+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesaj
    1.002
    Rep Gücü
    1278

    İLMİHAL BİLGİLER (Ruh)

    İLMİHAL




    Konusu : Haramlar ve Helâller
    İçeriği : GÜNLÜK HAYAT
    Başlığı : Ruh

    İnsan, kendisine canlılık kazandıran ruh ve ona mekân teşkil eden beden olmak üzere iki unsurdan meydana ge-lir. Bunlardan beden duyulur âleme, ruh ise duyular öte-si âleme ilişkin birer gerçektir. Ruhun mahiyeti, iç yüzü ve beden ile bağlantısı öteden beri insanlığı en çok düşündüren konulardan biri olduğu gibi, eski ve yeni felsefî akımları ve İslâm bilginlerini de bir hayli meş-gul etmiştir.
    Kur’an âyetleri ruhun varlığından haber vermekte, o-nun Allah’ın emirlerinden biri olduğunu ve insanlara bu konuda az bir bilgi verildiğini bildirmektedir (el-İsrâ 17/85). Bu ifade insanın dünyada ruhun mahiyetini kavramasının imkânsızlığına, çünkü bunun bir bakıma insanın kendi kendini tam anlamıyla çözmesi demek olduğuna işa-ret etmektedir. İnsanın yaratılış evrelerinden söz eden âyetlerden (el-Mü’minûn 23/12-14) ve Hz. Peygamber’in anne karnındaki cenine belli bir zaman diliminden sonra ruh üflendiğini belirten açıklamalarından (Buhârî, “Bed’ü’l-halk”, 6; “Kader”, 1; Müslim, “Kader”, 1), ruhla-rın cesetlerden sonra yaratıldığı anlaşılmaktadır.

    Ruhun mahiyeti konusunda yukarıda temas edilen âyet ve hadislerle sınırlı bir naklî bilgiye sahip olunduğu-na, bunlarda da daha fazla ayrıntı verilmediği özellikle vurgulandığına göre, İslâm bilginlerinin bu hususta ile-ri sürdükleri görüş ve teorilerin bir yorum ve tahmin mahiyetinde olduğu, diğer din toplumlarının kültürlerin-den de bazı unsurlar içerdiği söylenebilir. Müslüman toplumlarda ruh etrafında oluşan kült ve çeşitli inanış-lar da böyle bir yapıya sahiptir.

    a) Ruh Çağırma


    İslâm akaidine göre ruh sonradan yaratılmış olduğu için zatı gereği yok olabilir. Fakat Allah onu yok ol-maktan korumuş, ilâhî irade onun ebedîliği yönünde ger-çekleşmiştir. Bu sebeple insan ölünce ruhu yok olmaz, bir başka âleme yükselir. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Allah, ö-lüm vaktinde canları alır; ölmeyenin de uyku zamanında ca-nını alır. Eceli gelen canı tutar; gelmeyeni, eceli gelin-ceye kadar salıverir. Bunda düşünen insanlar için ibretler vardır” (ez-Zümer 39/42) buyurulmuştur. Hz. Peygamber de, kabzedilen ruhun göklere çıkarıldığını, meleklerin iyi ruhları selâmladıklarını, âlemlerin rabbinin huzuruna getirildiklerini, sonra da dünyaya döndürüldüklerini; kâfirin ruhunun ise şiddetle zindana atılmakta olduğunu haber vermiştir.

