+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
2. Sayfa, Toplam 4 BirinciBirinci 1234 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 Toplam: 38
  1. #11
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    Tarihi istismar etmek ya da Menemen
    Hasan Celal Güzel


    Sevgili okuyucular, Türkiye'nin sosyal ve siyasî huzurunu bozmak için istismar edilen belirli tarihler vardır. Bunun en tipik örnekleri 27 Mayıs ve 23 Aralık'tır. 27 Mayıs 1960 günü, millet tarafından seçilen, meşru ve demokratik yönetime karşı darbe yapanlar, bu tarihi tam 20 yıl zorla 'bayram' diye kutlattılar. Bu kutlamalara katılan, dönemin merkez-sağ iktidarlarının yöneticilerinin -özellikle Demirel - gözlerinin içine baka baka onları gericilikle itham ettiler. Bereket versin ki, halk tarafından seçilen iktidarların kaldırmaya cesaret edemediği '27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı'nı(!), bir başka darbeci ekip olan 12 Eylülcüler kaldırdı da, milletin 'matem' tuttuğu bu günü bayram olarak kutlamaktan kurtulduk.


    'Of aman aman Menemen'
    Lâkin, milleti ve millî iradeyi 'laiklik düşmanı' ve 'irticacı' olarak ilan etmeyi iş edinmiş bazı çevreler, Büyük Atatürk'ün vefat ettiği 10 Kasım'ı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı, hatta 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı dahi milletin temsilcilerini suçlamak için vesile saydılar. Yüksek yargı organlarının 'lâyüsel' başkanları ile şanlı ordumuzun kuvvet ve ordu komutanlarının emekliye ayrılırken hükûmetlere 'irtica fırçası' attıkları yetmezmiş gibi, bu belirli tarihlerde 'kutsal devlet' bürokrasisinin elinde kılıç ve terazi taşıyan güzide mensupları, 'devrimci' medya çevrelerinin çığırtkanlığının desteğinde, milletin temsilcilerine 'irtica' konusunda hadlerini bildirmeyi görev saydılar.
    İşte, bu istismar edilen tarihlerden önde gelen birisi de 23 Aralık 1930'daki, yani bundan tam 76 sene önceki 'Menemen Olayı'dır.
    'Menemen Olayı' konusunda, hiçbir tarihî ve bilimsel araştırmaya dayanmadan, tamamen afakî ve asılsız iddialarda bulunulmuş; basit ve mahallî bir polisiye olay büyütülerek 'Cumhuriyete karşı bir isyan hareketi' şeklinde takdim edilmiştir. Bu konuda yapılmış tek bilimsel çalışma, değerli araştırmacı Prof. Dr. Nurşen Mazıcı'nın 'Menemen Olayı'nın Sosyo-Kültürel ve Sosyo-Ekonomik Analizi' isimli araştırmasıdır (Bkz. Toplum ve Bilim Dergisi, Güz 2001, X. Millî Türkoloji Kongresi'ne sunulmuş bildiri). Ayrıca, tarihçi Mustafa Müftüoğlu'nun 'Kanlı Oyun-Menemen Olayı'nın İçyüzü' adlı eserini de okuyucularıma tavsiye ediyorum.


    Şeriat isyanı mı, esrarkeş cinayeti mi?
    Menemen Olayı hakkında en doğru tesbiti Atatürk yapmış; bu başıbozuk sözde mürtecileri, 'Birtakım cahillerden ibaret' şeklinde nitelendirmiştir.
    Menemen Olayı'nın, gerçekten bir dinî ayaklanma olduğunu ileri sürmek mümkün değildir. Bu olay, cahil, esrarkeş, deli 6 kişinin kafayı çekip başlattığı münferit bir zabıta hadisesinden ibarettir. Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüdler Başkanlığı (ATASE)'nın incelemesinde, 'Mehdî Derviş Mehmet, kendisinin peygamber olarak geldiğini...' ifadesi kullanılmaktadır. Müslüman halkın 'peygamberlik' iddiasında bulunanları nasıl karşılayacağını tahmin etmek güç olmasa gerektir. Gene, TBMM Zabıt Ceridesi kayıtlarına göre, Derviş Mehmet'in, 'Esrar içerek Miraca çıkıp Allah'la görüştüğünü, bu yüzden sürekli esrar içmeleri gerektiğini söylediği' kaydedilmektedir. Allah aşkına söyleyiniz, siz hiç esrar içen, peygamber olduğunu söyleyen, Allah'la görüştüğünü iddia eden bir
    tarikat ehli ve Müslüman görüp işittiniz mi?
    Olay, vukubulduğu zaman dahi o derece hissî ve mübalağalı şekilde değerlendirilmiştir ki, Menemen'in adının 'Mel'un Belde' olarak değiştirilmesi ve yöre halkının başka yerlere sürülmesi istenmiştir
    (8 Ocak 1931 tarihli Cumhuriyet gazetesi).
    Aynı subjektif değerlendirmeler olayın faillerinin yargılanması sırasında da devam etmiş; Yahudi düşmanı Meczup Mehmet'i desteklediği iddiasıyla Jozef Biton adlı bir Yahudi vatandaşımız bile asılmıştır. Ayrıca, olayla hiçbir ilgisi bulunmayan 96 yaşındaki Erbilli Esat Efendi de idama mahkûm edilmiştir.


    İşin aslı siyaset
    Efendim, Menemen Olayı'nın perde gerisinde bal gibi siyaset vardır. Bizzat Atatürk'ün çok partili demokratik sisteme geçilmesini sağlamak için
    yakın arkadaşı Fethi Okyar'a kurdurttuğu Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF) halk tarafından olağanüstü bir ilgiyle karşılaşınca, Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF, bugünkü CHP)'nın yöneticileri, önce 7 Eylül 1930 günü Serbest Fırka'nın İzmir Mitingi'ni güvenlik güçleriyle sabote edip partiyi kapattırmış; daha sonra 23 Aralık 1930 günü ortaya çıkan (bazılarına göre de bizzat CHF tarafından tertiplenen) Menemen Olayı'nı istismar ederek rejim üzerindeki tek parti tahakkümünü kurmuşlardır.
    Prof. Mazıcı bu olguyu şu şekilde tesbit etmektedir: 'Türkiye Cumhuriyeti'nde 1930'lar başında derinleşen çelişkiler, ideolojik yönden tutarsız söylemler ve politikalar hükümet açısından ülke sorunlarına egemen olmayı engelleyerek bir kaos ortamı yaratmış, kaostan kurtulmanın tek yolu olarak baskıcı bir rejimi sağlamlaştırmak için dernekler, siyasal partiler, basın ve üniversite başta olmak üzere özerk ve özgür olması gereken devlet dışı tüm kurumlar denetim altına alınmıştır. Bu bağlamda Menemen Olayı, laik devleti sağlamlaştırma gereğini ortaya çıkaran bir olay olmaktan çok, baskıcı ve totaliter devlet anlayışını egemen kılmanın aracı olan bir başlangıç niteliğinde görünüyor'.
    1930'lara ait bu tesbitler, ne yazık ki günümüzde de aynen geçerlidir.


