Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Abdülkadir Es - Sufi

    Selam

    AYETLERDEN İŞARETLER:



    KUR'AN'IN TEMEL YAPISI

    Kur'an içe doğru beş aşamada örgüleşir/network.

    SÜKÛT:
    Sessizlikler.

    Tebliğ, anlamı apaçık kılan duraklar ve sessizlikler
    ile vurgulanmıştır.

    HURUF:
    Harfler.

    Kur'an, bütünlüğü içerisinde, harflardir.
    Bunları örtüleyen araçlar aşağıda sıralanmıştır.
    Ne var ki harflar ayrıca, Kur'an'ın belirli birimlerinin
    başlangıcında soyutlanmış olarak da görülebilirler.
    Bu harflere el-mukattaat denir.

    KELÂM:
    Sözcükler.

    Mülk'te -tecellinin dış alanında-ilk anlam düzlemidir.
    Sözcüklerin kendi iç yapıları vardır.

    ÂYETLER:
    Simgeler.

    Sözcük örüntülerinden oluşan bu yapılar, Kitab'ın
    temel anlam kümeleridir.
    Mülk'te ikinci anlam düzlemi.
    Onları birbirine bağlayan bir iç yapı vardır: Gramer.

    SûRELER:
    Biçimler.
    Bunlar tematik içerik bağıyla birleştirilmiş büyük
    birimlerdir.
    113'ü "Bismillâh" ile başlayan 114 sûre vardır.

    SÜKÛT:

    Sessizlik.
    Kur'an sessizlikten gelir ve sessizliğe döner.
    Kıraat edilmiş bir kitaptır. Bir okuma.
    Devingendir, bunun için de karşıtından,
    dinginlikten doğar.

    Varoluş, üç alana sahip olarak tasavvur edilir.
    Daha doğrusu, şöyle diyebiliriz:
    İki alan vardır ve onları ayıran bir berzah,
    bir ara-bölge ile bölünmüşlerdir.
    Böylece şunu söyleyebiliriz:
    Varoluş: Mülk - Melekut'tur.
    Görünen âlem-Gizlenmiş âlem ya da Dal-Kök.

    İki âlemin ayrılmasına imkân veren berzah:
    Ceberut'dur, Kudret alanı, Nurlar kuşağı.
    Nurlar har iki alana da saçılmaktadır; fakat ikisi
    arasındaki bölme varoluşun temel gerçeği
    olarak kurulmuştur.

    Bu iki karşıt, merkezsel bir eşitlikte, algılama
    noktasında buluştuğunda algılayan yer yok
    olmaktadır. Eğer karşıtlar aynı noktada buluşursa
    yok olmaktadır; bu demektir ki, dış ve iç alan orta
    noktada çarpıştığında dış ve iç kalmamaktadır.
    Bütün karşıtlar için bu geçerlidir.

    Yani, sessizlik hem içinden sözcük ve harflerin çıktığı
    sürekli bir boşluk, hem de içinde seslerin titreştiği ve
    geri döndüğü bölgedir.
    İçinde harflerin zamanının belirdiği mekândır.
    Ya da aynı şekilde, içinde harflerin mekânının belirdiği
    zamandır da diyebilirsiniz.
    Sessizlik "sürer", fakat aynu zamanda "yayılır".



    Abdülkadir es-Sufi
    Indications from Sings
    Çeviri: Ahmet Kot
    Yeryüzü Yayınları-1981

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    HURUF:

    Harfler.
    Sözcüğün arapça kökü, "bir kılıcın kesen kenarı"
    anlamını taşır. Aynı zamanda, "bir ağız, bir kıyı"
    demektir.

    Harfler eylemlerdir.
    Harfler farklılaştırılmamış dinginliği keser.
    Farklılaştırmanın birinci göstergesidirler.
    Kenarlıdırlar, kesen ağızdırlar, kıyıdırlar.
    Resmederler. Biçimlendirirler.
    Bu sebeble de tüm canlı biçimlerin ve tüm cansız
    biçimlerin derinden derine şifrelenmesine aracılık
    ederler.

    Harf yetisi/faculty, sınırlı ana kaynağı olan geniş
    bir mahzendir. Bu sınırlı ögelerle yaradılış süreci
    arasındaki uyum, İslâmî kozmolojilerin temelidir.
    Göreceğiz ki, bütün yaradılış süreci şifrelenmiş
    anlamlardır ve anlamların çözülmesi de yaradılışa
    bir eklenti değil, yaradılış gerçeklerinin sadece bir
    seslendirmesidir.

