri gözlerini kör edip, gerçeği görmeni engelliyor. Yapabileceğin hiç birşey yok. Kız ölecek ve bunu asla durduramayacaksın.

    (Neo soldaki kapıya yönelir. Mimar gülümser.)

    MİMAR - Umut!... İnsanın bir türlü vazgeçemediği illuzyon. En büyük güç ve en büyük zayıflık kaynağınız olan umut.

    NEO - Yerinde olsam, bir daha karşılaşmamayı umardım.

    MİMAR - Karşılaşmayacağız.



    Matrix'in anlatmak istediği

    Tanrı ilk matrixi yani cenneti kusursuz yaratmıştır. Ama gene de felaketle sonuçlanmıştır. Bu insanın kusurluluğundan kaynaklanmıştır. Burada hemen yalan başlar. Tanrı'nın insanı kusurlu yarattığı söylenir. Gerçi Tanrı insanları üstün bir beyinle yaratmıştır ama onlar Tanrı'nın programını kabul etmemişlerdir. Daha sonra Tanrı bu ilk matrixi yok ettikten sonra yeniden diğer matrixleri sırasıyla yaratıp, hatalı olduğu için yok eder. Bu beş kez böyle olur. Üstelik Tanrı ilk matrixten sonra, insanları yeniden yaratırken, onların insan doğasının en kötü özelliklerini gösterecek şekilde yaratır! Ve ne gariptir ki, bunu yaparken de tarihten ders alarak yaptığını söyler. İnsanlık tarihi savaşlarla ve acılarla dolu olduğu halde, Tanrı tarihten ders almış ve insanı en kötü özellikleri göstersin diye yaratmıştır! Bu nasıl bir derstir? Neo, mimarla bunları konuşurken öfkelidir ve ekrandaki Neo'un aklından geçenleri dile getiren kopyaları da el kol hareketleriyle mimara küfreder ve hakaretler yağdırırlar. Buna şaşırmak mı gerekir. Amaçlanan zaten budur. Bir farkla, bunu Neo'nun değil bizim yapmamız istenir. Tanrı'nın insanla ilgili amacının, insanın sonunda yok olması olduğu söylenir. Tanrı'nın amacının keyfi bir saçmalık olduğu gösterilmek istenir. Tanrı sadece matematik denklemleri tutturmak amacındadır. Denklemin bir yanında iyi varsa, öbür yanında kötü olmalıdır. Yani hem iyi olanı, hem de kötü olanı yaratmıştır. İyilik te, kötülük te Tanrı'dandır mesajı verilir. Kader Tanrı tarafından başından yazılmıştır ve değiştirilemez. Kaderin ortaya koyduğu şey iyi olsaydı bu gene de kötü olmazdı denilebilir; ama film bu kaderin insanlar için her yönüyle kötü olduğunu, acı çekmek olduğunu gösterir. Ve Ajan Smith (Şeytan) yaşamın amacını şöyle özetler: "Yaşamın amacı son bulmaktır."
    (...)

    :Extranado:

  4. #14
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesaj
    4
    Rep Gücü
    10

    Cevap: nursinin kaderi inkarı

    Ustad Bedizzaman Said Nursi Hazretleri Müceddid'tir. Kaderi asla inkar etmez.Şuan Risale ler 38 dile çevrildi dünya imanını bu eserle takviye ediyor sen nediyorsun.Herhalde Müceddid nedir bilmiyorsun?

