Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 Toplam: 9
  1. #1
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    Cia ve Mossad

    CIA VE MOSSAD
    "Amerika ve İsrail istihbarat teşkilatları arasında aşırı derecede yakın bir çalışma ilişkisi vardır." (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.96-97)
    "Mossad, ABD'deki en aktif gizli servistir. Yıllar boyunca İsrail, ABD'nin gizli dış politikasını öğrenmiştir. Bu tip olaylar Pentagon'da, Hükümet'te, Kongre'de, Milli Güvenlik Servisi'nde ve hatta ABD'nin Gizli Servisi'nde çalışanlar tarafından desteklenir." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.338)
    Dünyada Siyonizmin gücü, İsrail'in faaliyetlerinden çok daha geniştir. Dünyadaki süper güçlerin üzerindeki Yahudi lobilerinin güdümü göz önüne alındığında, gerçek tablo ancak anlaşılabilir. Aynı şekilde, Mossad'ın faaliyetleri de Mossad ismiyle sınırlı değildir. Mossad, çoğu kez ortaya başka şekillerde çıkar. Mossad'ın örgütleyip yönlendirdiği yan kuruluşlar, örneğin mafya, kontrgerilla, sahte anti-semitik örgütlenmeler gibi paravan teşkilatlar Mossad hedefleri doğrultusunda faaliyet gösterirler.
    Mossad'ın üzerinde en etkili olduğu örgütlerden biri de CIA'dir. İhtilaller yapan, hükümetler kuran, dünyanın en büyük örgütü CIA, Mossad ile büyük bir iş birliği içindedir. Ancak kuşkusuz CIA'in isminin karıştığı bu eylemlerden ve Mossad'la birlikte yürütülen bazı operasyonlardan tüm CIA çalışanlarını sorumlu tutmak mümkün değildir. İlerleyen sayfalarda da görüleceği gibi, CIA'in kuruluş aşamasından itibaren CIA içinde ve yönetiminde Mossad'la bağlantısı olan bazı kimseler görev almış, yine bazı masonların örgüt üzerinde etkisi olmuştur. Ama bu, teşkilatın geneli için geçerli bir durum değildir. Siyonistler ve masonlar ile iş birliği içerisinde hareket eden kişilerin yanı sıra, CIA'de ulusal çıkarları için çalışmalarda bulunan pek çok iyi niyetli insan da görev yapmaktadır. Dolayısıyla CIA'in bazı politikaları ve eylemleri eleştirilirken, bu eleştirilerin CIA'in tüm faaliyetlerini kapsamadığı açıktır. Bu eleştirilerde kastedilen, belli bir ülkenin veya zümrenin menfaatlerinin, dünya halklarının huzuru ve güvenliğinin önüne geçtiği yanlış ve tek taraflı politikalardır. Nitekim bu uygulamalar -ABD de dahil- dünyanın pek çok ülkesinde, farklı dinlerden, milletlerden ve görüşlerden sağduyu sahibi tüm insanlar tarafından kınanmaktadır.
    Mossad-CIA bağlantısının geçmişi ise İsrail'in ilk kurulduğu yıllara dayanır ve oldukça ilgi çekicidir:

    Mossad'ın "manevi babası", CIA şefi James Jesus Angleton.

    "Mayıs 1951'de Ben Gurion ABD'ye gitti. CIA Başkanı Walter Bedell Smith ve onun yardımcısı Allen Dulles'le yaptığı toplantıda Gurion açık bir teklifte bulundu. Acaba İsrail İstihbarat Servisi, CIA ile birlikte çalışamaz mıydı? CIA bu teklifi büyük bir sevinçle kabul etti. Gurion'un ziyaretinden bir ay sonra Shiloah, Washington'a giderek detayları görüştü. Bedell Smith, Dulles ve James Jesus Angleton bu konuyla ilgili kişilerdi. James Jesus Angleton kariyerinin sonuna kadar CIA-Mossad ilişkileri için çalıştı. CIA'de de şef oldu." (Dangerous Liaison, Andrew and Leslie Cockburn, sf.41)


    "ABD, İsrail oluştuğu anda istihbarat alışverişi için anlaşmıştı. CIA ve FBI yeni arkadaşlarına şifreleme ve şifre çözme için gerekli malzemeyi vermeye ve İsrail yöneticilerine bunları kullanmayı öğretmeye hazırdı. Haim Herzog ve Mossad'ın ilk şefi Reuven Shiloah İsrail adına ilk bağlantıları kurdular." (Israel's Most Secret Service Mossad, Ronald Payne, sf.26)
    1974 yılında CIA'den ayrılan Philip Agee ise, Mossad'la ilişkilerini şu şekilde anlatmaktadır:
    "CIA merkezinde o zamanlar son derece gizli tutulan özel bir bölüm kurulmuştu. Bu bölümün tek görevi CIA ile Mossad arasındaki ilişkileri yürütmek ve ortak operasyonlar düzenlemekti. Bu bölümün şefi James Jesus Angleton'dur. CIA Savunma Bölümü Başkanı Angleton, Şah karşıtı yüz binlerce İranlı'ya işkence eden ve öldüren Şah'a bağlı İran gizli servisi SAVAK'ın elemanlarını İsrailliler ile birlikte eğitmişti. Amerikan ve İsrail gizli servisleri arasındaki bu sıkı iş birliği Angleton döneminde doruk noktasındaydı.
    Nixon taraftarı aşırı tutucu Angleton, Amerikan basını ve kamuoyu tarafından şiddetle suçlanmaya başlamıştı. Angleton'un emriyle Şili Devlet Başkanı Allende'nin devrilmesi için CIA kanalıyla darbe düzenlenmiş ve yine onun emriyle CIA ajanları Vietnam Savaşı sırasında on binlerce Amerikan vatandaşını savaş aleyhtarı oldukları için izletmiş ve haklarında dosyalar düzenletmişti." (Hayat, 12 Ocak 1981)

    Solda bir dönemin CIA Başkanı James Schlesinger, ünlü stratejist Henry Kissinger ile birlikte. Sağda ise, William Colby.

    Angleton'ın en bilinen ve önemli özelliklerinden biri de İsrail ile yakın ilişkileri idi. Öyle ki, Angleton pek çok insan tarafından 'Mossad'ın manevi babası' olarak tanımlanıyordu. Farklı kaynaklarda söz konusu ilişki şu şekilde anlatılmaktadır:
    "Angleton İsrail'le 20 yıl boyunca hep çok samimi ilişkiler içinde oldu. Hatta bu samimiyet o kadar ilerlemişti ki, bazı bilgileri Yakın Doğu'daki kendi servisinin (CIA) operatör ve analistlerinden bile gizledi. 1984'te Suudi Arabistan'dan, Nikaragualı Sandinist hareketin kontralarına silah sağlamak için gizli bir yardım almıştı. Şimdi ise İsrail sayesinde İran'a yapılan silah satışlarından onlara komisyon sağlama yollarını arıyor..." (Israel Ultra Secret, Jacques Derogy-Hesi Carmel-Robert Laffont, sf.154)
    "Kudüs ile Tel Aviv arasındaki yolda bir mezarın üzerindeki kayıtta hem İngilizce hem de İbranice şöyle yazıyor: "James Jesus Angleton 1917-1987. İyi arkadaşımızın anısına." Bu adam CIA'in en gizemli ve güçlü kişilerindendi. İsrail ile çok iyi ilişkileri olduğundan İsrail'de ona çok saygı gösteriliyor." (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.15)
    "İsrail'in 3 ana haber alma servisinin başında bulunanlar, ünlü CIA şefi Angleton onuruna, Kudüs yakınlarında bir tepede ulusal bir orman adadılar. Eski bir Mossad görevlisi, CIA şefi Angleton için 'O bizim manevi babamızdı' diyor.
    Mossad, Krusçev'in 1956 yılındaki SBKP'nin 20. Genel Kurulu'nda, Stalin yönetimini suçlayan konuşmasını daha önceden ele geçirmiş ve Amerikalılara hediye etmişti. Bu büyük bir siyasi olaydı. CIA Savunma Bölümü Başkanı James Angleton'a bu hediye verilmişti." (Hayat, 12 Ocak 1981)
    Geçmişte CIA'de görev yapan şefler arasında da, tıpkı Angleton gibi Mossad ile yakın ilişkileri bulunanlar vardı:
    "James Schlesinger CIA'in başına Nixon tarafından 1972'de getirilir. CIA'in başında 5 ay kalmasına rağmen 1000 süper ajan yetiştirir. Bunlar hükümet darbesi yapmada uzmanlaştırılmış kişilerdir.
    Schlesinger 5 ay sonra Savunma Bakanı olur. Bunu Henry Kissinger sağlar. Amacı CIA'deki değişmeleri engellemek, CIA'i tamamen elinde tutmaktır. Kissinger'le Schlesinger'in ayrı eğilimleri, ayrı fikirleri, ayrı davranışları ama tek amaçları vardı." (Les Vrais Maitres du Monde, Gonzales Mata, sf.90)

