1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 13
  1. #1
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199

    Bazı Mucizeler

    O (Allah) Evren'i (Gökleri) ve yeryüzünü yoktan yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir.
    2-Bakara Suresi 117
    Ayette geçen "ibda" kelimesi bir şeyin, herhangi bir şeyden değil, yoktan var edildiği anl***** gelir. Ayrıca bu kelimeye yüklenen anlamlara göre bu kelime bir şeyin bir örneğe göre değil de, eşi ve benzeri olmadan yaratılması anl***** gelir. Yaratılışın büyük harikası var olan tüm kavramların yoktan yaratılmasıdır. örneğin, var olan renkleri düşünelim. Hiçbirimiz görmediğimiz bir rengi düşünemeyiz de, icat da edemeyiz. Var olan renkleri bilmemize rağmen, yeni bir renk yaratamayız. Oysa Allah tüm renkleri de, renk kavramı yokken renk kavramını da, renkleri ve her şeyi kaplayan Evren'i de yoktan yaratmıştır. Bir kavram hiç yokken o kavramı ve o kavramın içindeki çeşitliliği yaratmak ne büyük güç ve ne büyük bir sanattır...
    Allah'ın varlığını inkâr eden ateistler maddenin sonsuzdan beri var olduğunu, maddenin başlangıcı bulunmadığını, var olan her şeyin tesadüfler sonucunda oluştuğunu iddia ederler. Bu görüşe göre madde yaratılmamıştır, madde hep vardır. Ateist filozoflardan Georges Politzer "Felsefenin Başlangıç İlkeleri" kitabında bunu şöyle belirtir: "Evren yaratılmış bir şey değildir. Eğer yaratılmış olsaydı, o takdirde Evren'in Tanrı tarafından belli bir anda yaratılmış olması ve Evren'in yoktan varedilmiş olması gerekirdi. Yaratılışı kabul edebilmek için her şeyden önce Evren'in var olmadığı bir anın varlığını, sonra da hiçlikten (yokluktan) birşeyin çıkmış olduğunu kabul etmek gerekir."
    Ateizm, Tanrı'nın varlığının reddedilmesi, materyalizm ise maddecilik anl***** gelir, fakat her iki kelime birçok zaman birbirinin yerine kullanılır. çünkü Allah'ın varlığını reddeden ateistler, maddenin sonsuzluğunu kabul ettiklerinden otomatik olarak materyalist (maddeci) olurlar. Ateistler kaçınılmaz olarak maddenin yaratılmadığını ve sonsuzdan beri var olduğunu kabul etmek zorunda kalırlar. Eski Yunan'daki bazı felsefeciler ise Tanrı'nın varlığını kabul etmelerine karşın maddenin yaratıldığına dair hiçbir açıklama yapmamışlardır. Her ateist doğrudan materyalistken, her materyalistin doğrudan ateist olduğunu söylemek doğru değildir.
    Hem Allah'ın varlığının, hem maddenin yaratıldığının beraberce ve açıkça savunul-masının kökleri tek Tanrı'lı dinlere dayanır. Tüm tek Tanrı'lı dinler hem Allah'ın varlığını, hem maddenin Allah tarafından yaratıldığını açıkça savunurlar. Böylelikle maddenin yaratılması konusu öyle bir konuma gelmektedir ki; maddenin yaratılmasının ispatı Allah'ın varlığının ispatı olduğu gibi, aynı zamanda Museviliğin, Hıristiyanlığın, İslam'ın Allah tarafından gönderilen dinler olduğunun da delilidir.