    Menemen bahanesiyle baskı böyle kurulur
    2002 Genel Seçimleri'nden sonra Genelkurmay Genel Sekreterliği'nin 22 Aralık 2002 tarih ve Haber Takip No: 1776 sayılı yazısı ile ATASE Başkanlığı'ndan istediği Rapor'un sonuç bölümünde, 'Her yıl 23 Aralık'ta yapılan anma törenlerindeki maksat, bu tehlikeli irtica olayını hafızalarda canlı tutmak, genç nesillerin Cumhuriyet rejimine ve Atatürk ilke ve inkılaplarına sahip çıkmalarını sağlamaktır' denilmektedir.
    Şimdi Menemen Olayı dolayısıyla birbiri arkasından yayınlanan tehditkâr bildirilerin gerekçesini anlıyor musunuz? Sorarım sizlere, bu beyanların 1930'ların tek parti CHP'sinin baskıcı devlet anlayışından farkı var mıdır?
    Şunu herkes idrak etmelidir ki, mesele Cumhuriyet'e ve Atatürk'e sahip çıkmak ise, genç nesiller devletlerinin kurucusunu ve O'nun muasır medeniyet görüşünü çok iyi bilmekte ve benimsemektedirler. Ayrıca, sadece Cumhuriyet'i değil Demokrasi'yi de hazmetmiş bulunmaktadırlar. Onları, saatleri 1930'larda durmuş baskıcı ve totaliter zihniyete geri döndürmek mümkün değildir.
    Kimse, Menemen Olayı'nı bahane ederek aba altından deynek gösterip milleti baskı altına almaya kalkışmasın vesselâm...

  2. #12
    Aktif Üye Masterlord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Nerden
    İzmir
    Yaş
    29
    Mesaj
    2.284
    Rep Gücü
    45818

    Post

    Alıntı ümmi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    o gün kubilay asteğemeni öldürenler derin devletin kullandığı esrarkeş ,psikopatlardı.Bu günde aynı taktikleri kullanan ergenekon, türlü faili meçhulleri ve provakatif eylemleri müslümanların üzerine yıkarak müslümanları tehlike gibi göstermek konusunda oldukça başarılı olmuştur.
    kurtuluş savaşına mermi taşıyanlar başörtülü kadınlardı,savaşanlar,Allah Allah diye savaşıyordu,maraşta kurtuluş hareketi,bir fransızın müslüman hanımın çarşafına uzanan eli yüzünden patlak vermişti.kurtuluş savaşında hocaefendiler vaaz kürsülerinden milleti mücadele için ikna ettiler.Çanakkalede çhurchil bile bir orda tanrıyla savaştık diyor.Çanakkale ruhu,Milli mücadele ruhu,Ümmeti muhammed ruhu idi.Çağdaşlık edebiyatıyla kendilerini elit gören biravuç insan o ruhtan anlamaz.

    menemen olayı
    konuyu açan arkadaşın yayımladığındaki gibidir

    tabiki tarih heryerde saptırılmak istenir
    lakin bu kadar bariz bi olayın saptırılcak bi yanı yok

    bu derin devletin işidir demek komedi
    kurtuluş savasından 7 yıl önce çıkmış bi devlet böyle hesapların pesine düşmez
    o yıllarda gelişme ekonomi ön plandaydı

    ayrıca isyan büyüse devlet bi felakete uğrayabilirdi
    bunu devletin derin olanıda istemezdi sanırım dimi

    7 yıllık bi devlette bazı kurumlar ne kadr aktif olabilir orasıda tartışılır

    şavaşanlar Allah için savaşmıyordu
    Allah mı tehlikedeydiki onun için savassınlar
    şehit olanların hepsini vatanını milletini kurtarabilmek adına kurtuluş savasında canlarını vermişlerdir

    hocaların söyledikleri
    isgalci kuvvetlere direnmeyin, onlar barışı getirecek
    onlara direnirseniz sonunuz felaket olur seklindeydi
    örgütlenmeyi sağlayıp savası başlatan M.kemal Atatürk'tür

    loyd george savaş sonunda

    Türk orduları Yunan ordularını denize dökünce İngiltere Parlamentosunda heyecanlı bir sahne yaşandı. Celse açılınca İşçi Partisi lideri Mac Donald kürsüye gelerek; "Nerede Başvekil Lloyd George? Bize ne söz verdi sonuç ne oldu? Hazineden büyük paralar alıp bizi boş yere masraflara soktu. Hani Boğazlar bizim olacaktı? Hani Anadolu taksim olacaktı? Heyhat hiçbiri olmadı. Bunun hesabını bize versin" dediği zaman Lloyd George, yavaş yavaş kürsüye geldi. "Arkadaşlar asırlar; pek nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki o büyük dâhiyi asrımıza Türk ordusu yetiştirdi. Mustafa Kemal’in dehasına karşı elden ne gelir. " demiştir.

    çanakkale ve kurtuluş savaşlarında halk varını yoğunu ortaya koydu
    çünkü vatan gidiyordu elden
    Türklerde vatan=namustur

  3. #13
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    masterlord siz resmi tarih ezberinizi bozmayın o halde efenim.Gerçekler acıdır.

  4. #14
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423
    ''O zaman derin devlet yoktu canım. O zaman öyle saçma sapan şeyler olmaz. ''

    Ne saçma şey ya!


    Genelkurmay Başkanlığı'nın arşivine göre Kubilay'ın katilleri esrarkeş

    Erdal Şen - Politika Muhabiri - 24.12.2006


    'İrticaî kalkışma' şeklinde sunulan Menemen Olayı ile ilgili önemli belgelere ulaşıldı. Genelkurmay ve Emniyet arşivi, Kubilay'ı katledenlerin esrarkeş olduğunu ortaya koyuyor.


