KUR’ANI ANLAMAYA VE YAŞAMAYA DOĞRU

1-ALLAH’IN DAVETİ VE BU DAVETE İCABETİN FARZİYETİ

Bismillâhirrahmânirrahîm
Allahû Tealâ, Zatı'na çağırmaktadır. Allahû Tealâ en fazla sevdiği insan adı verilen mahlûkunun mutlu olmasını istemektedir. İnsanın mutluluğunun Allah’ın kendisine tevdî ettiği emirlerin harfiyyen yerine getirilmesine bağlı olduğunu, bize gönderdiği hidayet rehberi kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'de açıklamaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığınca 2010 yılının Kur'an yılı olarak ilan edilmesi vesilesi ile Kur'anı okuma,anlama ve yaşama yönündeki çalışmalarından dolayı tüm yetkili ve ilgilileri tebrik ediyorum.

Bu anlamda acizane bizde Kur’an ‘dan idrak edebildiğimiz kadarı ile katkıda bulunma adına bu çalışmayı kaleme almaya karar verdik.Bu yılın tüm insanlığın hidayetine vesile olması Yüce Rabbimizden büyük dileğimizdir.

Bu kapsamda ilk olarak Yüce Rabbimizin Kur’anı Kerim’de olmazsa olmaz olarak farz kıldığı hayatta iken Allah’a ruhen ulaşmayı dilemek yani hidayet konusunu ele alacağız.

Dünya hayatında iken Allah’a yönelmek,(Allah’a ulaşmayı) yani hidayeti dilemek farz mıdır?

2010 yılınının Kur’an yılı ilan edilemsi nedeniyle; insanların Allah'ın ayetlerinden gafil olmaktan kurtulması için Yunus suresinin 7. ayetinde geçen Allaha mülaki olmayı (ulaşmayı) dilemek gerektiği aksi halde yunus suresinin 8. ayeti gereği o kişilerin gideceği yerin ateş olduğu kesin olarak açıklandığına göre, ülkemizdeki 72,5 milyon insanın ateşe gitmekten kurtulması için ilk etapta milletimize daha sonra da tüm insanlığa bu Kur’an gerçeklerini açıklama zamanının geldiğini hatta geçtiğini düşünüyoruz.

Tüm zamanlarda insanları Allah’a davet eden, O’na yönelenleri müjdeleyen müjdeciler gelmiş ve insanların Allah’ın ayetlerine inananlarını müjdelenmiş, ayetlere inanmayanları da uyaran uyarıcılar hep var olmuştur.Bu gün de insanlığın uyarılması ve müjdelenmesi konusunda tüm yetkilileri üzerinde bir sorumluluk olduğunu ,bunun hakkı ile yerine getirilmesi gerektiği ve tüm insanlığın dünya ve ahiret saadeti ile müjdelenmesi zamanı gelmedi mi?

Allah insaları neye,nereye davet ediyor.Rad suresinin 14. Ayeti kerimesinde Yüce Rabimiz şöyle buyuruyor.

RAD – 14

Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in illâ kebâsitı keffeyhi ilel mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâligıh(bâligıhî), ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).

Hakkın daveti O'nadır (Kendisinedir, Allah'adır). O'ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir.


BAKARA – 156
Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).

Onlar ki; kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” dediler.

BAKARA - 186
Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn (yerşudûne).

Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

Allah’ın davetine icap etmeyenlerin O’na ulaşmayı dilemeyenlerin durumu nedir?

Yüce Rabbimizin bütün insanlara uyarı mahiyetindeki işte o ayetleri:

YUNUS - 7
İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10 / YUNUS - 8
Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

Bunun için ölmeden önce Allah'a ruhen ulaşmayı dilemek Kur’an da üzerimize farz kılınmıştır.

İşte buna dair ayetler;

ZUMER - 54

Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).

Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

RUM - 31
Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).

O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

RAD - 21
Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).

Ve onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

NİSA - 58
İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli), innallâhe niımmâ yeızukum bih(bihî), innallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).

Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

MUZEMMİL - 8
Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).

Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve her şeyden kesilerek O'na ulaş.

MAİDE - 7
Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).

Allah'ın, sizin üzerinizdeki ni'metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın. Allah'a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir.

ZARİYAT - 50
Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).

Öyleyse Allah'a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O'ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.

FECR - 28
İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).

Rabbine dön (Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!

EN'AM - 152

Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

YUNUS - 25
Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm (selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).

Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.

LOKMAN - 15
Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).

Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.

ŞUARA - 50
Kâlû lâ dayra innâ ilâ rabbinâ munkalibûn(munkalibûne).

“Önemli değil. Muhakkak ki biz, Rabbimize dönücüleriz (dönecek olanlarız).” dediler.

İnsan Ruhu Allah’a o insan hayatta iken ulaşır mı? Yani insan dünyada iken hidayete erer mi?

İNŞİKAK - 6
Yâ eyyuhel insânu inneke kâdihun ilâ rabbike kedhan fe mulâkîh(mulâkîhı).

Ey insan! Muhakkak ki sen, Rabbine doğru (yola çıkarak) cehd ile (nefsinle) cihad edersin. Sonunda O'na mülâki olursun (ruhunu Allah'a ilka edersin, ulaştırırsın).

ANKEBUT - 5
Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).

Kim Allah'a mülâki olmayı (hayattayken Allah'a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah'ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah'a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

Burada çok önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.Ankebut 5 de Yüce Rabbimiz “kim Allah’a mülaki olmayı dilerse, o taktirde Allahın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir.” Buyurduğuna göre; bu insanın öldükten sonraki ulaşma diye anlayanlara bir sorumuz var, burada dilerse şartı olduğuna göre dilemeyenler ölünce mutlaka Allah’a döneceğine göre , dilemeyenler ölümle zaten dönmeyecekler mi? Buradaki “dilerse” şartı nedeni nedir?O ölmeden önce ruhun Allah’a ulaşmasıdır, yani hidayete ermektir.Allah asla abesle iştigal etmez.

ŞURA - 13
Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

RAD - 27
Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).

Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

NİSA - 175
Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).

Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

HUD - 29
Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).

Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah'a aittir. Ve ben âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab'lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.

NEBE - 38
Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben).
O gün, ruh (devrin imamının ruhu) ve (arşı tutan) melekler, saf saf hazır bulunurlar. Rahmân'ın kendisine izin verdiği kişiden başka kimse konuşamaz. Ve (izin verilen) sadece sevap söylemiştir.
NEBE – 39

Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).
İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.
Peki tüm sahabe efendilerimiz müjdelenmişler mi?
Allah’a yönelmişler ve hidayete (Allaha ) ermişler mi?

ZUMER - 17
Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).

Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

ZUMER - 18
Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).

Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah'ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl'elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

Peki hidayet nedir? Bu gün söylendiği gibi hidayet “doğru yol” mu? Yoksa başka bir şey mi?

AL-İ İMRAN - 73
Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâ’(yeşâu), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi'dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).

BAKARA - 120
Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Ve sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

EN'AM – 71
Kul e ned’û min dûnillâhi mâ lâ yenfeunâ ve lâ yadurrunâ ve nureddu alâ a’kâbinâ ba’de iz hedânâllâhu kellezîstehvethuş şeyâtînu fîl ardı hayrâne lehû ashâbun yed’ûnehû ilel hude’tinâ, kul inne hudallâhi huvel hudâ, ve umirnâ li nuslime li rabbil âlemîn(âlemîne).

De ki: “Bize fayda ve zarar vermeyen Allah'tan başka şeylere mi dua edelim? Bizi Allah'ın hidayete erdirmesinden sonra, yeryüzünde şeytanların kandırıp, şaşkın bıraktığı, arkadaşlarının da “bize hidayete gel” diye çağırdığı kimse gibi topuklarımızın üzerinde geriye mi döndürülelim?” De ki: “Muhakkak ki, Allah'a ulaşmak, o, hidayettir ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.”

Hidayet yani Arapçada “ huda” olarak zikredilir.Buna mevcut meal ve tefsirlerde “doğru yol” diye anlam verilidğini görüyoruz.

Bakalım “doğru” ve ” yol” un Arapça da karşılığı nedir?
Doğru; Arapçada sadaka değil mi?
Yol; Arapçada tarik,sebil, sırat değil mi?
Nerede “doğru”, nerde “yol”, nerde kaldı “hidayet”
Bu durumda ne diyecek o meal veya tefsir verenler.Kimin varsa bir bir cevap veya açıklaması bizler de bilmek isteriz.Bunu istemenin en doğal hakkımız olduğunu düşünüyoruz.

Peki “Sıratı Mustakîm” nedir? Bu gün kitaplarda yazıldığı ve söylendiği gibi “doğru yol” veya “dosdoğru yol” mu? Öyleyse bu yol neyi, nereye ulaştırır.?

Öte yandan “Sıratı Mustakîm”e de “doğru yol”, veya “dos doğru yol” deniyor.Arapçada iki farklı kavram olan “huda” (hidayet) ile “Sıratı Mustakîm” e aynı türkçe mana verildiğini görüyoruz.Hiç kimse bu nasıl oluyor diye düşünmemiş, ve nasıl olmuşta hidayet (huda) ve sratı müstakime aynı olarak “doğru yol” olarak mana verilmiştir.

Bakıyoruz; arapçada “sırat” yoldur,” Mustakîm” ise “istikametlendirilmiş” demektir.Buna göre “Sıratı Mustakîm” “istikametlendirilmiş yol” anlamındadır.Ama nereye istikametlendirilmiş bir yol, bu yol nereye ulaştırır ?

Bunun cevabını Yüce Rabbimiz Hicr suresinin 41. ayetinde ve Nisa Suresinin 175. ayetinde açıklıyor.

HİCR - 41
Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).
Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.”

NİSA - 175
Fe emmellezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).

Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).

“Sıratı Mustakîm” in Allah’a ulaştıran yolun adı olduğu , hidayetin ise Allah’a ulaşmak olduğu burada kesinleşiyor.

Artık hidayeti gizleyenler artık gizleyemeyecekler inşallah.
Bu güne kadar hidayeti gizleyenler olmuş mu? Hidayetin doğru yol olarak gizlendiği çok açık değil mi?
Hidayeti gizleyenler kimlermiş,bakalım Furkan olan Kur’an’a ;

BAKARA - 159
İnnellezîne yektumûne mâ enzelnâ min el beyyinâti vel hudâ min ba’di mâ beyyennâhu lin nâsi fîl kitâbi, ulâike yel’anuhumullâhu ve yel’anuhumul lâinûn(lâinûne).

Muhakkak ki, beyyinelerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaştırılmasını) Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra gizleyenlere, işte onlara, Allah lânet eder ve lânet ediciler de onlara lânet eder.

BAKARA - 77
Ve onlar, gizlenen ve açıklanan şeyleri “Allah’ın bildiğini” bilmiyorlar mı?

MAİDE - 15
Ey kitap ehli! (Kitap sahipleri), Kitap'tan çoğunu gizlemiş olduğunuz ve çoğundan vazgeçtiğiniz şeyleri, size beyan eden bir Resûl'ümüz gelmiştir. Size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.

Görülüyor ki insanların kurtuluşu felahı yani “hidayeti” sadece kalpden Allah’a yönelmek O’na (Allah’a) hayatta iken ulaşmayı dilemesine bağlı, ama bu zamanımıza kadar geçen zaman içinde bazı insanlar tarafından bilerek veya bilmeyerek “doğru yol” diye örtülmüştür.

Gizlenerek, örtülerek yok edilen “hidayet” bu insanlarımız tarafından bilinmiyorsa bunun gerçekleşmesi asla mümkün olmayacaktır.Bilinmediği için bu gün insanlar Allaha mülaki olmayı (ulaşmayı) dilemek diye bir farzdan hebrleri bile yok, biz atalaımızdan öyle bir şey duymadık diyorlar.Halbuki tüm zamanlarda Allah’a inabe yani yönelme tasavvufta hep yaşanmıştır.Peki Allaha inabe olmayanlar yani yönelip O’na ulşamayı dilemeyenlerin durumu nasıl olacak.Bu durumda olanların bulundukları negatif durumlarını bu aşamada Kur’anı Kerim’den ayetlerle ispat etmeye çalışacağız inşaallah.