    Gününümüzde de bazı insanlar Güneş'e, Ay'a, ateşe tapıyor olabilirler. Bu insanlar akılcı, bilimsel, felsefi bir dayanağa sahip olmadan bu inançlarını sürdürmektedirler. Aklı, mantığı, bilimi bir kriter olarak kabul etmeyen bu inançlara karşı akılcı, mantıksal ve bilimsel bir açıklama yapmak fayda etmemektedir. Bu kimselerin önyargıları kırıcı, saplantıları yok edici açıklamalara ihtiyaçları vardır. Tüm insanlık tarihindeki üç ayrı görüşün akla ve bilime uyma iddiasında olduğunu görüyoruz. Bu görüşler en azından aklı, mantığı ve bilimi kriter olarak kabul ettiklerini iddia etmişlerdir. Bu yüzden bu kitapta bu fikirleri ele alıp, bu fikirlerden hangisinin doğru olduğunu ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu üç görüş şöyledir:
    1) Tek Tanrıcılık : Tek bir Allah vardır. Maddeyi yaratan, bu muhteşem Evren'i, canlı-cansız her şeyi ile yaratan O'dur.
    2) Ateist Materyalizm : Madde sonsuzdan beri vardır. Herşey tesadüflerin arka arkaya gelmesi ile bu maddeden oluşur.
    3) Agnostisizm, şüphecilik : İki görüşten hangisini doğru olduğunu bilemeyiz. İkisi de doğru olabilir.
    Aslında temelde iki şık vardır. üçüncüsü ise yeni bir görüşten çok iki inançtan hangisinin doğru olduğunun bilinemeyeceğini ifade eder. Bu şıkta yer alanların iddiası maddenin ve diğer varlıkların yaratılıp yaratılmadığının anlaşılamayacağıdır. örneğin David Hume (1711-1776) "Doğal Din üzerine Diyaloglar" adlı eserinde Cleanthes ve Philo'yu karşılıklı konuştururken, Philo'nun sözlerinde agnostik yaklaşımlar ifade edilir. Kant (1724-1804) da "Saf Aklın Eleştirisi" adlı eserinde maddenin yaratılıp yaratılmadığını, insanın yaratılıp yaratılmadığını bilemeyeceğimizi, bunların anlaşılamayacağını söyler. (Kant'ın fikirleri agnostik olmasına rağmen, Kant Tanrı'ya inanırdı. Hume'un diyaloglarında hangi karakterin Hume'un görüşlerini tam yansıttığı tartışma konusu olabilir.)
    BIG BANG HEM ATEİZMİ, HEM AGNOSTİSİZMİ GEÇERSİZ KILMIŞTIR
    Agnostik yaklaşım "Biz bunu anlayamayız." demekle aslında bir iddia sahibi olmaktadır. Eğer "Maddenin başlangıcı vardır." tezi doğrulanırsa "Maddenin başlangıcı yoktur." tezinin yalanlanacağı gibi "Maddenin başlangıcı olup olmadığını anlayamayız." tezi de yıkılacaktır. Böylelikle maddenin başlangıcının ispatı ateizme olduğu kadar agnostisizme (şüpheciliğe, bilinemezciliğe) de bir darbedir. Maddenin başlangıcı ve yaratılışı ortaya konduğunda aslında ateistlerin inançsızlıklarından, agnostiklerin şüpheciliklerinden vazgeçmeleri gerekir. 21Enbiya Suresi-30. ayetteki ifadeyi hatırlarsanız, ayette "Yine de onlar inanmayacak mı?" diye sorulmaktadır. Big-Bang'i tarif eden bir ayette bu ifadenin geçmesi aslında birçok ateistin ve agnostiğin gerekeni yapmayacaklarının işaretidir. Fakat artık agnostiklerin şüpheciliğinin ineği tanrı kabul eden bir Hindu'dan, ateistlerin inkârının ise ateşi tanrı kabul eden bir ateşe tapardan farklı olmadığı, yani felsefelerini salt delilsizlik, salt kuruntu, salt mantıksızlık ve salt bilimdışılık üzerine kurdukları anlaşılmıştır. Artık ateistlerin ve agnostiklerin akılcılık ve bilimsellik iddiaları suya düşmüştür. Hem de daha maddenin yaratılması safhasında... (İleride Kuran'daki mucizevi ayetleri incelerken Evren'de, Evren içi yaratılışlarda ve canlıların yaratılışında bilinçli bir yaratılışın hüküm sürdüğünü ve bunun tersini savunmanın, agnostisizm, septisizm denen şüpheciliğin sadece boş bir kuruntu olduğunu göreceğiz.)
    Bazı materyalist bilim adamları Big-Bang'in ispatından sonra yaratılışı kabul etmeye mecbur olduklarını itiraf etmek zorunda kalmışlardır. örneğin İngiliz materyalist fizikçi H.P. Lipson, Big Bang teorisini ister istemez kabul etmek zorunda olduklarını şöyle itiraf etmiştir: "Bence, bu noktadan daha da ileri gitmek ve tek kabul edilebilir açıklamanın yaratılış olduğunu onaylamak zorundayız. Bunun ben dahil çoğu fizikçi için son derece itici olduğunun farkındayım, ama eğer deneysel kanıtlar bir teoriyi destekliyorsa, bu teoriyi sırf hoşumuza gitmediği için reddetmemeliyiz."
    BIG BANG'TEN ÖNCE
    David Darling "Deep Time(Derin Zaman)" adlı kitabının başlangıç bölümünde Big Bang'i öncesinden alıp şöyle tarif eder: "Zaman yoktu, Uzay yoktu...Madde ve enerji de yoktu... Hiçbir şey yoktu...En küçük bir nokta, boşluk bile yoktu. Bu yokluktan küçücük, olağanüstü küçüklükte bir kıpırtı belirdi... Ufacık bir titreme... Hafif bir dalgalanma, belli belirsiz bir gir-dap...Bu kozmik kutunun kapağı açıldı ve altından yaratılış mucizesinin filizleri belirdi..."
    Colarado üniversitesi'nden Gerrit L. Vershuur ise "Starscapes" adlı kitabında tüm diğer tezlere karşı dinin tezinin doğru çıktığını şu cümleleriyle ifade eder: " Big Bang teorisi, dini inançların gösterdiği, Dünya'nın ve gökyüzünün yaratılmış olduğu gerçeği ile uygunluk göstermektedir. Bu astronominin dinle beraber olduğunun sürprizli bir sonucudur."
    Zamanın maddeye, maddenin hareketlerine göre var olduğu anlaşılmıştır. Big Bang'ten önce madde ve maddenin hareketi söz konusu olmadığına göre Big-Bang'ten önce zaman da söz konusu değildir. Big Bang ile beraber madde de, zaman da yaratılmıştır. Zaten bunlardan biri diğerine bağımlıdır. Oxford üniversitesi'nden Roger Penrose, Stephen Hawking ile beraber yaptıkları çalışmalarda zamanın Evren'in başlangıcı ile başladığını matematiksel olarak da ispatladılar. Big-Bang teorisi ateistlerin "Evren yaratılmış olsaydı başlangıcı olması gerekirdi." diye kendilerinin de ileri sürdükleri anın varlığını ispat etmiştir. Kısacası ateizm bilim, mantık ve akıl platformunda çökmüştür, fakat inada, kuruntuya ve keyfiliğe dayanarak devam etmektedir.
    Mantığın temel kuralları açısından sadece iki tane tez varsa, birinin yanlışlığının ispatı diğer tezin doğrulanması demektir. Ateizmin madde sonsuzdan beri vardır tezi yalanlanınca, maddenin yaratılışını kabul etmek otomatikman geçerli olmakta, böylece ateizmin de, bu konu çözülemez diyenlerin de yanıldığı ortaya çıkmaktadır. Bu açık delillere karşın yaratılışı inkâr etmek gerçeğe karşı yapılan bir zulümdür ve inattır.
    Hayır, o kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde apaçık delillerdir. Bizim delillerimizi zalimlerden başkası inkâr etmez.
    29-Ankebut Suresi 49
    BIG BANG'İN ÖĞRETTİKLERİ
    Big Bang teorisi her şeyden önce Evren'in ve zamanın bir başı olduğunu, maddenin sonsuzdan beri var olmadığını, maddenin yaratıldığını bize öğretti. Böylece materyalistlerin, ateistlerin tarih boyunca savundukları Evren'in sonsuzdan beri var olduğu fikri çürütüldü.