    Genelkurmay, ayrıca dönemin yerel idarecilerini, haberdar olmasına rağ-men olaylara seyirci kalmakla suçluyor.

    Tarihe 'Menemen Olayı' olarak geçen Asteğmen Kubilay'ın katledilmesinin üzerinden 76 yıl geçti. Ancak 'irticaî kalkışma' olarak sunulan hadiseyle ilgili şüpheler zihinlerden hiç çıkmadı. Gerek Mehdiliğini ilan edip topladığı bir avuç müridini esrar içirerek kendisine bağlayan Derviş Mehmet'in kimliği, gerekse resmî makamların olay sırasındaki ihmalleri, resmî teze karşı çıkan araştırmacıların "komplo" iddiasına yol açtı. Bu tartışma her 23 Aralık'ta yeniden gündeme gelirken, Zaman olayın perde arkasıyla ilgili önemli bir belgeye ulaştı.




    1. Kolordu Komutan Vekili Mustafa Paşa'nın hazırladığı Menemen Raporu, 26 Aralık 1930 tarihini taşıyor.



    Emniyet raporu: Esrarlı sigarayla tasarrufunu artırıyormuş

    Kubilay'ı öldüren Derviş Mehmet'in çevresindeki insanları esrarla etki altına aldığına ilişkin bir başka resmî bilgi de Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarında yer alıyor. Dönemin İçişleri Bakanlığı'na 25 Aralık 1930'da "Vali Kazım" imzasıyla gönderilen 7 maddelik raporun 4. maddesinde şunlar yazılı: "Bunların hepsinde esrar ve esrarlı sigara olup, Derviş Mehmet bunları Manisa'da alıştırmış ve bununla da tasarrufunu artırıyormuş."

    O dönemde Büyük Erkan-ı Harbiye Riyaseti olarak adlandırılan Genelkurmay Başkanlığı'na ait 26 Aralık 1930 tarihli bir belge, hükümet yetkililerinin ihmallerine dikkat çekiyor. Genelkurmay tarafından Menemen'e gönderilen 1. Kolordu Komutanı Vekili Muğlalı Mustafa Paşa (Mustafa Muğlalı) hadiseden üç gün sonra Ankara'ya ilettiği raporda Derviş Mehmet'in şüpheli hareketlerinin yetkili mercilerce bilindiğine işaret ediyor. Buna rağmen gerekli takibatın yapılmadığı; uzaktan seyirci kalınarak adeta "olay çıkmasına göz yumulduğu" ima ediliyor. Emniyet arşivlerindeki bir belgede ise Derviş Mehmet'in etrafındaki insanları esrara alıştırıp, istediğini yaptırdığı belirtiliyor. Dokuz maddeden oluşan dört sayfalık Genelkurmay raporunda da kendisini 'Mehdi' ilan eden Derviş Mehmet'in Manisa'da bir esrarkeş kahvesini mekan edindiği ve çevresindeki insanlarla uzun süre şüphe uyandıracak fiiller içinde bulunduğu kaydediliyor. Derviş Mehmet'in bu şüpheli halinin bilinmesine rağmen ortadan kaybolduğuna dikkat çekilen raporda, "Kayboluşları Manisa hükümetine bildirilmesine rağmen, Menemen'e gelene kadar 15 gün boyunca gezdikleri civar köylerde ahaliye telkinatta bulunmalarına rağmen bundan haberdar olunmaması ve hükümet konağı önüne gelene kadar Menemen hükümetinin bundan hiçbir suretle malumat almaması" eleştiriliyor.
    Genelkurmay raporunda Menemen kaymakamı ve ilçe jandarma komutanı hakkında da ağır suçlamalar var. Kaymakamın hükümet konağına çok sonradan geldiği ve olan bitene uzaktan seyirci kaldığı kaydedilirken, jandarma kumandanı için, "Hükümet konağı içerisine dört neferiyle birlikte girerek kadın gibi saklandı." ifadeleri kullanılıyor.

    "Büyük Erkan-ı Harbiye Riyaseti'nin 26/12/1930 tarihli ve 6747 No'lu tezkeresinin suretidir" üst başlığı bulunan dokuz maddelik raporun 6. maddesinden bazı satırbaşları şöyle: "Şu mes'elede çok şayan-ı dikkat ve mühim gördüğüm noktalar Manisa'da ilk önayak olarak ortaya atılan bu şerirlerin Manisa'da iken bir esrarkeş kahvesinde daimi surette içtima ederek orasını tekke haline getirdikleri ve son zamanlarda hepsinin sakal bırakmak suretiyle bütün bütün calib-i şüphe vaziyet aldıkları ve bu hal Manisa zabıtasınca da malum olduğu halde Manisa'dan birdenbire gaybiyetleri ve hatta bu gaybiyetlerin aileleri tarafından hükümete malumat verilmesi üzerine Manisa hükümetinin bunlar için hiçbir teşebbüste bulunmaması ve civar kazaların nazar-ı dikkatleri celbedilmemesi gerek Manisa'da gerekse haricinde teşkilatların olup olmadığı hakkında tahkikat ve tetkikat yapılmayarak işin tesadüfe bırakılması Manisa'dan ayrıldıktan sonra Paşaköy, Yağcılar, Bozalan, Çukurköy ve civarlarında on beş gün dolaşarak ahaliye birtakım telkinatta bulunmalarından hiç kimsenin haberdar olmaması 23/12/1930 günü sabah namazına doğru musellahan ve birlikte sabah namazını kılarak ve camiden ellerine bir de bayrak alarak yine ahali ile camiden çıkışlarından ve sabahleyin hükümet konağı önüne kadar gelişlerinden Menemen hükümetinin hiçbir suretle malumat almaması..." Aynı maddenin sonunda kaymakamlık ve jandarma komutanının tavrı da şu sözlerle eleştiriliyor: "Menemen kaymakamı beyin, hükümet konağı cihet-i askeriye tarafından işgal edildikten sonra ancak hükümete gelmesi ve bu zamana kadar adeta seyirci vaziyetinde kalması ve bir silah arkadaşı koyun gibi karşısında boğazlanırken Menemen jandarma kumandanının dört neferi ile hükümet konağı içerisine girerek kadın gibi saklanması..."