    Ruhların tekrar bedenle ilişkisinin kabirde mi yoksa kıyamette mi başlayacağı konusu ihtilâflıdır. Ancak, kabir azabının ruh ve beden birlikte oldu-ğu görüşü -âhâd haberlere dayanmasına rağmen- akaid kitaplarında itikadın bir parçası olarak yer almaktadır. Bunun karşı-sında ruhun bedene dönüşünün kabirde değil, kıyamette olacağı kanaatine sahip bilginler de vardır. Ruh beden-den ayrı olduğu anlarını ayrı bir âlemde (âlem-i ervâh) geçirir. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini aldı ve onları kendile-rine şahit tutarak ‘Ben sizin rabbiniz değil miyim?’ dedi. (Onlar da) ‘Evet buna şahidiz’ dediler” (el-A‘râf 7/172) buyurulmaktadır ki, bu âyet insan ruhlarının (insan zür-riyeti, insanın devam eden unsuru) bedenlere girmeden önce ruhlar âleminde bulunduğunu ifade etmektedir. İslâm bil-ginlerinden bir kısmı şahsiyet halinde ruhun, insan be-denine girdikten sonra başladığını söyleyerek, “ruhlar âlemi” tabirini öldükten sonra bedenlerden ayrılan ruh-ların vardıkları yer anlamında ele almaktadırlar.

    Ölen kişilerin ruhlarının, arkalarından yapılan hayır ve hasenattan haberdar edileceğine dair haberler var ise de, bu ruhların yaşayan insanlarla irtibatta bulunacağı-na dair herhangi bir âyet ve hadis veya kabul görmüş bir inanç yoktur. İnsanların gayb âlemi ile irtibatı doğru-dan doğruya Cenâb-ı Hakk’ın vahyi, meleklerin aracılığı, şeytan ve cinlerin bilgilendirmesi vasıtalarıyla olabil-mektedir. İnsanların ölmüş kişilerle, rüya gibi hayal veya ilham âlemi hariç, buluşması mümkün görülmemiştir. Melekle görüşüp ondan haber alma peygamberlere has bir özellik olmakla birlikte, cin ve şeytanların insanlardan kendilerine yakın kabul ettikleri kişilere haber ilet-tiklerine dair bazı naslar da vardır (el-Hicr 15/18; eş-Şuarâ 26/223; es-Sâffât 37/10; Buhârî, “Tefsîr”, 31; Müs-lim, “Selâm”, 35; Tirmizî, “Tefsîr”, 36).

    Bu ve benzeri bilgilerden anlaşıldığına göre, insan-ların duyular ötesiyle irtibat vasıtalarından birisi cinlerdir. Onların bilgileri sınırlı, gayb onlar için de kapalı olmakla birlikte cinlerin insanlar için nisbî gayb sayılan bazı olayları bildiği veya müşahede edebil-diği sanılmaktadır. Fakat onlar bildikleri ve müşahede ettikleri olayları yalanlarla karıştırıp insanlara akta-rırlar. Bu yüzden, insanlara aktardıkları bazan doğru, bazan da yalan çıkar. Cinler insanları etkilemek için bazı büyücü ve kâhinleri seçtikleri gibi bazı spiristleri yani ruh çağırıcıları da seçerler. İşte ruh-çuların ruh çağırma seanslarında kendilerine geldikleri-ni söyledikleri varlıkların bu cinler olması kuvvetle muhtemeldir. Bunlar kendilerini medyumlara ruh diye ta-nıtıp, söylediklerinin doğru çıkmasıyla da onları kendi-lerine bağlarlar. Nitekim Hz. Peygamber şeytanın çeşitli şekillere bürünerek insanlara görüneceğine ve onları aldatacağına dikkat çekmiştir.

    İslâm dini duyular ötesi âleme ilişkin araştırma yap-mayı yasaklamaz, üstelik teşvik eder. Zaten insanın böy-le bir araştırma isteği ve merakı doğasında vardır. An-cak bu alanda elde edilen bilgilerin kötü amaçla, dünye-vî menfaat sağlama maksadıyla kullanılmasını, İslâm i-nancına uymayan inanış ve telakkilerin benimsenmesini kabul etmez.

