Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4
  1. #1
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Şu Kur’an’a nazire yapın!

    Cezmi HUYUT
    cezmi99@hotmail.com


    Şu Kur’an’a nazire yapın!-1


    Kur’an kırk vecihle mu’cizedir ve yedi vecihle de harikadır. Fevkaladedir, fevk al beşerdir.

    Kırk vecihle i’caz yönleri ve harika yedi veçhi inceden inceye tetkiki neticesinde görülecektir ki;

    Kur’an, kâinatın evveli hilkatinden ta Ebed’ül abada kadar nazarında olan yaratılışın bütün safahatını bilen, yerlerin ve göklerin sırrını, gizli aşikâr hallerini ve unsurların hidemat ve vazifelerini ve özelliklerini, canlıların ve ilk insanın yaratılışından, ana karnındaki teşekkülünden, parmak uçlarına ta kıyamete kadarki olmuş olacak hadiseleri bilen ilahi, uhrevi, ahlaki, insani, terbiyevi, ilmi, edebi, içtima-i, siyasi, sosyal, kevni, fenni ve felsefi ve edebi ve hülasa bulunmuş bulanacak tüm ilimleri, hakikatleri, nüve ve çekirdek nevinden, remzi, işâri ve bazende sarih manalarla belirten ve içinde saklayan bir kütüphane-i İlâhi’dir.

    Bütün beşer toplansa bir akıl olsa bu özellikteki Kur’an’ın ne misline, ne misaline ne içindeki hakaikin künhüne ulaşamaz ve üstüne ve önüne geçemez ve benzerini yapamaz ve yapamamıştır ve yapamayacaktır.

    Beşer maddi manevi bu güne kadarki bütün tecrübeleriyle ve bütün kemalatıyla, müsbet mesail ve fünunuyla, sosyal ve terbiyevi usulleriyle, medeniyet harikalarıyla, Kur’an’a mubareze etmeye kalksa Kur’an’la muaraza edip O’nu tanzir edemez, benzerini yapamaz, aşağı düşüremez, geri plana atamaz. Hükümlerini iskat edemez.

    Risale-i Nur Külliyatının büyük bir kısmı Kur’an’ın hakkaniyeti, Hak Kelamullah oluşu, mu’cize ve harika oluşunun izah ve ispatıyla doludur.

    Sadece İşarat-ül İcaz Risalesi ki, aslı Arapça olup üç yüz sahifelik Türkçe tercümesi Kur’an’ın nazmındaki ve belağatındaki, yani hurufat, kelime ve cümlelerindeki beşer aklının kavrayamayacağı dizilişi, biribirine münasebatı ve irtibatı, deruni manalar, bütün akıllar toplansa onu ortaya koyamayacak hakikatler ve hurufat ve kalimattaki tevafukatı ve anlaşılır açık ifadatı ve insanı acze düşüren veciz beyan ve yakin ifade eden tabirat ve tasviratı yönündeki i’cazi yönünü anlatmaktadır.

    İşte yukarıda bir kısım özelliğinden bahsettiğimiz üzere Kur’an bir insanın hele hele kitabet ve kıraat görmemiş ümmi bir insanın asla ve kat’a kelamı ve sözleri ve telifi ve (haşa) hüneri olamaz.

    Bütün beni beşer toplansa tüm edebiyatçıları ve feylesoflarıyla uğraşsa Kur’an’ın harika olan yedi cihetinden biri olan sadece nazmındaki mucize yönüne bir nazire getiremez.

    Geçmiş ve gelecek tarihi ve yaratılışa dair hadisatı, kitabetsiz ve kıraatsız ve keşfiyatsız ve tahkikatsız hiç bir insan aklen, düşünmekle muhakeme etmekle bilemez, anlatamaz.

    İşte Kur’an’ın kırk vecihle mucize olduğunun delillerinden birisi budur ki; Bu nevi yaratılışa dair ve istikbalde keşfolunan ve keşfolacak ilmi araştırma ve incelemelerle ve keşfiyatla bulunabilecek ihbarat ve hakikat Kur’an’da çok hem pek çoktur.

