Cahiliye toplumunun en belirgin özelliği, bu toplumu oluşturan insanların Yüce Allah (cc)'ı tanımamaları ve Allah (cc)'ın bildirdiğinden uzak bir yaşam sürmeleridir. Bu da söz konusu kimselerin Kuran'dan tamamen ayrı bir düşünce ve ahlak anlayışı geliştirmelerine neden olur. Oysa Kuran, bir insanın ömrü boyunca ihtiyaç duyabileceği tüm konulara cevap veren, yaşamının her alanına çözüm getiren İlahi bir kitaptır. Allah (cc) Katından indirildiği için, insanın yaratılışına en uygun ahlak anlayışını ve en güzel yaşam tarzını öğrenebileceğimiz kaynak da yine Kuran'ı Kerim’dir. Böylesine kesin ve güvenilir bir rehber varken, onu terkedip kendi doğrularını ve yanlışlarını kendi belirleyen, kendine has değer yargıları geliştiren bir mantık örgüsü elbetteki "cahilce"dir.

İnsanın ilk yaratılışından itibaren, her toplumda bu mantık örgüsünü benimseyen bir cahiliye ve bir de inananlardan oluşan iki ayrı topluluk olmuştur. Kendi aralarında farklı inançları, farklı düşünceleri ve farklı yaşam tarzlarını benimseyenler olsa da, temelde cahiliye ahlakını benimseyen kimselerin hepsinin ortak mantığı din ahlakını yaşamama üzerine kuruludur. Cahiliyenin sadece dünya hayatıyla sınırlı olan bakış açısı Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

"Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve Bizim ayetlerimizden habersiz olanlar... " (Yunus Suresi, 7)

Elbetteki Yüce Rabbimiz dünyadaki nimetlerin tümünü insanların faydalanmaları için yaratmıştır. Ancak cahiliye toplumunun içine düştüğü yanılgı şudur: Cahiliye insanları dünya nimetlerini kullanmakla yetinmez, bunlara ihtiras derecesinde bir bağlılık gösterir ve "dünya hayatına aldanırlar". Daha da önemlisi bunları kendilerine verenin yalnızca Rahman ve Rahim olan Allah (cc) olduğunu unutup, O'na gereği gibi şükretmezler.

Bu nedenle günümüze kadar gelen nesillerin yaşam tarzları, zenginlikleri, medeniyetleri, kültür yapıları, ırkları, renkleri, dilleri birbirlerinden her ne kadar farklılık gösterse de, temel mantık ve zihniyet açısından cahiliye toplumları birbirlerinin kopyası olmuşlardır. Cahiliye inancını yaşayan her toplumun peşinden koştuğu şey sadece dünya hayatının geçici metaı olmuştur. Bundan dolayı da ahireti hiç düşünmemiş ve inkarda diretmişlerdir. Kuran'da bu mantık örgüsüne sahip insanların bakış açıları şöyle açıklanır:

"O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz." (Müminun Suresi, 37)

Oysa ki çok önemli bir gerçek vardır ki, dünya nimetlerinden hakkıyla lezzet alabilmenin tek yolu, bunları nasip edenin yalnızca Allah (cc) olduğunu bilip şükretmek ve O’na hakkıyla kulluk etmektir. Dünya hayatı insanlardan hangilerinin daha güzel tavırlarda bulunacağının denenmesi için hazırlanmış özel bir imtihandan ibarettir.

Büyük mütefekkir Abdülkadir Geylani Hazretleri Kuran’daki ayetler doğrultusunda dünya ve ahiret hayatına ilişkin tefekkürlerini şöyle anlatmakta ve insanları Kuran ahlakını yaşamaya şöyle çağırmaktadır:

Bu dünya hayatı, aldatıcı ve kandırıcı bir seraptan ibarettir. Buna kanmak ve aldanmak saadet alameti sayılır mı? Elbette sayılmaz... Cenab-ı Hak, bizi ayıktırmak ve bu durumu anlatmak için şöyle buyurdu:

"Siz, ahiret hayatından geçip dünya hayatına razı mı oldunuz? " (Tevbe Suresi, 38)
Bu İlahi kelamın anlatmak istediği manayı anlamak için, hiç kalp kulağını açmadın mı? Neden açmazsın ki? Açmayı düşünmüyor musun?

Sonra bu aleme dalıp giderken ve kalbine, Hak kel***** karşı perde gererken, şu İlahi kelamın tehdidi seni hiç mi korkutmuyor? Dinle, ne buyruluyor; anlamaya çalış: "Bu dünyada ama olan, ahirette dahi ama olur... " (İsra Suresi, 72) Kalb gözünü aç... Hak Teala’nın bizi ayıktırmak için, gönderdiği Ayet-i Kerimelerin ışığı altında yolunu bulmaya bak…

"İnsanların hesap verme zamanı yaklaştı; halbuki onlar gaflette... " (Enbiya Suresi, 1) Bu Ayet-i Kerime’deki sert tehdid seni sarsmıyor mu? Neden anlattığı manayı anlamaya yanaşmaz oluyorsun... Burası bir ekim yeridir. Burada ekilen, orada; yani öbür alemde biçilecek. Dünyada olduğu gibi, önce ekim işi; biçilmesi sonraya... Ahiret işin için bundan örnek al... Allah saklasın; sonra öbür alemde herkes sevap devşirirken, sen eli boşlardan olursun... Sanırım ki, şu Ayet-i Kerime sana bu mevzuda birşeyler anlatmak için yeter:

"Ahiret ekimini isteyenin ekim işine bereket veririz... Artırırız... Dünya ekimini isteyene de veririz; ama ahirette birşey beklemesin... Orada artık nasibi yoktur... " (Şura Suresi, 10)

Bu Ayet-i Kerime’nin ihtarı sana birşey hatırlatmıyor mu? Düşün ki, buradan öbür aleme göndereceğin bir iyilik için, on kattan yedi yüz kata kadar sevap alacaksın... Düşün ve ayık... İyi düşünmesini bilirsen, şu Ayet-i Kerime seni ayıktırmaya yeter... Bak ne buyruluyor:

"O ki azdı; dünya hayatını tercih etti... Şüphesiz böylesinin yeri cehennem oldu..." (Naziat Suresi, 38)