2. Sayfa, Toplam 6 BirinciBirinci 1234 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 Toplam: 53
  1. #11
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423
    [BALON]A/Doğru, ama diyorsunuz ki ölüm bilgisi sadece ve sadece Kuran bilgisi içindedir. Bunu demediğinizi biliyorum ama konuyu neyle destekleyeceğiz?[/BALON]

    A/Doğru, ama diyorsunuz ki ölüm bilgisi sadece ve sadece Kuran bilgisi içindedir.

    M/Selam

    OYLE demiyorum!
    [BALON]A/Evet bu cümleye bu cevap vereceğinizi aslında tahmin etmemiştim.[/BALON]

    M/mopsy-Baslik;"Olum" degil!
    Baslik;" Kur'an da Olum!"
    Yani bu baslik altinda sadece Kur'an dan BILGI var!
    diyorum.
    [BALON]A/Diyorsunuz bende diyorum ki;[/BALON]

    [BALON]
    A/Doğru, ama diyorsunuz ki ölüm bilgisi sadece ve sadece Kuran bilgisi içindedir.
    [/BALON]

    M/Sn. ashenarşi; madem DEMEDIGIMI biliyorsunuz,
    Neden DEDINIZ diye yaziyorsunuz?

    Ayrica:
    Allah cc soylemi yetmiyor mu?
    Ne/neyi destekleyeceksiniz?
    [BALON]A/Cümleyi toparlarsak iki cümle bir cümleyi tamamlıyor aslında biliyorsunuz. Sizde diğer boşluklukları doldurdunuz.[/BALON]

    [BALON]A/Doğru, ama diyorsunuz ki ölüm bilgisi sadece ve sadece Kuran bilgisi içindedir. Bunu demediğinizi biliyorum ama konuyu neyle destekleyeceğiz?[/BALON]

    Dolayısıyla demek isityorum ki;

    Allah(cc) bir makamı var. Herşeyi direk insana söylemiyor. Hatta biliyorum ki bir ayet indiğinde-peygamber efendimizin hayatı kitabında okumuştum- ayetin inmesinin böyle ayet inmesinde ayeti celilede böyle ayet inmesini bizden istemeyin.Bu kelimelere manaya çok yakın bir ayet var. Her ayeti bilip yazıyorsunuz bunuda bulun yazın. Ayetin inmesinde Allah'ın mak*****(cc) övgüye layıktır tabii.Bunu biliyoruz. Neden ozaman her konuyu ayetlerden bekliyoruz? Olur mu böyle birşey. Peygamberimizin hadisleri ve sünnetlerini bir bir Kur'anda mı görmeliydik? Sünnet sünnettir Kur'an Kur'andır. Sünneti uygulmasaydık nasıl Peygamber efendimizin(inşallah) şefaatinden yararlanabilirdik?

    Niye peygamber efendimiz miraca çıktı, Kur'anda insana direk verilseydi, bizde böyle bilseydik olmaz mıydı?

    Olmazdı. Çünkü namazın tarifini yapmak olmazdı. Neden olmazdı? Günde 50 vakit kılsaydık ozaman olurdu. Neden?Allah(cc) insanı en mükemmel şekilde yaratmıştır. Belkide bize azını vermiştir. 50 değil daha fazlasını vericekti belki ama azını vermeyi tercih etmiştir belki nerden bileceğiz?

  2. #12
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    Sn ashenarşi neler yaziyorsunuz boyle.
    Her konuya yazmis olmak icin akliniza ne gelirse yaziyorsunuz.

    Ne 50 rekati,ne sunneti,ne sefaati....
    KONU:KUR"AN DA OLUM.

    Yani:Kur'an'in olum aciklamalari.
    Neyin mis?
    Kur'an'in.....

    Hadislerde Olum basligi acarsam
    O zamanda hadis yazarim.

    Ne namaziin tarifi,ne miraci?
    Siz konu basliklarini okumuyor musunuz?
    Veya algilamada bir problem mi var?
    Ne anlatiyorsunuz?

    Konu: Kur'an da olum.
    Kur'an da da YALNIZ ayetler var!....

    Konu:Kur'an'da olum!

  3. #13
    bursali68
    Misafir..
    Merhaba,

    Sn.ashenarşi,şu aşağıdaki satırları görünce sanki sizi kopmuş/uçmuş gibi algılıyorum...

    Dolayısıyla demek isityorum ki;

    Allah(cc) bir makamı var. Herşeyi direk insana söylemiyor. Hatta biliyorum ki bir ayet indiğinde-peygamber efendimizin hayatı kitabında okumuştum- ayetin inmesinin böyle ayet inmesinde ayeti celilede böyle ayet inmesini bizden istemeyin.Bu kelimelere manaya çok yakın bir ayet var. Her ayeti bilip yazıyorsunuz bunuda bulun yazın. Ayetin inmesinde Allah'ın mak*****(cc) övgüye layıktır tabii.Bunu biliyoruz. Neden ozaman her konuyu ayetlerden bekliyoruz? Olur mu böyle birşey. Peygamberimizin hadisleri ve sünnetlerini bir bir Kur'anda mı görmeliydik? Sünnet sünnettir Kur'an Kur'andır. Sünneti uygulmasaydık nasıl Peygamber efendimizin(inşallah) şefaatinden yararlanabilirdik?

    Niye peygamber efendimiz miraca çıktı, Kur'anda insana direk verilseydi, bizde böyle bilseydik olmaz mıydı?

    Olmazdı. Çünkü namazın tarifini yapmak olmazdı. Neden olmazdı? Günde 50 vakit kılsaydık ozaman olurdu. Neden?Allah(cc) insanı en mükemmel şekilde yaratmıştır. Belkide bize azını vermiştir. 50 değil daha fazlasını vericekti belki ama azını vermeyi tercih etmiştir belki nerden bileceğiz?
    Sn.mopsy," Kur'an'da Ölüm " diyor,siz sünnetten,miraçtan...bahsediyorsunuz...Böyle olunca da hakikaten okuyanlar " gel/git " ler yaşıyor...

    Herşeyden önemlisi Kur'an ayetlerinden yazılırken ve konuşulurken araya ne hadis,ne rivayet,ne de tasavvuf GİREMEZ...

    Yukarıdaki yazınızdan şunu anlıyorum : " KUR'AN ve Hadis / rivayeti " birbirine karıştırıyorsunuz...Kur'an'da namazın vakitleri de,rekatı da,ne okunacağı da,hareketleri de VAR...Bu konu defalarca bu forumda yazıldı...

    Bundan dolayıdır ki konuya dönmenizi öneririm...

    Sağlıcakla kalınız...

  4. #14
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423
    Siz yazdıklarınıza inanıyor musunuz? Tasavvufa girdiğim felan yok. Din bütündür. Cuma hutbelerinde sünnettende bahsedilir, sünnet namazınıda kılarız. Hiç orda seccadeye binip uçtuğumuzu felan görmüyorum.

    Sn Mops Konunun şarampole nasıl uçtuğunu bilipte haklı çıkmayın. Herşeyi biliyor gibisiniz ama işinize gelmeyene binbir dalavereyle alt etmeye çalışıyorsunuz. Ben demişim Azrail(as), sen demişsin,

    Beser
    soylemlerini ogrendiginiz kadar
    Kur'an soylemlerini ogrenseydiniz;
    Bu konu sizin kafanizi kurcalamazdi.

    Ayrica:
    Olum bas melegi kavrami tabii ki BESERI soylem.
    Yoksa duymaninizin disinda kendisiyle
    Gorusuyor musunuz?
    Herkes önce kendi kapısını süpürsün.

  5. #15
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Sn Mops Konunun şarampole nasıl uçtuğunu bilipte haklı çıkmayın.
    Konu Kur’an’da Olum.
    Yazilmis 7 ayet
    Hepsi bu!

    Ne oldu da konu asagi gitti?
    Bu 7 ayet Kur’an’da mi yok?

    Yoksa;
    Siz gorunmez murekkeple
    Kur’an’dan baska bir ayet yazdiniz da
    Ben mi goremedim?

    Ne diyorsunuz ?
    Neyi biliyorum?
    Herşeyi biliyor gibisiniz ama işinize gelmeyene binbir dalavereyle alt etmeye çalışıyorsunuz.
    Isime gelmeyen ne?
    Kur’an’da Olum hakkinda
    7 Ayeti yalanliyacak bir ayet mi yazdiniz?
    Veya hayir yalan Kur’an’da 3 degil
    Daha fazla/az olum mu var dediniz?
    Ne diyorsunuz siz sn. ashenarşi
    Kendiniz de misiniz?

    Kur’an’da Olumun birseyine mi itiraz edeceksiniz?
    Ne oldugunu heyecanlanmadan yavas,anlasilir yazarsaniz
    Belki size yardim edebilirim.
    Ben demişim Azrail(as), sen demişsin.

    Mopsy- Beser soylemlerini ogrendiginiz kadar
    Kur'an soylemlerini ogrenseydiniz;
    Bu konu sizin kafanizi kurcalamazdi.

    Ayrica:
    Olum bas melegi kavrami tabii ki BESERI soylem.
    Yoksa duymaninizin disinda kendisiyle
    Gorusuyor musunuz?
    Evet bu yaziyi yazip;yazida,
    Neyi yanlis gordugunuzu yazmamissiniz.

    Bu yazi ve asmadiginiz baglamli bolumde
    Azrail kavrami Ilahi soylemde/Kur’an’da Yok.