    Big Bang, Evren'in yaratıcısı olduğunu gösterdiği gibi, Evren'in yaratıcısının Evren'in içinde arandığı, Evren'in, Güneş'inin, Ay'ının, dağının ayrı tanrılara paylaştırıldığı ilkel fikirlerin yanlışlığını da gösterdi. Big Bang ile ilk birleşimi yaratan kim ise, her şeyi yaratanın o olduğu, Evren'i ayrı güçlerin değil, tek bir gücün yönettiği anlaşıldı. Evren tek bir noktadan başlamıştı, o ilk noktanın sahibi kimse, insanın da, nehirlerin de, yıldızların da, kelebeklerin de, süpernovaların da, renklerin de, acının da, mutluluğun da, müziğin de, estetiğin de sahibi O'ydu. Herşey, “birde” ayrıldığına göre, o “birin” sahibi, her şeyin sahibidir.
    Big Bang ile, putlaştırılan maddenin, hem de tüm Evren'in maddesinin başta tek bir nokta kadar değersiz olduğu anlaşılır. Böylece bu değersiz noktadan insanların, hayvanların, bitkilerin, muhteşem renkleriyle Evren'in çıktığını görenler, kabiliyetin bu noktada değil, bu nok-tanın Yaratıcısında olduğunu anlarlar. Gözünüzü kapatıp, karanlığı bile barındırmayan yokluğu bir düşünün, sonra etrafınızdaki ağaçlara, denizlere, gökyüzüne, aynadaki görüntünüze, yiyeceklere, sanat eserlerine bir bakın. Tüm bu muhteşem eserler nasıl karanlıktan, yokluktaki tek bir noktadan kendi kendine çıkabilir? İyice düşünenler için yaratılış hem matematiksel incelikle, hem sanatsal estetikle kendini göstermektedir. Evren'in genişleme hızı o kadar kritik bir nok-tadadır ki; Big Bang'ten sonraki birinci saniyede bu oran bir bilim adamının ifadesine göre: "Yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı Evren şimdiki durumuna gelmeden içine çöker, tek noktaya dönerdi." Aynı şekilde Evren'in madde miktarı biraz daha az olsaydı Evren gezegenlerin oluşamayacağı şekilde dağılacaktı. Evren'in ilk yaratılış anında tek birleşimin parçalanışında uygulanan kuvvet hem çok büyüktür, hem de çok ince tasarlanmıştır. Aynı şekilde, oluşan madde miktarı da çok ince bir şekilde tasarlanmıştır. Görüldüğü gibi her şey Evren'imizin var olacağı tarzda bir amaca göre Yaratıcımız tarafından ince bir şekilde yaratılmıştır. Tüm bu oluşumlar Yaratıcımızın kuvvetinin sonsuzluğunu, her şeyi en ince ayrıntısıyla planladığını, mükemmel bir şekilde her şeyi oluşturduğunu inattan körelmiş gözlere göstermektedir. Ayrıca tüm bu oluşumlar göstermektedir ki; bu Evren'in Yaratıcısı için zorluk kavramı yoktur, o isteyince her şey olur, onun sadece "Ol" demesi yeterlidir.

  2. #2
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    Özenle oluşturulmuş yollara(yörüngelere) sahip Evren'e (Göğe) andolsun.
    51- Zariyat Suresi 7
    Ayette özenle oluşturulmuş yollar diye çevirdiğimiz ifadenin Arapçası "zatul hubuk"tur. Bu kelimenin kökleri sağlamlığı, sanat eseri olacak şekilde güzelce oluşturulmayı belirtir.
    İlk insan topluluklarından günümüze yıldızların büyüleyici parlaklığı, gökyüzünün eşsiz tablosu insanların dikkatini çekmiş, bu mükemmel görüntü insanları derinden etkilemiştir. Tarihteki birçok şiir, birçok yazı, gökyüzünün insan benliğinde oluşturduğu olağanüstü güzellik hissinin delilidir. Güneş'in hergün doğup batması, Ay'ın şekil değiştirmesine karşılık gökyüzündeki yıldızlar, değişmeyen Evren izlenimini güçlü bir şekilde vermektedir. çıplak gözle Evren'in yörüngelerle dolu olduğunu anlamak mümkün değildir. Geceleyin gökyüzüne baktığımızda dakikada binlerce kilometre hızla hareket eden yıldızlar bile bize hiç hareket etmiyorlarmış gibi gözükür. Evren'de bilinen tüm yıldızların, tüm cisimlerin hareket ettiği, ayetin ifade ettiği şekilde Evren'in yörüngelerle dolu olduğu teleskobun bulunması ve bilimin gelişmeleri sayesinde anlaşılmıştır.

    Evren'de 100 milyarın üzerinde galaksi olduğu bilinmektedir. Her galakside 100 milyondan fazla Güneş'imiz gibi yıldız bulunmaktadır. Bu yıldızların kimisi Güneş'imizden çok daha büyük, kimisi ise daha küçüktür. Güneşimiz orta boy bir yıldızdır. Bu yıldızların Dünya'mız gibi birçok gezegeni, bu gezegenlerin ise Ay gibi birçok uydusu vardır. Tüm bunlar tek bir nok-tanın ayrılmasıyla oluşmuşlardır. Tek noktadan ayrılan tüm bu yıldızların, gezegenlerin, uydu-ların ise kendilerine özel yörüngeleri vardır. Allah, gücünün, kudretinin sonsuzluğunu tüm bu oluşumlarda göstermektedir. Allah, her şeyi çok basit bir noktadan başlatarak, becerinin noktada değil kendisinde olduğunu gösterirken, bu noktadan olağanüstü yüksek sayıdaki gök cismini yörüngeleriyle yaratarak, kudretinin sonsuzluğunu ve yaratmada her şeyin kendisine kolay olduğunu, kendisi için zorluk diye bir kavramın olmadığını göstermektedir. Tüm bu gök cisimlerinin her biri kendi yörüngesinde hareket etmektedir ve Evren'in her saniyedeki durumu bir önceki saniyeden farklıdır. Uzay'ın genişlemesiyle ortaya çıkan bu farklılık, aynı zamanda her yıldızın, her gezegenin, her uydunun kendine özgü yörüngede hareketiyle oluşmaktadır. Evren'in her anı birbirinden farklı bir andır, her yıldızın her anı birbirinden farklı bir andır, her gezegenin, her uydununki de...
    HAREKET DELİLİ
    Kainatta var olan hareket, tarih boyunca birçok düşünürün dikkatini çekmiştir. Platon hareketin kaynağının bilinçli bir Yaratıcı olduğunu söylemiş, Evren'i yöneten bilgi ve iyilik sahibi Yaratıcının varlığıyla Evren'i izah etmiştir. Aristo'nun hareketten yola çıkarak Allah'ın varlığını ispatı ise Platon'un izahına göre daha ön planda olmuştur. Aristo tüm hareketin en son noktada hareket etmeyen bir hareket ettiriciye dayanması gerektiğini söylemiş, ezeli olan Yaratıcıyı ilk hareket ettirici noktasından delillendirmiştir. İslam aleminden Farabi de ilk hareket ettiricinin tüm varlığın kaynağı olduğunu, kendisi değişmeden, değişimleri meydana getirdiğini açıklamıştır. İslam aleminin felsefi-dini cemaati İhvanı Safa(Temiz kardeşler) 10. yüzyılda yaşamış ve ansiklopedi kapsamında eserler vermişlerdir. Bu eserlerinde İhvanı Safa da Evren'deki hareketin altını çizerler ve alemin yokluktan varlığa çıkışından, alemin düzeni ve dev***** kadar hep hareketin gözlendiğini, bunun da hareketin başlatıcısı ve sürdürücüsü Allah'ın varlığına delil olduğunu söylerler. Hıristiyan aleminden Thomas Aquinas gibi birçok düşünür de Evren'de var olan hareketleri Allah'ın varlığının bir delili olarak görmektedirler.
    Hareket delili açısından bakıldığında, Evren'de var olan hareketin sadece Güneş sistemimizde veya üç-beş yıldızda değil tüm Evren'de var olduğunun keşfi, hareketi yaratan Allah'ın kudretinin sınırsızlığının anlaşılması açısından da çok önemli bir bilgidir. Ayetin mucizevi bir şekilde Evren'deki yörüngelere dikkat çekmesi bu açıdan çok anlamlıdır. Tüm galaksiler galaksi olarak hareket ederken, bu galaksilerin yıldızları kendi yolunda giderken, gezegenler elips yörüngelerinde yıldızların çevresinde, uydular da gezegenlerin etrafında hareket ederler. Eğer hareket maddeye içkin bir şekilde yaratılmasa ne koltuğumuzda oturup kahvemizi içerken televizyon seyredebilirdik, ne kahve, ne televizyon, ne Güneş'imiz, ne Dünya'mız, ne de biz var olabilirdik. Tüm bu oluşumlar hareketin gerçekleşebileceği Evren'in ve harekete uygun bir şekilde maddenin yaratılıp maddeye hareket kabiliyeti verilmesiyledir. Yıldızların yörüngelerinde hareketi, gezegenlerin yıldızlar çevresinde hareketlerinin var olması; bizim mümkün olmamızı ve televizyon karşısında içtiğimiz kahvenin mümkün olmasını sağlamıştır. Sayısız sonuçların oluşmasını mümkün kılan hareketin var olması ve Evren'in en makro birimleri olan galaksilerden en mikro birimleri atomlara Evren'de var olan hareketin Allah'ın kadar özenli, düzenli, mükemmel hareketlerin varlığının delili olduğunu bir çok felsefeci söylemiştir. Resimde görülen Thomas gözlemlenmesi, Evren'in sahibi Allah'ın kudretini Aquinas bunlardan biridir. anlamak isteyenlere haykırmaktadır. Bu haykırışı duymayanlar elbette olacaktır. Evren'deki yörüngelere dikkat çeken Zariyat Suresi'nin 7. ayetinin arkasından inkârcıların çelişkili sözlerine ve gerçeğe sırtlarını dönmelerine dikkat çeken 8. ve 9. ayetleri şöyledir:
    8- Siz gerçekten çelişkili sözler içindesiniz.
    9- O'ndan çevrilen, çevrilir.
    51- Zariyat Suresi 8-9
    __________________

