Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3

Gayb!

islam (Müslümanlık) Kategorisinde ve Kuran-ı Kerim Forumunda Bulunan Gayb! Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Selam! Gayb hakkinda bugun okudugum bu yaziyi sizlerle paylasmak istedim. Gayb kavramı sahih bir İslami inanç için doğru anlaşılması ve ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Gayb!

    Selam!
    Gayb hakkinda bugun okudugum bu yaziyi sizlerle paylasmak istedim.

    Gayb kavramı sahih bir İslami inanç için doğru anlaşılması ve kavranması gereken önemli bir kavramdır. Yazı konuya Kurani bir perspektif sunmaktadır.

    Gayb, kelime manası itibariyle 'Görülmeyen, Bilinmeyen, haberdâr olunmayan' anlamındadır. Bu en geniş manası ile görülmeyen, bilinmeyen, haberdâr olunmayan veya olunamayan manasındaki gayb daha özel olarak görülebileceği halde görülmeyeni, bilinebileceği halde bilinmeyeni haberdâr olunabileceği halde haberdâr olunmayanı da kapsamaktadır. Biz burada en geniş manası ile anlattığımız gaybı biraz daha özelleştirerek anlatmaya çalışalım.
    Kur'ân'da bilinebileceği halde bilinmeyen gayba Âl-i Imrân Sûresi'nin 34. âyeti ile örnek vermek isteriz. «Ey Muhammedi Sana vahyettiğimiz gayb haber-lerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerim atarlarken (kur'a çekerlerken) sen yanlarında değildin, çekişirlerken de aralarında bulunmadın.» Bu âyette Peygamberimizden yüzyıllar önce yaşamış bulunan Hz. İsa'nın annesi ile ilgili bir olay anlatılmakta, buna Peygamberimizin şahit olmadığı, bu olaydan haberdâr bulunmadığı bildirilmektedir. Olmuş, fakat üzerinde asırlar geçmiş bir olay hakkında Peygamber'in haber vermesi kendiliğinden mümkün değildir. Bunu Ona Allah bildirmektedir. Resulullah (S-A.)'ın hitabettiği kimselere karşı Allah'ın kendisine vahyettiğine (bilinmeyeni, görülmeyeni bildirdiğine) dâir bir delil olarak vaktiyle cereyan etmiş, lâkin şahidi bulunmayan bir olay haber verilmektedir.

    Bu örnekte cereyan ettiği sırada, vak'a mahallinde bulunanların bilebileceği fakat üzerinden asırlar geçtiği için bileni kalmayan bir olaydan Allah Resulü (S.A.)'ne haber vermekte ve Onu gaybten bilgi vererek desteklemektedir.

    Bu cümleden olarak «Ey Muhammedi Bunlar sana vahyettiğimiz bilinmeyen (gayb) olaylardır. Sen de, milletin de daha Önce bunları bilmezdiniz. Sabret, sonuç Allah'tan sakınanlarındır.» (Hûd. 49). «Bu sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar kararlarını verip hile yaparlarken sen yanlarında değildin.» (Yusuf. 102). «Onlar üç, dördüncüsü köpekleridir» diyecekler : «Beştir, altıncıları köpekleridir.» diyeceklerdir. De ki : «Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onları bilen azdır. Onun için, onlar hakkında, sathî tartışma dışında derin münakaşaya girme ve onlar hakkında bunlardan hiçbirine birşey sorma.» (Kehf. 26) Bu âyette de gerçeği gören ve yasayanlarının bulunduğu mağara Ehli ile ilgili bilgi verilmekte ve olayın aslına tealluk eden bilginin az olduğu ve belki unutulduğu belirtilerek bunların kaç kişi okluğu ile ilgili gerçek bilginin Allah'ın katında olduğu ve bu konuda münakaşa edenlerin doğruyu bilmedikleri zikredilmektedir. Bu sebeble de Resulullah (S.A.)'a, onlarla Ashab-ı Kehf'in kaç kişi olduğu konusunda çekişmemesi (münakaşa etmemesi), münakaşa edenlerden 'herhangi birine de hiçbirşey sormaması ta'lim edilmektedir.

    Gözler önünde cereyan ettiği halde dahi Allah dilemedikçe bilinemeyen bir olay olarak da Allaih «Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak dey-neğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere farkettirdi.