    Müceddid:
    Yenileyen. Yenileyici. Hadis-i sahihle bildirilen, her yüz yıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük âlim ve Peygamberin (A.S.M.) vârisi olan zât.(Ashab-ı Kütüb-ü Sitte'den İmam-ı Hâkim Müstedrek'inde ve Ebu Dâvud Kitab-ı Sünen'inde, Beyhakî Şuab-ı İman'da tahriç buyurdukları: $Yâni: "Her yüz senede Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor." S.T.)(Her asır başında hadisçe geleceği tebşir edilen dinin yüksek hâdimleri; emr-i dinde mübtedi' değil, müttebi'dirler. Yâni, kendilerinden ve yeniden bir şey ihdas etmezler, yeni ahkâm getirmezler. Esasat ve ahkâm-ı diniyeye ve sünen-i Muhammediyeye (A.S.M.) harfiyen ittiba' yoliyle dini takvim ve tahkim ve dinin hakikat ve asliyetini izhar ve ona karıştırılmak istenilen ebatılı ref' u ibtal ve dine vâki tecavüzleri red ve imha ve evamir-i Rabbaniyeyi ikame ve ahkâm-ı İlâhiyenin şerafet ve ulviyetini izhar ve ilân ederler. Ancak tavr-ı esasîyi bozmadan ve ruh-u aslîyi rencide etmeden yeni izah tarzlariyle, zamanın fehmine uygun yeni iknâ usulleriyle ve yeni tevcihat ve tafsilât ile ifa-i vazife ederler. ş.)

  5. #15
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864

    rose Cevap: nursinin kaderi inkarı

    Alıntı zeyd__´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ustad Bedizzaman Said Nursi Hazretleri Müceddid'tir. Kaderi asla inkar etmez.Şuan Risale ler 38 dile çevrildi dünya imanını bu eserle takviye ediyor sen nediyorsun.Herhalde Müceddid nedir bilmiyorsun?

    Müceddid:
    Yenileyen. Yenileyici. Hadis-i sahihle bildirilen, her yüz yıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük âlim ve Peygamberin (A.S.M.) vârisi olan zât.(Ashab-ı Kütüb-ü Sitte'den İmam-ı Hâkim Müstedrek'inde ve Ebu Dâvud Kitab-ı Sünen'inde, Beyhakî Şuab-ı İman'da tahriç buyurdukları: $Yâni: "Her yüz senede Cenab-ı Hak bir müceddid-i din gönderiyor." S.T.)(Her asır başında hadisçe geleceği tebşir edilen dinin yüksek hâdimleri; emr-i dinde mübtedi' değil, müttebi'dirler. Yâni, kendilerinden ve yeniden bir şey ihdas etmezler, yeni ahkâm getirmezler. Esasat ve ahkâm-ı diniyeye ve sünen-i Muhammediyeye (A.S.M.) harfiyen ittiba' yoliyle dini takvim ve tahkim ve dinin hakikat ve asliyetini izhar ve ona karıştırılmak istenilen ebatılı ref' u ibtal ve dine vâki tecavüzleri red ve imha ve evamir-i Rabbaniyeyi ikame ve ahkâm-ı İlâhiyenin şerafet ve ulviyetini izhar ve ilân ederler. Ancak tavr-ı esasîyi bozmadan ve ruh-u aslîyi rencide etmeden yeni izah tarzlariyle, zamanın fehmine uygun yeni iknâ usulleriyle ve yeni tevcihat ve tafsilât ile ifa-i vazife ederler. ş.)
    Sevgili kerdeşim siz nerden çıkarıyorsunuz Müceddid olduğunu , böyle birşey yok.Kendi kendinize Bu sıfattları herkeze yakıştıramazsınız.İslam Dünyasının Müceddidi İmam-ı Rabbani hazretleridir.Müceddid 1000 yılda bir gelir.İmam-ı Rabbani hazretlerinden sonra henüz bin yıl geçmedi ve henüz 2. bir müceddid gelmedi, gelecek olan ise Mehdi aleyhisselamdır.Bilim ve ilime dayalı olmayan fikirlerinizi gerçekmiş gibi sunmayın.Bu konuda bir çok nurcu yanılmaktadır.Hatta Said Nursi'nin hocasınının kim olduğunu dahi çoğu bilmez.Hocalarının hocası kimdir , kimden icazet almıştır.Veraset sahibimidir.bunları vesikaları ile açıklayabilirmisin ? Silsilesi nedir ? tabi bunlar ilmi olsun zan ve kanı olmasın.

  6. #16
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864

    Cevap: nursinin kaderi inkarı

    Ayrıca Said Nursi'nin talebelerinden Vehhabileri öven Fethullah Gülen'in gerçek yüzü vesikaları ile aşağıda buyrun.


    ( Başlangıçtan Bu güne Mezhepsizler kitabından nakildir. )

    FETHULLAH GÜLEN

    «SEN DE Mİ BRÜTÜS?»