    CIA şefleri John Mc Cone (1961-65), Richard Helms (1966-72),

    Kissinger, 1968'de Nixon'un milli güvenlikle ilgili özel danışmanlığına getirildi. ABD Başkanı'nın güvenlik müşaviri olan Kissinger, böylece ABD'nin gerçek hükümeti olarak kabul edilen National Security Council (Milli Güvenlik Konseyi) ve görevi bu meclise yardım etmek olan National Security Council Planning Board (Milli Güvenlik Planlama İdaresi) ve Operations Coordinating Board (Operasyon Koordinasyon İdaresi) isimli teşekküllerin kontrolünü ele aldı. CIA, Milli Güvenlik Konseyi'ne bağlıydı. Böylece Kissinger CIA'e de hükmetmiş oluyordu. Daha sonra Başkan Yardımcısı, Nelson Rockefeller'in desteğiyle ABD Dış İşleri Bakanı oldu.
    Watergate skandalıyla CIA, Amerikan kamuoyunda itibarını kaybetti ve faaliyetleri zayıfladı. Birçok eylem ve ajan da açığa çıktı. Watergate skandalından sonra bir hükümet buhranıyla toplumsal şok geçiren Amerikalılar, CIA'in dünyanın dört bir yanında karanlık işlere karışmasını istemiyorlardı.
    Öte yandan İsrail ise, CIA'i kontrol altında tutmak için kilit noktalara yerleştirdiği bazı adamlarını kullandı. Pentagon'da görev yapan kimi İsrail sempatizanları da İsrail tarafından kullanıldı:
    "ABD Genelkurmayı: 'Pentagon'da her ofiste bir Yahudi sempatizanı var. Birçok er, zaman zaman İsrail'de çalışmıştır. Bazı personel üyeleri zaten Yahudi, İsrailli." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.146)
    İsrail'in, ABD'nin devlet kurumları üzerindeki etkisi aslında CIA ile de sınırlı değildir. İsrail'in yönlendirmesinin etkili olduğu başka devlet kurumları da vardır:
    "1977'de ABD Hava Kuvvetleri'nden Joseph Churba'nın İsrail'le gizli ilişkileri olduğu öğrenildi. 1979'da BM Amerika temsilcisi Andrew Young, Filistin Kurtuluş Örgütü temsilcisiyle yaptığı gizli konuşmaları Mossad'a verdi. 1984'de CIA danışmanı Charles Waterman, İsrail Büyükelçiliği'ne yakın bir basım evine bilgi verdi. 1985'de California'da Hutington'un şirketlerinden birinin müdürü olan Richard Smyth, İsrail'e kanun dışı yollardan nükleer patlamalar için kripton yolladığı ortaya çıkmadan az evvel yok oldu. Ayrıca NATO yanında bir danışma bürosunda da çalışıyordu." (Israel Ultra Secret, Jacques Derogy- Hesi Carmel-Robert Laffont, sf.168)
    CIA'in daha sonraki şeflerinden William Casey de, İsrail ile yakın ilişki kuran kişilerdendir:
    "Casey başa geldikten sonra yabancı gizli servislerle ilişki içine girmesi gerektiğini anlar. Ama özellikle İsrailliler'le gizli bir ortaklık geliştirilmesi yollarını arar. Hatta 1982'de Tshal'ın II. Bürosu'nun şefi General Sagu'yla Langlay'deki merkez lokallerinde İsrailliler'le yaptığı görüşmelerinde şunları söylüyor: 'Bir probleminiz olduğunda beni aramakta tereddüt etmeyin.'
    16 Mart 1984'de ilk telefonu kendisi eder. Aynı gün kaçırılan Beyrut şube şefi Buckley'in bulunmasında yardım etmek ister. Bu ilk ve son arama olmaz. Bir sonraki yıl CIA'in Etiyopya'dan kaçırılan bir ajanını bulmada da yardımcı olur. Mossad'ın 1985'de İran'ı silahlandırması olayında da Casey iki sorumluyu cesaretlendirmekten çekinmez. Alışverişi organize eden Başkan danışmanı Mc Farlane ve Oliver North." (Israel Ultra Secret, Jacques Derogy- Hesi Carmel-Robert Laffont, sf.156 )

  2. #2
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    Cevap: Cia ve Mossad

    Casey görev yaptığı dönem boyunca, Mossad'la ortak pek çok iş yaptı:
    "16 Mart 1984'de William Casey'e Langley'den bir telefon gelir. Beyrut ajanı William Buckley bilinmeyen kişilerce kaçırılmıştır. Buckley sadece bir ajan değil, Casey'in OSS'den (Office of Strategic Service) samimi arkadaşıdır. Buckley, CIA'in casuslar listesindeydi. Bir ihanet olayında basın tarafından tanınmıştı. Bu yüzden onu gerçek kimliğiyle Beyrut'a gönderemezlerdi. Bu öğrenilirse CIA adına bir rezalet çıkardı. Bu yüzden hemen Mossad'ı aradı." (Israel Ultra Secret, Jaques Derogy- Hesi Carmel -Robert Laffont, sf.282)
    "Bu iletişim artık çok normal karşılanıyordu. İsrail'in her yere ulaşan 'uzun eli', dünyanın en iyi gizli servisi olarak tanınışı, Lübnan'da İsrail ordusunun bulunması ve Casey'nin İsrail'e olan kişisel sevgisi bu refleksi açıklıyordu. Ama dahası da vardı. 1983'de de Etiyopya'da Bush'un bir casus arkadaşı kaçırılmıştı. O zaman da Bush ve Casey hemen Mossad'ı aramışlardı. Bunun karşılığında Mossad, ABD gizli servislerinden bir yardım istemişti. Amerikan ordularının çektiği, Irak nükleer santrallerinin resmi İsrail'e verildi. Bush, Washington'daki İsrail büyükelçisi Meir Rosen'e 'Size bir iyilik borçluyum' der. 1985 Ocak ayında Mossad bu sözü hatırlatır. Yahudilerin İsrail'e giderken Sudan'da durdurulduklarını söyler. Düzinelerce ABD uçağı bu Yahudilerin Kızıldeniz'i geçmelerine yardımcı olur. Casey, İsrail casusluk servislerinden yardım isteyen tek istihbarat görevlisi değildi." (Israel Ultra Secret, Jaques Derogy- Hesi Carmel -Robert Laffont, sf.281)

    CIA binası, Langley, Virginia. Beyaz Saray'ın 8 mil kuzeybatısında.