    Meraklıları Risale-i Nur Külliyatına havale ediyorum. Evet Kur’an’ın bağrından fışkıran Risale-i Nur, Kur’an’ın Allah Kelamı olduğunu iki kere iki dört eder katiyyetinde izah ve ispat etmiştir. Her ehl-i imanın imanını taklitten tahkike çıkarmak ve inandığı hakikatleri ilmi ve mantıki bir şekilde bilmek için Risale-i Nuru mutlaka dikkat ve teenni ile elde etmesi bu zamanda en büyük zarurettir.

    Aksi halde taklidi imandan kurtulmayacak ve İlmi ve tahkiki imanın verdiği huzur ve sükûnetten ve itminanı kalpten mahrum kalacaktır.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  2. #2
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Şu Kur’an’a bir nazire yapın (!)-2


    Bir hatırada duymuştum Almanlar oruç tutan Müslümanlar için “bir ay intihar ediyorlar” diyorlarmış. Gelişen ilim ve yapılan araştırmalar neticesinde; Bir aylık ramazan orucu neticesi gerek insan sağlığı, hadsiz nimetlerle hayatının devamındaki sırrı hilkatini ve vücudunun devamındaki Rahimiyet-i İlahiyeyi anlayıp “neciyim, nereden geliyorum, nereye gideceğim” suallerinin cevabını bularak ruhunu sükunet ve huzur ve kemalata sevkettiği, toplum hayatında zengin ve fakir arasında meydana getirdiği yardımlaşma ve kaynaşmalar ve harika sosyal aktivitelere baktığımız zaman, oruç ibadetinin mana ve mahiyetinin verdiği bu gibi hadsiz harika neticelerin ve meyvelerin bir ümminin cüz’i ve istikbale nüfuz edemeyecek ilminden ve karihasından çıkmadığı anlaşılacaktır.

    Demek bir aylık Ramazan Orucu, İnsanı yaratan ve ruh ve bedenini ve içtimai yönünü ve bütün istikbaldeki safahatını nazarında tutan bir İlmi Muhitin ilminden ve Rab ve Muhsin burcundan gelen ve Kemal-i Rububiyyeti ile terbiye-i insaniyeyi netice veren bir fermanı olduğu aşikâre görülüyor.

    Oburluktan, şişmanlamış ve sıhhatini yitirmiş, yalnızlaşmaktan huzurunu ve kimliğini kaybetmiş, merhametsiz ve sevgisiz kalplerin ve manen hapsi münferitte yaşayan ve sevmeyi ve sevilmeyi ve yardımlaşmayı unutmuş heykelleşmiş dünyalıların reçetelerine bir gün ilmi tıp mensuplarınca “oruç tutunuz” yazılırsa hiç kimse şaşmasın.

    Evet ehl-i imanın Ramazan Orucundaki hikmetli açlık ile zaaf ve aczini ve fakrını anlayarak, hadsiz bir Kudretin teshiri ve nihayetsiz bir rahmetin yardımıyla hayatının devam ettiğini, O Sultan-ı Zülcelal’e mensubiyet ile kimliğini kazanmadaki huzurunu ve helal dairede iktisat ve kanaat ile yaşamaktaki ruhi zenginliği ve fedakarlık ve cömertlikle şahsi hayatının tekemmülünü, yardımlaşmanın her nev’iyle de içtima-i barış ve saadetini temin eden şu oruç emri ilahisinin yerine beşer, bütün ahlaki ve terbiyevi müesseselerini seferber etse onunla mübareze edilebilecek neyini ortaya koyabilir? Oruç hakikatı ile mübareze edecek neyi var?

    Oruç ibadetine kıyasen; dünyanın dört bir yanından maddi manevi feragatla ve fedakârlıkla uzun yollar katedip gelerek toplanan ve beşeri bütün ihtiras ve gayelerini unutup melekiyet kesp ederek ve adeta yek vücut olarak milyonlar hacıların toplandıkları ve Sultan’ı Kâinatın Azamet-i Rububiyyetine ve davetine karşı “Allahuekber” ve “lebbeyk Allahümme lebbeyk nidalarıyla bir ordu intizamatında ki Hac ibadeti ile mukabelelerindeki ulviyet ve yücelik ve fazilet ve feyiz ve bereket ve hacıların hayatlarında ve memleketlerine avdetlerindeki sevinç ve saadetleri ve hayatları boyunca sürdürdükleri o ulvi haletleri…

    Evet Hac ve akabindeki kurban ibadetinin, dünyanın dört bir yanından gelen ve Mescidi Haramda toplanan milyonlar her cins ve ırktan inananlar mabeyninde meydana getirdiği birlik, beraberlik, teavün, fedakarlık, muhabbet, kardeşlik ve dayanışma faidelerine ve dünya barışına ve huzuruna verdiği desteğe bak ki Şems-i Hakikat’ın bir şua’ının taklid edilemez ve emsali ihdas edilemez bir mucize-i ekber olduğunu anlayasın.

