Merhaba


71. [Alay] / 10. [Bölük] Teğmen İ. Nâci
Ailemin adresi:
İstanbul’da Beşiktaş’ta, Yeni Mahalle’de Bostanüstü'nde, 62 numaralı hanede Musa Efendi.
Bu defter kimin eline geçerse bir şehit hürmetine yukarıdaki adrese göndersin.
“Gelibolu yarımadası'nda ay bile ağlıyordu”

“Şehit olursam bir ağacın dibine gömülüp terk mi edileceğim?”

“Muhabereye girdik… Şimdi gidiyoruz.. Allah'a Ismarladık..”

“Vadiye paralel giden yamaca çıktığımız zaman solda yeni birkaç mezar nazarı dikkatimizi çekti. İki üç tanesinde kırık tahtalar vardı. Bunlarda muharebede şehit düşen fedakâr subayların isimleri yazılıydı. Kalben pek sarsılmış bir haldeyim. Kendisi kim bilir nasıl bir naz u niyaz içinde büyümüş, ne azim bir anne-babanın şefkat ve merhameti ile beslenmiş bu vücutlar şimdi nerede yatıyorlar. Şehit olursam ben de mi böyle solgun yapraklı birkaç kel ağacın dibine gömülüp terk edileceğim. Fakat bu ne kadar merhametsiz ve ne kadar feciydi. Bu bakalım bana da aynı akıbeti mi göstereceksin? Yoksa sevdiklerime kavuşmaya müsaade edecek misin? Bu yakın olacak mı ya rabbi? ”

Şehit İbrahim Naci

-“.. Bölüğün Yüzbaşısı Bedri Efendi yukarıdaki notu buraya kadar yazarak, 1Temmuz tarihinde istirahat mahalinden sağ cenaha taburla gittiği sırada 2 Temmuz ‘te onun da şahadeti malesef vuku bulmuştur… Tabur İmamı”
[Yirmi Dokuzuncu Gün]
21 Haziran 1915 / Pazartesi
[s. 129] Saat 7.00. Geceden beri düşman taarruz ediyor. Şimdi gidiyoruz. Allah hayreylesin…
Saat 11.00.
Muharebeye girdik. Milyonlarca top ve tüfek patlıyor… Şimdi birinci onbaşım yaralandı.
Allahaısmarladık.
[Saat] 11.15… İ. Naci



“Ben ki, kalbimde senelerden beri vatanım, memleketim için büyük bir aşk beslemiş, fikrimde onun yükselmesi için senelerce neler düşünmüştüm. Kalbimi yokladım. Acaba bu aşk, bu sevgi sönmüş müydü? Hayır!.. Ona daha büyük bir muhabbet ile coşmuş bir halde buldum. Fakat bu korku neydi? Anladım! Bu düşmanı görmeden onunla boğuşmadan memleket için, millet için didinmeden ölmekten korkuyordum.”



“Şimdiye kadar acemi subayı bendim. Fakat şimdi senelerden beri memleket aşkı besleyen kalbimin arzusunu uygulama fırsatını ele geçirmişken kıymetsiz, ehemniyetsiz bir şeyle uğraşarak ümitsizliğe sokmak, bu layık mı idi. Hemen yerimden fırladım

-Ben İstemiyorum, sipere gideceğim, dedim. Ayrıca yüzbaşıya söyledim. Binbaşıya gitti. İşi uydurdu. Şimdi ne kadar müsterihim. Hem zaten bütün arkadaşlarım düşman karşısında dururken ben geride kalamazdım. Benim ince duygularım, hayal kırıklığına meyilli kalbim buna tahammül edemezdi. Ben siperde düşmanla karşı karşıya olmalıyım. Çünkü Çarpışmak boğuşmak istiyorum. Kan, ateş, ölüm görmek düşmana da kan kusturmak istiyorum. Hem ben, kendimin ne olduğunu anlayayım, hem düşman...

Akbaş'ta bize Şirket-i Hayriyye'nin 70 Numaralı vapuru tahsis edilmiş. Dünya ne garip, İstanbul'da ruhumuzu dinletmek, biraz hava almak için bindiğimiz bu vapur bizi şimdi nereye götürecekti? Kim bilir belki de bir daha geri dönmemek üzere beni, garip illerin kimsesizlikleri içine atacaktı.
Öğlen biraz yatmıştım. Rüyamda iki cananı gördüm. Şimdi defterimde buna dair uzun şeyler yazmak istemiyorum. Çünkü onları düşündükçe kalbim sıkışıyor. Boğulacak gibi oluyorum. Ah, bu hayatın acılıkları, bu hicran!
Gelen tabur emrinde, acemilerin talim ve terbiyesine başlanması lazım geldiği bildiriliyordu. Şimdi senelerden beri memleket aşkı besleyen kalbimin arzusunu uygulama fırsatını ele geçirmişken kıymetsiz, ehemmiyetsiz bir şeyle uğraşarak ümitsizliğe sokmak, bu layık mı idi. Hemen yerimden fırladım. Ben istemiyorum, sipere gideceğim, dedim.
Vadiye paralel giden yamaca çıktığımız zaman solda yeni birkaç mezar nazarı dikkatimizi çekti. İki üç tanesinde kırık tahtalar vardı. Bunlarda muharebede şehit düşen fedakâr subayların isimleri yazılıydı. Kalben pek sarsılmış bir haldeyim. Kendisi kim bilir nasıl bir naz u niyaz içinde büyümüş, ne azim bir anne-babanın şefkat ve merhameti ile beslenmiş bu vücutlar şimdi nerede yatıyorlar. Şehit olursam ben de mi böyle solgun yapraklı birkaç kel ağacın dibine gömülüp terk edileceğim. Fakat bu ne kadar merhametsiz ve ne kadar feciydi. Bu bakalım bana da aynı akıbeti mi göstereceksin? Yoksa sevdiklerime kavuşmaya müsaade edecek misin? Bu yakın olacak mı ya Rabbi?
Ve dünkü düşüncenin verdiği hüzünle defterimi açtım. Acı hatıralarımı kaydediyorum. Fakat bilmem bu satırları ailem okuyabilecek mi ? Defterim oraya kadar gidecek mi ?” ...
teğmen İbrahim Naci