    "CIA Başkanı William Casey 1981 ilkbaharında Yakın Doğu'daki Mossad ofislerini ziyaretinden sonra oluşan Mossad hayranlığını asla gizlememiştir. Osirak'ın bombalanması sırasında İsrailliler'in uydu resimleri olmasa başarılı olamayacaklardı. Casey Mossad'la olan güven bağlarını sağlamlaştırmak istemişti. Bu nedenle başa James Angleton getirildi. Angleton, İsrail ile o kadar samimi bir ilişki içerisine girmişti ki, Yakın Doğu'yla ilgili özel bilgileri kendi servisinden bile saklıyordu." (Israel Ultra Secret, Jacques Derogy-Hesi Carmel, sf.154)
    "Casey Mossad'la ortak ilişkilerinde Mc Farlane ve Oliver North'u ön plana çıkarmıştır. Oliver North, Beyaz Saray'daki bürosundan hemen terfi edip üst düzeylere yükselmiştir. Ve gizli operasyonların iplerini elinde tutmaya başlamıştır. Bu operasyonlarda bazen ABD resmi politikasından farklı yollar da izlenmiştir." (Israel Ultra Secret, Jacques Derogy-Hesi Carmel, sf.157)
    "Oliver North İsrail'le ortak çalışmak için, devletten William P. Goode adlı bir pasaport, Mc Farlane ise Amiral Pointdexter adlı sahte bir pasaport alır. North, İsrail'de Peres'in özel danışmanı olan Amiram Nir'le bağlantı kurar." (Israel Ultra Secret, Jacques Derogy-Hesi Carmel, sf.157)
    3 Eylül 1979 tarihli Newsweek dergisinde ise CIA-Mossad ilişkisi şu şekilde anlatılmaktadır:
    "Mossad, Hükümetin içinde ve dışında olan Yahudiler sayesinde ABD desteğini sağlıyor. ABD'nin İsrail'e vermek istemediği teknik bilgileri ele geçiriyor. CIA ajanları, Mossad'ın herhangi bir seçkin Yahudi'den istediği gibi yardım alacağını bildiriyor. ABD, Mossad'ın kendi topraklarındaki operasyonlarına tolerans gösteriyor. 1954'de CIA ve Mossad arasında bir anlaşma yapılıyor."
    Mossad'ın bir diğer özelliği de, faaliyet gösterdiği ülkelerde o ülke içinde yaşayan bazı Siyonizm taraftarı Yahudilerin de desteğini alıyor olmasıdır. Bu durum ABD için de geçerlidir:

    23 Haziran 1975'te, Newsweek'te yayınlanan CIA ile ilgili bir karikatür.

    "1979'da CIA bir analiz hazırladı. Bu 48 sayfalık raporun adı, 'İsrail yabancı casusluk ve güvenlik servisi'. Raporda ABD'nin, Mossad'ın operasyonlarında odak noktası olmaya devam edeceği bildiriliyordu ve Mossad'ın operasyon yöntemi de anlatılıyordu. Mossad yıllardır yüksek mevkilerdeki ve hükümetteki yetkililerden faydalanır. Dünyanın her yerindeki Yahudi topluluklarında Siyonistler ve sempatizanları vardır. Ve bu kişiler İsrail gizli servisine destek verirler. Mossad'a bu kanallarla bilgi materyalleri verilir, propaganda yapılır ve diğer amaçlarla kullanılır. Mossad'ın çalışmaları İsrail'in resmi olmayan kurumlarıyla bağlantı içindedir. Bu resmi olmayan kurumların bir kısmı özellikle bu iş için kurulmuştur. İsrail'in gizli servisi çeşitli ülkelerdeki Yahudi toplumlarına, organizasyonlarına dayanır. Bu organizasyonlar ajansı güçlendirir ve bilgi akımını artırır. Mossad yetkilileri Yahudi organizasyonlarla çok gizli bir şekilde ilişkiye girer." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.149)
    CIA-Mossad yakın iş birliğinin yanı sıra Mossad, karşı tarafa güç gösterisi yapacak eylemlerde de bulunur. Bu eylemlerin temel amaçlarından birisi, 'iş birliğine yanaşılmasa da istenilenin elde edilebileceği' mesajını vermektir:

    İsrail Pentagon'dan bir mermi üretme makinesi istemişti. Yetkililer hayır deseler bile İsrail'in alacağını bildikleri için henüz makine üzerindeki çalışmaların bitmediğini söylediler. 1967'de Richard Helms CIA Başkanıydı. İsrail askeri servisi ABD'den bir rapor istedi. Rapor yanlış bilgilerle doluydu. İsrail subayları belgeyi tekrar gönderdiler. Belgedeki bütün yanlışlıklar düzeltilmişti. Ama belgeyi İsrail'in normalde bilmemesi gerekiyordu, çünkü çok gizliydi. Ve İsrailliler Helms'e bir not eklemişlerdi. 'Belki de Pentagon bizim ne istediğimizi anlamamıştır'." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.141)
    ABD Savunma Bakanlığı asistanlığı da yapmış olan Les Sanka'nın İsrail'le ilişkilerde önemli olan bir başka konuda, silah satışlarında, dikkat çekici açıklamaları vardır. Ortadoğu politikasında uzman olan Sanka'nın açıklamalarına göre "İsrail'e yapılan silah satışlarında normal yollar izlenmemektedir." İsrail'e yapılan satışlar diğer ülkelere yapılanlardan farklıdır:
    "İsrail'in Pentagon'daki operasyonları her zaman hazır ve en profesyonel yöntemlerdir. Bizim sistemimizi anlayan adamları vardır ve her seviyede, en dipten en yükseğe tanıdıkları vardır'." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.142)
    Mossad kurduğu ilişkiler ağı ile, CIA ve Pentagon'u denetlemekten de geri kalmaz:
    "David Mc Giffert, ABD Savunma Ofisi Sekreteri. İsraillilerin ise daha onun masasına ulaşmayan belgelerden bile haberleri var. ABD'li bir subay, Mossad'ın bütün ABD'li politikacıların yaşadıkları yerlere dinleme cihazları koyduklarını söylüyor." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.151)
    "John West: (ABD'nin eski Suudi Arabistan Konsolosu): 'Hiçbir telgrafımda İsrail'i eleştiren bir şey söylemezdim. Çünkü hiçbir sır İsrail'e gizli kalmaz. İsrail hükümeti daha Washington'a ulaşmadan olayı öğrenirdi'." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.151)
    "Bir gün bir İsrailli, ismini vermek istemeyen ABD'li bir subaya geliyor ve İsrail'in istediği askeri araçların listesini veriyor. ABD'li subay olayı şöyle anlatıyor: 'Subayın bana uzattığı listede bir not vardı: 'Buradaki bilgiler son derece gizlidir ve sizin hiçbirini öğrenmeye yetkiniz yoktur.' Bütün belgelerin kopyasını sonradan yok etmekle emrolunmuştum. Belgeler, bazı elektronik araçların kodlarıyla ilgiliydi. Ben içindekileri bilmiyordum, ama İsrail biliyordu." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.143)
    "İsrailliler kendi gizli operasyonlarında kullanmak için teknik ve bilimsel bilgileri de çalarlar. Bu çaldıklarına ABD'nin ve diğer Batılı ülkelerin savunma sistemleri de dahildir. Yasak aşkları da bağlantı kurmak için kullanırlar. Kudüslü bir kız Amerikan konsolosluk görevlisiyle aşk yaşadı ve çok gizli belgeleri aldı." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.149)
    Tüm bu bilgilerin gösterdiği gibi İsrail, Amerikan sistemini değişik yönlerden kontrol altına almış durumdadır. Bu sayede de çoğu zaman istediklerini rahatlıkla elde edebilmektedir. Bunun bir örneğini Amerikalı bir silah uzmanı şu şekilde anlatmaktadır:
    "İsrail ajanları ABD sisteminin çok yakın izleyicileridir. Bir silah uzmanı Yahudilerin tekniklerini anlatıyor. 'Onlarla ilgili her konu, her şehirde bir numaradır. Onlar sizin ne yaptığınızı bilirler, şu an ne yaptığınızdan ve yarın ne yapacağınızdan da haberdardırlar. Şu an ne yaptığınızı ve ne söyleyeceğinizi de bilirler. Kanunları, kanunların geçmişini ve geleceğini de bilirler. Eğer ele geçirmeye uygun gördükleri şeylerde bir problem varsa İsrail gazetelerine haber sızdırırlar. Hemen ertesi gün bir gazeteci Devlet Bakanlığı'na veya Savunma Bakanlığı'na gider. Bu gazeteci sadece İsrail devlet yetkililerinin bilebileceği konular hakkında çok detaylı sorular sorar. Bazen de baskı, doğrudan Yahudi lobisi AIPAC'tan gelir. İşler tamamen sarpa sarınca bu sefer Kongre üyeleri mektuplar ve telgraflar yollamaya başlarlar. Bir gün İsrailliler bizden gizli bir liste istediler. Belgeyi daha önce Carter'ın sekreteri Harold Brow'la kontrol etmiştik. Kimseye vermememiz gerekiyordu. Onlara 'Hayır' cevabını verdim. Bir hafta sonra Harold Brown'dan bir telefon geldi. Senatör Henry onu aramış ve neden İsrail'e o belgeleri vermediğimizi sormuş. Belgeleri verdik'." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.144)
    Mossad-CIA ilişkileri farklı kaynaklarda da şöyle ifade edilmektedir:
    "Mossad, Ortadoğu'daki soğuk savaşta Amerika'nın en büyük yardımcısı. İlişkiler tek bu yönde kalmadı, İsrail'in nükleer silah imal edebilmesi için dışarıdan yardıma ihtiyacı vardı. Bu iş de Washington'a kalıyordu." (Dangerous Liaison, Andrew and Leslie Cockburn sf.8)
    "Belgeler gösteriyor ki, 1950'den beri İsrail istihbarat ajanları Amerikan hükümeti yetkililerinden hassas istihbarat ve teknik bilgileri almak için şantaj yapmışlar, gizli dinleme cihazı yerleştirmişler, telefonları gizlice dinlemişler ve rüşvet teklif etmişlerdir." (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.96)
    "CIA, Mossad'la aralarındaki iş birliğinin derecesinin oldukça yakın olduğunu ve o yüzden birbirleriyle ilgili casusluk yapmaya gerek bile kalmadığını onaylamaktadır." (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.95)
    "ABD hükümetinin istihbarat kalesi Harvard Üniversitesi profesörü Nadav Safran, Ortadoğu Çalışmaları Merkezi'nin başında bulunuyordu. Safran CIA'den maddi destek alırken, aynı zamanda Mossad'la da ilişki içinde. Harvard Üniversitesi Basın Müdürü Arthur Rosenthal da CIA'in maddi desteğini biliyormuş. Amerikan Yahudi Komitesi'nin II. başkanı ve Safran'ın Harvard'daki önde gelen kefili Henry Rosovsky'nin, CIA bağlantısını bildiği ortaya çıktı." (Middle East International, 10 Temmuz 1986)