    Ruh çağırma olaylarına parapsikoloji ve modern bili-min diğer ilgili dallarının da belli açıklamalar getir-diği görülür. Onların izah tarzı ile din bilginlerinin açıklamaları şöyle bağdaştırılabilir: Parapsikologların “ruh” diye isimlendirdiği varlık fizik yapısı olmayan bir varlıktır. Dinî verilere göre, cinleri böyle bir varlık anlayışı kapsamında düşünmek mümkündür. Oysa din-de ruh kavramı daha dar anlamlıdır. Bu duruma göre, din-de “cinlerle haberleşme” diye kabul edilen görüş ile spiristlerin “ruh çağırma seansları” arasında paralellik kurulabilir. Ruh çağırma iddia ve olaylarının izahı ba-kımından böyle bir sonuca varılabilirse de, bu yoldan elde edilecek bilgilerin bir hüküm ve davranışa dayanak sağlamayacağını, aksi halde kişiyi pişmanlıkla sonuçla-nacak büyük bir günaha katabileceğini ifade etmek gere-kir. Öte yandan böyle bir yöntemin, inanç yönünden de önemli sakıncalar taşıdığı, insanları Allah’tan başka varlıklardan medet umma eğilimine yönelteceği, bunun da İslâm’ın tevhid akîdesine aykırı olduğu açıktır. Oysa İslâmî öğretilere göre insanın görevi, kendi gücü ala-nında yapabileceği her türlü gayreti sarfetmek, bunun ötesinde yardımı hiçbir araç olmaksızın yalnız Allah Teâlâ’dan beklemektir. Buna göre, gerek inanç gerekse davranış bakımından büyük sakıncalarla yüklü olmasının yanı sıra, çıkar ve istismar aracı olarak kullanılmaya çok elverişli olan ruh çağırma faaliyetlerinin İslâm dinince câiz sayılabileceğini söylemek mümkün değildir.

    b) Tenâsüh

    İslâmî literatürde tenâsüh, ölüm sonrasında ruhun, bir başka bedene girmek suretiyle yaşadığına, yani ruh göçüne inanış anlamında kullanılır. Aynı kavram Batı terminolojisinde, aralarında ince anlam farkları bulunmakla birlikte metempsychosis, transmigration, reincarnation (reenkarnasyon), incarnation gibi kelime-lerle ifade edilir.

    Ölümden sonra canlıların ruhlarının herhangi bir be-den içerisinde yeniden yeryüzüne döndüğü inancının, be-denden bağımsız olarak var olan ruhun ölümden sonra da mevcudiyetini devam ettirdiğini kanıtlamak endişesiyle ilkel kavimlerde ortaya çıktığı, eski Hint, Mısır, Yunan din ve kültürlerinin hemen hemen tamamında değişik biçim-lerde de olsa bu inancın korunduğu söylenebilir. Hıristi-yanlığın aksine benzeri bir inanış Yahudilik’te de görü-lür. Ancak Ortodoks yahudiler bu inanca açıkça karşıdır-lar.

    Kur’an ve hadislerde ruhla ilgili ayrıntılı bilgi mevcut olmamakla, ayrıca tenâsühü açıkça reddeden bir ifade bulunmamakla birlikte bu iki kaynakta hayat, ölüm ve ölüm ötesi hakkında yapılan açıklamalar tenâsühün İslâm’ın esaslarına ve akîde sistemine aykırı olduğunu, böyle bir inancın İslâm dininde kabul edilemeyeceğini gösterir.