Dünya hayatında yaşarken Allah’a mülaki olmayı (ulaşmayı) dilemeyenlerin durumları nedir?

1-Allah’ın ayetlerinden gafildirler:

YUNUS - 7
İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

2-Gideceği yer ateştir.(Cehennemdir)

YUNUS - 8
Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).


3- Dalalettedir:

Neden dalalettedirler?
Aslında bütün insanlar başlangıcta dalalettedirler bunlara peygamberler de dahildir.
DUHA - 7
Ve vecedeke dâllen fe hedâ.
Ve seni dalâlette buldu sonra hidayete erdirdi.
EN'AM - 77
Fe lemmâ reel kamere bâzigan kâle hâzâ rabbî, fe lemmâ efele kâle le in lem yehdinî rabbî le ekûnenne minel kavmid dâllîn(dâllîne).
Ay'ı doğarken görünce: “Benim Rabbim bu.” dedi. Fakat kaybolunca: “Eğer Rabbim beni hidayete erdirmezse, mutlaka dalâletteki kavimden olurum.” dedi.
ŞUARA - 20
Kâle fealtuhâ izen ve ene mined dâllîn(dâllîne).
Musa (A.S): “Onu yaptığım zaman ben, dalâlette olanlardandım.” dedi.
EN'AM – 84
Ve vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûb(ya’kûbe), kullen hedeynâ ve nûhâ(nûhan) hedeynâ min kablu ve min zurriyyetihî dâvude ve suleymâne ve eyyûbe ve yûsufe ve mûsâ ve hârûn(hârûne) ve kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).

Ve ona İshak (A.S) ve Yâkub (A.S)'ı bağışladık. Hepsini hidayete erdirdik. Ve daha önce Nuh (A.S)'ı hidayete erdirdik ve onun zürriyetinden Davud (A.S), Süleyman (A.S) , Eyyub (A.S), Yusuf (A.S), Musa(A.S) ve Harun (A.S)'ı da hidayete erdirdik. Ve işte böylece, muhsinleri mükâfatlandırırız.
Hadisi Kudsi; Riyazussalihin-137 ve Sahihi Müslim
Peygamber(sav)efendimiz buyurduki;Cebrail kardeşim “Allah şöyle buyuruyor; Ben Zulmü Kendime Haram Kildim Ben Kimseye Zulmetmem Sizin De Birbirinize Zulmetmenizi Haram Kildim Sakin Birbirinize Zulmetmeyin “Hepiniz Dalalettesiniz Hidayete Erdirdiklerim Müstesna (Allah nebileri ve resulleri onların dilemelerine gerek duymadan onları hidayete erdirir-Kasas-68) siz de Allah’a ulaşmayı (hidayeti) dileyinki sizi de hidayete erdireyim”.
Hal böyleyse insanların Dalalette devam etmelerine sebep olan şey nedir?
A'RAF - 30
Ferîkan hadâ ve ferîkan hakka aleyhimud dalâletu, innehumuttehazûş şeyâtîne evliyâe min dûnillâhi ve yahsebûne ennehum muhtedûn(muhtedûne).

Bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Muhakkak ki onlar, Allah'tan başka şeytanları dostlar edindiler. Ve onlar kendilerinin hidayete erdiklerini zannediyorlar.
KASAS - 50
Fe in lem yestecîbû leke fa’lem ennemâ yettebiûne ehvâehum, ve men edallu mimmenittebea hevâhu bi gayri huden minallâh(minallâhi), innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn(zâlimîne).

Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah'tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.
A'RAF - 186
Men yudlilillâhu fe lâ hâdiye leh(lehu), ve yezeruhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).

Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi (hidayete erdiren) yoktur. Ve onları azgınlıkları (isyanları) içinde şaşkın (bir halde) terkeder (bırakır).

YUNUS - 11
Ve lev yuaccilullâhu lin nâsiş şerresti’câlehum bil hayri le kudiye ileyhim eceluhum, fe nezerullezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).

Ve eğer Allah onların hayrı acele istemeleri gibi insanlara şerr için acele etseydi, elbette onların ecelleri yerine getirilirdi (kaza edilirdi). Fakat (hayatta iken) Bize ulaşmayı dilemeyen kimseleri, isyanları içinde şaşkın bırakırız.

Dalalettekiler de cehennemliktirler
YASİN - 62 : Ve lekad edalle minkum cibillen kesîrâ(kesîran), e fe lem tekûnû ta’kılûn(ta’kılûne).
Ve andolsun ki sizden birçoklarını dalâlette bıraktı. Hâlâ akıl etmez misiniz?
YASİN - 63 : Hâzihî cehennemulletî kuntum tûadûn(tûadûne).
Size vaadedilmiş olan cehennem (işte) budur.
KAMER - 47 : İnnel mucrimîne fî dalâlin ve suur(suurin).
Muhakkak ki mücrimler (suçlular), dalâlet ve çılgınlık içindedir.
KAMER - 48 : Yevme yushabûne fîn nâri alâ vucûhihim, zûkû messe sekar(sekare).
O gün yüz üstü (sürünerek) ateşe sürüklenirler. “Sekarın (alevli ateşin) dokunuşunu tadın!” (denir).
NİSA - 167 : İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden).
Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah'ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşidlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır.
NİSA - 168 : İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfire lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).
Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptıranları), Allah mağfiret edecek değildir ve yola (Allah'a ulaştıran Sıratı Mustakîm'e) hidayet edecek değildir.
RAD - 27
Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).

Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

4-Takva sahibi değildir ve Şirktedir fırkalara ayrılmıştır.:

RUM - 31
Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).

O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

RUM - 32
Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).

(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

5- Mü’min değildir:

EN'AM - 12
Kul li men mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kul lillâh(lillâhi), ketebe alâ nefsihir rahmeh(rahmete), le yecmeannekum ilâ yevmil kıyâmeti lâ reybe fîh(fîhi), ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).