  3. #3
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    Ve Evren'i (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz.
    51 Zariyat Suresi 47
    Ayette "Evren, gök" diye çevirdiğimiz kelime Arapça "sema" kelimesidir. Bu kelime aynı Türkçe'deki "gök" kelimesi gibi hem Evren'i, hem Dünya'nın tavanını ifade eder. Yeryüzünün üstünün tümü "sema" diye adlandırılır.
    Evren sonsuz mudur? Yoksa Evren sınırlarla çevrili durağan-sonlu bir yapıda mıdır ? İşte size insanlığın büyük dehalarının tarihin en başından beri en hararetli tartıştıkları konulardan biri.
    Diyebiliriz ki insanlık tarihinde çok az konu bu kadar hararetle tartışılmış ve tüm uğraşlara rağmen bu konuda işin içinden çıkılamamıştır. İlk önce felsefenin içinde, daha sonra ise felsefeden bağımsızlığını ilan eden fizikte, Evren'in sınırlarının sonsuz olup olmadığı tartışılmıştır. Tarihin en parlak simalarının bir kısmı Evren'in sonsuz olduğunu, buna karşın birçok ünlü düşünür de Evren'in sınırlarla çevrili bir şekilde sonlu olduğunu söylemiştir. Oysa Kuran bu iki görüşün dışında sürekli genişleyen dinamik bir Evren modeli çizmiştir. Kuran'ın çizdiği model, Evren'in her an bir sonu olmakla sonsuz Evren modelinden, sürekli genişlemekle ise durağan sınırlı Evren modelinden ayrılmaktadır. Böylece insanlığın bu en büyük tartışmasında Kuran tüm düşünürlerin dışında üçüncü bir modeli tarif etmiştir.
    İşte Kuran'ın Allah tarafından indirilip indirilmediğini anlamak isteyenler için bir test imkanı. Bir tarafta ne felsefe, ne fizikle uğraşmış çöldeki Muhammed. Diğer tarafta felsefenin, fiziğin ünlü düşünürlerinin iddiaları. İşte Aristo, işte Ptolemy, işte Giordano Bruno, işte Telesio Patrizzi, işte Galieo Galilei, işte Isaac Newton... Dünya tarihinin bu en büyük dehaları gözlemleriyle, formülsel uğraşlarıyla Evren'in sınırlı, sonlu veya sonsuz olduğunu iddia etmişler, fakat hiçbiri genişleyen dinamik Evren modelini çizememişlerdir. Ancak 20. yüzyılda Edwin Hubble'ın gelişmiş teleskobuyla gözlemleri, tüm yıldız kümelerinin hızla birbirlerinden uzaklaştığını tespit etmiş, böylece genişleyen dinamik Evren modeli doğrulanmıştır.
    Evren'in genişlediği ilk kez 1900'lü yıllarda ortaya atılmıştır. 1900'lü yıllardan önce Kuran dışında bu iddiayı ortaya koyan tek bir kaynak bile yoktur. Tek bir kaynak bile!..
    MUHAMMED'İN ÇÖLDE SAKLADIĞI TELESKOP
    Kuran'ın Allah tarafından indirildiğini inkâr edenler, Muhammed Peygamber'in Kuran'ı uydurduğunu söylemektedirler. Peki bunu söyleyenler Muhammed Peygamber'in Evren'in genişlediğini, 1900'lü yıllardan önce bilen Dünya tarihindeki tek kişi olmasını nasıl açıklayacaklar? Acaba Muhammed Peygamber 1900'lü yıllarda yapılmış olan teleskobun bir benzerini 600'lü yıllarda icat etmişti de, bu teleskobu kumlar altında mı gizliyordu? Acaba Muhammed Peygamber teleskobu kullanmayı, yıldızların hareketlerini yorumlayacak astrolojik bilgiyi biliyordu da, bunu insanlardan mı saklıyordu? Eğer Muhammed Peygamber deli olduğu için Peygamber olduğunu iddia etti denirse; bu nasıl bir deliliktir ki kendi döneminin insanlarının hiçbirinin bilmediği ve bilmesine imkan olmayan, kendisinden 1300 yıl sonra ancak anlaşılacak olan bir gerçeği biliyordu? Eğer Muhammed Peygamber kendi menfaatleri için dini uydurdu denirse; bu nasıl bir menfaat uydurmadır ki bu kişinin uydurdukları ancak 1300 yıl sonra tam anlaşılıyor; fakat kendi döneminde bu ayeti söylemesi kendisine hiçbir menfaat sağlamıyor, hatta gözleriyle Evren'in genişlediğini fark edemeyen düşmanlarına belki koz bile vermiş oluyordu. Menfaat için hareket eden kişi, kendi yaşarken kendisine faydası olmayan, hatta kendi döneminde anlaşılmadığı için eleştirilmesine yol açacak bir şeyi söyler mi? Eğer tüm bu gerçeklere karşın hâlâ bir kişi "Muhammed Peygamber kendi aklıyla bunu bildi" derse; bu nasıl bir akıldır ki kimsenin bilemediğini biliyor fakat bunları kendi bildiğini kabul edeceğine, Allah bana bildirdi diye yalan söylüyor! Toplu iğneyi bulan bir kişi bile bu buluşuyla övünme eğilimindeyken, Muhammed Peygamber niye aklıyla övünmüyor da "Bu (Kuran) benden değildir, bu Allah'tandır." diyor. Tevazudan mı? Bir yandan Peygamber olduğunu söylerken inanılamayan, yalancılıkla itham edilen, böylece ahlâken düşük bir mertebede gösterilen kişiyi, tevazu sahibi diye mi yüceltecekler? Evet inkâr etmekte ısrar edenlere bir soru da biz soralım: “Siz neyi savunduğunuzun, ne dediğinizin farkında mısınız?”
    EVRENİN GENİŞLEDİĞİ NASIL ANLAŞILDI?
    Büyük deha Newton'un fiziğinde bir eksik vardı. Newton, sonsuz genişlikte ve değişmeyen bir Evren modeline inanıyordu. Newton'un yerçekimi yasaları bir sorunla karşılaşıyordu. Nasıl oluyordu da Evren'in başlangıcından beri geçen çok uzun zaman sürecinde tüm madde birbirini çekip tek bir bileşime dönüşmüyordu? Oysa Einstein'ın Newton'dan sonra ortaya koyduğu formüllerde kütlenin varlığıyla zaman ve mekan değişiyordu.