    İnsanın herhangi bir şeyi "keşf edeceğini", gizleri
    açacağını ve bilmezleri çözeceğini düşünebilmek,
    cehaletin büyüklüğünü gösterir.
    Yalnızca cehalet ve bilgi vardır.
    Bilgiler seslendirilmiştir.
    Ağız, dil, damak ve dişlerden oluşan konuşma
    kutusu ile birlikte gırtlak söz söyleme aracıdır.

    Evren insanın ayrılmışıdır.
    İnsan evrenin toplanmışıdır.
    Bu nedenle, yaradılış gerçeklerini "beyan eden"
    insan, yalnızca "konuşma" olarak ifade ettiğimiz
    anlam örüntüleri içerisinde çeşitli ayrılmışlıkları
    seslendirmektedir.

    O, bunun için yaradılmıştır, konuşan ses yalnızca
    bunu konuşur/gizleri açığa vurur ve hepsi bu tek
    birleştirilmiş kozmosun yaradılmasına övgüdür.

    Konuşma/Mükâleme/Kelime kullanmanın harfleri
    ise, temel elementler ile organizmalar/System/
    Bünye örgüsü/Canlı varlıklardaki farklılaşmanın
    yaradılışında meknuz/gömülü harflerden başka
    bir şey değildir.

    Harf için gerekli olan şey, önce harfleri ifadeye
    niyettir; sonraki konuşmanın fiziksel organında,
    yani gırtlak, dil vb. de kusursuzluk.
    İlki, konuşanın konumu açısından farklılaşmaya
    olan zihinsel yetiyi, ikincisi konuşmakta olanın
    konumundaki fiziksel farklılaştırma yetisini verir.
    Üçüncü olarak soluk gereklidir.
    Önce gelen diğer iki yeti de, konuşma için hayat
    soluğuna bağlıdır.
    Yaşayan konuşur.
    Ölüler ise sessizdir.

    Konuşma eylemdir.
    Mülk konuşmanın alanıdır.
    Mülk eylemin alanıdır.
    Melekût görüntülerin alanıdır.
    Bu yüzden melekût, bilgiler alanıdır.
    İnsan kendisi bir berzahtır.
    İnsan melekûtun anlamları önünde, tüm mülkün
    berzahıdır.
    İnsanın duyuları dünya ile yüzyüzedir, anlamları
    ise melekût'a uzanır.
    Sözcükler "bir âlemden diğerine geçen" elçilerdir.

    Harfler; vokal organ/konuşma organının tam bir
    haritasını oluştururlar. Alfabenin harfleri de işte
    bu nedenle organ boyunca glottis'in daraldığı ve
    dilin dokunduğu, dudakların oynadığı ve soluğun
    emildiği dokunuş noktalarına yerleştirilmişlerdir.

    İnkârcı gösterge-bilimciler ses organının harflere
    "uygun kurgu" ile konuşmaya olanak sağlayışını
    farkedemezler. Fakat incelenirse görülecektir ki,
    konuşmada kesinlikle rastlantısal bir şey yoktur.

    Kur'an'a göre, insanı, diğer tüm yaradılanlardan
    seçip ayıran, tamamen konuşmasıdır.

    Her yaratık "anlatma" yetisine sahiptir diyebiliriz,
    fakat insanın açıkça söyleyişinde kendi anlamının
    anahtarı vardır.
    Ses organının biyolojik örgülenişi olmaksızın asla
    konuşma olanağı da bulunmayacaktır.
    Konuşmayı uydurulmuş şey ya da bir keşif olarak
    görmek saçmadır. Bunlar ayrı şeyler değil, birdir.

Benzer Konular

  1. Sufi Emre YILDIRIM'dan Cumhurbaşkanlığı seçimi ropörtajı
    zahirce Tarafından Güncel Haber ve Manşetler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 01-08-2014, 02:28 AM
  2. Abdülkadir Geylâninin Duası
    selviler Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 05-09-2011, 03:15 AM
  3. Abdülkadir geylaniden öğütler
    çerkeş18 Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 02-01-2010, 02:48 AM
  4. ARİF ŞAHİN - Sururi 2009 (Sufi Music Of Turkey)
    datamemory0101 Tarafından ilahiler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 10-04-2009, 12:38 PM
  5. Seyyid Abdülkadir Geylani
    bziya Tarafından Biyografi (Yaşam Öyküsü) Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 03-02-2009, 07:44 PM
Yukarı Çık