De ki : “Semalarda ve yeryüzünde olan şeyler kimin?” “Hepsi Allah'ındır!” de. Allahû Tealâ, kendi üzerine rahmeti yazdı. Hakkında şüphe olmayan kıyâmet gününde, sizleri mutlaka toplayacak. O kimseler ki; nefslerini hüsrana düşürdüler, onlar mü'min değildirler.

SEBE - 20
Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).

Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü'minleri oluşturan bir fırka (Allah'a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

6- Hidayette değildirler ve Hüsrandadır:

YUNUS - 45
Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yete ârefûne beynehum, kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâhi ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).

Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah'a mülâki olmayı (Allah'a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıramadılar).

Burada “hidayetin” gerçek anlamının “Allaha’a ulaşmak’ “(Allah’a mülaki olmak) olduğu bir defa daha ortaya konmamış mıdır?
Çünkü Allah’a mülaki olmayı (Allah’a ulaşmayı) yalanlayanların HİDAYET’e eremedikleri kesindir.

EN'AM - 31
Kad hasirellezîne kezzebû bi likâillâh(likâillâhi) hattâ izâ câethumus sâatu bagteten kâlû yâ hasretenâ alâ mâ farratnâ fîhâ ve hum yahmilûne evzârehum alâ zuhûrihim, e lâ sâe mâ yezirûn(yezirûne).
Allah'a mülâki olmayı (ölmeden evvel, dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah'a ulaştırmayı) yalanlayan kimseler hüsrana düştüler. O saat aniden onlara gelince, sırtlarında yüklerini taşıyarak: “Orada (dünyada) aşırı gittiğimiz şeyler üzerine (günahlar sebebiyle) bize yazıklar olsun.” dediler. Yüklendikleri şey ne kötü, (öyle) değil mi?

7-Hüsrana düştükleri için amelleri boşa gider:

ZUMER - 65
Ve lekad ûhıye ileyke ve ilellezîne min kablik(kablike), le in eşrekte le yahbetanne ameluke ve le tekûnenne minel hâsirîn(hâsirîne).

Ve andolsun ki, sana ve senden öncekilere: "Gerçekten eğer sen şirk koşarsan (Allah'a ulaşmayı dilemezsen), amellerin mutlaka heba olur. Ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun." diye vahyolundu.

KEHF – 103
Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen).
De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”

KEHF – 104
Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an).
Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.

KEHF - 105
Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).

İşte onlar, Rab'lerinin âyetlerini ve O'na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah'a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.

8-Tagutun kuludur:

ZUMER - 17
Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).

Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

9-Tagutun dostudur:
BAKARA - 257

Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.

Bu hususta herkese tebliğ yapılacak mı?

NEML - 82
Ve izâ vakaal kavlu aleyhim ahracnâ lehum dâbbeten minel ardı tukellimuhum ennen nâse kânû bi âyâtinâ lâ yûkınûn(yûkınûne).

Ve onların üzerine (Allah'ın Kitap'ta söylediği) söz vuku bulunca, onlara arzdan dabbe çıkardık (çıkarırız). İnsanların (Kitap'taki) âyetlerimize yakîn hasıl etmediklerini söyleyecek.

ZUMER - 71
Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye’tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alel kâfirîn(kâfirîne).

Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın? (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.

MULK - 8
Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).
(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.
MULK - 9
Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).
Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”
dalâlet : Sıratı Mustakîm üzerinde olmamak

MULK - 10
Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.

Peki bu ayetler herkese açıklanmadı mı?

Eğer diyorsanız ki; biz bu ayetleri zaten bilyorduk,birisi tarafından bize açıklanmasına ne gerek var mı diyorsunuz.

Peki biliyordu iseniz, siz de dünya hayatını yaşarken kalben Allah’a ulaşmayı dileyip, O’na ulaşmayı dilediniz mi, dilediyseniz ruhunuzu Allah’a ulaştırdınız mı, yani islam yani ruhen teslim oldunuz, hidayete erdiniz mi,dünya saadetini de yaşamaya başladınız mı, yaşadığınız bu mutluluğu diğer insanlara da bunu müjdelediniz mi?

Yoksa biz zaten onun için yaşıyoruz mu diyorsunuz.İslam teslim olmak demektir.Onun için bizde islamın beş şartını yapıyoruz ve biz teslim olanlardanız mı diyorsunuz.Ruhumuz bize can verir Onu ölünce Allaha teslim edeceğiz mi diyorsunuz?
Peki “İslam” Allaha teslim olmak olduğuna göre; bu güne kadar Allah’a neyinizi teslim ettiniz?Ruhunuzu mu? Fizik vucudunuzu mu?Nefsinizi? Yoksa iradenizi mi teslim ettiniz Rabbimize ? Bu teslimlerden herhangi birini gerçekleştirdiniz mi?

Yoksa; “kardeşim biz ölünce onları Allah’a teslim edeceğiz, ölmeden bunlar teslim olmaz ki” mı diyorsunuz?

Ruh bize can verir, ruh bedenden ayrılırsa insan ölür, ölünce Allah’a ulaşır ve teslim olur mu diyorsunuz.

Gerçekten ruhun insana can verdiğine mi inanıyorsunuz?

Ruh can veren değildir.Ruh Allah’ın bize kendi ruhundan üfürdüğü bir (emir) emanettir.Can veren de canı alan da Allah’ tır.

İşte ayet:
HİCR – 23
Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz.

Yeter mi ? dahası da var ama, şimdilik bu kadarla yetinelim inşallah.Allahın ayetleri bunlar, buna karşı bir sözü olan varsa; aksine dair bir delil getirmek isteyen var ise ; cevap,katkı, yorum ve ilgilerinizi bekleriz.


CASİYE - 6
Tilke âyâtullahi netlûhâ aleyke bil hakk(hakk‎ı), fe bi eyyi hadîsin ba’dallâhi ve âyâtihî yû’minûn(yû’minûne).

İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Sana hak olarak onları okuyoruz. O halde Allah'tan ve O'nun âyetlerinden sonra hangi HADİS’e inanacaklar?