  3. #3
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    Cevap: Cia ve Mossad

    Masonlar ve CIA Masonlar ve CIA
    CIA, 1947'de Truman Doktrini'yle birlikte, ABD'nin mason Başkanı Henry Truman tarafından kurulmuştu. 1949'da Başkan'ın onayı ile başka ülkelerin iç işlerine karışma yetkisi aldı. CIA, 1953'te İran petrol kaynaklarını millileştiren Musaddık'ın devrilmesi, 1954'te Guatemala Başkanı'nın görevden uzaklaştırılması ve bunun gibi birçok eylem gerçekleştirdi. 1950'li yıllarda masonların teşkilat üzerindeki etkinliği, ABD Dış İşleri Bakanı John Foster Dulles'in kardeşi ve üst dereceli bir mason olan Allen Dulles döneminde iyice güçlendi.

    CIA Şefi Robert Gates

    Masonların CIA üzerindeki etkisi halkın büyük çoğunluğu tarafından bilinmez. Oysa CIA'in iç ve dış faaliyetlerinde masonların yönlendirmesinin açıkça görüldüğü pek çok olay vardır. Bu olayları teşhis etmenin en önemli yöntemlerinden birisi, yapılan eylemin neticesinin kimin lehine olduğunun doğru tespit edilebilmesidir. Bu yönde bir inceleme yapıldığında, CIA'in zaman zaman masonlar ve Siyonistlere fayda sağlayacak eylemlerde bulunduğu açıkça görülecektir.
    1960'lı yıllardan başlayarak CIA, Amerika'nın, diğer deyişle söz konusu lobi ve sermayedarların, hoşuna gitmeyen devlet adamlarına karşı örtülü cinayet planları düzenlemiştir. Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Çu En Lay, Burma'yı ziyaretinde, CIA'in hazırladığı bir bombalı suikastten kıl payı kurtulmuştur. Kongo'nun devrimci lideri Patrick Lumumba 1960'da önce zehirli pasta ile öldürülmek istenmiş, daha sonra CIA'in katkısıyla yok edilmiştir. Yerine Mobutu getirilmiştir. CIA, ilginç cinayet yöntemleri geliştirmiştir:
    "Fidel Castro'yu zehirli puro ile ortadan kaldırma planının altından çıkan CIA Başkanlarından Colby, Senato Soruşturma Komutanlığı'nda verdiği ifadelerle CIA'in yüz metre uzaklıktan atılan zehirli iğneler geliştirdiğini, bu iğnelerle öldürülenlerin otopsi kontrollerinde hiçbir ize rastlanmadığını itiraf etmiştir."
    Bu operasyonların önemli bir kısmı ise Mossad ile birlikte yürütülmüştür:
    Colby, CIA'in Şili'de Allende rejimine karşı girişilen darbedeki rolünü de yadsımamıştır. CIA Ortadoğu'da, Mossad'la beraber ortak operasyonlar düzenlemiştir." (Milliyet, 20 Temmuz 1980)
    22 Aralık 1985 tarihli Hürriyet gazetesinde yayınlanan, CIA Afrika Şefi John Stockwell'in, CIA'in Afrika'da yaptığı katliamlarla ilgili olarak New Africa dergisine yaptığı açıklamalarla ilgili haber.