    Raporun 7. maddesinde ise Kubilay'ın askerlerinin neden cephanesiz olduğu sorgulanıyor: "Sevk u idare hatalarına alaydan telefonla kuvvet talep eden jandarma kumandanı şu kuvvetin ne için ne maksatla ve ne gibi bir vaziyet karşısında talep edildiği hakkında alayı tenvir etmemiştir. Jandarma kumandanının noksan olarak verdiği bu malumat alayca gönderilen ilk bölüğün cephanesiz olarak yola çıkarılması kuvvetlerin vaziyeti hakim olmasına sebep olmuştur."

    Emniyet raporu: Esrarlı sigarayla tasarrufunu artırıyormuş

    Kubilay'ı öldüren Derviş Mehmet'in çevresindeki insanları esrarla etki altına aldığına ilişkin bir başka resmî bilgi de Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarında yer alıyor. Dönemin İçişleri Bakanlığı'na 25 Aralık 1930'da "Vali Kazım" imzasıyla gönderilen 7 maddelik raporun 4. maddesinde şunlar yazılı: "Bunların hepsinde esrar ve esrarlı sigara olup, Derviş Mehmet bunları Manisa'da alıştırmış ve bununla da tasarrufunu artırıyormuş."



    --------------------------------------------------------------------------------

    23 Aralık 1930'da Menemen'de neler yaşandı?

    Mustafa Fehmi Kubilay, Giritli Hüseyin ve Zeynep çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi. 1906 doğumlu Kubilay'ın asıl mesleği öğretmenlikti. 23 Aralık 1930'da İzmir'in Menemen ilçesinde meydana gelen olay sırasında askerlik görevini yapıyordu. 'Mehdi" olduğunu iddia eden Giritli Mehmet (Derviş Mehmet) 7 Aralık'ta, 6 müridiyle Manisa'dan yola çıkarak, civardaki Paşa köyünde yaptıkları hazırlık ve propagandalardan sonra 23 Aralık sabahı, gün doğarken tekbirlerle Menemen'e girdi. Belediye meydanında çevresine topladığı yaklaşık yüz kişiyle hükümet karşıtı sloganlar atmaya başladı. Silahlı olan asiler bir müfrezenin başında olaya müdahale eden Asteğmen Kubilay'ı, hemen ardından da Hasan ve Şevki adındaki iki mahalle bekçisini öldürdü. Olay, arkadan yetişen askerî birlikler tarafından şiddetle bastırılırken, Derviş Mehmet ve iki müridi öldürüldü. 31 Aralık 1930'da toplanan bakanlar kurulu, Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir merkez ilçelerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan edilmesine karar verdi. Sıkıyönetim komutanlığına 2. Ordu Kumandanı Fahrettin Paşa (Altay), Divan-ı Harp Reisliği'ne 1. Kolordu Komutan Vekili Muğlalı Mustafa Paşa atandı. Olay 1 Ocak 1931'de Denizli Milletvekili Mazhar Müfit (Kansu) ve arkadaşlarınca verilen soru önergesiyle TBMM gündemine getirildi. Soru önergesini Başbakan İsmet Paşa (İnönü) cevaplandırdı. Daha sonra sıkıyönetim ilanına ilişkin önerge tartışıldı ve oybirliğiyle kabul edildi.

  5. #15
    Acemi Üye suur_r - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    İzmir
    Mesaj
    228
    Rep Gücü
    11295
    Kubilay olayına birde Genel Kurmay Arşivinden bakalım;


    "Kubilay'ı tarikatçılar öldürdü!!!"

    Genelkurmay arşivinden şeriatçılara tokat gibi belge!!!

    Genelkurmay Başkanlığı, "bir hazırlık safhasından sonra eylemi gerçekleştirenlerin tümünün Manisa’da ikamet ettiklerini ve Nakşi tarikatıyla bağlantıları bulunduğunu" belirledi.

    Genelkurmay ''Menemen'' arşivlerini açtı: Sıradan bir cinayet değil

    Genelkurmay Başkanlığı, arşiv belgeleriyle Menemen'deki eylemin, "sıradan bir cinayet değil, bilinçli bir hareket olarak uygulamaya geçirildiğini" ortaya koydu.
    Genelkurmay Başkanlığı, "bir hazırlık safhasından sonra eylemi gerçekleştirenlerin tümünün Manisa'da ikamet ettiklerini ve Nakşi tarikatıyla bağlantıları bulunduğunu" belirledi.
    Genelkurmay Başkanlığı, 23 Aralık 1930 günü Menemen'de meydana gelen olaylarda şehit edilen Yedek Subay Mustafa Kubilay'ın katledilişine ilişkin Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Başkanlığının arşivlerindeki belgeleri internet sitesinde yayınlayarak Menemen olayına ışık tuttu.
    Genelkurmay Başkanlığının kamuoyuna sunduğu arşiv belgeleri arasında Yedek Subay Mustafa Kubilay'ın ölümüne ilişkin keşif raporu, İbrahim Hoca'nın ifadeleri, Eylemcilere yardım eden Yunus oğlu Kamil'in ifadesi, Menemen Telgraf Memuru Nail Bey'in Olaya İlişkin Tanık İfadesi, eylemcilerin bağlı oldukları tarikat mensuplarına ilişkin belge, Şeyh Esat'ın İbrahim Hoca'yla ilişkisini ifade ettiği mektuplar yer alıyor.
    "Arşiv Belgeleriyle Menemen Olayı" çalışmasında arşiv belgelerinin yanı sıra Genelkurmay'ın Menemen'de yaşanan olayın geçmişi ve o gün yaşananları gözler önüne seren değerlendirmelerine de yer verildi.
    Söz konusu belgelere göre, olayın ardından Menemen Cumhuriyet Savcısı, Savcı Yardımcısı ve Hükümet Tabip Vekilinin hazırladıkları raporda, Kubilay'ın Gazez Caminde katledilmiş olarak bulunan bedeni, şöyle tasvir ediliyor:
    "Gazez Camisi girişinin sol tarafındaki bahçede arkası üstü yatık, sağ tarafında kasaturası kınından çekik bir halde, elbiseleri kanlı, başı boynundan ayrılmış ve etrafındaki toprakta çok fazla kan lekeleri bulunan, tahminen 25 yaşlarında, üzerinde haki renkte askeri elbise olan; orta boylu, kumral benizli, saçları az ağarmış cesedin, Menemen'de 43'ncü Alay 1'nci Tabur 3'ncü Bölük Takım Komutanı Yedek Subay İzmirli Hüseyin oğlu Kubilay olduğu anlaşılmıştır."