    Simdi :
    Sizin bildiginiz; Kur'an'da,”Azrail” isminin gectigin
    Bir ayet mi var?
    Bunu demek icin mi astiniz bu yaziyi?

    Yoksa evet Kur’an’da Azrail kavrami gecmezi
    Tasdik etmek icin mi yazimi oraya astiniz?

    sn. ashenarşi bize soylemediginiz
    Bir probleminiz/problem mi var?
    Nedir Kur’an’da olum konusunda
    Sizi rahatsiz eden sey?

    Lutfen heyecanlanmadan
    Anlasilir sekilde......

  6. #16
    bursali68
    Misafir..
    Merhaba,

    Sn.ashenarşi,aşağıda bahsettiklerinize bakınız bir de dönüp Kur'an'a...

    Sünneti uygulmasaydık nasıl Peygamber efendimizin(inşallah) şefaatinden yararlanabilirdik?
    Amaç Sünneti mi uygulamak yoksa SÜNNETULLAH 'ı mı?Yüce Yaradan dahi Kur'an'da " Ey Muhammed İbrahim dinine uy...Ey Muhammed hanif dine uy..." demiyor mu? Bunu söylerken de Kur'an'ı okuyanı " Hanif dine " yani Sünnetullah uygulamalarına davet etmiyor mu...Bu hanif din içerisinde " Sünnet-i Muhammediye,Ehl-i Sünnet,Hadis,Rivayet..." mi VAR!!! Bu Hanif din içerisinde TASAVVUF mu var,bu hanif din içerisinde MEZHEP,TARİKAT mı var!!!

    Çünkü namazın tarifini yapmak olmazdı.
    Sn.ashenarşi,Kur'an'ı hiç acaba namaz Kur'an'da var mı sorusunu kendinize sorarak okudunuz mu???Okursanız namazın zaten Kur'an'da vakitleriyle,rekatıyla,okunacaklarıyla,hareketleri yle...yazdığını görürsünüz...

    Kur'anda insana direk verilseydi, bizde böyle bilseydik olmaz mıydı?
    Olmazdı. Çünkü namazın tarifini yapmak olmazdı. Neden olmazdı? Günde 50 vakit kılsaydık ozaman olurdu.
    İşte bir önceki söylediğime karşılık böyle söylediğinizden diyorum ki " uçtunuz mu? "...Miraç ta neler olduğunu Kur'an'da söylüyor mu...Namazın aslında rekatının fazla olduğu ve bir çok git gelden sonra 5 vakte düştüğü...BİR RİVAYETTİR...

    Cuma hutbelerinde sünnettende bahsedilir, sünnet namazınıda kılarız.
    Çünkü İslam dininin " Sünni " şekliyle yönetilen bir din anlayışında tabii ki sünnetten bahsedilecek...Kalkıp Hanif dinden mi bahsedileceğini sanıyorsunuz....

    Ayrıca son bir not Tasavvufun ne olduğunu sanıyorsunuz...Tasavvufun temeli TEVRAT 'ta da vardır,İNCİL 'de de vardır...Oluş şeklini biraz araştırınız...Tasavvufun çıkışı " gelecek olan seçilmişi beklemek/bulmak/aramaktır " yoksa Allah'ı bulmak değil.Son peygamber Hz.Muhammed diyorsanız Tasavvuf bitmiştir...Yok Hz.İsa tekrar gelecek derseniz O nun için de bir gelecek olan seçilmişi bekleme/arama/bulmaya çalışma ekolü gelişebilir buna da Tasavvuf diyebilirsiniz...Ancak tekrar ediyorum,Tasasvvufun çıkışı Yüce Allah'ı BULMAK DEĞİLDİR.

    Sağlıcakla kalınız...

  7. #17
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423
    Bi macera filmi ahavasında anlatıyorsun. İnanılmaz değil tam tersine 'çok gerçek/inanılır' olacak!!
    Herkes, her canlı öldükten sonra, Azrail(a.s) her canlının, melek, insan, hayvan herşey, her canlı canını aldıktan sonra kendi canınıda Allah'ın emriyle alacak ve Allah(c.c.) gayri hiç bir varlık kalmayacak.

    Sonra devam edecek..

    Mposy;e: 1-Buradaki ironiyi neşekilde beni hedef alarak tartşmaya girdiğini görebiliyoruz. Saf değiliz.

    2-Kuranda Azrail as ın olup olmaması hakkında burada bir şey söz konusu olmadı. Diyorsanız ki Kur’an kelimeleri dışında kelime kullanmayalım ozaman deyin ki Bimillahirrahmanirrahim, Elif lam mim…

    Selam

    Bu yonde bir Kiyamet BILGIsi Kur'an'da YOKTUR.
    Azrail isimli bir melek adi da Kur'an'da YOKTUR.

    Ve hatta
    Can almayla gorevli TEK Melek YOKTUR.
    Canlari alanlarin Olum MelekLERI oldugu bildirilmistir.

    Kuranda yok mu? O zaman hadiste vardır heralde. Çocuklara masal anlatmadılar ya zamanında değil mi?


    Yani tek melek Dünyadaki insanların canını almaya yetişemez mi? BEn bu yönden düşündüm hem. Önce kafamı bu kurcaladı.

    3-Sanki Azrail as Kur’da yok derken demek istediğiniz yok olduğuna hüküm verdiniz heralde.

    4- Can almaya görevli tek melek yok derken Ölüp dirildiğinizi düşündüm bir anda.

    5- Can almaya görevli melekleri delilleri ile gösterin bende size cevabını araştırıp bulayım.

    ashenarşi;Kuranda yok mu? O zaman hadiste vardır heralde. Çocuklara masal anlatmadılar ya zamanında değil mi?
    Selam

    Baslik;"Olum" degil!
    Baslik;" Kur'an da Olum!"
    Yani bu baslik altinda sadece Kur'an dan BILGI var!

    6- İşte saldırıya geçtiğiniz an. Ben samimiyetle cevap verdim ama

    7- Sanki Kur’an harfleri dışında konuya giriş yapamayacağız. Deyin o zaman elif lam mim.
    Alıntı:
    Yani tek melek Dünyadaki insanların canını almaya yetişemez mi? BEn bu yönden düşündüm hem. Önce kfamı bu kurcaladı.

    Beseri soylemlere verdiginiz onemi,
    Ilahi soyleme de verseydiniz
    Kafanizi kurcaliyacak bir konu OLMADIGINI gorur,
    Rahat ederdiniz....

    8- Bunlar beşeri söylem değil. Beşeri söylem olduğunu düşünüyorsanız bu sizi bağlar. Azraili as ben görmediysem sizde olmadığını görmediniz. Hem ilahi söylemdir, araştırıp kabullenmediklerinizi bende tek tek yazmayım buraya.

    9-Kafamı kurcalayıp sizin kafanızı hiç bir şeyin kurcalamadğı anl***** gelebilir. O zaman vahim.

    10- Kafam kurcalanmış olabilir. Kafası kurcalanmış olmayan mı var?

    11-Ben Azrail(as) [Önce kafamı bu kurcaladı] kelimesinin ne anlama geldiğini bir düşünseydiniz, vakıf olsaydınız, yada anlayabilseydiniz, derdiniz ki öncelerde mi sonralarda mı? Şimdi diyorsan haşa… Allah aciz değil, can alırda tekrar yaratırda, zor bir şey değil..


    12- Rahat emek konusunda ne demek istediğinizi anladım, rahat olmak gayer relax. Geçmişteki kaygılar unutuldu. Önümüze bakıyoruz.


    ashenarşi;Doğru, ama diyorsunuz ki ölüm bilgisi sadece ve sadece Kuran bilgisi içindedir.
    Selam

    OYLE demiyorum!
    Alıntı:

    13- Öyle demediğiniz belli.

    mopsy-Baslik;"Olum" degil!
    Baslik;" Kur'an da Olum!"
    Yani bu baslik altinda sadece Kur'an dan BILGI var!

    diyorum.

    14- Kur’an bilgisi varsa bende ecnebi olsam yaptığınız hiç doğru değil.

    Alıntı:
    Bunu demediğinizi biliyorum ama konuyu neyle destekleyeceğiz?

    Sn. ashenarşi; madem DEMEDIGIMI biliyorsunuz,
    Neden DEDINIZ diye yaziyorsunuz?

    15-İstenildiğinde anlamamak kaçış planı yapmak onun var olmadığını göstermez. Bende bazı şeylerden kaçarım ama gerçeği kabullenirim.

    Ayrica:
    Allah cc soylemi yetmiyor mu?
    Ne/neyi destekleyeceksiniz?

    16- Maalesef.

    Dolayısıyla demek isityorum ki;

    Allah(cc) bir makamı var. Herşeyi direk insana söylemiyor. Hatta biliyorum ki bir ayet indiğinde-peygamber efendimizin hayatı kitabında okumuştum- ayetin inmesinin böyle ayet inmesinde ayeti celilede böyle ayet inmesini bizden istemeyin.Bu kelimelere manaya çok yakın bir ayet var. Her ayeti bilip yazıyorsunuz bunuda bulun yazın. Ayetin inmesinde Allah'ın mak*****(cc) övgüye layıktır tabii.Bunu biliyoruz. Neden ozaman her konuyu ayetlerden bekliyoruz? Olur mu böyle birşey. Peygamberimizin hadisleri ve sünnetlerini bir bir Kur'anda mı görmeliydik? Sünnet sünnettir Kur'an Kur'andır. Sünneti uygulmasaydık nasıl Peygamber efendimizin(inşallah) şefaatinden yararlanabilirdik?