    İslâm dininin inanılmasını zarurî kıldığı âhiret âle-mi inancı ile tenâsüh akîdesini bağdaştırmak mümkün de-ğildir. Zira Kur’an, Sünnet ve icmâ ile sabit olduğuna göre İslâm’ın inanılmasını farz kıldığı âhiret âlemi İsrâfil’in sûra birinci defa üflemesinden sonra kıyame-tin kopması ve evrenin kozmolojik düzeninin bozulup dün-yada yaşayan bütün canlı varlıkların aynı anda ölmesi; İsrâfil’in ikinci defa sûra üflemesinin ardından ise dünyada hayat sürmüş bulunan bütün insanların aynı anda ruhlu-bedenli varlıklar olarak diriltilip dünyada yap-tıklarından hesaba çekilmek üzere mahşer yerine sevkedilmeleri ve hesap işlemini takiben inanç ve amel-lerine göre cennete veya cehenneme atılmaları safhala-rından oluşur. Bu itibarla tenâsüh inancını İslâm’ın âhiret akîdesi ile bağdaştırmanın mümkün olmadığı açık-tır. Zira tenâsüh inancı böyle bir âhiret âlemini inkâr edip onun yerine ölenlere ait ruhların bu dünyada başka bedenlere intikal ederek yaşamaya devam ettiklerini ve bunun böylece ebediyen sürüp gideceğini iddia etmekte, kıyametin kopmasını ondan sonra yeniden başlayıp ve çe-şitli safhalarla sürecek olan öbür âlemi reddetmektedir.

    Kur’ân-ı Kerîm’de ölüm anında dünya hayatına geri dö-nüp iyi işler yapmak isteğini dile getiren insanın bu arzusunun boşuna olduğu, zira ölen kimsenin dünya ile âhiret âlemi arasında bir merhaleyi teşkil eden berzah âlemine intikal edeceği ve diriltileceği güne kadar bu-rada kalacağı açıkça bildirilmiş (el-Mü’minûn 23/100), belli bir süreyi tamamladıktan sonra evrenin kozmolojik düzeninin bozulacağı, insanların ruhlu-bedenli varlıklar olarak diriltilecekleri ve yaptıklarından hesaba çekile-cekleri tereddüde yer vermeyecek şekilde açıklanmıştır (Yâsîn 36/78-79; Kaf 50/4; ez-Zümer 98/68). Bununla bir-likte İslâm muhitinde de zaman zaman bazı yazarların yaygın terimiyle reenkarnasyon inancına temel bulmaya gayret ettiği, böyle bir inanışın İslâm akaidine uygun olduğunu ileri sürdüğü de bilinmektedir.

    Tenâsüh inancını İslâm akaidiyle uzlaştırmak ve dinî öğretiden temellendirmek isteyenler görüşlerine delil olarak bazı âyetleri ileri sürerler. Bunlar içinde ilk bakışta tenâsüh lehinde yorumlanmaya müsait gibi görülen âyetler şunlardır: “Sizi ölü iken dirilten Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz! Sonra sizi öldürecek, sonra sizi diril-tecek ve sonunda ona döndürüleceksiniz” (el-Bakara 2/28), “İnkâr edenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de günahlarımızı itiraf ettik. Bu ateşten çıkmaya bir yol var mıdır?” (el-Mü’min 40/11). Bunlardan birinci âyetin “ölü idiniz, Allah sizi diriltti” şeklindeki başlangıç kısmı insanların ölü halde bulunan topraktan yaratıldıklarını ifade etmektedir. Bundan an-laşıldığına göre insanın varlık sürecinde üç safhası mevcuttur: Yaratılış (hayata geliş) safhası, ölüm safhası ve âhirette tekrar diriliş safhası. Şu halde bu âyetin açık veya gizli bir şekilde tenâsüh inancıyla hiçbir ilgisi bulunmadığı, aksine onu reddettiği görülmektedir. İkinci âyet ise, kâfirlerin cehennemde Allah’a yakarış-larını tasvir etmekte olup onların sözünü ettiği birinci ölüm dünya hayatının sonunda, ikinci ölüm ise kabirde ilk sorgulama sonrasında vuku bulacaktır. Birinci di-riltme kabirde sorgulama için, ikincisi ise kıyametten sonraki ebedî hayat içindir. Bir başka açıklama olarak da kâfirlerin cehennemde uğradıkları azaptan dolayı öle-cekleri, azabı tatmaları için diriltilecekleri ve bu işlemin iki defa tekrar edeceği şeklindedir. Bu yorumu destekleyen bazı âyet ve hadisler de yok değildir (bk. en-Nisâ 4/56; Buhârî, “Tevhîd”, 24). Bu itibarla âyetteki iki defa öldürülüp iki defa diriltilmenin dünya hayatıy-la ve tenâsühle bir irtibatı yoktur.