    Hemen her hocanın her müftünün mezhebsiz olabileceği akıldan geçebilirdi de, sizin gibi Risale-i Nur okumuş bir kimsenin Vehhâbileri övmesi aklımızın kenarından geçmezdi. Risale-i Nur okuyup inanan ve onunla amel eden kimsenin mezhebsiz veya Vehhâbi meşrebli olmasma imkan var mıdır? Risale-i Nur'da Vehhâbilik aleyhine ve ictihad edecek müctehid taslakları aleyhine yazılar vardır. Nurcu denilen kimselerin Vehhâbileri övmesi mezhebleri inkar etmesi veya muctehidlik taslaması düşünülebilir mi? Risale-i Nurları istismar edenler hariç, hiç kimsenin yukarıda zikredilen vasıflarda olabileceğini tahmin etmek mümkün müdür?

    Almanya'da çalışan bir okuyucumuz sizin bir bantınızı göndermiş. Kulaklarımıza inanamadık. Bu ses Fethullah Hoca'nın olabilir mi diye düşündük. Sesin size ait oldugunu zannettik. Okuyucumuz da sizin sesiniz diye bize gönderdi. Biz bantta olanları yazalım, eğer size ait değilse bize bildirin memnuniyetle neşredelim. Gönlümüz sizin gibi bir kimsenin Vehhâbileri sevmesini asla istemiyor.

    Bantta Vehhâbi Kral Faysal'ı bir Ehl-i sünnet âlimi gibi övüyorsunuz. Kral Faysal gibi meşhur bir Vehhâbiyi övmeniz üzerine vaaz veya konuşmanızı dinleyen bir kardeşimiz size şöyle nazik bir sual tevcih ediyor:

    «Kral Faysal'ın çok iyi bir İslâm Halifesi olduğunu söylediniz. Faysal'ın Vehhâbi olduğu söyleniyor, buna ne dersiniz?

    Zatınızın verdiği cevab hulâsa olarak şöyle :

    «Bizim bir kısım mutaassıp hocalarımız olmasa Suudî Arabistanda bir tane Vehhâbi olmayacak. Üniversiteyi idare eden üç-beş hocadan başka ve belki üç-beş tane halktan başka Vehhâbi yok. Fakat bizde Vehhâbiliğin aleyhinde uluorta yazı yazmalar var ya... Bunlar orada Vehhâbilerin mevcudiyetini muhafaza ettiriyor. BU HAKSIZ VE YERİNDE OLMAYAN HÜCUMLAR, onları mudafaa etme maksadı ile bir kısım hakperestleri harekete getiriyor ve yaşama hakkına sahip oluyorlar.

    Büyük bir zat diyor ki: «İslâmın dışından olsaydı düşündürürdü. İçten olduğu için İslâmın arz-ı kebiri içinde Vehhâbilik erir. Harici değildir, kökü dışarda değildir, içtendir.»

    Merhum Faysal'ın Vehhâbiliğine gelince, Faysal'da zerre kadar Vehhâbilik yoktur. »

    Bu sözler size ait midir? Değilse derhal bildirin size ait olmadığını neşredelim ki okuyucumuz hakkınızda suizan etmiş olmasın. Eğer bu sözler size aitse ve bu fikirlerden dolayi tövbe etmediyseniz yine bize bildirin de okuyucularımız sizi tanısın.

    İlk cümlenizde ne diyorsunuz? Eğer bizde bir kısım mutaassıb hocalar olmasaymış, Suudi Arabistanda bir tane Vehhâbi olmayacakmış.