    Bilimsel platformda Evren'in genişlediğini ilk kez Lemaitre ortaya attı. Resimde Lemaitre ve Einstein birarada görülüyor.
    Einstein'ın formüllerinden yola çıkan Rus fizikçi Alexander Friedmann en ufak bir etkide Evren'in genişleyeceğini veya daralacağını keşfetti. Bu keşfin değerini anlayıp Evren'in genişlemekte olduğunu ise açıkça, iddialı bir şekilde ilk savunan, Belçikalı papaz ve bilim adamı Georges Lemaitre oldu. Lemaitre, Evren'in genişlemesini geri sardığımızda Evren'in tek bir birleşimden patlayarak oluştuğunu, daha sonra Evren'in genişlediğini; bir meşe palamadundan bir meşe ağacının büyümesi gibi Evren'in bu tek atomdan ortaya çıktığını söyledi. Bu o kadar inanılmaz gözüküyordu ki, başta bu iddiaya kendi formüllerinden ulaşılan Einstein bile inanamadı. Lemaitre'nin fizikten pek anlamadığını söyleyerek, Evren'in sonsuz genişlikte ve değişmez olduğunu söyledi.
    İlk başta, Evren'in genişlediği kuramsal olarak ortaya konmuştu. Hiçbir felsefecinin tarihin uzun zaman diliminde ortaya koyamadığı bir açıklama, Kant gibi bir felsefecinin "Saf Aklın Eleştirisi" eserinde, zihinsel çatışkılardan (zihnin çözemeyeceği sorunlardan) biri olarak gördüğü ve "Zihin bu sorunu çözemez" dediği konuda ortaya konmuştu. Bu kuram her şeye uyuyor ve Evren'in neden yerçekimine rağmen çökmediğini açıklayarak Newton ve Einstein formüllerinin bir birleşimini veriyordu. Alternatifi yoktu. Doğru anahtarın kendi kilidine uyması gibi, doğru açıklama Evren'sel tabloya uymuştu. Fakat bilim dünyasında ilk defa duyulan bu açıklama klasik tepkiyle karşılaşmıştı: Hayır, olamaz!
    Aynı yıllarda Amerikalı astronom Hubble, tüm bu kuramsal tartışmaların dışında, Mount Wilson gözlemevinde son derece gelişmiş teleskobu ile gözlemler yapıyordu. Hubble tüm galaksilerin birbirinden uzaklaştığını, böylece Evren'in genişlediğini gözlemsel olarak buldu. Böylece görmediğimize inana-mayız diyenlere Hubble; "Gördüğünüze inanmalısınız" dercesine genişlemeyi ispatladı. (Hubble bu tespitini Doppler etkisiyle yaptı. Buna göre uzaklaşan cisimlerin dalga boyları ışık dalgalarının spektrumunda uzar; böylece kırmızıya kayar, cisimler yaklaşıyor ise dalga boyu kısalır, böylece maviye kayar.) Tüm galaksilerden gelen ışığın, spektrumda kırmızıya kayması, tüm galaksilerin uzaklaştığını gösteriyordu. Hubble bu gözlemiyle beraber çarpıcı bir yasa da buldu, galaksilerin uzaklaşma hızları, galaksiler arasındaki uzaklıkla doğru orantılıydı. Galaksi ne kadar uzakta ise, o kadar hızlı uzaklaşıyordu. Bu sonuç tekrar tekrar test edildi. 1950'de ABD'de Mount Palamar'da Dünya'nın en büyük teleskobu inşa edildi. Tüm testler, yeniden kontroller hep bu gözlemi doğruladı. Hatta ölçümler yapılıp Evren'in ilk yaratılış anının yaklaşık 10-15 milyar yıl önce olduğu iddia edildi.
    Hubble'ın çalışmalarıyla Einstein da, Lemaitre de ilgileniyordu. Daha önce Lemaitre'ın görüşlerine katılmayan Einstein, bir konferansta Lemaitre'e haklı olduğunu beyan etti. Bu düşünceye inanmamasına yol açan görüşlerinin hayatının en büyük hatası olduğunu itiraf etti. Böylece Evren'in dinamik, sürekli genişleyen yapısı gözlemlerle doğrulanmış bir şekilde anlaşıldı, dönemin en büyük fizikçisi Einstein da bu sonucu kabul etti.