    O, ölü olarak yere düşünce, ortaya çıktı ki, şayet cinler görülmeyeni (gaybı) bilmiş olsalardı, alçak düşüren bir azâb içinde kalmazlardı» (Sebe. 14). Hz. Süleyman (A.S.)'ın ölümü zikretmektedir. Değil, insanın, cinlerin de Allah bildirmedikçe birşeyi bilemeyeceklerini apaçık anlattığı bu âyette Hz. Süleyman'ın öldüğünün, ancak dayandığı deyneği yiyen kurtlar onu çürüttüklerinde, deynek kırılıp Süleyman'ın cesedi yere düşünce haberleri oldu, Duyurulmaktadır. Gözler önünde cereyan etmesine rağmen, insan olsun cin olsun yine de yanıİabilmekte, bilineceği bilemiyebil-mektedir. Hz. Süleyman gözlerinin önünde olduğu halde onun ölümünü garketmeyen, bilmeyenlere Allah deyneğin kırılıp, ona yaslanan Süleyman'ın yere düşmesiyle ancak bilebildiklerini belirtiyor.

    Halbuki cinler daha önce Hz. Süleyman'ın öldüğünü inkâr etmişlerdi. (Sebe'. 53).
    «O gaybı bilendir. Kendi görünmez bilgisini kimseye göstermez.» (Cin. 26). Buyuran Allah gaybın yalnız kendisince bilindiğini, bu bilgiden öğrettiği kadarının bilinebileceğini söylemekledir.

    «Kuşları teftiş etti, dedi ki: 'Neden Hüdhüd'ü göremiyorum, yoksa gayıblardan mı oldu?» (Nemi. 20) Bu âyette ise gayb; yine görünmez hâle geldi, göz önünden gitti mi anlamında yâni algılama alanının dışına mı çıktı manasında kullanılmaktadır.
    Gayb, genel olarak görülmeyen, bilinmeyen ma-nasındadır demiştik. Görülmeyip bilinmeyenler ise görülüp bilinebileceği halde görülmeyen, bilinmeyen, şahidi kalmamış gayb ile, bilinmek, görülmek istenil-se de görülüp bilinmeyen olarak iki kısımda mütâlea edilebilir.
    DEVAM EDECEK............................................ ...

    Ercumend Ozkan- İktibas Dergisi- 46.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    Bilinebilecek, görülebilecek şeyler insanlara verilen havass (hisler, duygular) şeyler vasıtasiyle algılanıp, dimağda algılanan şeye müteallik eski bilgi ile değerlendirilerek hükme varılıp bilinebilecek şeylerdir. Bu konuda ilk bilgi yine insana Rabbi tarafından verilmiştir. «Allah : 'Ey Adem onlara isimlerini söyle' dedi, Adem isimlerini söyleyince Allah • 'Ben gökler ve yerde gaybı (görünmeyeni, bilinmeyeni) biliyorum. Sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim; diye size söylememişmiydim' dedi.» (Bakara. 33).
    Bilinmeyeni bilmek şeyi bizzat algılamak suretiyle olduğu gibi, şeye müteallik bir ize, esere muttali olmak suretiyle de mümkün olabilmektedir. Üçüncü olarak da bilgi edinmek haber almak yolu ile olmaktadır. Tabii ki doğru haber, eskilerin sâdık haber dedikleri haber. Doğru haber ile insanları bilgi sahibi kılan da yine Allah-u Teâiâ'dır. insana bilmediklerini öğreten de O'dur. Doğru habercilerin başında Peygamberler gelmektedîr. Zira verdikleri haberin kaynağı herşeyin gerçeğini en iyi bilen Allah'tır. Allah'ın elçisi olanların getirdikleri haberler salt doğrulardır. Değişmezler.

    Birşeyin bilinip bilinmemesi, insan cin gibi yaratıklar içindir. Allah için bilinmeyen yok tur. O'nun yarattıkları ancak O'nun bildirdikleri kadarını bilir. Bilebilmeye müsait olarak yarattığı kadarını bilir. Ve insana kendisi için yeterli bilgi Peygamberler vasıtasiyla bildirilmiştir. Ayrıca insana verilen duyu organları, akıl (muhakeme kudreti) ile insan üzerinde yaşadığı dünyanın, ulaşabildiği şâir şeylerin gerçeğini anlamaya, kavramaya çalışacak ve sonuçlar çıkaracaktır. Eşyayı anladığı kadarı ile de dünyayı imâr edecektir.