Bu hususta Bediüzzaman Saidi Nursi Hz.leri; Yirmi Beşinci Söz Mu'cizât-ı Kur'âniye Risâlesi bölmünde şöyle buyuruyor.
“Elde Kur'ân gibi bir mu'cize-i bâkî varken, başka bürhan aramak aklıma zâid görünür.
Elde Kur'ân gibi bir bürhan-ı hakikat varken, münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?”
Allah’a mülaki olmayı (ulaşmayı ) dilemeye dair hadisi şerifler:

1-Cibril Hadisi :Sahihi- BUHARİ DE 1. Cilt-58. Sayfa 47. hadisin Arapça metini şöyle:
Kale mal imani Ya Resullullah (Cebrail a.s soruyor.)
Peygamber (S.A.V) Efendimiz buyurdu ki: 'Kalel imanu amenu billahi ve melaiketihi ve LİKAİHİ ve Rusulihi ve tu’minu bilba’s'
Allaha, Meleklerine, O’na Mülaki Olmaya (yani dünya hayatını yaşarken Ruhunu Allaha ulaştırmaya-ölünce herkesin ruhu ulaşacak), Resullerine ve öldükten sonra dirilmeye inanmaktır. Burada olmazsa olmaz şartı MÜLAKİ olmayı özellikle gizlediklerini görüyoruz.
Hadis kitaplarında bu hadisi şerife ;(Peygamber Efendimiz buyuruyorki) 'İman odur ki: Allah’a ,Meleklerine, öldükten sonra Allah’ı görmeye Peygamberlerine ve öldükten sonra dirilmeye inanmaktır.' Diye mana verilerek gizlendiğini görüyoruz.Sebebi ne olabilir acaba
2.Hadisi Şerif :Sahihi- Buhari 12.cilt 2043 nolu Hadisin Arapça metni Hz. Aişe den rivayet:
Kale Resulullah Men habbebe LİKAALLAH e habbeballahü LİKAİHİ men kerihe LİKAALLAH kerihallahu LİKAİHİ…
Meali: Resullullah buyurdu ki Kim Allah’a Kavuşmak isterse (ölümle) Allah onu kendisine alır,ölümle kimde O na kavuşmak istemezse onu kendisine almaz,öldürmez zamanını bekler.
Dev*****da ilaveler yapılmış: Ya Resullullah kim ölmeyi ister? 'Bir an önce ölüp Allah’a kavuşmayı isteyenlerde vardır' diye
Peki bu Hadisin aslı nedir?
Kim Allah’a ulaşmayı (Mülaki olmayı) muhabbetle arzu ederse, Allah’ta onu muhabbetle kendisine ulaştırır (Mülaki kılar.) Kimde ulaşmayı kerih görürse (Ulaşmayı arzu etmezse,yalanlarsa , inkar ederse ) Allah‘ta onu kendisine ulaştırmaz. (Kerih Görür) Ruhunu ölmeden evvel kendisine Hidayet etmez.
(Hucurat -13) ve ( Rad-7) de ki münib olma, enab olma, Allah’a ulaşma fiiliyle nasıl çakıştığını görüyoruz. Dilemeyenlerinde KERİH görmesi DALALETTE kalmalarına sebep oluyor. Şeytan insanları o kadar ahmaklaştırıyorki, ölümü dilemenin veya dilememenin geçerli olduğunu zannediyorlar.
AL-İ İMRAN - 145
Ve mâ kâne li nefsin en temûte illâ bi iznillâhi kitâben mueccelâ(mueccelen), ve men yurid sevâbed dunyâ nu’tihî minhâ, ve men yurid sevâbel âhirati nu’tihî minhâ, ve se neczîş şâkirîn(şâkirîne).
Ve Allah'ın izni olmadan, hiç kimse için ölmek yoktur. (Ölüm), süresi tayin edilmiş bir yazıdır. Kim dünya sevabı isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabı isterse, kendisine ondan veririz. (Şükredenleri) ŞAKİR'leri yakında mükâfatlandıracağız.
Burada da çok önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.Bu hadisi şerifte; Yüce Rabbimizce “kim Allah’a mülaki olmaya muhabbet beslerse, o taktirde Allah ta onu muhabbetle kendisine ulşatırır” buyrulduğuna göre; “bu insanın öldükten sonraki Allaha ulaşmasıdır” diye anlayanlara bir sorumuz var, burada “muhabbet beslerse” şartı olduğuna göre muhabbet beslemeyenler de ölünce mutlaka Allah’a döneceğine göre , Allah’a mülaki olmaya muhabbet beslemeyenler de ölümle zaten dönmeyecekler mi? Buradaki şartın nedeni nedir?İşte o; ölmeden önce ruhun Allah’a ulaşmasıdır, yani hidayete ermektir.Allah asla abesle iştigal etmez.