    Edvin HUBBLE teleskobuyla gözlem yaparken.
    Hubble'ın ve Lemaitre'ın örneklerinde bir fizikçinin gerek kuramsal, gerek gözlemsel yolla bir sonuca ulaştıklarında o sonucu nasıl sunduklarını görüyoruz. Lemaitre kuramsal olarak ulaştığı sonuca dayanak olarak Einstein'ın formüllerinden nasıl çıkarım yaptığını gösterirken, Hubble yaptığı gözlemlerin verilerini ve sonuçlarını sunmaktadır. Böylece fizikçilerin vardığı sonuç bir kitap dolusu altyapıyla bir arada ortaya konmaktadır. Fizik kural-larının Yaratıcısı tarihteki en büyük tartışmalarından birinin cevabını Kuran'da vermektedir. Kuran, bilim adamlarından farklı olarak doğrudan sonucu verir, bu sonuca gidiş yolları, bu sonuca nasıl ulaşıldığı önemli değildir. çünkü bu bilgiyi veren bu araçları kullanmadan bu bilgiyi bilmektedir. Evet, Kuran doğrudan sonucu verir. çok emin, çok kısa, çok net, çok açık bir şekilde.
    Herhangi birimiz Evren'e üstten bakma şansına sahip olsaydık ve biri bize "Evren'i tarif et" deseydi, herhalde ilk söyleyeceğimiz şeylerden biri Evren'in genişlediği olurdu. Ancak bilimsel birikim ve gelişmiş teleskoplarla farkedebildiğimiz bu gerçeği, Kuran'ın 1400 yıl önce söylemesi ne müthiş bir olaydır. Bazıları "Hz. İsa körleri iyileştirecek şekilde mucizeler gösterdiyse, niye çevresindeki herkes iman etmedi?" diye sormaktadır. İşte dine bilimle karşı çıkılmaya çalışıldığı bir ortamda, Kuran, bilimin en zor birkaç sorusundan birine bir cevap vermekte ve tarihte bu cevabın aynısına rastlanmamaktadır. Gelişmiş teleskopların icadıyla yapılan gözlemler Kuran'ı doğrulamakta, Kuran'ın bu mucizesinin benzerini hiç kimse gösterememekte, fakat inanmaya niyetli olmayanlar yine inanmamaktadır. Zaten Kuran bazı insanların hangi mucizeyi görürlerse görsünler inanmayacaklarını belirterek insan psikolojisinin bu yönünü açıklamada da mucize göstermiştir. Sanırız bu örneği gören kişi, İsa'nın ve diğer Peygamberlerin gösterdiği mucizelere karşı kendilerine niye inanılmadığını anlayacaktır. Mucizelerin şekli, zamana göre değişmekte, fakat, hep açık arayan, gerçeği bulmaya çalışmak yerine, ben nasıl inkâr ederim diye düşünen bazı insan tipleri hiç değişmemektedir.
    MADDENİN KÖKENİNDE KUVVET OLMASI
    Evren'in genişlediğini söyleyen ayetin başında Evren'in kuvvetle yaratıldığı açıklan-maktadır. Bu ayette "kuvvet" diye çevirdiğimiz kelime "Eyd" kelimesi olup "yed" kökünden gelir ve "el" anl***** geldiği gibi, Kuran'ın birçok yerinde "kuvvet" anlamında da kullanılır. örneğin aynı kelime 38-Sad Suresi-17. ayette geçer ve "...Davud'u, kuvvet verdiğimiz kulumuzu hatırla..." diye bu ayet tercüme edilir. Ayetin kuvvete dikkat çekmesinin önemli bir nok-tayı vurgulama olasılığı vardır (Kuran'daki bilimsel mucizelerin bazısı açıkça söylenerek gerçekleşmektedir. Evren'in genişlediğinin söylenmesi gibi... Bazı bilimsel mucizeler ise işaretle belirtilmişlerdir ki, bu mucizelere ancak yorumla varılabilir. Biz kitabımızda açık gördüğümüz bir çok mucizeyi seçerek açıklıyoruz. Fakat yorumla çıkabilecek bazı mucizeleri ise ana bir başlık açmadan, bir alt başlıkla, bu şekilde dikkatlerinize sunmak istiyoruz). Bu "kuvvet" bir atomun çekirdeğine kuvvet veya gücün yığıldığı veya çekirdeğin bu güç ve kuvvetin üzerine inşa edildiği gerçeğine denk gelmektedir. Einstein'ın E=mc2 şeklinde formüle ettiği denklem, tüm Evren'in kuvvet üzerine bina edildiğini göstermektedir (Enerji = Kütle x Işık Hızının karesi). Bu formül belki de fiziğin en önemli formulüdür. Stephen Hawking satış rekorları kıran kitabı "Zamanın Kısa Tarihi"nde matematiksel denklemler kullanmaktan kaçınmış fakat bir tek Einstein'ın bu formulünü kullanmıştır. Bu formülle kütle veya maddenin, enerjinin bir biçimi olduğu, maddenin enerjiye dönüşebilirliği ortaya konmuştur. Böylece madde ile kuvvetin ayrımı yerine, maddenin kuvvet olarak tarifi mümkün olmaktadır. Buradan da Evren'deki maddenin kuvvet ile yaratıldığının söylenmesinin ne kadar önemli fiziksel bir gerçekliğe işaret ettiği anlaşılabilir. Güneş'ten sayısız galaksilere, süpernovalara kadar her şey aslında kuvvetten oluşmuştur.
    Büyük Patlamadan sonra bu kadar çok maddenin, yerçekimi kuvvetinin etkisiyle birbirinin üzerine kapanmadan, bu kadar geniş bir alanda, bu kadar büyük bir hızla birbirinden uzaklaşması, Büyük Patlama'da uygulanan kuvvetin olağanüstülüğünü göstermektedir. Bu kuvvet sayesinde Evren genişlemekte ve madde birbirini çekip yeniden kapanmaktan kurtulmaktadır. Bu kuvvet hem çok büyüktür, hem de Allah'ın üstün bilgisiyle çok ince bir şekilde ayarlanmıştır. Bu kuvvet eğer daha zayıf olsaydı gezegenler oluşmadan madde birbirini çekerek kapanacak ve ne galaksiler, ne dünyamız, ne de hayat oluşacaktı. Eğer patlamada uygulanan kuvvet daha şiddetli olsaydı; madde o kadar büyük bir alana yayılacaktı ki, yine ne galaksiler, ne dünyamız, ne de hayat olacaktı. Bir fizikçinin çok güzel bir benzetmesine göre; bu patla-manın galaksilerin, dünyamızın, hayatın oluşacağı şekilde ayarlanmasının olasılığı; bir kurşun kalemi havaya attığımızda, sivri ucu üzerinde durması kadar bile değildir. Allah, bu patlamayla hem kudretinin büyüklüğünü, hem kendisinin bilinçli olarak ilk andan itibaren nasıl her şeyi ayarladığını göstermekte, ayrıca mesajı Kuran'da bu oluşumları anlatarak Kuran'ın kendi mesajı olduğunu da ispat etmektedir.