    Eşyayı anlama, gerçeğini kavramada Sünnetullah'a uygun davranacak ve varılması gereken sonuçlara varacaktır. Bütün bunları yaparken de eşyanın da, kendisinin de Yaratıcısını razı etmeyi aklından çıkarmayacaktır. Ki hâsıl olacak sonuç hem dünya için, hem de ahiret için insana kazandırıcı olsun. Yalnız dünyevî sonuçlara isteyen Allah'ın rızasını gözönünde bulundurmayabilir ve tabiidir ki ona da kavuşamaz. Hem dünyevî sonuçlara, hem de uhrevî sonuçlara kavuşmak isteyenler ise her ikisinin de gereğine riâyet etmek durumundadırlar.
    Gayb bazı âyetlerde saklanması, korunması gereken şey anlamında kullanılmaktadır, «îyi kadınlar, gönülden razı olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiğini, kocasının bulunmadığı zaman da koruyanlardır.» (Nisa. 34). Burada ırz'dan söz edilmekte ve kocasından başkası için saklı 'bulunması gereken, korunması, gösterilmemesi, dokunulmaması gerekenin korunup gizlenmesinden bahsedilmektedir. Kadın, îslâmda ırzdır ve helâlinin dışındakiler için bir gayb'tır, yâni saklanması gereken şeydir. Korunması gereken şeydir.

    Gelecek de bir gayb'tır. Olup bitmişler, olagelenler bir gayb olduğu gibi. Birşey bir zaman için bilinen, görülen birşey iken, üzerinden zaman geçmesiyle, göreni, bileni kalmamasıyla gayb haline dönüştüğü gibi, halen olup bitenlerden bir kısmı da bir kısım insan için gayb'tır. Kıyamet bir gerçektir ve zamanı bizim için bir gaybtır.
    insanların içinden geçirdikleri, kendileri için bilinen birşey iken, onu dışa vurmadıkları sürece başkaları için bir gaybtır. insan içir gayb olan ve olmayan hiçbir şey Allah için gayb değildir. Allah'a gayb yoktur. «O, görülmeyeni (gaybı) de görüleni de bilir.» (Mü'minûn. 92). Gayb ancak, yaratılanlar için söz konusudur, insanın bilmediklerini bildiği gibi, bildiklerini de bilir. Zira «O, herşeyi (gaybı da görüleni de) bilir.» (Râd. 9).

    Allah'ın katında bulunan ve hıfzedilen bir levha anlamındaki 'Levh-i Maihfuz'da yazılı olan tüm bilgilerin bir kısmımdan yarattıklarına bilgi verilmiştir. Bu bilgileri Allah, Resulleri' vasıtası ile bildirmiştir. Resullerinin, Nebilerinin dışında hiç kimse O'ndan bilgi getirmemiş ve getirmeyecektir. Resulleri de ancak O'nun bildirdiklerini, bildirdikleri kadarı ile bilirler.» Görülmeyeni (gaybı) bileydiım, daha çok iyilik yapardım ve bana kötülük de gelmezdi. Ben sadece inanan bir milleti uyaran ve müjdeleyen bir Peygamber (haberci) yim.» (A'râf. 188). «Gaybı bilmem, doğrusu melek olduğumu da söylemiyorum; küçük gördüklerinize Allah iyilik vermeyecektir diyemem; İçlerinde olanı Allah daha iyi bilir. Yoksa şüphesiz haksızlık etmiş olurum.» (Hûd. 31). «Ey Muhammedi Onlara de ki: 'Gaybı bilmek Allah'a mahsustur. Bekleyin doğrusu ben de sizinle beklemekteyim.» (Yunus. 20).

    «Allah sizlere gaybı bildirecek değildir.» (Âl-i Im-rân. 179). «Peygamber görülmeyenler (gayb) hakkında söylediklerinden ötürü töhmet altında tutulamaz.» (Tekvîr. 24). «Çünkü gayblan bilen yalnız Sen'sin, Sen!» (Mâide. 116).

    İslâm'da itikada teâlluk eden hususlar umumiyetle gaybî hususlardır. Bu itibarla ancak haber verilen miktarı ile inanmak gerekir. Ölümden sonra dirilmek, melekler, Kitablar, Resuller, ahiret günü, kader (yaratıklara verilen özellikler), hayır ve şerr ile Allah itikadı konuların başında gelmektedir. Cennet, cehennem, cehennem azabı, cennet huzuru ahiret âlemi ve daha nice Mütevâtir nasslarla Allah ve Re-sulünce bize haber verilenler inanılması elzem olan, inanılmazsa olmaz cinsinden şeylerdir. Bunlarda tafsilât yine ancak Allah tarafından verilmişse vardır. Yoksa bizlerin bilgileri bize bildirildiği kadarını hiçbir surette aşamaz.
    Devam edecek...............