    Niye peygamber efendimiz miraca çıktı, Kur'anda insana direk verilseydi, bizde böyle bilseydik olmaz mıydı?

    Olmazdı. Çünkü namazın tarifini yapmak olmazdı. Neden olmazdı? Günde 50 vakit kılsaydık ozaman olurdu. Neden?Allah(cc) insanı en mükemmel şekilde yaratmıştır. Belkide bize azını vermiştir. 50 değil daha fazlasını vericekti belki ama azını vermeyi tercih etmiştir belki nerden bileceğiz?

    Merhaba

    Sn ashenarşi neler yaziyorsunuz boyle.
    Her konuya yazmis olmak icin akliniza ne gelirse yaziyorsunuz.

    17- Doğru, sizde işinize gelmeyenleri kabullenmiyorsunuz, az önce dediğim gibi. Bakın ben hatamı kabu ediyorun sizin bana söylediğiniz bu cümlelerin samimiyeti doğrultusunda.

    Ne 50 rekati,ne sunneti,ne sefaati....
    18-Hiç Cuma namazına gitmediniz mi?

    KONU:KUR"AN DA OLUM.

    Yani:Kur'an'in olum aciklamalari.
    Neyin mis?
    Kur'an'in.....

    19-…

    Hadislerde Olum basligi acarsam
    O zamanda hadis yazarim.

    Ne namaziin tarifi,ne miraci?
    Siz konu basliklarini okumuyor musunuz?
    Veya algilamada bir problem mi var?
    Ne anlatiyorsunuz?

    Konu: Kur'an da olum.
    Kur'an da da YALNIZ ayetler var!....

    Konu:Kur'an'da olum!

    20-…

    Merhaba,

    Sn.ashenarşi,şu aşağıdaki satırları görünce sanki sizi kopmuş/uçmuş gibi algılıyorum...
    Sn Bursalı68;
    1-Ne kadar konuşursan konuş, söylediklerin karşısındakinin anlayabildiği kadardır.
    2-Sadece bu değil, anlamak istediğini anlar , bildikleri doğrultusunda anlar.

    Alıntı:
    Dolayısıyla demek isityorum ki;

    Allah(cc) bir makamı var. Herşeyi direk insana söylemiyor. Hatta biliyorum ki bir ayet indiğinde-peygamber efendimizin hayatı kitabında okumuştum- ayetin inmesinin böyle ayet inmesinde ayeti celilede böyle ayet inmesini bizden istemeyin.Bu kelimelere manaya çok yakın bir ayet var. Her ayeti bilip yazıyorsunuz bunuda bulun yazın. Ayetin inmesinde Allah'ın mak*****(cc) övgüye layıktır tabii.Bunu biliyoruz. Neden ozaman her konuyu ayetlerden bekliyoruz? Olur mu böyle birşey. Peygamberimizin hadisleri ve sünnetlerini bir bir Kur'anda mı görmeliydik? Sünnet sünnettir Kur'an Kur'andır. Sünneti uygulmasaydık nasıl Peygamber efendimizin(inşallah) şefaatinden yararlanabilirdik?

    Niye peygamber efendimiz miraca çıktı, Kur'anda insana direk verilseydi, bizde böyle bilseydik olmaz mıydı?

    Olmazdı. Çünkü namazın tarifini yapmak olmazdı. Neden olmazdı? Günde 50 vakit kılsaydık ozaman olurdu. Neden?Allah(cc) insanı en mükemmel şekilde yaratmıştır. Belkide bize azını vermiştir. 50 değil daha fazlasını vericekti belki ama azını vermeyi tercih etmiştir belki nerden bileceğiz?

    Sn.mopsy," Kur'an'da Ölüm " diyor,siz sünnetten,miraçtan...bahsediyorsunuz...

    3- Tövbestağfirullah..

    Böyle olunca da hakikaten okuyanlar " gel/git " ler yaşıyor...

    4-…

    Herşeyden önemlisi Kur'an ayetlerinden yazılırken ve konuşulurken araya ne hadis,ne rivayet,ne de tasavvuf GİREMEZ...

    5- Bu tasavvuf konusunda tam olmarak bende bilmiyorum ama ben tasavvufu bu başlıkta söylemedim ki? Sünnetten miraçtan bahsettim.


    Yukarıdaki yazınızdan şunu anlıyorum : " KUR'AN ve Hadis / rivayeti " birbirine karıştırıyorsunuz...Kur'an'da namazın vakitleri de,rekatı da,ne okunacağı da,hareketleri de VAR...Bu konu defalarca bu forumda yazıldı...

    6-Forumda yazılmıştır ama burada lafı açıldı mecburen devam ettiriyorum, bende sizin gibi.

    Bundan dolayıdır ki konuya dönmenizi öneririm...

    7- Aslında konunu içindeyim ama, biraz uzattım afedersiniz ama karşılıklı..

    Sağlıcakla kalınız...

    Merhaba!
    Alıntı:


    Sayın mops yazmış ki;


    Sn Mops Konunun şarampole nasıl uçtuğunu bilipte haklı çıkmayın.

    Konu Kur’an’da Olum.
    Yazilmis 7 ayet
    Hepsi bu!

    Ne oldu da konu asagi gitti?
    Bu 7 ayet Kur’an’da mi yok?

    Yoksa;
    Siz gorunmez murekkeple
    Kur’an’dan baska bir ayet yazdiniz da
    Ben mi goremedim?

    Ne diyorsunuz ?
    Neyi biliyorum?
    Alıntı:
    Herşeyi biliyor gibisiniz ama işinize gelmeyene binbir dalavereyle alt etmeye çalışıyorsunuz.
    Isime gelmeyen ne?
    Kur’an’da Olum hakkinda
    7 Ayeti yalanliyacak bir ayet mi yazdiniz?
    Veya hayir yalan Kur’an’da 3 degil
    Daha fazla/az olum mu var dediniz?
    Ne diyorsunuz siz sn. ashenarşi
    Kendiniz de misiniz?

    Kur’an’da Olumun birseyine mi itiraz edeceksiniz?
    Ne oldugunu heyecanlanmadan yavas,anlasilir yazarsaniz
    Belki size yardim edebilirim.
    Alıntı:
    Ben demişim Azrail(as), sen demişsin.
    Alıntı:
    Mopsy- Beser soylemlerini ogrendiginiz kadar
    Kur'an soylemlerini ogrenseydiniz;
    Bu konu sizin kafanizi kurcalamazdi.

    Ayrica:
    Olum bas melegi kavrami tabii ki BESERI soylem.
    Yoksa duymaninizin disinda kendisiyle
    Gorusuyor musunuz?

    Evet bu yaziyi yazip;yazida,
    Neyi yanlis gordugunuzu yazmamissiniz.

    Bu yazi ve asmadiginiz baglamli bolumde
    Azrail kavrami Ilahi soylemde/Kur’an’da Yok.

    Simdi :
    Sizin bildiginiz; Kur'an'da,”Azrail” isminin gectigin
    Bir ayet mi var?
    Bunu demek icin mi astiniz bu yaziyi?

    Yoksa evet Kur’an’da Azrail kavrami gecmezi
    Tasdik etmek icin mi yazimi oraya astiniz?

    sn. ashenarşi bize soylemediginiz
    Bir probleminiz/problem mi var?
    Nedir Kur’an’da olum konusunda
    Sizi rahatsiz eden sey?

    Lutfen heyecanlanmadan
    Anlasilir sekilde......


    Sayın bursalı68 demiş ki;
    Merhaba,

    Sn.ashenarşi,aşağıda bahsettiklerinize bakınız bir de dönüp Kur'an'a...
    {{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{{Alıntı:
    Sünneti uygulmasaydık nasıl Peygamber efendimizin(inşallah) şefaatinden yararlanabilirdik?
    Amaç Sünneti mi uygulamak yoksa SÜNNETULLAH 'ı mı?Yüce Yaradan dahi Kur'an'da " Ey Muhammed İbrahim dinine uy...Ey Muhammed hanif dine uy..." demiyor mu? Bunu söylerken de Kur'an'ı okuyanı " Hanif dine " yani Sünnetullah uygulamalarına davet etmiyor mu...Bu hanif din içerisinde " Sünnet-i Muhammediye,Ehl-i Sünnet,Hadis,Rivayet..." mi VAR!!! Bu Hanif din içerisinde TASAVVUF mu var,bu hanif din içerisinde MEZHEP,TARİKAT mı var!!!}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}}

    8-Elcevap:

    Hak Bir Olur. Halbuki 4 Mezhebin de Hak Olduğunu Kabûl Ediyoruz. Bu Nasıl Olur?
    ________________________________________
    Bir su, 5 ayrı mizaçtaki hastaya göre 5 ayrı hüküm alır. Meselâ, birinin hastalığının nev`ine göre ilâçtır. Tıbben ona vaciptir. Diğer birine, hastalığı sebebiyle, zehir gibi zararlıdır. Tıbben ona haramdır. Diğer birine az zarar verir, tıbben ona mekruhtur. Diğer birine zararsız olduğu gibi, faydası da vardır. Tıbben ona sünnettir. Bir diğerine de ne zararlı, ne de faydalıdır. Tıbben ona mübahtır. Hastanın durumuna göre, bunların 5`i de haktır. "Bu ilâç, yalnızca vaciptir" denilemez. İşte bu misaldeki gibi, İlâhî hükümler de, mezheblere tabi` olanların durumuna göre değişir. Farklı farklı olur. Üstelik herbiri de hak olur. Buna bir misal verelim: İlâhî hikmetin tensibiyle, İmam Şâfiî`ye ittiba` edenlerin çoğu, köylülük ve bedevîliğe yakındırlar. Bunlar cem`iyet hayatında geri olduklarından, herbiri bizzat dergâh-ı İlâhiyeye kendi derdini söylemek, hususî dileğini bizzat arzetmek mizacındadırlar. Bu yüzden de, imam arkasında Fâtiha`yı tek tek okurlar. Bu hüküm hak ve doğrudur. İmam-ı A`zam`a ittiba` edenlerin çoğu ise, şehirliliğe ve medeniyete daha yakın, ictimaî hayatı benimsemiş kimselerdir. Bunların nazarında bir cemaat bir şahıs hükmüne girip bir tek adam da umum o cemaat adına, sözcü olarak konuşur; kendileri de onun kalben tasdikcisi olurlar. Bu bakımdan Hanefî mezhebinde imam arkasında tek tek Fâtiha okunmaz. İmam, cemaat adına okur. Cemaat da âmîn diyerek onu tasdik eder. Bu hüküm de, evvelki gibi, hak ve doğrudur.





