KUR’ANDIR O!
Cihat Zafer

Elif Bir yalnızlığın arayıcısıdır insan.. Yoğun bir yalnızlığın… Sonsuz bir yalnızlığın arayıcısıdır insan… Gürültüler içinde kalmış, kalabalıklar içinde kalmış, yakınlıklar içinde kalmış, ıssız, yoğun, uzak bir sessizliği örtbas etmeye çalışan bir çaresizlikle, bir arayıştır insan… Şehirler kurmadı mı insan, kendinden kaçmaya? Sonra şehirlerden kaçarak, kurtulacağını sanmadı mı yalnızlığından? Sevgili bir bahane, çocuk bir merak, eşya bir oyuncak, insanın sonsuz aramasından… Lâm Bir çağrılmadadır bütün dileği insanın… Bir bilinmede… Bir hatırlanmada… Eser de bu, yarışma da, bilmek de, kavga da, aşk da… Bir haber beklemededir bütün inceliği insanın… Mim Bir adresi aramaktır ömür dediğin… Yalnızlığından daha sahi bir hali olmayanın, bir çağrıyı beklemekten başka derdi olmayanın ilacı, o adres… Yönler adına, yaşayıp ölenler adına, sürüp gidenler adına, bir adres… İnsanın yalnız olmadığını duyuran bir çağrının mutlaka ulaşacağı, ulaştığına değeceği, O’nda kalacağı, yakışacağı, hakikat olacağı bir adres… Elif. Lâm. Mim. “Sinelerin özünde saklı olanı bilen…” (Al-i İmran. 119) Yalnız olan sen değilsin…Yalnız olan Allah… Elif. Bir çağrı beklemen boşuna değil…Çağrıyı getiren Cebrail… Lam. Adresin orada…En çok O’na yakıştığından… Adres Muhammed Mustafa… Mim. Var olmanın dengesi çoktan kuruldu… İhtiyacını bilen biri var… Elif’le bil asıl yalnız olanı, Elif’le bil bitmeyeni, bitmemecesine başlayanı… Lâm, bir vazifelinin simgesi, haberi taşıyor, o haberden hayat taşıyor… Adresini biliyor, sen de bil, Mim Muhammed, Mim elçi, Mim adres, Mim Mustafa… Bütün insanlığın kurtuluşu, ortak bir kitaptan okumana açıldı… Ve hiç kapanmadı. İçin için, günü gelsin de sevin için, senin için, ağlayandır O… Boşlukları ilmek ilmek, kalbinde damar damar örgülerle aşka bağlayandır O… Çağları çağırandır, O… Yaralarını, kabuklarını oyun olsun diye koparıp kanattığın yaralarını, üstüne düşme diye, yine düşersen çok acımasın diye dağlayandır O… Dünyanın dönebilmesini, insanın insana dönebilmesini, insanın yaratıcısına dönebilmesini sağlayan haberdir O… İnsanın mektup mektup, sûre sûre, öteden, gerçekten haber almasını sağlayandır O… Yetimlerde, yetmeyenlerde, yetişmeyenlerde içini burandır O… Ne yöne dönsen tam karşında durandır O… Davud’a indiği gibi Zebur, Musa’ya yandığı gibi Tevrat, İsa’ya dendiği gibi İncil, en son geldiği gibi, yetiştiği gibi Kur’andır O… Kalbinde, bütün kalplerde vurandır O… Bütün sorularını cevaplayandır O… Sonra seni, halini, geleceğini güzel kurandır O… Yinelenen tek davet olandır… Seni sordurandır O, seni sorandır O… Buyrukların erişemediğini buyurandır O… Seslerin kavuşamadığını duyurandır O… Kötülüğü durdurandır O… İyiliğe doyurandır O… Seni yorandır O, seni hayra yorandır O… Seni temiz uykulara sarandır O… Kâbuslarını bir rüyaya çeviren, eleğinde ekin tutmayan bir harmanı, sana sadece buğday bırakmacasına savurandır O… Seni yanık tarlalardan, değirmenlere sığmaz hasatlara çıkarandır O… Seni hayra yorandır O… Duydun, dinledin, söyledin, yaydın... Kulağın hep O’nda değil miydi? Aradın, buldun, yitirdin, özledin... Aklın hep O’nda değil miydi? Reddederken, kabul ederken, kaçarken ve ararken, saklamak boşuna, can için, sevdan için, için için, hep O’nda değil miydi? Hücre hücre, göz göz, dağ dağ, bahçe bahçe, bin bir yapıyı üst üste, yan yana, içinde oda oda, yaşamak denen bir uğraşı, bir yalnızlığı bayram evine çevirince, ışıklı pencerelerle aydınlık, çerçevelerde asılı resimlerle geçmiş duvar duvar, bir hayatı kuran biri var… Konuşur, söyler, çağırır… Bir çağrı varsa, biri bir kez olsun çağırmışsa, bütün çağrılar O’ndan doğar… Birse, aynıysa sesi, her yerden yana yakıla seni çağıran bir çağrı var… Çağı yok, bütün bütün, çiçek gibi, koku gibi, rüzgâr gibi bütün… Anne gibi, süt gibi, gönül gibi bütün… Zaman ve mesafe tanımayandır O… Hızlı fakat yumuşak, gözyaşı gibi… İnsanların rengine bakmıyor, kanlarından tanıyor, hep kırmızı… Tenlerinden değil sade, canlarından biliyor… Gözyaşı gibi yumuşak ve dayanıklı ve ani ve sıcak… Seçmeden, ayırmadan, ellerinden tutacak herkesi, biri var… Yaşarken anlaşamadıklarında, ölümleriyle, ölümlerinde anlaşıyor insanlar… O’nun toprağında, kucağında buluşuyorlar… Eksik tarif edenleri de, yanlış tarif edenleri de, tarif edemeyenleri de, sezgi sezgi, harf harf, renk renk, çığlık çığlık arayışları uğruna bekleyen, karşılayan, kucaklayan biri var… O’ndandır O! İsimlerindendir, kudretindendir, hikmetindendir, şefkatindendir, şânındandır O… Kurtarandır O… Kur’andır O.

kaynak