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!



    Merhaba!

    Allah müteaddid âyetlerde Kendisi'nin de gayb (görülmeyen) olduğunu söylüyor. «Ey inananlar! Gıyabında Kendisinden kimin korktuğunu ortaya koymak için..» (Mâide. 94), «Ey Muhammed Sen ancak görülmediği (gayb olduğu) halde Rablerinden korkanları, namazı kılanları uyarırsın.» (Fâtır. 18). «Sen ancak Kur'ân'a uyan ve görülmediği (gayb olduğu) halde Rahman olandan korkan kimseyi uyarabilirsin.» (Yasin. 11). «Görülmediği (gayb olduğu) halde Rah-mân'dan korkan ve Allah'a çevrilmiş bir yürekle gelen herkesin..» (Kâf. 33). «Allah, kimin görmediği (gayb olduğu) halde Allah'a ve Resulü'ne yardım edeceğini bilsin.» {Hâdîd. 25). «Fakat görmeden (gayb olduğu halde) Rabbından korkanlar var ya, işte onlar için bağış ve büyük mükâfat vardır.» (Mülk. 12).

    Gaybı yalnızca Kendisi'nin bildiğini ise müteaddid âyetlerde haber veriyor. «Allah, 'Ben gökler ve yerde görülmeyeni (gaybı) biliyorum.» (Bakara. 33). «Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak Allah bilir. Karada ve Denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı, kuruyu -ki apaçık kitaptadır- ancak O bilir.» (En'âm. 59). «Görülmeyeni (gaybı) de, görüleni de O bilir.» (En'âm. 73).» «Sonunda görülmeyeni (gaybı) ve görüleni bilen Allah'a geri çevrileceksiniz. O, işlediklerinizi size haber verecektir.» (Tevbe. 94). «Hepinizin görülmeyeni (gaybı) ve görüleni bilen Allah'a döndürüleceksiniz.» (Tevbe. 105). «Allah şüphesiz göklerin ve yerin gaybını bilir. Doğrusu O, kalblerde olanı Bilen'dir.» (Fâtır. 38). «Doğrusu Allah, göklerin ve yerin görülmeyenini ((gaybını) bilir.» (Hucûrât. 18). «Görülmeyeni (gaybı) ve görüleni Bilen'dir.» (Haşr. 22). «Sonra görünmeyeni (gaybı) ve görüneni bilen,.» (Cum'a. 8) «Görünmeyeni (gaybı) ve görüleni Bilen'dir.» (Tegâbûn. 18).
    «Allah gizlileri (gaybı) Bilendir.» (Tevbe. 78). «O, gizliyi (gaybı), aşikârı Bilen'dir.» (Râd. 9)
    Gaybı bilme iddiasında olanlara, gaybten konuşur gibi konuşanlara da Allah aşağıda meallerini vermeye çalıştığınız âyetlerle cevap vermekte, bunun mümkün olmadığını vurgulamaktadır

    «Gaybe (gaybın yazılı olduğu yere) mi çık (ıp bak) tı, yoksa Rahmân'ın huzurunda bir ahit mi aldı (Allah ile bir anlaşma mı yaptı)?» (Meryem. 78). «Yoksa gayb (görülmeyen Levh-i mahfuz) kendilerinin yanındadır da kendileri mi (ona istediklerini) yazıyorlar? (Tur. 41). «Gaybın bilgisi kendi yanında da, o mu (âlemin sırlarını) görüyor?» (Necin. 35). «Yoksa gayb kendi yanlarında da (Levh-i mahfûz'a onu) onlar mı yazıyorlar.» (Kalem. 47). «O gaybı bilendir. Kendi görünmez (gayb) bilgisini kimseye göstermez.» (Cin. 26).

    Kur'ân'da içinde 'gayb' ve müştaklarının geçtiği tüm âyetlere sırası ile bakıldığında rahatlıkla görülür ki gayb Allah'ın bilgisi manasındadır. Bundan insan ve cinler ve de melekler yalnızca Allah'ın kendilerine bildirdikleri kadarını bilebilirler. Allah'ın Sünnetinde ise insanlara bu bilgiden öğretişi vahy yolu olmakta, gönderdiği Peygamberlerle dilediği kadarını insanlara bildirmektedir. Peygamberlerin dışında kimsenin bu tür bilgiden haberdâr olması mümkün değildir. Peygamberler dahi ancak Rabbimizin bildirdikleri kadarını bilirler ve kendilerine bildirilenleri de insanlara haber vermekle mükelleftirler. Bu mükellefiyetlerini yerine getirmez, Allah'ın insanlara bildirilmek üzere gönderdiği bilgileri insanlardan saklar ise şiddetle cezalandırılırlar. Yanıldıkları yerde yine Allah tarafından düzeltilirler. Unuttukları olursa onlara hatırlatılır. Bilmedikleri fakat bilmeleri gereken de yine onlara öğretilir ki onlar da insanlara öğretsinler, tebliğ edip duyursunlar.

