Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3
  1. #1
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022

    Sen Bunları Gayesiz, Boşuna Yaratmadın...

    Sen Bunları Gayesiz, Boşuna Yaratmadın...

    --------------------------------------------------------------------------------





    Efendimizi Ağlatan Ayet


    EFENDİMİZİ AĞLATAN AYET
    Tefekkür, insana mahsus bir özelliktir.
    İnsan, tefekkür sayesinde diğer varlıklardan ayrılır ve üstün olur.
    Tefekkür ancak kalpte tasavvuru mümkün olan şeyler hakkında yapılabilir.
    Onun için, ALLAH’ın yarattığı varlıklar hakkında tefekkür mümkün;
    fakat ALLAH’ın zatı hakkındaki tefekkür mümkün değildir.
    Çünkü ALLAH hiçbir şekilde suret olarak vasıflandırılamaz ve şekil olarak hayal edilemez.
    Efendimiz (sas)’e en çok tesir eden ayetlerden biri, tefekkürle ilgilidir.
    İki kişi Hz. Âîşe (r.anhâ)’yı ziyaret etmişler.
    Onlardan biri, “Hz. Muhammed (sas)’de gördüğünüz etkileyici bir şeyi bize anlatır mısınız?” deyince,
    Hz. Âîşe (r.anhâ) şöyle demiştir:
    “ALLAH Rasûlü (sas) bir gece kalktı, abdest alıp namaz kıldı.
    Namazda çok ağladı.
    Gözlerinden akan yaşlar sakallarını ve secde esnasında yerleri ıslattı.
    Sabah ezanı için gelen Hz. Bilâl (ra), “Ya Rasulullah (sas)!
    Geçmiş ve gelecek bütün günahlarınız affedildiği halde, sizi ağlatan nedir?” deyince, O,
    “Bu gece Yüce ALLAH bir ayet indirdi. Beni bu ayet ağlatmaktadır” dedi ve ayeti okudu:


    “Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri
    ardınca gelişinde düşünen insanlar için elbette birçok dersler vardır.” (Âl-i İmrân, 3/190)

    Ondan sonra Rasulullah (sas), “Bu ayeti okuyup da üzerinde tefekkürde bulunmayan,
    düşünmeyen kişilere yazıklar olsun.” dedi.
    Bu ayette, tefekküre davet edilen akıl sahiplerinin durumunu açıklayan bir sonraki ayetin meâli de şöyledir: “
    Onlar ki ALLAH’ı gâh ayakta divan durarak,
    gâh oturarak, gâh yanları üzere zikreder, göklerin ve yerin yaratılışı
    hakkında düşünürler ve derler ki:
    “Ey büyük Rabbimiz! Sen bunları gayesiz, boşuna yaratmadın.
    Seni bu gibi noksanlardan tenzih ederiz.
    Sen bizi o ateş azabından koru!” (Âl-i İmrân, 3/191)

  2. #2
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    Tefekkür, sadece insana değil, bütün mahlûkata verilmiş, hayâtî bir kâbiliyettir. Bu kâbiliyeti, her varlık kendi dünyâsı içinde ve kendi yaratılışına uygun bir şekilde kullanır. Ağırlık merkezi de daha ziyade ten ve nefsâniyet plânına âittir. Yiyip içmek, daha iyi, daha rahat yaşayabilmek ve nesli devâm ettirebilmek gibi hususlar ön plândadır. Bunun için bir yırtıcı mahlûkun tefekkürü, ancak avını parçalayıp mîdesini doyurmaya yöneliktir. Bunun dışında onun, hayat, kâinat ve istikbâle dâir herhangi bir düşünce ve endişesi yoktur. Zaten ona verilen tefekkür kâbiliyeti de, ancak bu kadarına kâfî gelir.

    Fakat insana gelince… Onun durumu farklıdır…

    Nefsânî ve Rûhânî Tefekkür

    İnsanoğlu, varlıkların en şereflisi ve kâinâtın gözbebeği olarak yaratıldığı için, onun mes’ûliyet ve vazifeleri büyüktür. Buna göre de kendisine engin bir tefekkür kâbiliyeti ihsân edilmiştir.

    Çünkü insan; yiyip içme, yaşama ve neslini devâm ettirebilme bakımından diğer mahlûkatla benzer özelliklere dâir nefsânî tefekkür ile değil, ancak kendisini inkişâf ettirecek ve bu vesîleyle cennet ve cemâlullâh’a nâil edecek olan rûhânî tefekkür ile insanlık haysiyet ve şerefini hâizdir.

    Fakat insan, rûhânî yapısını tekâmül ettiremezse, maalesef tefekkür istîdâdını nefsânî arzuların anaforunda helâk etmiş olur. Böyle gâ*fi*lâ*ne bir ha*yat; ço*cuk*luk*ta oyun, gençlikte şeh*vet, er*gin*lik*te gaf*let, ih*ti*yar*lık*ta el*den gi*den*le*re has*ret ve ne*dâ*met*ten ibâ*ret*tir. Yeme-içme ve mal-mülk biriktirme gibi nefsânî hevâ ve heveslerin girdabında, Allâh’ın verdiği tefekkür nîmetini ziyân etmektir.

    Rûhî derinliğe ulaşmış bir mütefekkir, bu hakîkati hulâsa ederek şöyle buyurur:

    “Bu cihân, âkiller (akıl sâhipleri) için seyr-i bedâyî (ilâhî sanatı ibretle temâşâ ve tefekkür); ahmaklar için ise yemek ile şehvettir!”

    Dolayısıyla insanı insan yapan husus, onu şuur iklîminde yeşertecek olan rûhânî bir tefekkür derinliğidir. Allah Teâlâ da kullarından, gerek îmânın, gerekse ibâdetlerin yüksek bir şuur ve idrâk içinde tezâhürünü istemektedir. Bu da ancak ilâhî azamet ve kudret akışlarını tefekkür ile mümkündür.
    alıntı

  3. #3
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    "Ve Biz, hakikati inkar edenlerin sandığı gibi, göğü ve yeri ve ikisi arasındaki şeyleri bir amaç ve anlamdan yoksun yaratmadık. Vay hallerine (cehennem) ateşindeki o inkarcıların!"Sad 27

Benzer Konular

  1. Bunları Biliyormuydunuz?
    sibel Tarafından Genel Kültür Foruma
    Yorum: 7
    Son mesaj: 02-09-2011, 02:23 AM
  2. Bunları biliyor muydunuz?
    mopsy Tarafından Genel Kültür Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 14-09-2009, 01:58 AM
  3. Bunları biliyormusunuz
    dogangunes Tarafından Bilim ve Astronomi Foruma
    Yorum: 12
    Son mesaj: 26-11-2008, 11:15 PM
  4. Biz Atatürk'ü Boşuna Özlemiyoruz...
    sebahat35 Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 14
    Son mesaj: 15-09-2008, 04:35 PM
  5. Bunları Biliyormuyuz?
    Bay X Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 22-10-2007, 11:48 PM
Yukarı Çık