    CIA'in temel amacı, Amerikan hükümetlerinin, çoğunluğu gizli olan davranışlarına güç kazandırıp desteklemek, ABD'yi, rakip tanımayan uluslararası tek lider yapacak bir dünya düzeni kurmaktır. Hak ve hukuk çerçevesinde yürütüldüğü müddetçe bu amaçta bir sakınca yoktur. Her ülke kendini koruyacak, istikrarını sağlayacak ve güçlendirecek faaliyetlerde bulunur, bu esnada istihbarat birimlerini de kullanır. Ancak bu hedefe ulaşmaya çalışırken, temel insan haklarını ihlal eden, halkın çıkarından ziyade yalnızca belli çevrelerin çıkarlarını korumayı amaçlayan bir politika izlenmesi kabul edilebilir değildir.
    L'Histoire dergisinin 1984 yılı Eylül sayısının 70. sayfasında, CIA şu şekilde anlatılmaktadır:
    "CIA devlet içinde devlet gibi. İstediğini yapıyor. Kanunun üzerinde yer alıyor. Yerleşik yapının yıkılmasında yer alıyor. CIA pek çok gazeteciyi bilgi kaynaklarını öğrenmek için takip ettirmiştir. 1960-1965 yılları arasında Fidel Castro'yu öldürmek için CIA sekiz tane komplo düzenlemiştir. Çok değişik yöntemler kullanılarak-dolmakaleme zehir koyarak, zehirli purolarla, vücudu zehirleyen mayolarla- Castro öldürülmeye çalışılmıştır."
    Dünyanın Gerçek Hakimleri isimli kitapta da CIA'in bazı faaliyetleri şöyle anlatılmaktadır:
    "31 Mayıs 1961'de öldürülen Trujillo, 2 Kasım 1963'de öldürülen Güney Vietnam Cumhurbaşkanı Ngo Dinh Diem, 22 Ekim 1970'de öldürülen Şili lideri Rene Schneider; CIA tüm bu olanlardan haberdardı. Gerekli silahları o temin etmişti. Eisenhower'ın Lumumba'yı öldürme emri verdiği kesin. Trujillo'nun öldürüleceğini de haber almıştı. Castro olayından herkes haberdardı. Bir tek Kennedy haberdar edilmemişti.
    Küba'ya yönelik operasyonlarda ABD'nin her zamanki gibi tehlikede olma durumu yoktu. Ne Castro, ne Trujillo, ne de Allende Amerika için bir tehlike teşkil etmiyorlardı. Küba'da Batista sayesinde Amerika, aslında Yahudi şirketleri ITT, Standard Oil, General Motors, General Electric gibi şirketler vasıtasıyla yer altı kaynaklarının %90'ını, şekerin %40'ını, demiryollarının %45'ini, petrolün %100'ünü kontrol ediyorlardı. Kumar, fuhuş, alkol, uyuşturucu piyasası da CIA kontrolündeki mafyanın elindeydi." (Les Vrais Maitres du Monde, Gonzales Mata, sf.30)

    Eski CIA ajanı Philippe Agee, yaptığı açıklamalar ve yazdığı kitap ile bütün dünyada büyük yankı uyandırmıştı.

    CIA şeflerinden William Webster

    1960'lı yıllarda Küba'da CIA, mafya ile de iş birliği yapmıştı. Domuzlar Körfezi Çıkartması'nda mafya eski sermayelerini yeniden ele geçirmek istiyordu. Amerikalı yazar Beni Lyrocs, Amerika kıtasındaki uyuşturucu ve silah kaçakçılığına ilişkin yazdığı kitapta, CIA'in uyuşturucu ve silah kaçakçılığına karıştığı ülkelerde iç karışıklık ve darbe çıkardığını anlatmaktadır. 70'li yıllardaki CIA'in eylemleri Gonzales Mata'nın kitabında ise şöyle aktarılmaktadır:
    "70'li yıllarda sokaktaki insanın anlayamayacağı, ama araştıran için çok önemli olaylar olmuştu. Silah şirketi Lockheed'in skandalı (son hedefi İtalya Cumhurbaşkanı Giovanni Leone), Watergate Skandalı, CIA tarafından hazırlanan katliam ve ihtilaller, Carrero Blanco'nun saf dışı bırakılışı ve daha birçok olay... İtalya'da Fiumicino'nun, Calabressi'nin, Moro'nun, Fransa'da Revelli-Beaumont'un, Suarez'in, Zenteno'nun, Garcia Plata'nın öldürülmesi CIA'e bağlı eylemler." (Les Vrais Maitres du Monde, Gonzales Mata, sf.12, 14)
    "Üçüncü dünya ülkelerinde Mossad'la birlikte operasyonlarını düzenleyen CIA'in Afrika'daki eski şefi John Stockwell, New Africa dergisine yaptığı itiraflarında CIA'in üçüncü dünya ülkelerinde gerçekleştirdiği gizli operasyonlar yüzünden 2-3 milyon insanın öldüğünü söyledi. Örneğin, CIA'in Endonezya'da gerçekleştirdiği operasyonda toplam 800 bin kişi öldü. Herkes tarafından bilinen Phoneix planı uyarınca katledilen 20.000 Vietnamlı da bu rakama dahildir." (22 Aralık 1985, Hürriyet)
    "CIA Nikaragua, Kamboçya ve Angola'ya askeri müdahalede bulundu. CIA'in etkin Başkanı William Casey bu konuda daha temkinli olan Başkan Yardımcısı John Mc Mahon'un istifa edip, yerine Robert Gates'in geçmesiyle daha da rahatladı. Son zamanlarda CIA'in faaliyetlerinde askeri müdahaleler dışında bir çeşitlenme de söz konusuydu. Çad'da Hissene Habren'in iktidara gelişinde katkısı olmuştu. Liberya'da Başkan Samuel Doe'nin korunması için alınan önlemlere yardımcı olmaktaydı. Etiyopya'da, Surinam'da, Mauritius'ta ise politikaya iyice burnunu sokmuş, muhalefete destek vermişti." (Nokta, 4 Mayıs 1986)

    "12 yıl CIA'de çalıştıktan sonra istifa eden John Stockwell: 'Amerikan Senatosu'nun yaptığı bir araştırmaya göre, 1961'den bu yana CIA, birkaç bin gizli harekata girişmiş, bu harekatların çoğu kanlı olmuş. Bu harekatlarda toplam 3 milyon insan öldürülmüş, öldürülenler Rus değil, hatta çok az bir kısmı dışındakiler komünist bile değil, Üçüncü Dünya halkları. ABD'nin yaptığı, siyasetini onaylamadığı bir ülkenin siyasetini ve hükümetini değiştirmek amacıyla o ülkede kargaşa yaratmak. Örneğin Sandinista gerillalarını değil, Nikaragua halkını sefalete sürükleyerek ülkeyi çökertmek." (Cumhuriyet, 18 Mart 1985, "Hükümet Devirme Tekniği", Yalçın Doğan)
    CIA'in dış ülkelerdeki eylemlerinde AID'i (Uluslararası Kalkındırma Örgütü) paravan olarak kullandığı da farklı kaynaklarda yer alan bilgilerdendir. Ayrıca DIA da (Savunma İstihbarat Örgütü) CIA'e yardımcı görev görmektedir. Bütün bu kuruluşlar ise 40'lar Komitesi tarafından denetlenmektedir.
    "CIA İran, Sudan, Suriye, Guatemela, Ekvator, Zaire, Guyana, Gana'daki hükümetlerin devrilmesiyle ilgili suikastlerde görev yapmıştır. Yunanistan'daki albayların baskıcı rejimini iktidara getirme faaliyetlerine katılmıştır." (CIA Diary, Philip Agee, sf.8)
    "CIA İran'dan Şili'ye, Tibet'ten Guatemala'ya, Libya'dan Laos'a, Yunanistan'dan Endonezya'ya kadar ülkelerin politik iç işlerine karışmakla suçlanmıştır. Suikastler, darbeler, oy satın alma, ekonomik savaşlar hepsi CIA'in eşiğinde yatmaktadır. Bugün dünyada CIA'in karışmadığı öne sürülen çok az politik kriz vardır." (American Foreign Policy, Charles W. Kegley, Eugene R. Wittkopf, sf.110)
    Clinton döneminde CIA Başkanlığına getirilen James Woolsey de Mossad'la yakın ilişkisi olduğu bilinen CIA şeflerindendir ve hatta bazı çevreler tarafından 'Mossad ajanı' olduğu ifade edilmektedir:
    "Clinton tarafından CIA Başkanlığı'na getirilen James Woolsey Mossad ajanı." (The Spotlight, 1 Şubat 1993)
    "CIA'in yeni Başkanı James Woolsey, Jimmy Carter'ın Donanma İkinci Sekreteri'ydi ve İsrail ile olan ilişkileri kuvvetlendirme taraftarı olan bir kişiydi, kendini İsrail'e adamıştı. Les Aspin ve Woolsey, İsrail ordusuna daha fazla yardım sağlamak için çalışan Jewish Institute for National Security Affairs (JINSA)'nın Yönetim Kurulu'ndaydı. Aspin 1992'de JINSA'dan Henry Jackson 'Distinguished Service Award' (Özel Hizmet Ödülü) almış ve Yahudi topluluğu ile İsrail'in olağanüstü destekçisi olarak tanımlanmıştır." (The Spotlight, 1 Şubat 1993)