    GÖRGÜ TANIĞININ İFADESİ

    Belgelere göre, olayın görgü tanıklarından, Menemen'deki telgraf memuru Nail Bey, Yedek Subay Mustafa Fehmi Kubilay'ın nasıl öldürüldüğünü şöyle anlatıyor:
    "Kubilay Bey'in kumandasında bir müfreze geldi. Müfreze komutanı evkaf kahvesi önünde askeri durdurup 'süngü tak' emrini vererek, kendisi Şakilerin yakasını tuttu. Asker süngü taktı. Onlar dönmelerine devam ediyorlardı. Maarif kahvesinin önündeki büyük ağacın hizasına geldiler. Diğer arkadaşı bunları o vaziyette görünce, Kubilay Bey'i arkasından bir silahla vurdu. O anda yere düştü.
    Onbeş saniye kadar yerde kaldıktan sonra, kalkıp doğruca cami tarafına koştu. Bir kısım halk bunu görünce dağıldı. Telgrafhaneye de bir kısmı girdi. Onları dışarı çıkarttım. Bu sırada adamlardan ikisi kayboldu. Biz kaçtıklarını zannettik. Biraz sonra saçından tutulu olduğu halde, zavallı Kubilay Bey'in kesik kafasını getirdiklerini gördük. Ellerinde sancağın ucuna kafayı geçirirlerken bir şeyler söyleyerek eğildiler. Kesik başın, elektrik direğine bir kırmızı kuşakla bağlandığını gördüm. Kubilay Bey'in başı asılı olduğu halde meydanda dönüyorlardı."

    "CİNAYET DEĞİL, BİLİNÇLİ BİR HAREKET"

    İnternet sitesindeki Genelkurmay Başkanlığının konuya ilişkin değerlendirmesinde, tarihe "Menemen Olayı" diye geçen bu eylemin, "sıradan bir cinayet değil, bilinçli bir hareket olarak uygulamaya geçirildiğinin" yapılan araştırmalarla ortaya çıkarıldığı belirtilerek, şunlar kaydedildi:
    "Eylemciler bir hazırlık safhasından sonra eylemi gerçekleştirmişlerdir.
    Eylemin ele başı ve Yedek Subay Mustafa Kubilay'ın başını keserek öldüren Giritli Hasan oğlu Mehmet, Osman oğlu Şamdan Mehmet, Hasan oğlu Sütçü Mehmet, Emrullah oğlu Mehmet, Nalıncı Hasan ve Çakır oğlu Ramazan, eylemci grubunu oluşturmaktadır.
    Eylemcilerin hepsi Manisa'da ikamet etmektedirler ve Nakşi tarikatiyle bağlantıları vardır. Onları bu tarikata sokan ve eğiten, Manisa Askeri Hastahanesi imamlığından emekli İbrahim Hoca'dır. İbrahim Hoca da İstanbul Erenköy'de Şevki Paşa köşkünde oturan Şeyh Esat'a bağlıdır. İbrahim Hoca, halifeler halifesi olarak, tarikatın etki alanının genişletilmesinden ve yaygınlaştırılmasından sorumludur."

    "ŞEYH ESAT'IN YİRMİBİN MÜRİDİ VARDI"

    Belgeler arasında İbrahim Hoca'nın ifadesine de yer verildi. İfadesinde tekkeler yasaklanmadan önce Şeyh Esat'ın tahminen yirmibin civarında müridi bulunduğunu belirten İbrahim Hoca'nın, Manisa'daki müritlerin sayısı sorulduğunda ise hiçbir açıklama yapmadığına dikkat çekildi.
    Belgeler arasında İbrahim Hoca'nın, Şeyh Esad'la ilişkisini açıkça ortaya koyan Şeyh Esad'ın yazdığı mektuplara da yer verildi. İbrahim Hoca'nın ifadesinde, bu bağlantısıyla ilgili söyledikleri ise şöyle:
    "İlk tarikate intisabım oniki sene evveldir. Nakşibendidir. Şeyhim İsmail Necati'ydi. Bab-ı ali'de oturuyordu. Tekkesi vardı. Ölmüştür. Ondan bir sene sonra tahminen o zaman Çapa'da tekkesi bulunan Şeyh Esat Efendi'nin zikrine gittim ve ona bağlandım. Yani benim hocam oldu. Yirmibir senedir tarikatin imamıdır."

    "MÜRİD HÜSNÜ EFENDİ'NİN AÇIKLAMALARI"

    Şeyh Esad'ın oğlu (halife) Mehmet Ali'nin de İbrahim Hoca'nın bağlantısını "Kendisi, pederimin on senelik dervişlerindendir. Şurdan burdan hiç tanımadığımız adamları ziyaret maksadıyla bana ve pederime getirirdi" şeklinde ifade ettiğine yer verilen değerlendirmede, şunlar kaydedildi:
    "Şeyh Esad'ın müridlerinden Hüsnü Efendi, 'daima sözünden ve nasihatinden ilham alarak kendisini şeyhe bende (kul) eden kişileri' sayarken ilk isim olarak İbrahim Hoca'yı belirtir. İbrahim Hoca'nın Manisa'da görevli iken merkeze bağlı Horosköy'de yoğun faaliyetleri vardır. Burada ikamet eder, cami yaptırır, tarikate adam kazandırma çalışmalarını sürdürür, vaaz verir. 'Hoca köyümüzde oturduğu sırada Cuma günleri ve bazan hafta aralarında ve bazan da kendisi ne zaman isterse o vakit köy camisinde vaaz verirdi. Köyde bulunduğu bir gün ikindi namazı sırasında camide vaaz etmeye başladı'. Hoca, 'Şapka giyen gavurdur. Biz gavur olamayız. Rakı içen ve yalan söyleyenler de gavurdur' diye söyleniyordu." İbrahim Hoca'nın bu köyde özellikle ileri gelenlerle sıkı ilişkiler kurduğu, düzenli ve gizli bir bağlantısı bulunduğu ifade edilen değerlendirmede, ayrıca Şeyh Esat'ı ziyaret edenlerin dönüşte şeyhi övücü propaganda yaptıkları anlatıldı.