    Alıntı:
    Çünkü namazın tarifini yapmak olmazdı.
    Sn.ashenarşi,Kur'an'ı hiç acaba namaz Kur'an'da var mı sorusunu kendinize sorarak okudunuz mu???Okursanız namazın zaten Kur'an'da vakitleriyle,rekatıyla,okunacaklarıyla,hareketleri yle...yazdığını görürsünüz...

    9- Ben Allah’ın emri olduğu için İslamın ve imanın 5 şartını bilip kabul edip mezhebime göre kılıyorum.
    Kuranımıda okuyorum Okuyabildiğim kadarıyla.


    Alıntı:
    Kur'anda insana direk verilseydi, bizde böyle bilseydik olmaz mıydı?
    Olmazdı. Çünkü namazın tarifini yapmak olmazdı. Neden olmazdı? Günde 50 vakit kılsaydık ozaman olurdu.
    İşte bir önceki söylediğime karşılık böyle söylediğinizden diyorum ki " uçtunuz mu? "...Miraç ta neler olduğunu Kur'an'da söylüyor mu...Namazın aslında rekatının fazla olduğu ve bir çok git gelden sonra 5 vakte düştüğü...BİR RİVAYETTİR...
    10-Allah insanı en mükemmel şekilde yaratmış AKIL vermiştir.
    ALLAH HEPİMİZİN YARATICISIDIR

    İnsanların konuşurken içinde Allah kelimesi geçen cümleler kullandıklarını duyarsınız. Bunlar genellikle "Allah korusun", "Allah kısmet ederse", "İnşallah", "Allah bağışlasın", "Allah kabul etsin" gibi cümlelerdir.
    Bu kelimeler Allah anıldığında kullanılan dua içeren veya Allah'ı yücelten ifadelerdir. Örneğin "Allah korusun", Allah'ın sizin ve çevrenizde gördüğünüz canlı cansız her varlığın üzerinde sonsuz gücü olduğu anl***** gelir. Sizi, anne ve babanızı, arkadaşlarınızı kötülüklerden koruyacak olan Allah'tır. Bu nedenle, bu söz özellikle bir sel ya da onun gibi istenmeyen bir olaydan bahsedildiğinde sıkça kullanılır. Bir düşünün, sizce anneniz, babanız ya da seller konusunda bilgi sahibi herhangi bir büyüğünüz bir seli durdurabilir mi? Tabii ki durduramaz. Çünkü insanın karşısına böyle bir olayı çıkaran da, onu durdurmaya gücü yeten de yalnızca Allah'tır.
    "İnşallah" kelimesi de Türkçe'de, "eğer Allah dilerse" anl***** gelir. Bu yüzden gelecekle ilgili bir dilek ya da niyet belirtecek olduğumuzda, mutlaka "inşallah" deriz. Çünkü geleceği ancak Allah bilir ve herşeyi dilediği gibi yaratır. Allah'ın dilemesi dışında hiçbir şey olmaz.
    Bir arkadaşınız örneğin, "yarın mutlaka okula gideceğim" dediğinde hata etmiş olur. Çünkü Allah'ın, gelecekte onun neler yapmasını dilediğini bilemeyiz. Belki de yarın hasta olup okula gidemeyecek veya hava bozacağı için okullar tatil olacaktır.
    Bu yüzden geleceğe yönelik bir niyetimizi dile getirirken "inşallah" demekle Allah'ın herşeyi bildiğini, herşeyin ancak O'nun dilemesiyle olacağını, O'nun bize bildirdiği dışında hiçbir şey bilmediğimizi özlü bir biçimde söylemiş oluruz. Böylece sonsuz güç ve bilgi sahibi Rabbimiz olan Allah'a karşı gereken saygılı tavrı göstermiş oluruz.
    Allah Kuran ayetlerinde böyle söylememiz gerektiğini bize bildirmektedir. Bunu bize haber veren ayet şöyledir:
    Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme. Ancak: "Allah dilerse" (inşallah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret (an) ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir. (Kehf Suresi, 23-24)
    Bu gibi önemli konular hakkında şimdiye kadar fazla bir şey öğrenmemiş olabilirsiniz, ancak bu önemli değil. Çünkü, Allah'ı tanımak için başkalarının size bir şeyler anlatmasına gerek yok. Bunun için şöyle bir etrafınıza bakmanız ve biraz düşünmeniz yeterli.
    Her yer Allah'ı ve O'nun sonsuz gücünü tanıtan güzelliklerle doludur. Sevimli beyaz tavşanı, yunusların gülen yüzlerini, kelebeklerin kanatlarındaki muhteşem renkleri ya da masmavi denizi, yemyeşil ormanları, renk renk çiçekleri ve bunlar gibi saymakla bitmeyecek kadar çok güzelliği bir düşünün. İşte bunların tümünü yaratan Allah'tır. Gördüğünüz tüm evreni, dünyayı, canlıları Allah yoktan var etmiştir. Bu nedenle yarattığı bu güzelliklere bakarak, Allah'ın yüceliğini görebilirsiniz.
    Tabii, herşeyden önce kendi varlığımız Allah'ın varlığının bir delilidir. O zaman ilk önce kendi varlığımız ve Allah'ın bizi nasıl kusursuzca yarattığı hakkında düşünelim.

    İnsanın varoluşu
    Bir insanın nasıl var olduğunu hiç düşündünüz mü? Bu soruya karşılık "her insanın anne ve babası var" diyebilirsiniz. Ama bu yeterli bir cevap olmaz. Çünkü bu ilk anne babanın, yani ilk insanların nasıl meydana gelmiş olduğunu açıklamaz. Size, bu konu ile ilgili okulda veya çevrenizde belki bazı şeyler anlatılmış olabilir. Ama tüm bu anlatılanların içinde doğru olan tek cevap, insanı Allah'ın yaratmış olduğudur. İleride daha detaylı göreceğiz, ama şimdi özet olarak bilmeniz gereken bir şey var; ilk insan Hazreti Adem'dir. Allah diğer bütün insanları onun soyundan meydana getirmiştir.

  8. #18
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423
    Hz. Adem de aynı bizim gibi yürüyen, konuşan, Allah'a dua eden, ibadet eden bir insandı. Allah, ilk insan olarak onu ve sonra da eşini yarattı. Böylece onların çocukları tüm dünyaya yayıldılar.
    Şunu hiç unutmayın: Allah yaratmak için sadece emir verir. Bir şeyin olması için yalnızca "OL" demesi yeterlidir. Bunun için hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Örneğin Allah, Hz. Adem'içamurdan yaratmıştır. Allah için herşey çok kolaydır.
    Ancak unutmayın ki, dünyada Allah'ın varlığını inkar edenler de vardır. Bu kişiler, insanın nasıl var olduğu sorusuna başka cevaplar aramaya çalışmışlardır. Bunların amacı doğruyu, gerçeği aramak değildir. Sakın şaşırmayın ama bu tür insanların amacı, sadece ve sadece Allah'ın varlığını kabul etmemek ve O'nun isteklerinden kaçmaktır. Ancak bu gibi insanların herşeyi Allah'ın yarattığını kabul etmemesiyle gerçek değişmez. Onlar ne kadar reddetseler de herşeyi olduğu gibi bu kişileri de Allah yaratmıştır.
    Bu neye benzer biliyor musunuz, bir örnekle anlatalım:

    Çizgi film karesindeki bu çocuk "beni oluşturan çizgiler tesadüfen mürekkebin kağıda dökülmesi sonucu oluştu" dese, bunun bir ressam tarafından çizildiğini bildiğimiz için bu söz bize çok komik gelir. Kendisini Allah'ın yarattığını kabul etmeyen insan da, aynı bu çizgi film kahramanı gibi komik duruma düşer.
    Bir çizgi film kahramanı düşünün. Çok becerikli, kuvvetli, birçok zor işi yapabiliyor. Şimdi bu çizgi kahraman, film sırasında size şöyle dese:
    "Ben kendi başıma varım. Beni kimse çizmedi. Beni oluşturan çizgiler zaten hep vardı. Vücudumun şekli, renklerim, gözlerim, kollarım, görmem, konuşmam, herşeyim bana ait. Kendi kendine oldular. Onları bir ressam çizmedi ve boyamadı. Bana hareket kabiliyetini hiç kimse vermedi. Seyrettiğiniz bütün özelliklerimin hiçbir planlayanı, tasarlayanı, şekil vereni, düzenleyeni yok."
    Acaba bu çizgi kahramanın size böyle seslenmesi kafanızı karıştırır mı? Hiç söylediklerinin doğru olabileceğini düşünür müsünüz? Tabii ki hayır. O kahramana sorabilseniz ve size cevap verebilse, mesela şöyle sormaz mısınız:
    "Sen böyle söylüyorsun ama bir kere senin çizgilerini çizen bir ressam var. Sen kendinin nasıl çizildiğini, renklendirildiğini ve hareket ettiğini sanıyorsun?"
    Çizgi kahraman size şöyle cevap verse:
    "Beni oluşturan çizgiler mürekkebin kağıda dökülmesi sonucunda tesadüfen oluştu. Boyalar da aynı şekilde tesadüfen döküldü ve renklendirdi. Yani benim oluşmam için beni çizen, şekil veren birine ihtiyacım yok, tesadüfen meydana gelebilirim ben."
    Herhalde bu söylenenleri ciddiye almazsınız. Böyle mükemmel çizgilerin, renklerin, hareketlerin, boyaların dökülmesi sonucu tesadüfen ortaya çıkamayacağını bilirsiniz. Çünkü şişe dökülünce sadece mürekkep ve boya lekesi olur. Güzel, düzgün çizgilerden oluşan bir resim ortaya çıkmaz. Anlamlı, konulu, işe yarar şeylerin ortaya çıkabilmesi için onu birinin düşünüp tasarlaması ve çizmesi gerekir. Bütün bunları anlamanız için o çizgi kahramanı çizeni ve boyayanı görmenize gerek yoktur. O kahramanın özelliklerinin, şeklinin, renklerinin, konuşma kabiliyetinin, yürüme, zıplama yeteneklerinin çizgi filmi hazırlayan kişi tarafından verildiğini anlarsınız.

    Çizgi filmlerdeki kahramanların tüm özelliklerinin, şekillerinin, renklerinin, yürüme, koşma, zıplama gibi yeteneklerinin çizgi filmi hazırlayan kişi tarafından oluşturulduğunu herkes bilir.
    İşte bu verdiğimiz örnekten sonra şunu çok iyi düşünün: Kendisini Allah'ın yarattığını kabul etmeyen insan da, aynı bu örnekteki çizgi film kahramanı gibi yalancı durumuna düşer. Şimdi böyle bir kişinin bizimle konuştuğunu düşünelim. Tüm insanların ve kendinin varoluşunu bakın nasıl açıklamaya çalışır bu insan:
    "Benim, annemin, babamın, onun babasının ve çok eski tarihlerde ilk anne ve babanın yani ilk insanın meydana gelmesi tamamen tesadüfen olmuştur. Bizim şeklimizi, gözümüzü, kulağımızı, bütün organlarımızı hep tesadüfler oluşturmuştur."

    Yapay olarak üretilen gelişmiş robot organlar bile insanın kendi organlarının yanında çok kaba ve ilkel kalmaktadır. Allah insanı en ince detayına kadar mükemmel olarak yaratmıştır.
    Kendisini Allah'ın yarattığını inkar eden bu insanın söyledikleri, çizgi kahramanın söylediklerine ne kadar da benziyor. Aradaki tek fark kahraman, kağıt üzerindeki çizgilerden ve boyalardan oluşmuştu. Bunu söyleyen ise hücrelerden oluşmuş canlı bir insan. Peki ne fark eder? Bunu söyleyen canlı insan, o çizgi insandan daha mükemmel ve daha çok organa sahip çok karmaşık bir makine gibi değil mi? Yani çizgi kahramanın tesadüfen meydana gelmesi imkansız ise, bu insanın tesadüfen oluşması bundan çok daha imkansız demektir. Şimdi bu insana soralım:
    "Senin çok güzel ve kullanışlı bir vücudun var. Ellerin, eşyaları en mükemmel makinalardan bile daha hassas tutuyor, ayaklarınla koşabiliyorsun. Gözlerin en kaliteli kameralardan bile daha net görüyor. Kulakların en gelişmiş müzik setlerinden bile daha hışırtısız duyuyor. Ve bunun gibi daha pek çok organın senin haberin bile olmadan seni canlı tutuyor. Yaşamana sebep oluyor. Mesela kalbinin, böbreklerinin, karaciğerinin çalışmasını sen kontrol etmiyorsun. Ama onlar en mükemmel fabrikalardan bile daha kusursuz şekilde çalışıyorlar. Bütün bu organların benzerlerini fabrikalarda yapabilmek için yüzlerce bilim adamı mühendis çalışıyor, plan ve proje yapıyorlar. Yine de organların aynısını elde edemiyorlar. Yani sen çok mükemmelbir canlısın. Peki, şimdi bütün bunları nasıl açıklayacaksın? "Bunları Allah'ın yarattığını kabul etmeyen o insan şöyle diyecektir belki: "Ben de mükemmel bir vücuda ve organlara sahip olduğumuzu biliyorum. Ama ben şuna inanıyorum: Cansız ve şuursuz atomlar tamamen tesadüfler sonucunda biraraya gelerek hücrelerimizi, organlarımızı ve bizi meydana getirmişlerdir."

    Gözlerimiz en hassas kameradan daha iyi görüyor, kulaklarımız sesi en iyi hoparlör sisteminden daha net algılayabiliyor. Elbette ki vücudumuzdaki bu üstün özellikler kendiliğinden oluşmamıştır. Bunların hepsini, vücudumuzdaki tüm diğer mükemmel sistemler gibi Rabbimiz yaratmıştır.
    Herhalde artık bu insanın akıl dışı ve gülünç şeyler söylediğini fark etmişsinizdir. Böyle iddialarda bulunan bir insanın yaşı ve mesleği ne olursa olsun, doğru düzgün düşünemediği ve yanlış şeyler iddia ettiği ortadadır. Ne kadar şaşırtıcı olsa da, çevrenizde böyle imkansız ve saçma şeylere inanan kişilere rastlayabilirsiniz.
    En basit bir makinanın bile bir tasarlayanı varken, insan gibi mükemmel bir varlık elbette kendi kendine, tesadüfen oluşamaz. Kuşkusuz ilk insanı yaratan Allah'tır. Ve diğer insanların doğabilmesi için ilk insanın bedeninde gerekli olan sistemleri yaratan da Allah'tır. Allah bütün canlıların soylarının devamlı olmasını hücrelerine yerleştirdiği bir programa bağlamıştır. Biz de Allah'ın yarattığı bu programa göre oluştuk ve bu programda yazılanlar doğrultusunda büyümeye devam ediyoruz. Bu konuyla ilgili şimdi okuyacaklarınız hepimizin yaratıcısı olan Allah'ın sonsuz güç ve bilgi sahibi olduğunu biraz daha iyi anlamanızı sağlayacak.

    İnsan bedenindeki kusursuz program
    Yukarıda Allah'ın, insan bedenine yerleştirdiği kusursuz bir programdan söz etmiştik. İşte bu program sayesinde insanların hepsi gözlere, kulaklara, kollara, dişlere sahip olur. Bu program sayesinde dış görünüşlerinde bazı farklılıklar olsa da bütün insanlar birbirine benzer. Yine bu program sayesinde akrabalarımıza benzeriz, her ülke halkının kendine özgü özellikleri olur. Örneğin Çinliler ve Japonlar genel olarak

  9. #19
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423
    birbirlerine benzerler. Zencilerin kendi ırklarına özgü deri renkleri, yüz, ağız, göz yapıları vardır.

    İnsan ırkları arasında ilk bakışta farklılıklar olmasına rağmen hepsinde ağız, burun, göz, kulak gibi temel organlar aynıdır. Allah'ın, yaratırken insana yüklediği farklı programlar nedeniyle herkes temelde benzediği halde ayrıntılarda birbirinden farklı görünümlere sahiptir.
    Şimdi de bu programın nasıl bir şey olduğunu şöylebir örnekle açıklayalım:
    Hepiniz bilgisayarların nasıl çalıştığını az ya da çok bilirsiniz. Bu konuyu iyi bilen bir uzman, bilgisayarı tasarlar. Bilgisayarın bu tasarıma uygun olarak üretilmesi için gerekli olan mikro işlemci, monitör, klavye, disk, hoparlör gibi parçalar da özel fabrikalarda yüksek bir teknoloji ile yine bu konuyu bilen kişiler tarafından üretilir. Artık, ortada çok karmaşık işlemleri yapabilen bir makine vardır. Onunla oyun oynayabilir ya da yazı yazabilirsiniz. Fakat bilgisayarın bu işleri yapabilmesi için "program" denen yazılımlara ihtiyacınız vardır. Yani içine yerleştirdiğiniz oyun disklerindeki bilgiler gibi. O iş için uzman kişiler tarafından özel olarak hazırlanmış programlar olmasa bilgisayarınız işe yaramayacaktır.
    Üstelik biliyorsunuz ki, her program her model bilgisayarda çalışmaz. Demek ki programı yazanın aynı zamanda bilgisayarı da tanıması ve ona uygun bir program hazırlaması lazımdır. Bir bilgisayarın çalışması için ne kadar çok şey bilmek gerekiyor değil mi? Hem bir makineye hem de onu çalıştıracak uygun programa ihtiyacınız var. Ancak en önemlisi bütün bunları tasarlayan ve üreten kişiler olmasa bilgisayarınız yine çalışmıyor.