  4. #4
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    Cevap: Cia ve Mossad

    CIA - İsrail Bağlantıları CIA - İsrail Bağlantıları
    Ünlü CIA Başkanları

    CIA, ABD'deki Yahudi lobilerinin yanı sıra İsrail'le de yakın iş birliği içindedir:
    "CIA İsrail'e para yardımı yapmaktadır." (They Dare To Speak Out, Paul Findley, sf.193)
    "1960'larda CIA'deki en hassas harekatın kod adı; KK MOUNTAIN idi. (KK, CIA'in İsrail'le ilgili belge ve mesajlarda kullandığı kendi adıdır.) Ve Mossad'a yapılan yıllık milyonlarca dolarlık nakit ödemeleri sağlıyordu. Buna karşılık da Mossad, ajanlarını Kuzey Afrika ülkelerinde ve Kenya, Tanzanya ile Kongo gibi ülkelerde Amerikan ajanlarının vekilleri gibi davranmakla görevlendiriyordu." (The Sampson's Option, Seymour M. Hersh, sf.14)
    "1979'da Amerika'nın en önemli askeri sırrı yörüngedeydi. Müstahkem mevzilerin ürkütücü, paha biçilmez değerdeki fotoğraflarını çekiyordu. KH-11 diye bilinen bu uydu, bir teknoloji harikasıydı. Çektiği resimler dijital olarak 'anında' yer istasyonlarına ulaştırılıyor ve haber alma birimlerince anında analiz ediliyordu.İlk KH-11 uydusu Jimmy Carter'ın, Başkan Gerald R. Ford'u yenmesinin ardından 1976'da fırlatıldı. Carter yönetimi, Ford'un izinden gitti ve yüksek kalitedeki resimlerin, başka ellere geçmesine izin vermedi. Haber alma konusunda Amerika'nın en yakın müttefiki olan İngiltere, fotoğrafları sınırlı ölçüde ve ancak yeri geldiğinde görebiliyordu. Yoğun güvenlik sistemi, Başkan Carter'ın İsrail'e KH-11 fotoğrafları vermeye karar vermesiyle delindi. Anlaşma; İsrail'e, komşuları Lübnan, Suriye, Mısır ve Ürdün'ün sınırları içinde 160 km. (100 mil) mesafeye kadar olan yerlerdeki her türlü askeri harekatı ya da başka tehdit edici faaliyetlerle ilgili olarak uydunun kaydedeceği bilgileri elde etme izni veriyordu.
    Jimmy Carter'ın bu yüksek teknolojik görüntüleri İsrail'e verme kararı, Amerikan istihbaratının bazı üst düzey yetkililerince kuşkuyla karşılandı. Aslında bu, bir yıl önce Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'la Camp David'de başarılı bir zirve toplantısı gerçekleştiren İsrail Başbakanı Menahem Begin'e bir ödüldü. Bu yetkililer, Beyaz Saraydakilerin pek çoğunun anlamadığı bir şeyi anlamışlardı: Sisteme İsrail boyutunu katmak büyük bir taahhüttü.
    KH-11, zamanının, uzay keşifleri için en ileri, en gelişmiş teknoloji ürünüydü. Yaklaşık 19 m (64 fit) boyundaki uydunun can alıcı unsuru, kamerasının önündeki aşağıya bakan aynasıydı. Bir periskop gibi bir yandan bir yana dönen kamera sayesinde uydu, atmosferde yol alırken tek bir bölgeyi izleyebiliyordu. Sonuçta alışılmamış boyutta yüksek kalitede stereoskopik bir görüntü elde ediliyordu ki, bunu bilgisayarla daha da mükemmelleştirmek mümkündü." (The Sampson's Option, Seymour M. Hersh, sf.11-12)
    "KH-11 yöneticilerinin amacı, uydunun programını dikkatle ve öncelikleri hesaba katarak planlamak, doğru yerde, doğru zamanda bulunmasını sağlamaktı. İyi yönlendirildiği takdirde, milyonlarca dolara mal olan bu uydu, sınırlı miktardaki yakıtıyla çok daha uzun bir süre yörüngede kalıp, çok daha fazla bilgi toplayabilecek, daha 'hesaplı' olacaktı. Ne var ki, Carter'ın İsrail'in KH-11'e doğrudan 'girmesine' izin veren kararı, bazı Amerikan haber alma birimlerinin uydudan daha az yararlanması demekti." (The Sampson's Option, Seymour M. Hersh, sf.13)
    "İsrailliler ise, KH-11 anlaşmasını Carter yönetiminin kendilerine duyduğu saygının ve desteğin bir belirtisi şeklinde değerlendirdiler.
    1979 anlaşmasına göre, özel istihbarat isteme hakkı vardı. Her isteği tek tek ele alınıp inceleniyordu. Bu durum, İngiliz haber alma yetkililerini 'çılgına' çevirdi. Kendileri, II. Dünya Savaşı müttefiki ve NATO üyesi oldukları halde bu bilgilerden yararlanamazken, İsrail bu şansa sahipti." (The Sampson's Option, Seymour M. Hersh, sf.17)
    "İsrail gerçekten de KH-11'den en değerli istihbaratı elde ediyordu. Bu konuda, Ronald Reagan'ın, CIA Başkanı William J. Casey'nin kilit adam olduğuna dair işaretler vardı. Casey, göreve geldiği günden beri, uydu fotoğraflarının İsrail'le ortak kullanımını heyecanla destekliyordu. Ve daha ilk günlerde İsrail irtibat görevlilerine, CIA merkezine yakın bir özel büro tahsis edilmesini emretti. Bundan amaç, KH-11 fotoğraflarıyla ilgili Amerikalı görevlilerle İsrail görevlilerinin doğrudan temasını kolaylaştırıp tüm önemli bilgilerin ellerine geçmesini sağlamaktı. İsrail için neyin daha önemli olduğunu ancak İsrailliler bilebilirdi zira." (The Sampson's Option, Seymour M. Hersh, sf.24)
    "Eski bir NSA (Milli Güvenlik Teşkilatı) üst düzey yetkilisi, Reagan döneminde İsrail askeri yetkililerinin, KH-11 uydusunun yeni görev ve yörüngesinin tesbiti için yapılan Pentagon toplantılarına katıldıklarını öğrendiğinde öfkeden deliye döndüğünü söyledi. 'Bunu kim duysa saçını başını yolmak geliyordu içinden' dedi. Ne var ki, bir başka Amerikan istihbarat yetkilisi bu konuda çok daha rahat görünüyordu. 'Gerçekten de pek çok kişi bunu öğrendiğinde neye uğradığını şaşırıyordu, ama ben bunda bu kadar büyütülecek bir şey görmüyorum doğrusu' dedi. Ona kalırsa, İsrail'e bilgileri doğrudan edinme izni verilmesi bir uzlaşmaydı. 'İsrail önemli hiçbir şeyin gözünden kaçmasını istemiyordu.'
    Zira Sovyet ve Doğu Avrupalı Yahudi göçmen dalgaları İsrail'e akmaya devam ediyordu. Angleton ve İsrail'de aynı işi yapan meslektaşları, Yahudi göçmen akınını yönettiler. CIA'dekilerin çoğunun fark ettiği gibi, Sovyet bloku içinden en önemli bilgileri, ilk savaş sonrası yıllarında batıya sağlayanlar Yahudi göçmenlerdi. Programların bazıları, KK MOUNTAIN'ın bir bölümü olarak CIA kontenjan fonlarından finanse edildi.
    Pentagon'a atanan İsrail yetkilisi, KH-11 programı görevlisine İsrail'in ihtiyacı olan bilgilerin neler olduğunu belirtiyordu sadece. KH-11'in resimleri Washington'a ilettiği esnada yanında durup beklemesine de izin veriliyordu.
    Richard Allen'a göre de, İsrail'in KH-11 anlaşmasını istismarı o kadar önemli değildi doğrusu: 'Pentagon'da dostları vardı ve daha geniş bilgileri gayr-ı resmi olarak sağlayabilirlerdi' diyordu." (The Sampson's Option, Seymour M. Hersh, sf.25,26)
    "Güçlü bir İsrail yanlısı olan Allen, bundan etkilenmediğini söylüyor. Gerçekten de Amerikan istihbarat birimlerinde bile, 1981'de İsrail'in, neden Sovyetler Birliği'ne ait uydu resimlerini topladığını ve de Şaron'un neden bu bilgileri edinmekte bunca ısrarlı olduğunu anlayabilen pek fazla kimse yoktu. Aslında İsrail'in kendisi de artık bir nükleer güçtü." (The Sampson's Option, Seymour M. Hersh, sf.28-29)
    "Yüksek düzeyde yetkili ve bilgili Amerikalı ve İsrailli kaynaklar iki ülke arasındaki istihbarat ilişkisinin oldukça iyi olduğunu belirttiler. Bundan daha önemlisi iş birliği olmasıdır. Hatta, neredeyse 'yüksek derecede hassas istihbarat alanlarında' aralarında belirli bir iş bölümü yapmışlardır." (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.83-84)
    "İstihbarat ilişkileri İsrail'le Amerika arasında sağlam bir şekilde ilerledi. Adeta iki ülke istihbarat konularında aynı dalga boyundaydılar. Washington'daki İsrail Büyükelçiliği'ndeki Mossad vekili CIA ile yakın ilişkiler içerisindeydi. Görev yapan Mossad ajanları başka isim altında ABD'de çalışmalarını yürütürler. İsrail yetkilileri hemen hemen her gün CIA liderleriyle görüşüyor ve çalışıyordu. Kissinger bu iki teşkilatın yakın bağlantısının farkındaydı." (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.85)