    Allah'ın kullarına gönderdiği bilgilerin (nehiy ve emirlerin ve inanılacak ve inanılmayacak hususların) emanetçisi durumunda bulunan ve bunların nasıl uygulanacağım gösteren en iyi örnek (usvet'ül hasene) olan Peygamberlerle gönderilenlerin tümü insanlara tebliğ edilmesi gereken şeylerdir. Din Peygamberler için değil belki Peygamberler din için gönderilmişlerdir. Bu itibarla Peygamberler de öncelikle dinden sorumludur. Söyleyerek ve işleyerek insanlara Allah'ın gönderdiklerini tebliğ edip etmemekten sorumludur. İslâmda kimsenin imtiyazı, üstünlüğü yoktur. Mükellefiyetler herkes içindir. Üstünlük, ancak bu mükellefiyetleri yerine getirenler (takva sahipleri) içindir. Bildiğimiz ve inandığımız o dur ki en çok takva sahibi (Allah'tan korkan, sakınan) Peygamberimiz'dir. Fakat takva sahipleri için de 'gaybı bilmek' gibi bir imtiyaz yoktur. Nitekim yukarıda meallerini verdiğimiz âyetlerde Allah bunu açık açık söylemektedir. Allah'tan korkmak, takva sahibi olmak gaybı bilmek için gerekli ve yeterli değildir.

    Gaybı ancak Allah bilir. Allah'ın bilgisinden de kullan (Peygamberleri vasıtasıyla) bildirildiği kadarını bilir. Peygamberler dahi gaybtan diledikleri, istedikleri kadarını değil, ancak Allah'ın kendilerine bildirdikleri kadarını bilir ve insanlara tebliğ ederler. Zira Peygamberler bir habercidir, insanlara gönderilmişlerdir. Bildirilenleri bildirmekle görevli olarak gönderildiklerinden kendileri ile gönderilenlerden hiçbirini insanlardan saklayamazlar.

    Allah buna müsaade etmez. Nitekim Peygamberler ve en son Feygamber Hz. Muhammed (S.A.) de böyle yapmış, emrolunduğu gibi kendisi vasıtasıyla insanlara bildirilenlerin tümünü (eksiksiz) insanlara tebliğ etmiştir. Biz Onun elçiliğini hakkıyla yaptığına şehâdet ederiz.
    Gayb, duyuların ulaşabildiği yerin ötesinde bulunduğundan hiçbir insan ona ulaşamaz. O, ancak Rabbimizin katındaki bilgidir. Ne kadar çok olursa olsun akıl ile ona ulaşılamaz. Takva da ona ulaşmak için yeterli ve gerekli değildir. Zira gayb yalnız Rabbin dilemesi ile ve dilediği kadarı ile bilinir. Gaybden insanlara en son haber getiren Resulullah (S.A.) olmuştur. Gayb vahy ile bilinir. Vahy son bulmuştur. Bunu Allah Kur'ân'da buyurmaktadır.

    Gayb ile ilgili olarak dayanağı Kur'ân olmak kaydı ile bunlardan başka söz söylemek bize düşmez. Biz Rabbimizin talimatına uygun olarak gayb üzerinde çekişmeyiz de. Allah'ın Kur'ân'ında buyurduğu gibi Resullerinin, Nebilerinin dışında ve Kitabında buyurduklarının dışında kimsenin de gaybten haber verdiğine inanmayız. İnanmamamız bize emrolun-muştur. Hattâ yukanda meallerini verdiğimiz âyetlerle bu tür tavırlar derece derece kınanmakta ve merdûd sayılmaktadır.

Benzer Konular

  1. Ricâlü’l-gayb
    mopsy Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 14
    Son mesaj: 05-08-2012, 03:05 PM
  2. Gayb -huşu...!
    mopsy Tarafından Tasavvuf Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 18-08-2010, 01:04 PM
  3. Gayb Hâtifi
    mopsy Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-05-2010, 01:03 PM
  4. Allah kullarından dilediklerine gayb hakkında bilgi verir
    ahmetsecer Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 14-04-2010, 08:23 PM
Yukarı Çık