    Bu cümlede birbirinden büyük birkaç hatâ vardır. En mühimi itikadî olanıdır. Gaipten haber vermek küfürdür. Mesela bir kimse dese ki «Turkiye'de Vehhâbi meşrebli hocalar olmasa, bir tane komunist olmayacak.» Komünistin mevcudiyeti Vehhâbi hocaların olup olmamasına bağlı değildir. Belki bunlar komünistliği körükliyebilirler veya tersine mevcudiyetlerini azaltabilirler. Türkiye'de mutaassıb hoca olmasa, demek Medine'de bir tane Vehhâbi olmayacak. Demek suç bizim mutaassıb hocalarda. Yani bu mutaassıb hocalar ölse veya mezhepsizler bu hocaları öldürse, anlaşılan Suudî Arabistan'da tek Vehhâbi kalmayacak. Bu mantığınıza, bu kıyasınıza. kargalar değil, komünistler bile güler. Mutaassıb hocaların tesiri nedir? Belki mutaasıb hocalar, Vehhâbilik akımını körükliyebilirler veya tesirini azaltabilirler. Biz belki diyoruz, sizin gibi kat'i olarak konuşmuyoruz. Kimler olmasa komünistler olmayacak? Kimler olmasa kapitalistler olmayacak?

    Mutaassıb hocalardan maksadınız nedir? Taassub, salâbet yerine kullanılan bir tabirdir. Mukaddesatı korumak hususunda fazfa sebat ve taraftarlık göstermek demektir. Ama bugün bu kelime mukaddesata değil de hurafelere sıkı sıkıya bağlanma mânâsına gelmektedir. Siz mutaassıp kelimesini birinci mânâda söylemiş iseniz böyle mübarek kimselere dil uzatmanız affedilir mi? Yok kelimenin ikinci mânâsını kullanmışsanız, yani sapık kimselerin Türkiye'de bulunması, Suudî Arabistan'da Vehhâbiliğin yayılmasına sebep oluyor, demek istiyorsunuz. Öyle mi?

    Türkiye'deki bir kısım mutaassıb hocalar ne yapıyor da Suudî Arabistan da Vehhâbileri çoğaltıyorlar? Bilelim de bu işe mani olmaya çalışalım.

    Suudî Arabistan'da Vehhâbilerin çok az olduğunu, üçbeş tane olduğunu söylüyorsunuz. Haydi biz bu rakamın onkatını alalım ve diyelim ki Suudun memleketinde 50 tane Vehhâbi var. Bunlar da üniversite hocası falan... Diğer halk Ehl-i sünnet demek?.. Peki bu kadar Ehl-i sünnet ne diye bir avuç Vehhâbiyi üniversitesine hoca olarak tayin ediyor? Bu işin kaynağı yoksa bu bir avuç Vehhâbiyi kim yetiştirmiş, nerede yetişmiş?

    Teypteki ifadeye göre Fethullah Hoca Medine'de birisine Vehhâbi olup olmadığını sormuş da az kalsın ağzının üstüne vuracakmış. Komünist faaliyetlerin en güçlü olduğu şu günlerde hangi insanın ben komünistim dediği duyulmuştur? Kamufle şekli olan sosyalistim diyor. Bugün yerli ve yabanci Vehhâbiler bir tane itikad mezhebi varken, ikiye ayırıyorlar, bir de Selefiyye diye bir şey çıkarıyorlar. Bu selefiyye Vehhâbiliğin kamufle adıdır. Nasıl sosyalizm, komünizmin kamufle adı ise...

    Bir insanın komünist veya Vehhâbi olduğu alnında yazmaz. İtikad ve ameline bakılır. Bir kimse dine inanmıyor, afyon diyor ve sosyalizmi savunuyorsa o komunisttir. Bir kimse de dört hak mezhebin ictihadları ile amel etmek lazındır. Her mukallidin mutlaka bir hak mezhebe baglanması zaruridir demiyorsa, delil olarak mezhep hükümlerinden bahsetmiyor da devamlı âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerden bahsediyorsa o kimse katıksız vehhabidir. Ancak bugün Vehhâbiliğe karşı oldugu halde Vehhâbi metoduyla vaaz eden, konusan, konferans veren kimseler az degildir, Onları ikaz ediyoruz. Mukallid için delil âyet-i kerîme vehadîs-i şerif değildir. Mezhebin müftabih kavilleridir

    Fethullah Hoca da diğer vaaz hocaları gibi aynen Vehhâbi metodu ile konuşmaktadır. Eğer Fethullah Hoca Vehhâbiliğe gerçekten düşman ise, Vehhâbi metodu ile konuşmayı ve Vehhâbi Kralı Faysal'ı övmeyi bırakmalıdır.