    Daniel Kurtzer ve Ortadoğu uzmanı Richard Haas

    "Washington'daki İsrail Büyükelçiliği diplomatlarının bütün vakti, Amerikan Dış İşleri Bakanlığı Ulusal Güvenlik Konseyi, Pentagon ve CIA'deki uzmanlardan bilgi toplamakla geçer. Yıllarca, İsrail Savunma Bakanları Washington'a yaptıkları ziyaretler sırasında CIA direktörleriyle buluşmuşlardır. Bu toplantılar hiçbir zaman halka açıklanan programlarda kayıtlı değildir. Fakat düzenli olarak gerçekleşir. Mossad Başkanı Washington'u sıkça ziyaret eder. Bu tür gezilerden kamuoyunun haberi olmasa da, çok nadir kendilerinin başkalarınca fark edilmesine izin verirler. Mossad Başkanı resmi misafir listesinde kesinlikle 'Mossad Başkanı' olarak geçmez. Amerika'daki CIA Başkanı'nın tersine, İsrail'de onun kimliği çok gizli tutulur. İçerdekiler bilmese de CIA ve Mossad'ın ilişkileri uzun yıllardır kuvvetlidir. Bu ilişkiler en çok CIA'in casusu ve İsrail'le yapılacak gizli ilişkiler şefi olan James Jesus Angleton zamanında artmıştır." (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.86-88)
    "Bir Amerikalı istihbarat uzmanı şöyle diyor: 'İsrailliler Amerikan hükümetinin her tarafına nüfuz etmişlerdir.' Dergide Mossad'ın, hükümetin içinde veya dışındaki Amerikalı Yahudilerin yardımlarıyla bir açık veya zayıf yön aradıklarını veya hükümetin İsrail'e vermek istemediği teknik bir istihbaratı almaya çalıştıkları söyleniyor. Üst düzeyde bir CIA ajanı dergide şöyle diyor: 'Mossad herhangi bir üstün ve sivrilmiş Yahudiye gidip yardım isteyebilir.' CIA'deki İsrail masası şefi James Jesus Angleton döneminde CIA'e pek çok Yahudi alındı ve bunlar çok önemli konumlara getirildi." (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.93)
    FBI da aynı çevrelerle bağlantı içinde:
    "B'nai B'rith de, FBI'la ortak çalışmaktadır. Aşırı sağ hareketlere sızma gibi operasyonlarda FBI'dan yardım alır. Los Angeles Times'da yer alan bir habere göre New Orleans bölgesi B'nai B'rith Başkanı A. I. Botnick FBI'a 69.000 dolar vermişti. Bu şekilde 2 üyesini FBI'a sokmayı başarmıştı. Bu ajanlar Alton Wayne Roberts ve kardeşi Raymond'dı." (Les Professionnels de L'Anti-Racisme, Yann Moncomble, sf.248)

    Arap ülkeleri uzmanı Aaron Miller

    "Pek çok Amerikalı Yahudi bugüne kadar İsrail ve Ortadoğu'yu içine alan çok hassas ulusal güvenlik görevlerinde bulunmuşlardır. Mesela Henry Kissinger Dış İşleri Bakanı, Sol Zinowitz, Robert Strauss, Ortadoğu uzmanları… Başka bir Amerikalı'dan daha çok, 1973 Yom Kippur Savaşı'ndan itibaren Amerika'nın, İsrail ve Ortadoğu politikasını Kissinger şekillendirmiştir." (Between Washington and Jerusalem, Wolf Blitzer, sf.95)
    "ABD'nin Baker dönemindeki Ortadoğu politikasını da, Ortadoğu Bölüm Başkanı Yahudi Dennis Ross, yardımcı asistan Yahudi Daniel Kurtzer, Milli Güvenlik Konseyi üyesi Yahudi Richard Haas, politika belirleme analisti Yahudi Aaron Miller belirliyor. İzak Şamir'e yakın çevreler bu kişileri 'Baker'ın Yahudi oğulları' olarak tanımlıyorlar." (Newsweek, 1 Haziran 1992)
    Bu bilgiler bizlere bir kez daha Yahudi lobilerinin Amerikan yönetiminin belli kesimleri üzerinde ne derece etkili olduğunu göstermektedir. Bu etkiyi değerlendirirken, hatırda tutulması gereken önemli bir nokta vardır: Her ülkede olduğu gibi Amerika'da da karar mekanizmalarında görev yapanların tek bir cepheden oluşmadıklarını unutmamak gerekir. Amerikan yönetimi içerisinde de bazı Siyonist organizasyonların etkisi altında kalan isimler olduğu gibi, bu örgütlerin faaliyetlerinden etkilenmeden görevini devam ettirmeye gayret eden pek çok objektif kişi ve kurum da bulunmaktadır. CIA'in Yahudi organizasyonlarıyla bağlantısına bir örnek de, B'nai B'rith'in bir kolu olan ADL'nin, CIA Başkanı William Webster'dan gördüğü destektir:
    "1985'de dönemin FBI Başkanı William Webster daha sonra CIA'in başına geçti. Tüm şubelere, görevlerini gerçekleştirmelerinde ADL ile işbirliği yapmalarını söyledi... Bugün ADL'nin Irwin Suall tarafından New York merkezden yönetilen 'Fact Finding Department' (Delil Bulma Bölümü), CIA yardımıyla birçok operasyon yönetiyor: polis departmanlarına girmek, federal hükümete ve medyaya yanlış ve çarpıtılmış haber sağlamak gibi.
    Suall ve onun sadık arkadaşları ABD polis şefleri ve şerifleri için İsrail'e bedava seyahatler düzenliyordu. ADL tarafından finanse edilen İsrail ziyaretlerinin amacı ADL'ye göre; 'Yahudi devleti ve Amerikan polisleri arasındaki duygusal bağları güçlendirmek'ti." (New American View, 15 Nisan 1993, sayı 8)
    Görüldüğü gibi, Yahudi örgütleri ve Mossad'ın etki alanı çeşitli yöntemlerle FBI'a kadar uzanmaktadır. Mossad'ın bunu sağlamak için kullandığı bir yöntem de, Pollard örneğinde gördüğümüz gibi, kimi zaman illegal yöntemlerle, 'bilgi çalmak'tır:
    "Tom Gerard, San Fransisco polisi ve FBI tarafından, Mossad'a polisin istihbaratını satmak suçundan sorgulandı. Gerard 1980'lerin ortasında CIA için El Salvador'da bomba uzmanı olarak çalışmıştı.
    Gerard'ın amiri John Willet, Gerard'ın Mossad'a bilgi sattığından şüpheleniyor. Ve araştırmaya başlıyor. Gerard bu arada Filipinler'e kaçtı ve yazdığı mektupla istifa ettiğini bildirdi. Yapılan araştırma sırasında, Gerard'ın ADL için çalışan Roy Bullock'la bağlantısı ortaya çıkarıldı. Gerard'ın olayı İsrail basınında manşetten verildi. Gerard, Jonathan Jay Pollard gibi kahraman olarak lanse edildi. İsrail'in günlük gazetelerinden Haaretz'de Başbakan İzak Rabin şöyle diyordu; 'Gerard, insanların yaşamlarını kurtarmak isteyen vatansever bir kahramandır.'
    Gerard 1991'de İsrail'e gitti, orada İsrail polisiyle ve istihbarat yetkilileriyle görüştü. Yolculuğun bütün masrafları ADL tarafından ödendi. Gerard bir arkadaşına, İsrail'de bulunduğu sırada Etiyopyalı Yahudilerin İsrail'e kaçırılmasına yardım ettiğini da anlatmıştı." (The Spotlight, 1 Şubat, 1993)