    "BİZ FES GİYMEK İSTİYORUZ"

    Menemen'deki olaydan iki ay önce, İbrahim Hoca'nın Manisa'ya geldiği belirtilen değerlendirmede, olayın gelişimiyle ilgili şu bilgilere yer verildi:
    "Kandırılmış kişilerin ağzından dökülen şu sözler, meselenin ne kadar farklı bir mecrada seyrettiğini ortaya koymaktadır. 'Araplıkla beraber sultanlık ve Sultan Hamid'in oğlu gelecek. Tekkeler kapandı ama açılacak ve serbest olacak.
    Kılıçlarımız gelecek kesecekler. Fes giyilecek', 'Biz, fes giymek istiyoruz.
    Müslümanlık istiyoruz.' İbrahim Hoca, Manisa'ya geldiği zaman birçok kişi onu ziyaret eder. İbrahim Hoca'nın çok yakını olan Osman Çavuş 'İnşaallah reis-i cumhuru gebertirler de rahat yüzü görürüz, fes giyeriz.' demekten çekinmez. İbrahim Hoca, Osman Çavuşun kendisiyle olan bağlantısını ifadesinde teyit eder. 'Tekaüt (emekli) edildikten sonra İstanbul'a gittim. Orada ikamet etmeye başladım ve İstanbul'da iken bir defa Cemal ve bir defa Osman ve bir defa da tabur imamı İlyas Efendi'den mektup aldım."

    MÜRİTLERİN İSTANBUL'DA ŞEYH ESAT'I ZİYARETLERİ

    Menemen olayının kilit isimlerinden ve eyleme bizzat katılan Nalıncı Hasan'ın, Şeyh Esat'ı ziyaret etmek üzere İstanbul'a gittiği zaman İbrahim Hoca'yla buluştuğu, İbrahim Hocanın da bunu açıkça anlattığına işaret edilen değerlendirmede, İbrahim Hoca'nın bu görüşmelerle ilgili şu ifadelerine yer veriliyor:
    "Bir sene evvel Manisalı basmacı Osman Efendi ile Nalıncı Hasan'ı Esat Efendi'nin evinde gördüm ve hep beraber bir odada oturduk ve bir gece beraber kaldık ve yanımıza kimse gelmedi. O gece yattık, sabahleyin Esat Efendiyi ziyaret ettik... Haseki civarında bulunan Hoca Esat'ın oğlu Ali Efendi'nin evine gittim.
    Osman Efendi ve Nalıncı Hasan ile orada hepimiz birleştik ve dördümüz oturduk...
    Bir veyahut iki gün sonra Osman Efendi ile Nalıncı Hasan bizim eve geldiler. Bir gece kaldılar ve sabahleyin gittiler." Genelkurmay Başkanlığı, 23 Aralık 1930 tarihinde gerçekleşen Menemen Olayı'ndan önce eylemcilerin belirli bir hazırlık yaptıklarını ve daha sonra eyleme geçtiklerini arşiv belgeleriyle gözler önüne serdi.
    Genelkurmay Başkanlığı, Yedek Subay Mustafa Kubilay'ın Menemen'de katledilişine ilişkin Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE)
    Başkanlığı arşivlerindeki belgeleri internet sitesinde yayınladı.
    Menemen Olayında adı geçenlerden Saffet Hocanın, elebaşı eylemci mehdi Mehmet'le ilişkisinin tanık ifadeleriyle ortaya konulduğu Genelkurmay Başkanlığı değerlendirmesinde, "Menemen Olayı, 23 Aralık 1930 tarihinde gerçekleşmiştir.
    Eylemciler, bu tarihten önce belirli bir hazırlık yapmışlar ve daha sonra eyleme geçmişlerdir" denildi.

    EYLEM HAZIRLIKLARI

    Eylemcilerden mehdi Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet, Emrullah oğlu Mehmet Emin, Ali oğlu Hasan, Nalıncı Hasan, Topçu Hüseyin, Süleyman Çavuş, Çakır oğlu Ramazan, Çırak Mustafa, Hüseyin oğlu Ali'nin, önce bir esrarkeş kahvesinde daimi surette toplanarak orasını tekke haline getirdikleri ve daha sonra da Tatlıcı Hüseyin'in Manisa'daki evinde dört gün süren bir toplantı yaptıklarına işaret edilen değerlendirmede, şunlar kaydedildi:
    "Gerçekleştirilecek eyleme ilişkin görüşme yapılır ve silah tedariki kararlaştırılır. Giritli İsmail ve bıçakçı Hacı Mustafa'dan birer silah alınır. 7 Aralık günü mehdi Mehmet, Sütçü Mehmet ve Şamdan Mehmet aldıkları silahlarla Paşaköy'e giderler. Ertesi gün de Ali oğlu Hasan, Nalıncı Hasan, Çakır oğlu Ramazan, Paşaköy'e ulaşırlar. Paşaköy'de üç gün kaldıktan sonra, Manisa'nın kuzey doğusunda yer alan Yağcılar köyüne uğrar ve burada yedi gün kalırlar. Ardından o gece yarısı eylemciler, Bozalan'a hareket ederler.
    Bozalan'a doğru giderlerken, mehdi Mehmet, iki günden beri mehdiliğini ilan ettiğini, Menemen'de bunu halka açıklayacağını söyler. Nalıncı Hasan da Menemen'deki bir camiden sancak alabileceğini belirtir ve uzun bir yürüyüşten sonra Bozalan köyü yakınlarına gelirler. Dinlenmek için yatarlar ve bu sırada Çakır oğlu Ramazan kaçar." Değerlendirmede, eylemcilerden mehdi Mehmet'in, buradan halka kendisinin "mehdi" olduğunu ve kendilerine iltihak etmelerini telkin ettiği ifade edilerek, Manisa'dan ayrılmalarından sonra geçen 15 gün boyunca eylemcilerin bu köylerde propaganda faaliyetlerinde bulundukları, bu süre içinde bir kısım halkı etkiledikleri ve yardım gördükleri belirtildi.