    Bizde ulu-orta vehhâbilik aleyhinde yazı yazılıyormuş. İşte bu sebepten dolayı Suudistan'daki Vehhâbilerin mevcudiyeti muhafaza edilmiş... Yani Vehhâbilik aleyhinde yazı yazılmasaymış? orada Vehhâbi kalmayacakmış,.yani komünizim aleyhine yazi yazmasak komünizm bertaraf olacaktır, öyle mi? Bu sözleri beşikteki çocuk bile söylemez, Fethullah Hoca'nın nasıl söyleyebildiğine hayret ettik.

    Vehhâbileri ve Vehhâbiliği öven şu cümleleri tekrar okuyalım:

    «Bu haksız ve yerinde olmayan hücumlar, onları müdafaa etme maksadı ile bir kısım hakperestleri harekete getiriyor ve yaşama hakkına sahip oluyorlar.»

    Diyelim ki biz uluorta Vehhâbileri tenkid ediyoruz, ne diye o hakperestler bizi degil de Vehhâbileri mudafaa ediyorlar. Yoksa hakperest diye Vehhâbilere mi denmek isteniyor? Bu takdirde daha büyuk gaf yapılmıs olur. Hakperestler eger Vehhâbi degil de Ehl-i sünnet ise bu alçak adamlar ne diye Vehhâbileri mudafaa ediyorlar? Biz uluorta komunizmin aleyhine yazı yazsak Fethullah Hoca çıkıp da komunizmi mi mudafaa edecektir? Aslında Vehhâbilik komunizmden daha tehlikelidir. Vehhâbi insanın itikadını bozar, komunist ise insanı öldurür, o zaman belki de şehit olarak ölür insan. Fakat itikadı bozulan insan oldüğü zaman sapık veya kafir olur. Vehhâbiler aleyhine haksız hücumlar yapılıyormus, kim nasıl bir hücum yapmış? Komünizm aleyhine haksız hücum yapılsa komunist mi mudafaa edilir? Nedir Fethullah Hoca'nın bu kadar Vehhâbi taraftarlığı?

    Bir de buyük zat diye birisinden bahsediyorsunuz, eger Vehhâbilik İslâmın dışından olsaymıs tehlikeli olabilirmis içinden oldugu için erirmis. Bunu hiç bir büyük söylemez. Bunu ancak mezhepsiz birisi söyleyebilir. Aslında içte olan hastalık daha tehlikelidir. Dıstaki bir yaranın tedavisi daha kolay olur. Mesela elde bir kanser olsa icabında kesilip atılabilir. Mide veya kalbde kanser olsa kesilip atılması neye mal olur? 72 sapık fırkayı dinîmizin içinde diye küçük görmek gaflet mi, dalalet mi, yoksa hıyanet midir? Lütfen büyük zat denilen mezhepsizin kimliğinin açıklanmasını istiyoruz. Bir insanın büyüklüğü dine olan bağlılığı ile olçülür, Vehhâbilik kendi kendine mi erir, yoksa hiç aleyhinde konusmamakla mi erir? Evet İslâm'ın havz-ı kebiri vardır. Vehhâbiliği o havuza atsak erir. Fakat bazı mezhebsizler Vehhâbileri o havuza atmak istemiyorlar, bunun için durmadan ürüyorlar. Vehhâbilik, kökü dışarıda (İngiltere'de) olan bir iç yaradır.

    Vehhâbilik hakkında bir hadîs-i serif yazalım :

    “Arabistanın doğusunda bazı kimseler zuhur edecek, bunların okuduğu Kur'an-ı kerîm bogazlarından aşağı geçmez. Okun yaydan çıktığı gibi bunlar dinden çıkarlar. Yüzlerini kazırlar.” Yüzlerini kazıyıp çenelerinin uclarında biraz kıl bırakırlar.

    Hiç bir Vehhâbi kendisine Vehhâbi demiyor. O halde Fethullah Hoca üç-beş Vehhâbinin bulunduğunu nasil bilmis? Nerede nasıl saymış?