Birinci hadis imanın temel şartını ortaya koymuyormu? Peki onların iman tarifi nedir? Bugün uygulanan altı şart: Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Hayrın ve Şerrin Allah’tan geldiğine, Öldükten sonra Dirilmeye inanmaktır. Bu altı şartın içinde Allah’a Ulaşmaya iman yok. Dolayısıyla daha birinci safhayı gerçekleştiremeyen diğer altı safhayı nasıl gerçekleştirecek? Bunlar, EHLİ SÜNNET, EHLİ HAK olabilirlermi?
3.Hadisi şerif:Mülaki olamakla ilgili bir Hadis daha ama bunun her şeyi açık:
Allah’ım 'SANA MÜLAKİ OLMAYA İMAN EDEN, KADERİNE RAZI OLAN, VERDİĞİNE KANAAT EDEN NEFSİ MUMAİNNE İSTERİM' Hadisi k utsi-nasihul ibad
4.Hadisi Şerif :Sahihi –Buhari 4.Cilt 575. hadiste:
Peygamber (S.A.V) Efendimiz teheccüd namazındaki duasında 'Yarabbi sana Mülaki Olmak HAKTIR' buyuruyor.
Islam alimleri ve evliyaların Allah’a ulaşmayı dilemekle alakalı söyledikleri;
M.Zahit Kotku K.S:Tasavvufi Ahlak
Allahu tealaya mülaki olmak icin muhabbet ve istiyak üzere olup, Salih ameller üzeri Hak Celle va Alaya mülaki olmayi arzu ve ümit eyleye.Hak Celle ve Alaya MÜLAKI OLMAYI ISTEYEN herkese yakisan sey Ameli salihdir.
Said-i Nursi Hz.lerinden:
ONÜÇÜNCÜ REŞHA: Acaba bütün efâzıl-ı benî-Âdemi arkasına alıp, Arz üstünde durup, Arş-ı âzama müteveccihen el kaldırıp dua eden şu şeref-i nev-i insan ve ferîd-i kevn ü zaman ve bihakkın fahr-ı kâinat ne istiyor? Bak dinle: Saadet-i ebediye istiyor, beka istiyor, LIKA istiyor, Cennet istiyor.(19söz)
"Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. RUHUMU RAHMANA TESLIM EYLEDIM , gayr istemem
Orjinal Sayfa:500)Yirmialtıncı Söz sözler 26. söz
Necmeddin Kübra K.S:Tasavvufda on temel esas.
Mübarege sormuslar Eren ne demektir? Cevap: Ermis zat VUSLATI gerceklestirmis Kamil insane.
Yine sormuslar Hicret nedir? Cevap: Kisinin beden memleketinden ayrilip Ruhlarin vatanina göcmesidir.
-Her ferd döne döne HAKKA ULASIR, ONA KAVUSUR (ve ileyhi türcaun.Yasin 56)
- Salikde istidat ve ehil mürsit olursa kisa sürede ALLAH'A VASIL olur.
İMAM-I RABBANİ : (MEKTUP61)
Allah bize,KENDISINI DILEMEK YOLUNDA terakki ihsan etsin..ve dileğimizin yerine gelmesine engel olacak her ne varsa ondan sakınmak nasip etsin...şunu bilelimki, DILEMEK, ISTEMEK, DILENEN VE ISTENEN şeyin meydana geleceğine ait bir müjdedir VE MURADA ERMENİN BİR .
………Bu ,böylece kamil bir mürşide varıncaya kadar devam edecektir. ..........Ruhu sukut edip cisim mertebesinde karar kılmış bir insana anlatabilecek hiç bir sır yoktur ruhu asli mak***** çıkmadıkca ,o bedbaht insan 'belhüm adal' emri ile hayvandan daha aşağı mertebede kalacaktır!(imamı rabbanı cilt 1 mektup152)
İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârûkî (r.a.):
Ben seyr-i ruhanîde kat-ı merâtip ederken, tabakat-ı evliyâ içinde en parlak, en haşmetli, en letâfetli, en emniyetli, Sünnet-i Seniyyeye ittibâı esas-ı tarikat ittihaz edenleri gördüm.
Imami Gazali K.S: Abidler yolu.
Sonra bilki ahiret yolculugu sülük etme babindan isin hakikati südur:
Bu yol uzunluk kisalik bakimindan insanlarin yürüyerek kat ettigi ve kisinin kuvvetli veya zayif olmasina bagli mesafelerden degildir.O yol gönüllerin sülük ettigi RUHANI BIR YOLCULUKDUR .
Imam Gazali:Kalplerin Kesfi
s.35-"Biri, Hasan el Basriye r.a , ibadetten zevk almiyorum, der. Hasan El Basri'de ona ; Her halde sen Allah'tan korkmayan birinin yüzüne bakmissin! Kulluk, herseyden hakkiyla siyrilarak Allah'a yönelmektir, cevabini verir
Kimyayi saadet : Imam Gazali
"Kimyadan maksat, nefis sarayini dünya baglarindan kurtarip yüzünü dünyadan cevirip Allah'a dönmek ve Allah'tan baska kalpte hicbir seye yer vermemektir "Herseyden siyrilip yalniz O'na (Allah'a yönel)" Müzemmil 8 bu gercegi, ifade ediyor. TEBDIL- Insanlardan kesilmek, uzak kalmak ve tamamiyle Hakka yönelmektir" (s.11-12) ZARİYAT56
Sayılan nimetlere bağlanıp kalanlar, eşyanın gerçek yüzünü görmekten mahrum kaldılar. Ama, Hak ehli, irfan sahibi ve gerçek fakr hali-ni tadanlar hepsinden kaçtı. Hakikat alemine erdiler. yakınlığı buldular ve. Allah-ü Tealanın zatından gayrı hiçbir şeyle meşgul olmadılar. Allah-ü Tealanın:
- «Allah'a kaçınız.»
Emrine uydular Ayrıca Peygamber S.A. efendimizin buyurdur.
- «Dünya ve ahiret, Allah'ı arayana haramdır.»
Peygamber S.A. efendimizin haram kılması, onların haram olduğu manasım taşımaz. ALLAH'IN ZATINI ARZU EDENLER ; nefislerini, dünyadan bir talepte bulunmaktan ve onun fani varlığına sevgi duymaktan mahrum kılmışlardır. Anlatılan Hadis-i Şerifin asıl manası budur.O büyükler der ki:
- Dünya bir yaratıktır; biz de yaratıldık. îkimiz de bir yaratıcıya, sahibe muhtacız. Muhtaç, muhtaçtan nasıl bir talepte bulunur?. Budurumda YARATILMISA GEREKIRKI YARATANI ARAYA.
Imam Gazalinin Dalaletten Hidayete adli kitabindan alintilar:
s.55:Namazin iftitah tekbiri yerine gecen anahtari ise kalbini Allahin zikriyle kaplamaktir. Onun nihayet ve sonucu tamamiyle kendinden gecip, ALLAH'IN AZAMETINDE FANI OLMASIDIR . Bu makam tarikatin baslangicinda meydana gelen irade ve calismasiyla sayilir. Yoksa fena makamı hakikatte tarikatın başlangıcıdır.Bu yola koyulanlar icin bundan evvel ki haller, sokak kapisi ile evin asil kapisi arasinda ki avlu mesabesindedir.
Imam Gazalinin Dalaletten Hidayete adli kitabindan alintilar:
Sufiye; Allah (c.c)ya hakkiyla kulluk vazifesini yapan Allahu Tealanin zikrine devam eden, nefsin istek ve arzularina muhalefet etmesini bilen ve dünya lezzetlerinden yüz ceviren, Allahu Tealaya SULÜK eden kimselerdir....
s.51-Benim yanimda acik olarak belli oldu ki ahiret saadeti ancak takva ile nefsi emmareyi arzu ve isteklerinden men etmekle mümkündür. Bütün bunlarin basi bir aldanis yeri olan dünyadan uzaklasip, ebedi olan ahirete baglanmak, bütün varlikla Allaha yönelip, kalbin dünya ile alakasini kesmektir. Bu da ancak san, söhret, mevki ve maldan yüz cevirmekle, seni mesgul eden dünya ile ilgili seylerden kacmakla mümkün olur.
Hakikat-i Muhammedi : Abdulkadir Geylani H.Z.
Her kim, ilahi marifeti düşünür, Allahu Tealaya karşı tam irfan duygusuna sahip olmayı dilerse, bunun yaptığı tefekkür bin yıllık ibadete bedel olur.ASIL İRFAN İLMİ budur. irfan ilmi demekle TEVHİD halini kasd ediyorum. arif kim? irfanı iştiyakını duyduğu zata mahbubunda BUNUNLA ERER. Bu halin neticesinde ise RUHANİ BİR HALLE; TAM YAKINLIK ALEMİNE UÇUP GİTMEK OLUR.
Hakikat-i Muhammedi : Abdulkadir Geylani H.Z.
Bu hallerden sonra; Allahu Teala o ruhlara, bu cisme girmeleri için emir verdi; onlar da Allah’in emriyle girdiler. Bunu da su Âyet-i Kerime haber vermektedir: "Ona ruhumdan üfledim," (Sad, 72).Zaman oldu; o ruhlar bu cesetle ilgisini artirdi. Bu yüzden, ahdi unuttular. Halbuki, Allahu Teala onlari yarattiginda: "Sizin Rabbiniz degil miyim? " buyurdu. Onlar da: "Evet.." cevabini verdiler… iste bu sözü unuttular. Aslî vatana dönemediler.Fakat Rahman, yani varligin yardim kaynagi, onlara acidi. Bu sebeple semavî kitaplar saldi. Bunlarla aslî vatanı hatırlatmak istedi. Bu manaya da su Âyet-i Kerîme işaret eder: "Onlara Allah’ın günlerini hatirlat," (ibrahim, 5). Yani: Ruhlarla geçen, o visal günlerini hatirlat.
RAD - 21
Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Onlar Allah'ın (ölümden evvel), Allah'a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O'na (Allah'a) ulaştırırlar. Ve Rab'lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
Bayazid Bestami K.S.Eserin adi:Islam Tasavvufunun Özü
Nefsimden sıyrılıp cıkdım, yılanın kendi derisinden sıyrılıp çıktığı gibi.Sonra dönüp nefsime baktım ne göreyim "Ben oyum" Beşer çamurdan yaratılmısdır maddi varlığı yine aslına dönmüstür. Ruh ise Allah’ın emri cümlesindendir Allah’dan gelmisdir ve yine ona dönecektir.Ruh beden şehrinde bir sure hapsedilmisdir Allah’ın emrinden oldugu icin varlık aleminin esrarını kendinde taşıyor demektir insan ölmeden evel ölme sırrına Erince Hapis bulunan Ruh mana ve meleküt aleminde ibresini dolastırma imkanı bulmus olur ve iste ozaman kainattaki kendi yerini görür (Allahin Zatı) ……….Bu kez Allahdan gelen ve ona dogru yol alan Ruh kanatlanir ehadiyyet emriyle varlık alemine indigi icin yine o emirle ehadiyyete döner. Aslına yaklasdığı icin gövdesi ehadiyyete bürünür ebediyet kanatlarıyla seyrine devam eder.Melekut aleminde uzun mesafeleri milyonlarca defa kat ettikden sonar KURBİYETİ İLAHİYEYE MAZHAR OLUR.
Aziz Mahmud Hüda-i : ilim, amel, seyri sulük
s.19:Her ilim Cenab-i Hakka yakinlik hasil etme hususunda bir etkisi bulunmakla beraber, tam ve kulli yakinligi saglayan ilim, sufiyyenin ilmidir. Cünkü Hakka vuslat, Celal ve Cemal tecellilerini müsahede, bu ilim sayesindedir. Çünkü seriat mertebesinde bulunan farz ve vaciblerden MAKSAT, Allah Subhanehu ve Tealaya VUSLATTIR.