    "ŞERİAT İSTİYORUZ"

    23 Aralık 1930 günü eyleme geçilmesinin kararlaştırıldığı ve eylemcilerin
    başlarında mehdi Mehmet olmak üzere Menemen'e sabah ezanı sırasında gelerek Müftü camisine girdikleri anlatılan değerlendirmede, şöyle devam edildi:
    "Camide bulunan sancağı alıp mehdi, halkı kendilerine katılmaya davet eder ve şunları söyler. 'Taraf-ı ilahiden geliyoruz. Şeriat istiyoruz. Askerin kılıç ve kurşunu bize işlemez. Herkes bu bayrağın altından geçecektir. Geçmeyenleri kılıçtan geçireceğiz. Bugün zeval (öğle) vakti yetmişbin kişi bize yardıma gelecektir.' Kendilerine katılan grupla birlikte eylemciler, sokaklarda dolaşıp herkesin dükkanlarını kapayarak peşlerinden gelmelerini söyleyerek yürüyüşe geçerler.
    Saffet Hocanın evinin önünden geçerlerken o da evden çıkar ve grubun arkasından yürür. Mehdi Mehmet, Saffet Hocaya karşı saygıda kusur etmez. Bir süre sonra Saffet Hoca gruptan ayrılır ve meseleden hiç haberi yokmuş gibi tekrar evine döner ve pencereleri kapatır. Eylemcilerin bulunduğu grup, Belediye binasının önüne kadar gelir. Kalabalık artar. Mehdi Mehmet kendisinin mehdiliğine ve şeriati yerine getireceklerine dair halka hitap eder."

    JANDARMA EYLEM HABERİNİ ALIYOR

    Jandarma Bölük Komutanının, eylem haberini almasının ardından topluluğun bulunduğu alana giderek, eylemcilere dağılmalarını söylediği belirtilen değerlendirmede, olaylar şöyle anlatıldı:
    "Mehdi Mehmet, 'Ben mehdiyim. Şeriatı ilan ediyorum. Bana kimse mukavemet edemez' diye cevap verirken, kalabalıktan alkışlar yükselir. Herhangi bir üzücü olaya meydan vermemek için, Bölük Komutanı hükümet binasına gelerek 43'ncü Piyade Alayından takviye kuvvet ister.
    Bu sırada Alay Komutanlığında eğitime çıkmak üzere hazırlanan Yedek Subay Mustafa Kubilay'a bir müfrezeyle olay yerine gitmesi emredilir. Cephane almadan hemen hareket eden müfrezeyi, Yedek Subay Mustafa Kubilay, halkla bir çatışmaya meydan vermemek için askerlere süngü taktırarak alandaki kahvenin önüne bırakır ve kalabalığa hitap eden eylemcilerin yanına gider. Mehdi Mehmet'in yakasından tutarak silahını teslim etmesini ister. Eylemcilerin arasından ateş açılır ve Mustafa Kubilay yaralanır.

    KUBİLAY'IN KATLEDİLİŞİ

    Yaralanan Mustafa Kubilay, hemen yakındaki caminin avlusuna doğru koşar. Bu sırada bir el daha ateş edilir ve Mustafa Kubilay avluda yere düşer. Cephaneleri olmayan müfrezedeki askerler geri çekilirler. Mustafa Kubilay'ın düştüğünü gören mehdi Mehmet, yanındakilerden birisinin bıçağını alarak avluya gider. Yerde yatan ve henüz ölmemiş olan Mustafa Kubilay'ı sürükleyip, bir ayağı ile vücuduna basmak suretiyle yüzüstü yatırıp bıçakla boynundan keserek, başı alır ve saçlarından tutarak taşa vurduktan sonra meydana tekrar dönüp, camiden aldıkları sancağın ucuna geçirir. Sancağı ucunda takılı başla birlikte orada bulunan elektrik direğine bağlayarak halkı tam anlamıyla etkilemek isteyen eylemcilere, Kamil adlı bir kişi nasıl yardım ettiğini şu sözlerle anlatmaktadır: 'O gün ben evvela evime gidip korkmamalarını söyledim. Sonradan ikinci defa bunların yanına gelip halkın arasına karıştığımda, biraz evvel ellerinde getirdikleri zabitin (subayın)
    kafasını sancak ağacının ucuna geçirdiler. Sancağı oradaki direğe bağlamak için ahaliden ip istediler. Ben, derhal koştum, dükkanımdaki küçük bir ipi alıp silahlılara verdim. Bu iple Zabitin başı bulunan sancağı direğin yanına dikip bağladılar."

    "BU, ADİ BİR VAKA OLARAK KABUL EDİLMEMELİ"

    Bu sırada, Alaydan gönderilen kuvvetlerin olay yerine yetişerek, ateş açan eylemcilerle çatıştığı belirtilen değerlendirmede, Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki'nin şehit oldukları olayda eylemcilerden de mehdi Mehmet, Şamdan Mehmet ve Sütçü Mehmet'in ölü, Emrullah oğlu Mehmet Emin'in yaralı olarak ele geçirildiği anımsatıldı. Kargaşadan yararlanarak kaçan Nalıncı Hasan ile Ali oğlu Hasan'ın da ertesi gün Manisa'da yakalandıkları ifade edilen değerlendirmede, şunlar kaydedildi:
    "Olayın hemen ardından güvenlik güçleri tedbirler alır. Sıkıyönetim ilan edilir. Olaylar sırasında ihmali görülen kamu görevlileri hakkında yasal işlem yapılır görevden el çektirilir. Geniş çaplı soruşturmalar yapılır ve olaya karışanlar, azmettiriciler tutuklanırlar ve yargılanırlar.
    Eylemle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını zorla kaldırmaya teşebbüs ve yardım edenler, yargılamalar sonucu 32 kişi idam, 73 kişi de çeşitli hapis cezalarına çarptırılır.
    Sıkıyönetim Komutanı Tümgeneral Mustafa Muğlalı, Menemen'de meydana gelen olaylarla ilgili olarak Başbakanlığa ve Genelkurmay Başkanlığına gönderdiği raporlarda önemli tespitler yapar: Bu vak'a dört beş serseri tarafından adi bir vaka olarak kabul edilmemelidir. Bu olayı meydana getirenler, sabırsız ve acele davranarak bu işin ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır. Bu hususta, memleketimizde gizliden gizliye çalışan ve bir teşkilat meydana getiren hain eller bulunduğu mutlaka dikkate alınmalıdır."