    Bir fıkracık: Adamın biri trenle giderken bir bahçedeki 305 koyunu bir bakışta saydığını iddia eder. Arkadası nasıl olur? diye itiraz edince yine bir ağılın önünden gegerken sayayım da gör der. Tamm agılın önünden geçerken arkadası say bakalım der. Hemen bir anda saydım 270 tane koyun vardı, der. Nasıl saydığını sorunca, bundan kolay ne var, ayaklarını saydım dörde böldüm, buldum der.

    Acaba Fethullah Hoca kaç tane Vehhâbi ayağı saymış da ikiye bölmüş ki?

    Bilindigi gibi Vehhâbilik hadîs-i serîfte bildirildigi gibi Arabistanın doğusundan çıkmıstır. Haşa Allahü teâlânın gökte olduğunu, Arş'ta oturduğunu söylemekle okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkmışlardır. Üç-beş Vehhâbi için hadîs-i şerif söylenir mi? Demek tehlike olacak kadar çok fazla ki tehlike ikaz edilmiştir.

    Fethullah Hoca, Kral Faysalda zerre kadar Vehhâbilik yoktur diyor. Hiç suratına bakmadı mı: Resmini de mi görmedi? Vehhâbi sakalını da mı inkar edecektir? Sünneti tağyir etmek ne demektir? Amerikan züppeleri gibi çenede sakal bırakmak hangi hak mezhebde vardır? Hangi İslâm Halifesi böyle züppe bir kılığa girmistir?

    Fethullah Hoca bu ifadelerine göre İslâmı bilmedigi gibi Halifeliğin de ne demek olduğunu bilmemektedir. Vehhabiligin ne demek olduğunu da hiç bilmedigi anlaşılmaktadır.

    Her memlekette bir Halife olmaz. Kimi Halifenin Türkiye'de olduğunu söylüyor, kimi Libya'da diyor. Kaddafi Halife diyor. Kimi de Vehhâbi Faysal'a Halife diyor. Dünyada İslâm devleti olmadığı için Halife de yoktur.

    Suudî Arabistan'da ileri gelenler, geri kalanlar Vehhâbidir. Biz iddiamızı her zaman ispatlayabiliriz. Suudî Arabistan'ın neşrettiği bütün kitaplar Vehhâbi kitabıdır. Vehhâbi metoduyla yazi1mıştır. Ehl-i sünnet itikadına uygun olarak, dört hak mezhebe göre veya birisine göre yazılmış tek kitap gösterilemez. Meselâ Hac rehberleri vardır, Hanefilere göre Hac böyledlr demiyor. İslâma göre Hac şöyledir diyor. Bu kitab, İbni Teymiye ve İbni Abdulvehhabın fikirleriyle doludur. Bu sapiklari ve Vehhâbileri övmek de kasıt yoksa gaflet degil midir?

    Fethullah Hoca'dan suallerimize cevap vermesini bekliyoruz. Cevap verirlerse memnuniyetle neşrederiz. Vermezlerse vehhabiliği seviyor demektir. Kişi sevdiği ile beraberdir. Cevab vermediği takdirde, bütün konuşmalarını toplayıp dinimize aykırı olan yerlerini tespit ederek mecmuada neşredebiliriz. Hatırlatmak bizden...

  7. #17
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye onuc13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Yaş
    46
    Mesaj
    559
    Rep Gücü
    2430

    Cevap: nursinin kaderi inkarı

    Alıntı bziya´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sevgili kerdeşim siz nerden çıkarıyorsunuz Müceddid olduğunu , böyle birşey yok.Kendi kendinize Bu sıfattları herkeze yakıştıramazsınız.İslam Dünyasının Müceddidi İmam-ı Rabbani hazretleridir.Müceddid 1000 yılda bir gelir.İmam-ı Rabbani hazretlerinden sonra henüz bin yıl geçmedi ve henüz 2. bir müceddid gelmedi, gelecek olan ise Mehdi aleyhisselamdır.Bilim ve ilime dayalı olmayan fikirlerinizi gerçekmiş gibi sunmayın.Bu konuda bir çok nurcu yanılmaktadır.Hatta Said Nursi'nin hocasınının kim olduğunu dahi çoğu bilmez.Hocalarının hocası kimdir , kimden icazet almıştır.Veraset sahibimidir.bunları vesikaları ile açıklayabilirmisin ? Silsilesi nedir ? tabi bunlar ilmi olsun zan ve kanı olmasın.
    Hayatını İslam için adamış bir insana,
    İslam için çile çekmiş bir insana,
    ne kadar kolay suçlamalarda bulunuyorsunuz
    ve ne kadar rahatsınız.
    Ve
    İmam Rabbani'nin mektubatını bayrak yapmış bir insana...
    Siz hiç mi kitap okumaz ve araştırma yapmazsınız ?
    Hiç okudunuz mu acaba Bediüzzaman kimdir ve ne yapmıştır ?