    Böylece Kuran tek bir ayette, 1900'lü yıllardan önce Evren'in genişlediğini söyleyen tek kitap olma mucizesini göstermekte, aynı zamanda aynı ayetle maddenin kuvvetle yaratıldığına da işaret ederek büyük mucizesini daha da güçlendirmektedir.
    E=mc2 formülünden, ışığın hızının büyüklüğünden dolayı atomun içinde depolanmış olağanüstü enerjinin varlığı anlaşılmış ve atom santrallerinden, atom bombalarına kadar yeni buluşlar bu formulün mantığına dayanılarak yapılmıştır. Einstein'a kadar düşünürler maddeyi hareketsiz ve hareketi ise bu hareketsiz maddenin bir tür itme sağlayarak neden olduğu bir etkinlik olarak görmüşlerdir. Leibniz (1646-1716), Allah'ın hareketi maddeye içkin yarattığını (hareketin maddenin iç yapısından kaynaklandığını) söyleyerek maddenin enerjiye indirgenebilir olduğu fikrine yaklaşmıştır; ama bilim dünyasında bu buluşun tam anlamıyla ortaya konuşu formulüyle Einstein'a aittir.
    KURAN'DA BİZ İFADESİNİN KULLANILMASININ SEBEBİ
    Bu bölümde incelediğimiz ayetteki "Biz" ifadesinin neden kullanıldığını açıklamakta fayda görüyoruz. Arapça'nın bu konudaki dil özelliği bilinmediği için sorularla karşılaşıyoruz. Kuran'da Allah kendisi için birinci çoğul şahıs olarak "Biz" ifadesini de, birinci tekil şahıs olarak "Ben" ifadesini de kullanır. Bu Arapça'nın dil özelliğinden kaynaklanır. Arapça'da ve başka bazı dillerde de azamet, yücelik ifadesi olarak bazen bir kişi kendisi için birinci çoğul şahıs olarak "Biz" ifadesini kullanır. Nitekim gerek Türkçe'mizde, gerek başka dillerde karşımızda tekil şahıs varken yücelik, saygı ifadesi olarak ikinci tekil şahıs olan "Sen" yerine "Siz" demekteyiz. Türkçe'de tekil olarak yaptıklarımız için de bazen birinci çoğul olarak "Biz" ifadesini kullanırız, fakat bu karşımızdaki tekil şahıs için çoğul olan "Siz" ifadesini kullan-mamız kadar yaygın değildir.
    Kısacası, Allah tevazu yapmaz, tevazu insanlara yaraşır, Allah için değildir. Allah azametini, yüceliğini, saygınlığını belirtmek için bu ifadeyi kullanır. Kuran Arapça inmiş bir kitaptır, bu yüzden Kuran'da Arapça dil özellikleri, Arapça deyimler bulunur. Allah'ın tekliği tüm Kuran'ın en temel mesajıdır ve Kuran'ın yüzlerce ayetiyle apaçıktır.
    Bir noktayı daha belirtmek istiyoruz: Kuran'da Allah kendisinden birinci şahıs olarak bahsederken hem tekil "Ben" ifadesini, hem azamet, yücelik, saygınlık belirtisi olarak çoğul olan "Biz" ifadesini kullanır. Fakat Allah'tan ikinci şahıs olarak bahsedildiğinde hep ikinci tekil "Sen" ifadesi geçer, hiçbir zaman ikinci çoğul olarak "Siz" ifadesi geçmez veya Allah'tan üçüncü şahıs olarak bahsedildiğinde hep üçüncü tekil "O" ifadesi geçer, hiçbir zaman üçüncü çoğul "Onlar" ifadesi kullanılmaz. Oysa Kuran'da binlerce defa Allah'tan ikinci veya üçüncü şahıs olarak bahsedilmiştir, bunların biri bile ikinci çoğul veya üçüncü çoğul şahıs değildir. Bu da başta dediğimiz gibi; bu ifadenin Arapça'nın dil özelliğinden olduğunu gösterir.
    MİLLİYETÇİ FORUM
    Konu Server Bedii tarafından (22-10-2009 Saat 06:57 PM ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    KARADELİKLER: BÜYÜK BİR YEMİN
    75 Hayır, yıldızların düştükleri yere (mevkilerine) yemin ederim.

    76 Eğer bilirseniz, gerçekten bu büyük bir yemindir.

    56 Vakıa Suresi 75-76

    75. ayette yıldızların düştükleri yerler diye tercüme ettiğimiz "düştükleri yeri" deyimi,Arapça'da "mevki" kelimesiyle ifade edilmektedir. Aynı kelime 18. Kehf Suresi 53. ayette de geçer ve orada da suçluların cehenneme düşmesindeki "düşmeyi" ifade etmek için kullanılır. Bu kelimenin kökü Arapça "Vakaa"dır ve Kuran'da düşmek, vaki olmak, gerçekleşmek anlamlarında kullanılır.

    Yıldızlar bünyelerinde hidrojen bombaları patlatarak yaşar. Bu patlamalarda bir kısım madde enerjiye dönüşür ve çok büyük bir sıcaklık açığa çıkar. İki milyon kilo kömürü yakarak elde edeceğiniz enerjinin tamamını sadece bir gram maddeyi enerjiye dönüştürerek elde edebilirsiniz. örneğin orta boy bir yıldız olan Güneş'imizde her saniye dört milyar kilo madde enerjiye dönüşür. Yani bir saniye gibi ufak bir zaman diliminde sekiz milyon kere trilyon ton kömüre eşdeğer sıcaklık ortaya çıkar. Bir yıldız bütün maddesinin az bir kısmını yakıt olarak kullanır ve bu yakıt bitince yıldızlar da ölür. Allah'ın canlılar için takdir ettiği doğum ve ölüm yıldızlar için de takdir edilmiştir. Her yıldızın muhakkak bir sonu vardır, Evren'in bir yanında yıldızlar doğarken, diğer tarafta ölen yıldızlar adeta "Biz ölür gideriz, ama bizim Yaratıcımız her zaman vardır, onun yaratışı hep devam etmektedir." demektedirler.