    Medeni geçinenlerinin, Ebrehe’nin Kâbe’nin ifa ettiği hizmetleri deruhte edip Kâbe’nin yerine geçmesi gayesi ile gayet şaşaalı ve gösterişli bir kilise İnşa edip meydana getirmeleri misali, Mescid-i Harama ve kabeye ve Hac ibadetine misilleme tarzındaki dünya kupaları ve benzeri organizasyonlarda, stadlarda tüm insanlığı düşürdükleri ikilik, ihtilaf, hırs, haset, düşmanlık, menfaat diğerini kahretmek ve yenmek ve aşağı düşürmek gibi hasis duygular ve sefahet ve rezaletle zedelenen huzur ve barışına bak bir de yukarıda izah ettiğimiz Hac farizası ve vacip Kur’an ibadetinin ruha verdiği ulvi hale ve sulhu umumiye sağladığı neticelere bak ve Hak ve Hakikat yalnız sensin ey en büyük Mu’cize-i Ekber olan Kur’an’dır de.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  3. #3
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Şu Kur’an’a bir nazire yapın-3


    “Kalplerin itmi’nanı (huzur ve sükûneti) Allah’a iman iledir.” Kur’an hakikatı’nın geçen asırlara rağmen tazelik kazanması hakikatına bakalım.

    On dokuzuncu asrın yarısından itibaren yirminci asrın sonlarına kadar hükmeder vaziyette ve halen bir kısım bedbaht insanlarda devam eden maddeperest nazarla beşerin hafızasından silmeye çalıştıkları şu ki;

    Din ve din-i haktaki Allah’a iman ve O’na kul olmak, yani O’na mensubiyet hakikatını insanın kalbinden çıkarıp, unutturmaya, hafızalardan silmeye çalışmasına ve beşerin kalbine başka şeylerin muhabbet ve sevgisini yerleştirme faaliyetlerine rağmen buna muvaffak olamaması gerçeğine bakalım.

    Gelişen anatomi ve psikoloji ilmi ile Allah’a imanın ve O’na intisap edip bağlanmanın ve O’na mensubiyetin ve halis bir imanın neticesi olan duanın insanın ruhuyla birlikte, bedenine verdiği ilmen tespit olup istatistiksel olarak belgelenen afiyet ve huzur ve saadet verici neticesine bak.

    İmanın binler envarından bir Nur’unun İnsanın Kalp ve ruhuna verdiği sıhhat şuaına bak ve buna nazire olabilecek hangi beşeri avutma ve soğutma ve oyalama işlerine ve temelsiz ve mesnetsiz camit ve cemet istinat ve istimdat putlarına bak kâinatın zerrat ve mürekkabatı adedince “Elhamdülillah-i Âla Nur-il İman ve-l Kur’an de”

    Evet maddiyunluk taunu ve dinsizlik belasıyla kimsesizlik ve sahipsizliğin verdiği zulümatı ruhiye ve kalbi vahşet ve cehl-i mürekkep akılsızlığına ve divaneliğine düşüp dalalet vadilerinde çırpınarak “boğuluyorum imdat” diye bağıranların reçetelerine bir gün “Allah’a iman et, Allah’ın marifetini elde et” hakikati yazılırsa, taaccüp edip hayrete düşmemek lazım. Evet, İlmi gelişmeler ve araştırmalar bu noktaya doğru gidiyor.

    Ve yine şu içinde bulunduğumuz dünyanın bu seneki ekonomik krizinde ortaya çıkan ve dininde fevkalade mutaassıp Papa’nın bile bunu itirafla bütün dünya gazetelerine yansıyan faiz yüzünden dünyanın böyle bir krize girdiği hakkındaki beyanatı ve ortaya çıkan faizin fenalığı ve çare olarak görülen ve tüm dünyaya bizzat yetkili ve etkili şahıslar tarafından tavsiye edilen ve usul ittihaz edilmesi halinde ekonomik buhranların nihayete ereceği belirtilen İslam’ın faiz yasağı hakikati.