    Yazık...
    Hem de ne yazık...

  8. #18
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864

    rose Cevap: nursinin kaderi inkarı

    Alıntı hakan2034´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hayatını İslam için adamış bir insana,
    İslam için çile çekmiş bir insana,
    ne kadar kolay suçlamalarda bulunuyorsunuz
    ve ne kadar rahatsınız.
    Ve
    İmam Rabbani'nin mektubatını bayrak yapmış bir insana...
    Siz hiç mi kitap okumaz ve araştırma yapmazsınız ?
    Hiç okudunuz mu acaba Bediüzzaman kimdir ve ne yapmıştır ?

    Yazık...
    Hem de ne yazık...
    Kardeşim siz bu konuda ilk önce sorularıma cevap verin.Müceddid sıfatı Alimlerin söz birliği ile büyüğümüz İmam-ı Rabbani hazretlerine verilmiştir.Hadisi Şerifler ile geleceği müjdelenmiş bu mübareğin acaba ayağının tozu olabilr mi ki kendini bilmezler , o zata da müceddid sıfatını takmışlar.İlmi konuşalım , zan ile konuşacaksak tartışma olur.Tartışmak ise uygun değil ,ilmi olsun herkez ilme ve bilime saygılıdır.Çok iyi biliyorum bahsettiğiniz zatı saygım da vardır fakat herkezin durması gereken yer de vardır.

  9. #19
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye onuc13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Yaş
    46
    Mesaj
    559
    Rep Gücü
    2430

    Cevap: nursinin kaderi inkarı

    Alıntı bziya´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kardeşim siz bu konuda ilk önce sorularıma cevap verin.Müceddid sıfatı Alimlerin söz birliği ile büyüğümüz İmam-ı Rabbani hazretlerine verilmiştir.Hadisi Şerifler ile geleceği müjdelenmiş bu mübareğin acaba ayağının tozu olabilr mi ki kendini bilmezler , o zata da müceddid sıfatını takmışlar.İlmi konuşalım , zan ile konuşacaksak tartışma olur.Tartışmak ise uygun değil ,ilmi olsun herkez ilme ve bilime saygılıdır.Çok iyi biliyorum bahsettiğiniz zatı saygım da vardır fakat herkezin durması gereken yer de vardır.
    "Müceddid" kelimesi üzerinde yoğunlaşmaya gerek yok.
    O insan İslam'a hizmet eden bir hizmetçidir.
    Sizin buradan ne anladığınız elbetteki önemlidir.
    Ancak İslam hizmetçisi olmak "her" kişiye nasip olmaz.
    Konuyu açan kişinin attığı zokayı yutmak bu kadar kolay olmamalıydı !!!!...

  10. #20
    - Çevrimdışı
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864