    YILDIZLARIN DÜŞÜŞÜ VE BÜYÜK YEMİN

    Kuran'da birçok varlığın, olayın üzerine yemin edilerek bunlar vurgulanır. Yıldızların düştükleri yerlere de böyle dikkat çekilmekle beraber, ilgili ayetlerde özel bir durum da oluşmuştur. Yıldızların düştükleri yerlere yemin edildikten bir ayet sonra bu yeminin büyük bir yemin olduğunun söylenmesiyle özel durum oluşur. çünkü Kuran'da bu tarzda birçok yemin olmasına rağmen bir tek burada bu yeminin büyüklüğüne dikkat çekilmiştir. Birazdan yakıtını tüketen yıldızların ölümünde ortaya çıkan müthiş sayısal değerleri göreceğiz. Evren'in en büyük sayısal değerlerinden bir kısmının yıldızların ölümünde ortaya çıkması ayette "Eğer bilirseniz, bu gerçekten büyük bir yemindir." denmesinin ne kadar anlamlı ve yerinde olduğunu ortaya koymaktadır.



    Fizikle uğraşan herkes Evrendeki en ilginç olaylardan birinin karadelikler olduğunu bilir. Büyük yıldızlar (Güneşimizin 3 katından daha büyükler) ömürlerini bir karadelik olarak tamamlarlar. Enerjilerini tüketen bu yıldızlar şiddetli bir şekilde büzüşür. çok küçük bir hacme bürünen dev yıldız müthiş bir yoğunluğa ve çekim gücüne sahiptir. Bu çekim gücü o kadar şiddetlidir ki saniyede 300 bin kilometre hızla hareket eden ışık bile bu çekim gücünden kurtulamaz ve karadelikler yakınlarından geçen ışığı bile yutar. Bu çekim gücü bir yıldızın kendi üstüne düşmesi (büzüşmesi) sonucu oluşur; fakat daha sonra birçok gezegen, birçok yıldız da bu şiddetli çekim alanına düşer. Yani karadelikler kendi dışındaki yıldızların da “düşme alanı”, sonu olmaktadır. Teleskopla görülemeyen karadeliklerin varlığı, çevredeki yıldızların maddesini anafor gibi kendi içlerine çekip X ışınları yaymalarından, civarlarındaki her ışını, yıldızı yutmalarından anlaşılabilir. Stephen Hawking'in en meşhur çalışmaları da karadelikler üzerine olanlardır. Stephen Hawking, Hawking Radyasyonu'nu bularak bir karadeliğin hem radyasyon yaymasının, hem de fiziğin enerji yasalarına uymasının mümkün olacağını keşfederek fizik bilimine büyük katkılarda bulunmuştur.

    Yıldızların kendi içlerine çökmesiyle oluşan ve daha sonra diğer yıldızları da çekimleriyle içlerine düşüren müthiş çekim kuvvetine sahip karadelikler Vakıa Suresi'nin 75. ve 76. ayetleriyle tam bir uygunluk göstermektedirler. Kuran'ın indiği dönemde yıldızların sonu, yıldızların son bulup karadeliğe dönüşmeleri ve Evren'in fiziği açısından bunun önemi elbette ki bilinmiyordu. Yıldızların son bulurken karadeliğe dönüşmeleri de, tüm geçirdikleri aşamaları da çok enteresandır.

    Yakıtlarını tüketen yıldızlar birden bire ölmezler, yıldızlar önce büyümeye, şişip kabarmaya başlar. önceleri 15 milyon derece olan sıcaklık yükselerek 100 milyon dereceye varır. Yıldız kırmızı dev veya süper dev olur. Bir süper devin kapladığı alan o kadar büyüktür ki 60 milyon taneden fazla Güneşi içine rahatlıkla alabilir.(Tüm bu sayıların büyüklüğü karadeliğin çekiminin büyüklüğü gibi Vakıa Suresi 76. ayette işaret edilen büyüklüğü çağrıştırmaktadır.)

    Stephen Hawking, Hawking Radyasyonu'nu bularak karadelikler hakkındaki bilgimizin artmasını sağladı.

    Koca kırmızı devlerin bazıları sıkışır ve bir cüce olur çıkar. Bu aşamadaki yıldız, beyaz cüce olur ve insan hacmindeki bir parçasının ağırlığı 10 milyon kiloya gelmektedir. Daha büyük yıldızlar ise nötron yıldızlarına (pulsarlara) dönüşürler. Nötron yıldızlarında madde çok daha yoğundur, burada bir çay kaşığı madde bir milyar ton gelmektedir. Evren'deki tüm bu müthiş gelişmeler her an yaşanırken, biz Dünya'mızda ne müthiş patlamalardan, ne olağanüstü çekimlerden, ne de yüksek ısılı kaynamalardan zarar görmeden yemek yeriz, uyuruz, spor yaparız, koşarız, sohbet ederiz... Kısacası yaşamaktayız, daha doğrusu yaşatılmaktayız. çok mükemmel bir şekilde ve çok ince hesaplarla...

    http://www.mucizeler.com/

    http://www.kuranca.com/

  5. #5
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    Gözden geçirilmesi dileğiyle...

  6. #6
    Tecrübeli Üye
    Üyelik tarihi
    Aug 2010
    Mesaj
    319
    Rep Gücü
    1762

  7. #7

  8. #8
    Tecrübeli Üye
    Üyelik tarihi
    Aug 2010
    Mesaj
    319
    Rep Gücü
    1762

  9. #9
    Acemi Üye Server Bedii - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2009
    Mesaj
    239
    Rep Gücü
    8199
    Sayın Deklem gene başladı mucizeciler derken????????
    biraz göz gezdirdim zamanım olduğunda bakacağım...

  10. #10
    Tecrübeli Üye
    Üyelik tarihi
    Aug 2010
    Mesaj
    319
    Rep Gücü
    1762
    O (Allah) Evren'i (Gökleri) ve yeryüzünü yoktan yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse yalnızca "Ol" der, o da hemen oluverir.
    evreni o yüzden mi 6 günde yarattım diyor.sizin bin yılınız benim bir günüm diyor bir başka ayette.
    yani 6000 yıldamı yaratılmış evreni.birgündede insanı yaratmış.7000 yılmı bütün yaratılma süresi.
    oysa bilim 14milyar yıl diyor evrenin yaşına.

    ayrıca herşeye ol demeyle oluyorsa neden yıllarca uğraşmış yaratmak için.o kadar becerikli değilmi yoksa yaratmada?

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Bazı Adamlar Bazı Kadınları Sevemezler
    selviler Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 05-09-2012, 02:29 AM
  2. Tıbbi Mucizeler
    İnci Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-11-2009, 12:55 AM
  3. Bazı kadınlar bazı erkekler …
    blueice Tarafından Ask ve Sevgi Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 11-05-2009, 02:53 PM
  4. Çişteki Mucizeler
    SOSYALİST Tarafından Alternatif Tıp Foruma
    Yorum: 13
    Son mesaj: 18-03-2009, 01:04 PM
  5. Yasayan Mucizeler
    YukseLL Tarafından Dini Hikayeler Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 02-11-2006, 11:52 AM
Yukarı Çık