    İşte doymak bilmez beşerin hırsı ve katmerli faizlerin neticesi dünya milletlerini iflasa götüren krizi ve İslam’ın helal çalışmayı ve helal kazancı ve iktisadı emreden ve insanı sefaletten ve mahrumiyetten kurtaran faizin yasaklığı ile misli misline mal değişimindeki adilane hakikatine bak.

    Ve yine bir insanın gerek bedenini ve gerekse hukukunu bütün beşeriyete denk tutan ve kendi rızasıyla olmazsa bütün dünyanın saadetine ve bütün insanlığa bile feda edilemeyecek hukuku ve ferdi insana kâinat kadar ehemmiyet veren Hakikat-ı ekberi esas alan adalet-i Kur’ani’ye ye bak.

    Bir de tüm medeni ve çağdaş ve demokratik geçinen ülkelerin kendi milletlerinin sözde bir saadeti için anlamsız ve izah edilemez bahaneleriyle sinek kanadı kadar değer vermeyerek ve kale almayarak biçare beşerin haklarına verdiği değere, ehven üşşer diye işlediği cinayetlere, zulümlere zalimliklere ve ihlal ettiği insan haklarına bak.

    Bu gün dünyada en medeni ve demokrat geçinen miller ve devletler bir insanın hukukuna değer vermede henüz bin dört yüz sene evvel nazil olan Kur’an’ın beşere verdiği değerin künhüne yaklaşmış değil.

    Hülasa; Oruç, Hac, Namaz, İman ve hukuku insan meyvelerindeki dört-beş Hakikat-ı Kur’aniyeyle birlikte sair hakaik-i Kur’aniyeyi nazara al ve beşerin maddi manevi hayatındaki faydalı ve hayat bahş saadet meyvelerine ve neticelerine bak.

    İşte beşerin asırlık birikimleriyle içtima-i, sosyal, ahlaki, hukuki, terbiye ve sistemlerindeki kısır, kasır, ketum ve bereketsizliğine ve Kur’an’ın semeredar hakaiki karşısındaki acziyyetine bak ve Ne için beşerin Kur’an’a nazire getirmekten, Kur’anın üstüne ve önüne geçmekten ve O’nu mağlup etmekten aciz olduğu hakikatini anla.

    Demek Kur’an kitabet ve kıraat görmemiş bir Ümminin karihasından değil… Kainatın ve eşyanın hakikatının sırrını bilen bir İlm-i Muhitin İlminden geldiği katiyen anlaşılıyor.

    İşte geçen bin dört yüz senelik zaman zarfında Kur’anın hakaikı ile mubareze edemeyen aczi insani ve Kur’anın bahri hakaik olması noktasındaki güneş gibi parlak İ’cazı.



    kaynak
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    Bir hatırada duymuştum Almanlar oruç tutan Müslümanlar için “bir ay intihar ediyorlar” diyorlarmış.
    Almanlar 40 gun oruc tutarlar.
    Oburluktan, şişmanlamış ve sıhhatini yitirmiş, yalnızlaşmaktan huzurunu ve kimliğini kaybetmiş, merhametsiz ve sevgisiz kalplerin ve manen hapsi münferitte yaşayan ve sevmeyi ve sevilmeyi ve yardımlaşmayı unutmuş heykelleşmiş dünyalıların reçetelerine bir gün ilmi tıp mensuplarınca “oruç tutunuz”
    yazılırsa hiç kimse şaşmasın.
    Olacagina bak...

Benzer Konular

  1. Yorum: 1
    Son mesaj: 20-10-2012, 08:36 AM
  2. Yorum: 0
    Son mesaj: 09-10-2011, 06:59 PM
  3. Said-i Nursi’nin 1922’de Atatürk’e yazdığı mektup
    YukseLL Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-01-2011, 12:40 PM
  4. Hıkmet sunnet’ın degıl kur’an’ın adıdır.
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 10
    Son mesaj: 17-11-2010, 07:23 PM
  5. ’Sil!’’ Dedin… Yırttım
    RABİA Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 20-08-2008, 10:54 AM
Yukarı Çık