    rose Cevap: nursinin kaderi inkarı

    Alıntı hakan2034´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    "Müceddid" kelimesi üzerinde yoğunlaşmaya gerek yok.
    O insan İslam'a hizmet eden bir hizmetçidir.
    Sizin buradan ne anladığınız elbetteki önemlidir.
    Ancak İslam hizmetçisi olmak "her" kişiye nasip olmaz.
    Konuyu açan kişinin attığı zokayı yutmak bu kadar kolay olmamalıydı !!!!...
    Konunun başı başka mesele, sonradan gelen söylemlerde başka mesele oldu.Bizim uyarımız sonradan gelen söyleme dayalı zaten bu açıkça ortada.İslam'a hizmet eden herkez Allahü Teala'nın nimetlerine gark olmuştur.Fakat Allahü Teala bir facir ilede dinini güçlendirir.Bir din düşmanı dine zarar verdiğini düşünür fakat aslında hizmet eder.Mesela bugünden bir örnek ; Tesettürlü insanların üniversiteye alınmak istenmemesi onlara göre dincilere darbedir , fakat aslında İslama hizmettir.Allahü Teala o yaita olan kızların evlerinde oturmasını emrediyor.Günah ve fısk i fitne ve fasat meclislerinde olmasını istemiyor.Bu gün üniversitelerin durumu herkeze malum.Görüyorsunuz ki Bir çok din düşmanı farkında olmadan dinin emrini uygulamaya çalışıyorlar.

    Said Nursi evet dinimize hizmet etmiştir , Allahü teala razı olsun.Fakat kendisi hiçbir kitabında Ehli sünnet Alimlerinden nakil yapmamıştır.Olsa bile çok azdır.Hep kendi fikirleri ön plandadır.Fakat Ehl-i Sünnet âlimlerinin her kitabında Mezhep imamlarımızdan , tasavvuf büyüklerimizden nakiller vardır.Her sözleri bir vesikaya dayalıdır.İmamı Rabbani hazretlerinin mektubatında , hemen hemen her mektupta Hocam döyle buyurdu , Büyüklerimiz şöyle buyurdu diye nakiller vardır.Kendisi Müctehid olmasına rağmen hanefi mezhebinde idi, ve bu yolun büyüklerine bağlı idi.Said Nursi'nin hiçbir kitabında bu kadar çok bizim yolumuzun büyüklerine karşı minnet ve sevgi ifadesine rastlamadım.Daima kendi beyanları ön planda.Şu bir gerçektir ki dinimiz nakil dinidir.Ayrıca kendi silsilesi hakkında bilgi yoktur.Bu konuda her Nurcu ayrı bir şey söyler.Büyükler Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır buyurmuşlar.

    Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri anlatır:
    Bir defa cihânın süsü ve kâinâtın efendisi olan Peygamber efendimizi rüyada görmekle şereflendim. Yan yana uzanmış yatıyorduk. O kadar yakındık ki, mübarek nefesi yüzüme geliyordu. Bu esnada susadım. İmam-ı Rabbani hazretlerinin oğulları, orada idiler. Resulullah, onlardan su getirmesini emretti. Yâ Resulallah, onlar benim pîrimin oğullarıdır) diye arz ettim. (Onlar söz dinler) buyurdu. Onlardan biri, kalkıp su getirdi. Kana kana içtim. Sonra; (Yâ Resulallah, İmama-ı Rabbani müceddîd-i elf-i sânî hakkında ne buyurursunuz?) diye arz ettim. (Ümmetimde onun bir benzeri yoktur) buyurdu. (Yâ Resulallah! Mektûbât'ı, mübarek nazarlarınızdan geçti mi?) dedim. (Eğer ondan hatırladığın bir yer varsa oku) buyurdu. Ben de, Allahü teâlâ için; (O, verâ-ül-verâ sonra yine verâ-ül-verâ'dır, yani Allahü teâlâ ötelerin ötesidir. Akıl neyi düşünür ve neyi tasavvur ederse O değildir) yazdığını söyledim. Resulullah efendimiz bunu çok beğendi ve; (Tekrar oku!) buyurunca, tekrar okudum. Bu ifâdeleri çok güzel buldu. Bu hâl epey bir müddet devam etti.

Benzer Konular

  1. Türkiye’nin kaderi dünya hakimiyetidir...
    erkanarkut Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 19-08-2015, 11:49 AM
  2. Türkiye’de internetin kaderi artık hükümetin kontrolüne geçiyor.
    YukseLL Tarafından Güncel Haber ve Manşetler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 25-03-2014, 10:41 AM
  3. dünyamızın kaderi ve kıyamet
    hayatyolunda55 Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-10-2007, 02:35 PM
  4. Ülkelerin kaçınılmaz kaderi var mı?
    pandura Tarafından Rüya tabirleri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-09-2007, 12:41 PM
Yukarı Çık