Ey ayaklarını direyenler, bilesiniz ki, Allah'ın ve Rasûlünün dostlarını güldürmeyenler kıyamete kadar ağlamaya mahkum olurlar. İçinizdeki huzursuzluk, benliğinizi kemiren ölüm korkusu bundandır. Herkes biliyor ki, yataklarınızda bile rahat değilsiniz. Semirilmek için masanızı donatan o enva-i çeşit yiyecekleri ağız tadıyla yiyemiyorsunuz. Gelin şu düşmanlık sevdasından vaz geçin.

Kur'ân, kendisine kin ve nefret besleyenlerin acı akıbetlerini haber veriyor.

Kur'ân'ı okuyoruz. Kur'ân, bize geriye dönüşü olmayan bir yolda yürüyüşü öğretiyor. Bizler O'nun tarif ettiği yöne doğru yürüyoruz. Yürüyüşümüz korunmak içindir.

Kur'ân'ı işitenler yüreğini İslâm'a açıyor. İlk duyanlar da açmışlardı.

Şiirin büyük ustası Lebid bin Rebia, Kur'ân'ı işitir işitmez etrafındakilere:

"- Dikkat edin ey insanlar! Allah'ın sözünden gayri herşey bâtıldır." diye haykırmıştı.

Birgün Hz. Ömer (r.a.) şiirin diğer bir ustası Hassan bin Sabit'e:

- Ya Hassan niçin şiir yazmıyorsun? diye sorduğunda, o güzel insan:

"- Kur'ân indikten sonra dilimi yuttum ya Ömer" diye karşılık vermişti.

Ümeyye bin Halef, Kur'ân-ı Kerim'i ilk duyduğunda yerden bir avuç toprak alıp, üzerine secde etmişti.

Ömer'i Hz. Ömer yapan Taha sûresinin ilk ayetlerinin okunuşuydu.

Arabın büyük ve şanlı edipleri Kur'ân'ın karşısında diz çökmüşlerdi. Zira Kur'ân sözün zirvesi Allah'ın Kelâmı'dır...

Bu şartlar karşısında akıl için son tavır; ya iman etmektir ya da Ebu Cehil mantığı ile helâk olup gitmektir.

İddiamızı bir defa daha tekrar ediyoruz: Allah'ın Rasülü'nü güldürmeyenler kıyamete kadar ağlamaya mahkumdur.

Kuvvet ve iradenin sadece Allah'a ait olduğunu kabul edip, gereğini yapan bizden önce yaşayanların karşısındaki güçler eriyivermişti. Ey iman edenler! Bizler de aynı şeyi yaptığımız gün yeryüzünün kendilerini egemen sanan güçleri karşımızda eriyivereceklerdir. Tabii ki, bizim buna lâyık olduğumuz gün. Nasrun minallahi ve fethun garip...


MEVLÜT ÖZCAN

kaynak