    Tenâsüh inancı naslara aykırı olduğu gibi aklî bakım-dan da tutarsız görülmekte, metafizik ve mantık ilkele-rine dayanan bazı haklı eleştirilere tâbi tutulmaktadır. İnsan bilincinin sürekliliği ve kişisel kimliğin korun-ması açısından ele alınacak olursa, reenkarnasyon iddia-larının mâkul olabilmesi için insanın, şu anda neticesi-ni yaşadığı ileri sürülen önceki hayatını mutlaka hatır-laması gerekirdi. Halbuki hiç kimse daha önce bir beden-de yaşadığını hatırlamamakta, aksine insan, kendisinde onun diğer varlıklardan ayrı bir kişiliğe sahip olduğunu gösteren bir benlik şuuru bulunduğunu hissetmektedir. Diğer taraftan tenâsüh akîdesi ahlâkî nedensellik ihti-yacını tatmin etmekten ve dolayısıyla insanın sorumlulu-ğunu temellendirmekten de uzaktır.

    Bu tutarsızlıklarının yanı sıra tenâsüh akîdesi hem insanın kalıtım yoluyla ebeveynden çocuklara intikal eden ruhî-bedenî özelliklerini açıklayamamakta, hem de dünyada sürekli olarak devam eden nüfus artışına mâkul bir izah getirememektedir. Zira bugün bilim insanın ka-lıtım yoluyla kazandığı ruhî-bedenî özellikleri bulundu-ğunu kesin olarak kanıtlamıştır. Tenâsüh iddiasına göre ölümle birlikte başka bir bedene intikal eden ruhun ken-di karakterine uygun bir bedeni nasıl seçtiği ve bu du-rum karşısında kalıtımın nasıl açıklanacağı bilinememek-tedir. Yine tenâsüh inancına göre evrendeki ruhlar belli sayıdadır. Bu durumda dünya nüfusunun statik olması veya azalması gerekirdi. Halbuki realite bunun aksini göster-mektedir.

    Yukarıda temas edilen dinî ve bilimsel gerekçeler se-bebiyledir ki, tenâsüh inancı İslâm’ın ilkeleriyle ve akîdesiyle bağdaşmaz. Günlük hayatta sıklıkla karşılaşı-lan tenâsüh iddialarından çoğu magazin haberciliğinin üretimleri, geri kalanları da kişisel fantazi ve yanıl-gılardır. Olayın gündemde kalması ve zaman zaman geniş kesimlerin ilgisini uyandırması ise, bir yönüyle dinî bilgi ve şuur eksikliğinden, diğer yönden de insanların ruhlar âleminin ve ölüm ötesinin gizemine olan derin ilgisinden ve bu alana ait iddiaların çürütülmesinin de kolay olmayışından kaynaklanmaktadır.

  2. #2
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: İLMİHAL BİLGİLER (Ruh)

    teşekkürler bu güzel paylaşımınız için.........

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

Benzer Konular

  1. İzmİr- Genel Bİlgİler
    Nil@y Tarafından Turizm Gezi Seyahat Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 08-07-2012, 04:48 PM
  2. İLGİNÇ TARİHİ BİLGİLER!!!
    efelenen Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 14-03-2008, 02:59 PM
  3. JANT YARARLI BİLGİLER
    ErDaLL Tarafından Oto teknik servis Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 19-10-2007, 05:31 AM
  4. İstanbul GENEL BİLGİLER
    Nil@y Tarafından Turizm Gezi Seyahat Foruma
    Yorum: 7
    Son mesaj: 13-09-2007, 02:23 PM
  5. Çanakkale - Genel Bİlgİler
    Nil@y Tarafından Turizm Gezi Seyahat Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 31-10-2006, 08:23 PM
Yukarı Çık