    Bir bilgisayarın işlem yapabilmesi için program denen yazılıma ihtiyacı vardır. İnsan da tıpkı bu yazılımlara benzeyen ve Allah'ın genlerinde yarattığı bilgi sayesinde yaşamını sürdürür.
    İşte, insan vücudu da bir bilgisayar gibidir, biraz önce de söylediğimiz gibi, vücudumuzu oluşturan hücrelerin içine bizim var olmamızı sağlayan bir program yüklenmiştir. Şimdi şunu düşünün, ilk insanın içine konan bu program nasıl oluşmuş olabilir? Cevap açıktır: Her insan özel olarak var edilmiştir ve bunu sağlayan programı da çok bilgili, çok üstün güce sahip olan Allah meydana getirmiştir. Vücudumuzu yaratan da, onu şekillendiren programı yaratan da Allah'tır.

    İnsan vücudu bir bilgisayarla kıyaslanamayacak kadar karmaşık bir yapıya sahiptir. Bir bilgisayarın tesadüfen oluştuğunu hiç kimse iddia etmezken bazı insanlar vücudumuzun bu özelliklerini tesadüfen kazandığını iddia edebilmektedirler.
    Ancak yanlış anlamayın; aslında insan vücudunu bir bilgisayarla kıyaslamak mümkün değildir. Çünkü vücudumuz en gelişmiş bilgisayardan bile çok daha mükemmel bir yapıya sahiptir. Öyle ki, sadece beynimiz bile bilgisayardan her yönden çok çok üstündür.
    Gelin şimdi de bir insanın nasıl oluştuğunu daha doğrusu sizin dünyaya nasıl geldiğinizi birlikte inceleyelim:
    Annenizin karnında ilk başta sadece küçücük bir et parçası vardır. Giderek bu parça büyür ve şekillenir. Sırası geldikçe, kemikleriniz, kaslarınız, başınız, gözünüz, kulağınız tam yerli yerinde oluşmaya başlar. Hiçbir organınız yerini şaşırmaz.
    Boyunuzun ne kadar olacağı, göz renginiz, kaşınızın, elinizin şekli ve diğer yüzlerce özelliğiniz ilk andan itibaren bellidir. İşte bu bilgilerin tümü Allah'ın hücrelerimizi ilk defa yaratırken içine koyduğu programda yazılıdır. Allah'ın herşeyi bütün detaylarına kadar tasarladığı bu program, her insanın hücrelerinin içine yerleştirilmiştir. Bu sayede insan nesli devam eder. Bu program öylesine mükemmel ve detaylıdır ki, nasıl çalıştığını bile bilim adamları daha yeni yeni anlamaya başlamışlardır.



    Daha bizler anne karnında oluşmaya başlarken göz ve saç rengimizin ne olacağı, boyumuzun büyüyünce kaç santim olacağı bellidir.


    Allah'ın bedenimize yerleştirdiği bu programa uygun olarak seneler boyunca yavaş yavaş büyürüz. Bu nedenle vücudumuzun büyümesi bize garip gelmez. Doğup büyümemiz onlarca yıl sürer.
    Allah'ın bedenimize yerleştirdiği programa uygun olarak seneler boyunca yavaş yavaş büyürüz. Yeni doğmuş bir bebek gözlerimizin önünde, birdenbire, birkaç saat içinde yaşlı bir insan haline gelse hayretler içinde kalırdık.
    Düşünsenize, bu program çok hızlı çalışsa ne kadar şaşırırdık. Yeni doğmuş bir bebek gözlerimizin önünde, birdenbire, birkaç saat içinde yaşlı bir insan haline gelse hayretler içinde kalırdık.

    Diğer canlıların varoluşu
    Dünya üzerinde sadece insanlar yoktur elbette. Yeryüzünde bildiğiniz veya bilmediğiniz daha binlerce çeşit canlı vardır. Varlığından haberdar olduklarınızın bazılarını yakından görürsünüz ama birçoğunu da kitaplardan ya da filmlerden tanırsınız. Fakat, bu canlılara dikkat ederseniz hepsinin ortak bir özelliği olduğunu görürsünüz. Bu nedir biliyor musunuz? Kısaca "uyum" diyebiliriz bu özelliğe. Şimdi, size dünyadaki canlıların ne ile uyumlu olduklarını sayalım. Canlılar;
    - İçinde yaşadıkları ortama uyumlular.
    - Ortamda bulunan diğer canlılarla uyumlular.
    - Doğanın dengesini sağlamaya uyumlular.
    - İnsana çeşitli yararlar sağlamaya uyumlular.

    Allah her canlıyı yaşayacağı ortama uygun olarak yaratmıştır. Balıklar suyun içinde soluk alıp yüzecek şekilde, kara canlıları karaya uygun, havadaki canlılar da uçabilecek şekilde tasarlanıp yaratılmışlardır.
    Bu maddeleri açıklamadan önce, uyumun ne demek olduğuna basit bir örnek verelim. Şimdi, evimizin duvarındaki prizi ve ona taktığımız elektrik fişini düşünün. İkisi de birbiriyle uyumludurlar. Uyumlu olduğuna nasıl karar veririz? Çünkü prizde iki tane delik vardır. Fişte de iki tane metal çıkıntı. Sadece bu yeterli mi acaba? Fişin demir çubuklarının kalınlığı tam deliğin kalınlığındadır. Eğer öyle olmasa ya içine girmezdi ya da bol gelir düşerdi, değil mi? Yine fişin çubuklarının yanyana mesafesi ile priz deliklerinin yanyana mesafesi aynıdır. Ölçüleri tutmasaydı fişi deliklere sokamazdınız. Bu da yeterli değil, fişin boyu çok uzun olsa idi, yine uymazdı. Fişin çubukları metal olmasaydı, bu sefer prizdeki elektrik fişe geçemezdi. Eğer fişin sapı plastik olmasaydı, bu sefer fişi tutunca sizi de elektrik çarpardı. Gördünüz mü, en basit bir malzemede bile uyum olmazsa kullanılması mümkün olmuyor. Demek ki, prizi ve fişi en başta aynı kişi planlamış. Birbirine uyumlu yapmış. Kullanışlı yapmış. Bunlar demirin ve plastiğin tesadüfen yanyana gelmesi ile oluşmuş olamaz ve birbirinden habersiz ayrı ayrı planlanmış da olamazlar. Çünkü bu durumda birbiriyle uyumlu bir fiş ve priz bulamazsınız.
    Canlılardaki uyum ise fiş ve priz uyumundan çok daha detaylıdır. Çünkü canlılarda birbirine uyması ve mükemmel çalışması gereken yüz binlerce sistem ve organ vardır. Bunları tek tek yazmaya kalkarsak yüzlerce cilt kitap ortaya çıkar. Bu yüzden Allah'ın canlılarda yarattığı bu kusursuz özellikleri ilerleyen sayfalarda kısaca anlatacağız:

    Arılar bal özü toplamak için kondukları çiçeklerin polenlerini diğer dişi çiçeklere taşırlar. Bu polenleri, gittikleri çiçeklere bulaştırarak onların üreyip, çoğalmasını sağlarlar. Temizlikçi balıklar ise büyük balıkların temizliklerini yaparlar.
    - Canlılar, içinde yaşadıkları ortama uyumludurlar
    Her canlı ister karada, ister havada, ister suda yaşıyor olsun, o ortama en uygun şekilde yaratılmıştır. Yaşayabilmesi, korunabilmesi, beslenebilmesi, üreyip çoğalabilmesi için çok değişik ve mükemmel sistemleri vardır. Yani her canlı bulunduğu ortama göre özel olarak tasarlanmıştır.
    Organları, hareket şekilleri hep ortamın gerektirdiğine uygundur. Örneğin kuşlar havada uçabilmek için kusursuz kanatlara sahiptir. Balıkların suda nefes almak için özel yaratılmış solungaçları vardır. Eğer bizim gibi ciğerleri olsaydı, suda boğulurlardı.

    - Canlılar ortamda bulunan diğer canlılarla uyumludurlar
    Bazı kuşlar ve böcekler, bitkilerin üreyebilmesi için çok uygun yaratılmışlardır. Yani farkında olmadan bitkilerin üremesine yardımcı olurlar. Örneğin arılar çiçekten çiçeğe konarken üstlerine bulaşan çiçek tozlarını diğer çiçeklere taşırlar. Bitkiler de bu taşınma işlemi sayesinde çoğalırlar. Kimi zaman da hayvanlar diğer hayvanların yararına olacak işler yaparlar. Örneğin, temizlikçi balıklar, büyük balıkların üzerlerindeki mikroorganizmaları temizleyerek onların sağlıklı yaşamasına yardımcı olurlar. Yani onlarla uyumludurlar.

    Doğadaki canlıları Allah özel bir denge içinde yaratmıştır. Bu kusursuz denge sayesinde hepsi milyonlarca yıldır yaşamlarını rahatlıkla sürdürebilmektedir.
    - Canlılar doğanın dengesini sağlamaya uyumludurlar
    Hiçbir canlı doğadaki dengeyi bozmaz. Hatta onu koruyacak şekilde yaratılmışlardır. Halbuki insan bilinçsizce müdahale edince bu dengeyi bozabilmektedir.
    Mesela insan bir canlı türünü çok fazla avlayınca soyunu tüketebilmektedir. Bu sefer soyu tükenen o canlının besini olan başka bir canlı aşırı sayıda üreyebilmektedir. Ve bu, insana ve doğaya zarar verecek hale gelmektedir. Demek ki, canlılar yaratılırken belli bir dengeye göre var edilmişlerdir. Doğanın dengesiyle uyumludurlar.