    ATATÜRK'ÜN BAŞSAĞLIĞI MESAJI

    Değerlendirmede, Menemen'de gerçekleştirilen eylemin sıradan bir olay olarak geçiştirilemeyeceğinin en önemli kanıtının da Atatürk'ün 28 Aralık 1930 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerine gönderdiği başsağlığı mesajı olduğu vurgulandı.
    Değerlendirmede yer verilen Atatürk'ün başsağlığı mesajı ise şöyle:
    "Menemen'de yakınlarda meydana gelen gericilik girişimi sırasında Yedek Subay Kubilay Beyin görevini yaparken öldürülmüş olmasından dolayı Cumhuriyet ordusuna başsağlığı dilerim. Kubilay Beyin şehit edilmesinde gericilerin gösterdiği vahşilik karşısında Menemen'deki halktan bazılarının alkışla onaylamaları, bütün cumhuriyetçi ve vatanseverler için utanılacak bir olaydır.
    Vatanı savunmak için yetiştirilen, içteki her politika ve ayrılığın dışında ve üstünde saygın bir konumda bulunan Türk subayının, gericiler karşısındaki yüksek görevinin yurttaşlar tarafından yalnız saygıyla karşılandığına kuşku yoktur.
    Menemen'de halktan bazılarının hataları bütün millette acıya sebep olmuştur.
    Saldırının acılığını tatmış bir kesime genç ve kahraman Yedek Subayın uğradığı saldırıyı, milletin bizzat Cumhuriyet'e karşı bir öldürme girişimi olarak kabul ettiği ve cüretkârlarla, destekçileri, ona göre takip edeceği kesindir. Hepimizin dikkati bu sorundaki görevlerimizin gereklerini duyarlılıkla ve gerektiği biçimde yerine getirmeğe yöneliktir.
    Büyük ordunun kahraman genç subayı ve Cumhuriyetin idealist öğretmenler topluluğunun değerli üyesi Kubilay'ın temiz kanı ile Cumhuriyet, hayatını tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır."


    Kaynağın küçük ve derlenmiş bir kopyası yukarıdadır ana kaynağından görmek isteynler için;
    Kaynak:Genelkurmay Başkanlığı Resmi Kurumsal İnternet Sitesidir - Anasayfa - Turkish General Staff Official Web Site - Main Page
    Konu suur_r tarafından (07-11-2010 Saat 08:16 PM ) değiştirilmiştir.

  6. #16
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423

    Icon14 Menemen olayında Genelkurmaydan tokat gibi belge

    Şuur arkadaş nerden bulduysan bu yazıyı yanlı ve yalan olduğu bariz ortada. Nerden buldun bu yandaş yazıyı.

    Birde şu gerçeklere bak. Al sana belge.





    1. Kolordu Komutan Vekili Mustafa Paşa'nın hazırladığı Menemen Raporu, 26 Aralık 1930 tarihini taşıyor.






    Kubilay'ı öldüren Derviş Mehmet'in çevresindeki insanları esrarla etki altına aldığına ilişkin bir başka resmî bilgi de Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarında yer alıyor. Dönemin İçişleri Bakanlığı'na 25 Aralık 1930'da "Vali Kazım" imzasıyla gönderilen 7 maddelik raporun 4. maddesinde şunlar yazılı: "Bunların hepsinde esrar ve esrarlı sigara olup, Derviş Mehmet bunları Manisa'da alıştırmış ve bununla da tasarrufunu artırıyormuş."

  7. #17
    bursali68
    Misafir..
    Merhaba,

    Vay,beee " Yobaz Katiller " esrarkeş diye yutturulmaya çalışılıyor...Enteresan...Demekki yobazların bir başka taktiği de " müridlerinin " esrar ile BEYİNLERİNİ yıkamak...Olsun sonuçya yobazdır yapanlar veya en azından yobazlık sınavı vermişlerdir...Kimin ne içtiği,kullandığı değil ki Menemen olayındaki konu...İşter esrarkeş olsunlar,ister alkolik...Sonuçta çevrelerinde ki tanınma şekilleri onlarım YOBAZ olduklarını veya TEKERLERİNE ÇOMAK SOKULDUĞUNU,rantlarının kesildiğini gösteren apaçık bir tarihi olay...

    Sn.ümmi " Sakarya Meyan Muharebesini " de sokak kavgası gösteren zihniyet ile neredeyse aynı düşünüyorsunuz diyeceğim...

    Sağlıcakla kalınız...

  8. #18
    Aktif Üye tntcool - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Nerden
    Antalya
    Mesaj
    2.191
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    54809
    Vah memleketim vah... Artık yobazlara alenen arka çıkılıyor...

  9. #19
    Acemi Üye suur_r - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    İzmir
    Mesaj
    228
    Rep Gücü
    11295
    nedense bizim koyduğumuz belgeler her zaman yalan ve yanlış oluyor ama asıl yalan olanlar da gerçek diye yutturuluyor...

    Kubilayı öldürenlerin sarıklı oldukları ortadadır hatta boynunu vuran yobazın torunu da şu anda meclisin içindedir..

    Menemen olayının resmi kaydı;Genelkurmay Başkanlığı Resmi Kurumsal İnternet Sitesidir - Anasayfa - Turkish General Staff Official Web Site - Main Page
    Konu suur_r tarafından (07-11-2010 Saat 08:17 PM ) değiştirilmiştir.

  10. #20
    Aktif Üye ashenarşi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2010
    Mesaj
    1.511
    Rep Gücü
    33423
    Alıntı tntcool´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Vah memleketim vah... Artık yobazlara alenen arka çıkılıyor...
    Yobaz denilip yutturulmaya çalışılan resim müslümanlar böyledir, bunu yaparlar tarifi yapmaktır.

    Bunlara göre müslümanlığın tarifini bunlar yapmalılar.

    Günümüzde bile aynı oyunlar oynanıyor mesela geçenlerde vatan gazetesi muhabirleri haber yapmak için çarşaf giymişlerdi. Sonrada bunu haber yapıp sunmuşlardı. REsimleri bile var.

    Önceden yokmuydu sanıyorun. İStedikleri gibi medyayı yönetmek için böyle asılsız şeyler üretiyorlar. Tamam yobaz yok mu var. Ama bu olaydada gördüğümüz gibi değil. Al işte yukarıda genelkurmay gbelgesi bile var.

    Buda yalan haber belgelereri bir göz at istersen: İrtica bahane yalan haber şahane

Benzer Konular

  1. Fatima olayı 1917
    Parlayan Yıldız Tarafından Komplo Teorileri Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 18-10-2012, 04:37 PM
  2. Baltimore Olayı
    SEBLA Tarafından Bilim ve Astronomi Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 08-12-2011, 10:37 AM
  3. Menemen Olayı
    SAHARAY Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 21-12-2009, 06:05 PM
  4. Dreyfus Olayı
    RABİA Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 15-11-2008, 01:29 PM
  5. Şaşırtıcı Bir Windows Olayı !!!
    Quarezma Tarafından windows (xp,vista) Foruma
    Yorum: 14
    Son mesaj: 20-09-2006, 10:54 PM
Yukarı Çık