Hasan Basri K.S:Hasan Basri Hz.ve Hikmetli sözleri
Hic kimse bulamaz rahati ölmekte.ASIL MARIFET diri diri ölmekte.Ölüpde rahata kavusan kimse ölü degildir, ölü kimse ölüdürki ancak diri iken (RUHU) ÖLENDIR.
---Zikir Allah Rasulinin Hz Ebu Bekir ile hicretlerinde sevr magrasinda Ebubekir es Siddika tavsiye ettigi sekilde yapilmali:YA Eba Bekr dilini üst damagina yapistir ve ALLAH ALLAH ALLAH de.
Erzurumlu Ibarhim Hakkı Hz: Matifetname
s.954-Sulük etmemis bir ABID, bu afetlerden kurtulmak istese,IMKANSIZ bir isi istemis olur. Onun icin ebrarin ileri gelenlerini görürsün ki, kötü sifatlarin birinden kurtulmaya bir gün calisirlar ve ele gecer. Lakin ertesi gün, ondan daha aci ve daha cirkin bir baska sifata müptela olurlar. Bir baska haslette muztarip kalirlar. Zira onlar, bütün afetler kurtaran mukarrebler yoluna SULÜK etmediler. Kibir ve benliklerini koyup, HAKKIN HUZURUNA GITMEDILER.Onun icin zahmet ve mesakatte kalip, rahat ve saadete yetmediler. Demek ki ebrar, amellerinde IHLAS üzere olsalarda, yinede BÜYÜK tehlikededirler.
Abdurrahim Reyhan Erzincani
Herşey aslına rücu edecek. Ceset topraktan halk edildiği için toprak olacak. Rûh niye gitmesin? Allah'ı sevmek, Evliyaullah'ı sevmektir.İnsanlardaki bu rûh Allah'ın zâtının rûhu. Allah "Kendi rûhumdan ruh üfledim" (Hicr sûresi, âyet 29) buyuruyor. "Kendi rûhumdan rûh üfledim." Kime; insana. Meleğe değil, insana üflemiş. Öyle ise Cenâb-ı Hakk'ın zâtından gelen BU RUH ASLINA RÜCU EDERSE melekleri geçer. İnsanlar ulvî, insanlar suflî.Ulvînin manâsı; gökleri aşar melekleri geçer. Suflînin manâsı; hayvanlardan aşağı düşer. Niçin; Cennet var, Cehennem var.
…Ama o rûh mak***** ulaşmış. ONUN RUHU ALLAH'A ULASMIS,ALLAH'IN ZATINA ULASMIS.
Herşey aslına rücu edecek. Herşey aslına rücu eder.Öyle ise, bu suların aslı derya. Deryâdan geldikleri için, deryaya gitmek isterler. Ama hepsi gitmez. En ufak bir su deryâya gider de belki büyük su gidemez. Deryâya giden nehirler var. O küçük su nehire karışırsa, nehir de deryâya gider. İnsanların rûhu Allah'tan gelmiştir. Allah'a gitmek ister. Kendi kendine gidemiyorsa, kendinize bir vesile arayın. Onun için evliyaullah vasıtadır ….. Şeriat, tarîkat, hakikat, marifet. Allah'tan gelen ruhu Allah'a ulaştırmak için bu dört şey vasıtadır.
Son olarak geçtiğimiz yıl (2009) bu gün bir yıl önce bir helikopter düşmesi sonucu rahmetli olan Muhsin YAZICIOĞLU kardeşimizin şu mısraları ile bitirmek istiyorum.
“Ey sonsuzluğun sahibi; sana ulaşmak istiyorum.” Kendisine ve tüm Rahmana kavuşmuş Allah dostlarına Allah rahmet eylesin, tüm gönüldaşlarına tekrar baş sağlığı diliyorum.
SONUÇ
Ey değerli kardeşlerim yukarıda sayılan bu kadar ayet,hadis ve evliyaın sözünden de anlaşılacağı gibi Allaha mülaki olmayı dilemenin farz olduğu kesin iken, bunu yapmayanların yani Allaha mülaki olmayı yani dünyada yaşarken ruhen Allaha ulaşmayı dilemeyenlerin; Allah’ın ayetlerden gafil olacakları ve sonucunda gidecekleri yerin ateş oluduğu Yunus suresinin 7 ve 8 ayetleri gereği kesin olduğuna göre ,bunca insanın vebali kime ait olacak.