    - İnsana çeşitli yararlar sağlamaya uyumludurlar
    Örneğin, balın sizin için ne kadar faydalı olduğunu bir düşünün. Arılar sizin böyle bir besine ihtiyacınız olduğunu nereden biliyor ve böyle bir besini nasıl üretiyorlar? Yumurta da, süt de öyle değil mi? Tavuk, inek, koyun insanın ihtiyacını kendi kendine bilebilir ve böyle uyumlu, mükemmel besinler üretebilir mi? Tabi ki hayır.
    Canlılar arasındaki bu çok önemli uyum, onların tek bir yaratıcının eseri olduklarının açık bir delilidir. Yeryüzündeki bu dengeler Allah'ın kusursuz yaratışı sayesinde var olmuştur ve halen de sürmektedir.

  10. #20
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423
    Evrenin yaratılışı
    Kitabın başından beri canlıları Allah'ın yarattığını anlattık. İşte sıra şimdi de içinde herşeyin yer aldığı evreni incelemeye geldi. İçinde sizin, Dünya'nın, Güneş'in, Güneş Sistemi'nin, gezegenlerin, yıldızların, galaksilerin kısaca herşeyin yer aldığı evreni de Allah yaratmıştır.

    Bu resimde görülen modern ve gelişmiş şehirlerin tesadüfen oluşamayacağını ve bunlardaki yapıların son derece bilgili ve uzman kişilerce tasarlanıp inşa edildiğini hepimiz biliriz. Bunun aksini de hiç kimse iddia bile etmez...
    Ancak canlıların yaratılışına karşı çıkanlar olduğu gibi, evrenin yaratılmış olduğuna karşı çıkanlar da vardır. Bu insanlar yine çok saçma iddialar öne sürerler. Evrenin kendi kendine ortaya çıktığını, hatta sonsuzdan beri hep var olduğunu söylerler. Ancak bu son derece mantıksız iddialarının nasıl gerçekleştiğini anlatamazlar. Böyle insanların iddiaları şuna benzer: Bir gün bir deniz yolculuğuna çıksanız ve bir adaya ulaşsanız. Bu adada bugüne kadar görmediğiniz kadar güzel binalarla kurulmuş bir şehrin var olduğunu görseniz. Üstelik bu şehrin her yerinin parklarla, oyun alanlarıyla, hayvanat bahçeleriyle, birbirinden geniş sinemalarla, lokantalarla, her yere rahatlıkla ulaşabileceğiniz caddelerle, tren yollarıyla dolu olduğunu fark etseniz ne düşünürsünüz? Bu şehri akıl sahibi insanlar yapmıştır değil mi? Biri çıkıp size dese ki, "bu şehri kimse yapmadı, bu şehir sonsuzdan beri burada vardı, biz de geldik içinde oturmaya başladık. Her ihtiyacımız var ve bunların hepsi kendiliğinden olmuş". Bunları söyleyen kişi hakkında ne düşünürsünüz?
    Elbette bu kişi ya aklını kaybetmiş ya da o an ne söylediğini bilmiyor dersiniz. Ama unutmayın, içinde yaşadığımız evren burada tarif ettiğimiz şehirle kıyas edilemeyecek kadar büyüktür ve çok daha muhteşem yapılara (gezegenler, güneşler, yıldızlar, uydular, kuyruklu yıldızlar...) sahiptir. Bu durumda, bu kusursuz evrenin yaratılmadığını, eskiden beri var olduğunu söyleyen kişiye bir cevap vermek gerekir, değil mi?
    Aşağıdaki bölümü okuduktan sonra bu kişiye en güzel cevabı siz vereceksiniz. Şimdi, size biraz evren hakkında açıklamalar yapalım. Asıl cevabı da en sonunda verelim.

    O GÖKLERİ VE YERİ YOKTAN VAR EDENDİR...
    (ENAM SURESİ, 101)

    İçinde yaşadığımız evren ise, önceki sayfada gördüğümüz modern şehirlerle kıyas edilemeyecek kadar büyüktür. Ve yine önceki sayfalarda gördüğümüz şehirlerden çok daha muhteşem yapılara sahiptir.
    Bu durumda bu kusursuz evrenin yaratılmadığını, kendi kendine var olduğunu söyleyebilir miyiz? Elbette ki böyle bir iddia çok saçma olur. Evreni, içindeki kusursuz düzenle birlikte yaratan Rabbimiz olan Allah'tır.

    - Büyük bir patlama ile herşey var olmaya başlıyor
    İnsanlar, gökyüzü ile ilgili gözlem yapma imkanları henüz yeterli değilken, evren hakkında çok az ve gerçek dışı bilgilere sahiptiler. Zamanla ellerindeki gözlem araçları geliştikçe, uzay hakkında daha doğru bilgilere sahip olmaya başladılar. Ve 1900'lü yılların ortalarında çok önemli bir şey keşfettiler: Evrenin de bir doğum tarihi vardı. Yani evren sonsuzdan beri var değildi. Evrenin kendisi, yani içindeki bütün maddeler, maddelerin oluşturduğu yıldızlar, galaksiler, herşey belli bir andan itibaren var olmaya başlamıştı. Bilim adamları, bu başlangıç tarihini günümüzden yaklaşık 15 milyar yıl önce olarak hesapladılar.
    Evrenin doğum şekline bir ad verdiler. Ve buna 'Büyük Patlama' dediler. Çünkü hiçbir şeyin olmadığı 15 milyar yıl önce, herşey tek bir noktanın patlaması ile ortaya çıkmıştı. Kısacası, eskiden beri sonsuz olduğu sanılan maddenin ve evrenin de bir başlangıcı vardı. Peki bunu nasıl anladılar? Çok kolay, çünkü o patlama ile etrafa saçılan ve birbirlerinden uzaklaşmaya başlayan maddeler hala birbirlerinden uzaklaşmaya devam ediyorlar. Bir düşünün çocuklar, evren şu anda bile genişlemeye devam ediyor. Evreni şişmiş bir balon gibi düşünün. Bu balonun üzerine iki nokta çizsek, biz balonu şişirdiğimizde ne olur? Balona çizdiğimiz noktalar, balon şişip, hacmi genişledikçe birbirinden uzaklaşır. İşte, evrenin debalonda olduğu gibi gittikçe hacmi büyüyor ve içinde olan herşeyin birbirine olan uzaklığı artıyor. Yani, bütün yıldızların, galaksilerin, gök cisimlerinin arası sürekli açılıyor.
    Evrenin genişlemesini bir çizgi filmde izlediğinizi düşünün. Sizce filmi en başına sararsanız, evrenin görüntüsü nasıl olur? Bir nokta gibi değil mi? İşte bilim adamları da aynen böyle yaptılar: Başa döndüler ve gittikçe genişleyen evrenin başlangıçta tek bir nokta olduğunu anladılar.

    Şişirilen bir balonun üzerindeki küçük noktacıklar, balon şiştikçe birbirinden nasıl uzaklaşıyorsa, evrendeki gök cisimleri de ilk patlamanın etkisiyle birbirlerinden böyle uzaklaşmışlardır.
    Bilim adamlarının Büyük Patlama dediği bu patlama Allah'ın "evren" için belirlediği yaşam sürecinin başlangıç noktası oldu. Allah bu patlamayla beraber evreni oluşturan atomları yarattı. Madde ortaya çıktı.
    Evrenin genişlemesini bir film gibi düşünürseniz, görüntüyü başa sardığımız zaman gittikçe genişleyen evrenin başlangıçta sadece tek bir nokta olduğunu görürüz.
    Çok büyük bir hızla etrafa saçıldılar. Patlamanın ilk anlarındaki bu ortam adeta atomlardan oluşan bir madde çorbası gibiydi.
    Fakat bu çok büyük karmaşa gittikçe düzenli bir yapıyı meydana getirmeye başladı. Allah, atomları birleştirerek yıldızları meydana getirdi. Böylece evrenin içinde bugün gözlemlediğimiz herşey yaratıldı.
    İsterseniz bütün bunları daha iyi anlamamızı sağlayacak bir örnek verelim:
    Çok büyük bir boşluk düşünün. Uçsuz bucaksız. Sadece bir boya kavanozu var. Başka hiçbir şey yok. Kavanozun içinde de her renk boya birbirine karışmış, garip bir renk oluşturmuş halde. Bu kavanozun içinde bir bomba patlıyor. Patlamanın etkisiyle boya çok küçük damlacıklar halinde etrafa saçılıyor. Milyonlarca boya damlacığının boşluk içinde bütün yönlere doğru yol aldığını gözünüzde canlandırın. Ama bu damlacıkların yolculuğu sırasında garip şeyler olmaya başlıyor. Boya damlacıkları, karmakarışık dağılıp gidecekleri yerde sanki çok akıllılarmış gibi düzenli işler yapmaya başlıyorlar. İlk başta, kavanozdayken karışık bir renk oluşturan damlacıklar kendi renklerine ayrılmaya başlıyorlar. Maviler, sarılar, kırmızılar, her biri kendi renklerine ayrışarak saçılıp uzaklaşmaya devam ediyorlar. Ama gariplikler devam ediyor. Bu sefer de mavi damlacıkların bir yerde 500 tanesi birbirine yapışıp daha büyük bir damla oluşturarak yolculuklarına devam ediyor, başka bir yerde, örneğin 300 kırmızı damla, diğer bir yerde de 200 sarı damla aynı şekilde birleşerek, büyük damlacıklar halinde saçılmaya devam ediyorlar. Hem birbirlerinden uzaklaşıyorlar, hem de bu arada sanki biri onlara emretmiş gibi güzel görüntüler oluşturacak işler yapıyorlar.
    Kimi damlacıklar birleşip yıldız görüntüleri oluşturuyor, kimileri Güneş'i çiziyorlar, sonra da bazı damlacıklar bu Güneş'in etrafında gezegenleri oluşturuyor. Bir kısmı biraraya gelip Dünya görüntüsü çiziyorlar ve bir kısmı da Dünya'nın etrafında dönen Ay'ı oluşturuyor. Böyle bir tablo görseniz, bunu, patlayan bir boya kavanozunun tesadüfen meydana getirdiğini düşünür müsünüz? Elbette böyle bir şeye asla ihtimal vermezsiniz.
    İşte gece başımızı kaldırıp göğe bakınca gördüğümüz o güzel manzarayı, yıldızları, Güneş'i, gezegenleri meydana getiren maddeler de tıpkı bu boya damlacıklarının hikayesinde olduğu gibi, biraraya gelerek bu mükemmel tabloyu oluşturdular. Peki bütün bunlar kendi kendine olabilir mi? Gökyüzündeki yıldızlar, gezegenler, Güneş, Ay, Dünya şuursuz bazı maddelerin kendiliğinden tesadüfen biraraya gelmesiyle ortaya çıkabilir mi? Ya dünya üzerinde yaşamını sürdüren anneniz, babanız, arkadaşlarınız ya da kuşlar, kediler, çilekler, muzlar…

    Bir kavanozun içindeki karışık renklerden oluşan boyalar kavanozun patlaması ile etrafa dağılıyor. Bu gelişigüzel dağılan boya damlacıkları kendi kendine biraraya gelerek resimde görülen uzay tablosunu oluşturabilirler mi? Tabii ki kendi kendine bu tablonun oluşması imkansızdır. Evrenin tesadüflerle oluştuğunu savunmak, tablonun kendiliğinden oluştuğunu söylemekten daha saçmadır.
    Elbette böyle bir şey olamaz. Böyle bir şeyi düşünmek, bomba patlayan bir inşaattaki tuğlaların, kiremitlerin kendiliklerinden tesadüfen biraraya gelerek yeni evler yaptıklarını iddia etmekten çok daha saçma bir düşünce olur. Hepimiz biliriz ki, bir inşaatta bomba patlayınca etrafa saçılan tuğlalar, kiremitler, tahtalar gidip de çevrede küçük kulübeler oluşturmazlar. Taş, toprak halinde dağılır gider, hiçbir işe yaramazlar.

    Vücudumuzdaki mükemmel düzen Allah'ın kusursuz yaratmasının bir sonucudur.
    Ancak burada çok önemli bir detay daha var. Dikkat ettiyseniz biraz önce örnek verdiğimiz boya damlaları şuursuz ve cansız maddelerdir. Boyaların kendiliklerinden biraraya gelmeleri ve bir tablo oluşturmaları imkansızdır. Biz ise burada şuurlu ve canlı yapıların oluşmasından bahsediyoruz. İnsan, bitki ve hayvan gibi canlı varlıkların cansız, başıboş maddelerden oluşması da kesinlikle imkansızdır.
    Kendi bedenimizden örnekler vererek bunu düşünelim. Bedenimiz protein, yağ, su gibi gözle görülmeyecek kadar küçük moleküllerin biraraya gelmesiyle oluşur. Bunlar biraraya gelerek hücreleri, hücrelerimiz de biraraya gelerek bedenimizi oluşturur. Vücudumuzdaki mükemmel düzen özel bir tasarımın sonucudur. Herşeyi görebilmemizi sağlayan gözlerimizi, yemek yememiz, bu kitabı tutabilmemiz için ellerimizi, yürümek için bacaklarımızı yaratan Allah'tır. Daha biz annemizin karnındayken nasıl büyüyeceğimizi, boyumuzun ne kadar olacağını, gözlerimizin rengini hepsini Allah belirlemiştir.

    Herşeyi yaratan Allah'tır

    Hatırlarsanız konumuzun başında Allah'a iman etmeyen bir insana cevap verecektik. İşte artık cevabı biliyorsunuz. Patlamalar düzen oluşturamazlar, ancak var olan düzeni bozarlar. Evrende ise muhteşem bir denge ve düzen vardır. Evrenin oluşumundaki patlamadan sonra ortaya çıkan düzen, buraya kadar anlattığımız örneklerden (büyük şehir ve boya kutusu örnekleri) çok daha mükemmeldir. Bunların tesadüfen oluşabilmesi kesinlikle imkansızdır.
    Bu mükemmel sistem ancak sonsuz kudret sahibi olan Allah'ın dilemesiyle ortaya çıkmıştır. Allah için herşeye güç yetirir. Bir şeyi yaratmak için Rabbimizin sadece 'OL' diye emretmesi yeterlidir.
    Allah bizim için kusursuz bir evren içinde çok güzel bir dünya yaratmış. Üzerinde çeşit çeşit hayvanlar, bitkilerle beraber... Bizi ısıtması, enerji vermesi için Güneş'i de yaratmış. Hem de Güneş, Dünya'ya öyle iyi ayarlanmış bir mesafede ki, biraz yakın olsa sıcaktan dolayı, biraz uzak olsa bu sefer soğuktan dolayı ölürdük.
    İşte bilim adamları bize bu gerçekleri anlattıkça, biz de Allah'ın gücünü daha iyi anlıyoruz. Çünkü hiçbir şekilde aklı, zekası olmayan o boya damlacığı örneğindeki gibi, maddeler kendileri karar alıp böyle bir şeyi yapamazlar. Demek ki bu evreni de bir yaratan ve düzenleyen vardır. Yıldızları, insanları, hayvanları, bitkileri, canlı, cansız herşeyi meydana getiren maddeler de Allah'ın emriyle hareket etmektedirler. Onun için evrendeki herşey düzenlidir, karışmaz, uyumludur. Çünkü tüm bunları, herşeyi kusursuzca var eden Allah yaratmıştır.

    Allah her insanı bir kader ile yaratmıştır

    İnsanın başına gelen herşey, doğumundan ölümüne kadar kaderinde bellidir. Bunu bir film şeridi gibi düşünebilirsiniz. Film şeridini elimize alıp bakarsak olayların başlangıcını ortasını ve sonunu aynı anda görebiliriz.
    Kitabın başında size ilk insan olan Hz. Adem'in yaratılışından söz etmiştik. Allah diğer insanları da Hz. Adem'in soyundan yaratmıştır. Onları dünyaya imtihan etmek için yerleştirmiş ve neler yapmaları gerektiğini de elçileri vasıtasıyla onlara öğretmiştir.
    Her insan dünyada yaşadığı olaylar ile imtihan olur. Yani karşılaştığı olaylara ne gibi tepkiler vereceği, nasıl sözler söyleyeceği, zorluklara sabredip sabretmeyeceği kısacası güzel ahlaklı olup olmayacağı ile denenir. Bu imtihandaki başarısına göre, ölümün ardından da ahirette nasıl bir hayat geçireceği belirlenir.
    Ama dünyadaki imtihanın çok önemli bir sırrı vardır. Allah insan için büyük bir rahatlık ve konfor olarak kaderi yaratmıştır. Kader, yani bir insanın yaşayacağı bütün olaylar, o insan daha doğmadan önce Allah katında bellidir. Her insan için ayrı bir kader yaratılmıştır.
    Bunu daha iyi anlamanız için kaderi video kasetteki filme benzetebiliriz. Video kasetteki bir filmin başı ve sonu bellidir, ancak biz bunu seyrettikten sonra öğrenebiliriz. İşte kader de böyledir. Bir insanın doğduğu andan itibaren yapacağı herşey, karşılaşacağı olaylar, nerede okuyacağı, ne zaman nerede oturacağı ve ne zaman öleceği kaderinde belirlenmiştir.
    Bu kişinin başına gelen tüm iyi ve kötü olaylar Allah katında bellidir. Her insan dünyada kendisi için belirlenmiş olan bu senaryoya göre imtihan olur. Yani dışarıdan müdahale edilmesi hiçbir şekilde mümkün olmayan bir senaryo dahilinde bazı olaylar yaşar ve bunlara verdiği tepkilere göre ahirette bir karşılık alır.
    Kader insan için çok büyük bir kolaylık, Allah'ın bir lütfudur. Bir insanın sonu en başından belli olan olaylar için üzülmesi, yolunda gitmeyen birşeyler olduğunda sıkıntı duyması bu yüzden çok gereksizdir. Dünyadaki imtihana sabredip, herşeyin Allah'tan geldiğini bilenleri, Allah, ayetlerinde cennet ile müjdelemektedir. Bu konuda peygamberler en güzel örnektirler. Allah insanları uyarmak için gönderdiği elçilerini güzel ahlaklarından dolayı cennet ile müjdelemiştir.

2. Sayfa, Toplam 6 BirinciBirinci 1234 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Zeki Murenin 15. olum yildonumu!
    mopsy Tarafından Müzik Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-09-2011, 12:16 AM
  2. Yasam Ve Olum
    gzm28 Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 20-06-2008, 05:32 PM
  3. Zor Olum 4 (Die Hard)
    YukseLL Tarafından Sinemalar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-07-2007, 10:57 AM
Yukarı Çık