Düşünmek bile istemediğimiz bu acı sonuç biz ta yüreğimizden yaralıyor.Ne zaman bu müjdeyi bunca insanlığa müjdeyeceksiniz.

Yoksa omuzlarınızdaki bu korkunç vebal size çok ağır sonuçlara mal olacaktır.Bunca vebalı hangi cüretle almaya rzı oluyorsunuz.Ne olur bir daha bu ayetleri tetkik edin, o zaman Allah’ın gerçekleri ile karşılacaksınız.Belki o zaman idrak edip, sorumluluktan kurtulabilirisniz.Bunun başarmanız yönünde sizler için Rabbimize duacıyız.

Bu noktada adeta yalvararak haykırmak istiyorum.

Eyy!!!

Ülkemizdeki ve dünyadaki İlahiyat fakültelerinin çok değerli ve seçkin hocaları, 87 binden fazla kadrosu bulunan Diyanet İşleri Başkanlığının değerli hocaları, personeli,ilahiyatcılar,tv’lerde proğram yapan din adamları,ülkemizin ve tüm islam dünyasının kanaat ve cemaat önderleri ,din adamları ve sadatları ilim ve irfan önderleri, nerede olursa olsun dünyadaki müslümanım diyen insanlar, neredesiniz?Hepinize sesleniyorum.Allah’ın ayetlerini ne zaman inceleyip, anlayıp, sahabenin yaşadığı o asrı saadeti yaşayıp insanlara yaşatacaksınız.

Sadece bir dilekle insanların ateşten kurtulacağını,kalben Allah’a ulaşmayı dilemelerinin farz olduğunu, bu dileği dileyenlerin mutlaka cehennemden kurtulup, dünya ve cennet saadetine (Kaf 31-32-33) kavuşacaklarını, ne zaman insanlara müjdeleyeceksiniz.

KAF - 31 : Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.
KAF - 32 : Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).
İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah'a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar için.
KAF - 33 : Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîbin.
Gaybda Rahmân'a huşu duyanlar ve münib (Allah'a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah'ın huzuruna) gelenler (için).
Ne zaman bu ayetleri insanlarımıza açıklayarak müjdeleyeceksiniz. Hidayetin doğru yol olmayıp, ölmeden önce ruhun Allah'a ulaşması olduğunu (Ali imran 73- Bakara 120-En’am 71),bunun da kalpden bir dilekle gerçekleşeceğini ne zaman idrak edeceksiniz ve bunca insanı, ne zaman ateşe gitmekten kurtaracaksınız.

Kısaca "Ey yüce Allah'ım dünya hayatını yaşarken ruhumu sana ulaştır." şeklindeki bir dileğin kalpden mutlaka dilenmesinin üzerimize farz olduğunun,bir dilekle insanların kurtuluşunun mümkün olduğunun açıklanması zamanı gelmedi mi?

2010 Kur’an yılının tüm insanlığın hidayetine yani ruhen Allah’a ulaşmasına vesile kılmasını Yüce Rabbimden niyaz ederiz.

Bu çok önemli uyarıyı dikkate alıp, Allah’ın Kur’an ‘daki bu gerçeklerini duymasını istediniz kardeşiniz,öğrenciniz, cemaatiniz, dost ve komşularınızla da paylaşacağınızı umar, hepinizi Allah’a emanet ederim.

Allah razı olsun.

25.03.2010

munip@live.com