  5. #5
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    Cevap: Cia ve Mossad

    Kontralar, Uyuşturucu Baronları ve Silah Ticareti: Mossad'ın 'Arka Bahçesi' Latin Amerika
    Son 25 yıldır Latin Amerika'da yüz binlerce insan öldürülmüş, çocuklar bile işkence görmüş, kadınların ırzına geçilmiştir. Bölgede terör, çarpışmalar, darbeler, yoksulluk, açlık yaşanmaktadır.
    Dünya uyuşturucu üretimi ve satışında 1 numara olan Kolombiya'da hükümet-mafya çatışmaları yaşanmaktadır. Bu çatışmalar sonucu, olaylarla ilgisi olmayan, masum halkın kanı akmaktadır. Bir başka uyuşturucu üreticisi Peru'dur. Kelime manası "Bolluk ülkesi" olan Peru'da bugün "kronik kıtlık" yaşanmaktadır. Panama'da ise, sürekli masum halkın kanı akmakta ve ekonomi felç durumdadır. Nikaragua'da, sözde hükümete karşı savaşan kontralar, halkı katletmektedir. Şili, El Salvador, Guatemala'da diğerlerinden farklı bir durum yoktur. Değişmeyen tek şey: Acımasız terör, kan, vahşet, açlık, sefalet... İşte Latin Amerika'daki kontraların teröründen bir örnek:
    "Kontraların vahşeti onlara büyük ün kazandırmıştı. Sağlık merkezlerini, okulları ve halk merkezlerini tahrip ediyorlar, yakaladıkları insanları en akıl almaz şekilde öldürüyorlardı. Bir örnek, The Guardian gazetesinde şöyle anlatılıyordu. 'Rosa'nın göğüsleri kesilmişti. Sonra göğsünü yarıp kalbini çıkardılar. Erkeklerin kollarını kırıp, testislerini kesiyorlar ve gözlerini oyuyorlardı. Boğazları kesilip, bu yarıklarından dillerini dışarı çıkararak öldürülmüşlerdi'." (The Guardian, 15 Kasım 1984)
    Tüm bu olayların arkasındaki en önemli karanlık güç ise İsrail'dir.
    "İsrail'in önemli faaliyet sahası ve pervasızca her türlü kirli işe bulaştığı alan Latin Amerika ülkeleriydi." (Hile Yolu-Mossad, Claire Hoy-Victor Ostrovsky, sf.15-89-257 )

    Latin Amerika'da binlerce kişinin katledilmesinin ardındaki isimlerden biri olan Mossad ajanlarından Mike Harari. (Yukarıda Norieaga'nın arkasında siyah gözlüklü.)

    "Mossad Latin Amerika'da dünyanın herhangi bir yerinde olduğundan daha faaldi." (Every Spy a Prince, Dan Raviv, Yossi Melman, sf.355)
    "Kontralara yataklık eden ülkelerin başında gelen İsrail, silahları kontralara aktarıyordu." (ABD Terörü, Noam Chomsky, sf.70)
    İsrail, Nikaragua'daki kontralardan tutun da, Kolombiya'daki askeri ve polis güçlerinden, Medellin kartelindeki kokain baronlarına kadar Latin Amerika'daki diktatörleri, devlet terörü yapanları eğitmekte, yönlendirmekte ve silahlandırmaktadır. İsrail'in yönlendirdiği uyuşturucu ticaretinin en önemli parçalarından biri de Panama'dadır.
    "Panama'ya uyuşturucu kaçakçılığı, Mossad gözetiminde ve İsrail uçaklarıyla yapıldı". (2000'e Doğru, 22 Eylül 1991)
    "Mossad ajanı Mike Harari, Panama'ya özel bir görev için gönderilmiştir: Harari, İsrail Hükümeti için çalışırken Panama diktatörlerinin yakın dostu olmuştur." (Dangerous Liaison, Leslie and Andrew Cockburn, sf.254)
    "Michael Harari, General Manuel Noriega'nın arkasındaki adam diye bilinir. Harari, Mossad'ın el altındaki operasyonlarına başkanlık ederdi. Kendisi Panama'da 'Deli Mike' diye bilinir. Generalin akıl hocasıdır." (Dangerous Liaison, Leslie and Andrew Cockburn, sf.246)
    "Bazı İsrailliler Latin Amerika'ya tamamen yerleştiler. Bunların arasında %5-10 komisyon karşılığında İsrail silah endüstrisi ile diktatörlük arasında aracılık görevi üstlenen silah tüccarları var...
    İsrailliler Guatemala, Honduras, El Salvador ve Kolombiya'da askeri ve polis güçlerini eğittiler. 1989 Ağustosu'nda dünyaya yayılan bir video kasette Albay Yair Klein ve diğer İsraillilerin kokain baronu Medellin'in suikast birliği olarak bilinen Kolombiya ordusunu eğittiği ortaya çıktı...
    Sadece Nikaragua değil, fakat Latin Amerika'nın herhangi bir yerindeki diğer bir faktör, ABD'nin faşist müşterilerinin başka bir yerden silah satın almasıydı. Bu özellikle İsrail'di." (The Washington Connection and Third World Fascisism, Noam Chomsky, Edward S. Herman, sf.291)
    "İsrail 4 yıl boyunca Latin Amerika'nın diktayla yönetilen ülkelerinde sağ kanatlara askeri teçhizat yardımı yapan destekçilerin başıydı. Ülkenin silah ihracatının önemli bir kısmı oraya gitti." (The Middle East International, Ağustos 1987)
    "İsrail Latin Amerika'da dostlar edinmekle kalmamış, gerçek hayranlar kazanmıştır. Bunlar, Şili'de General Pinochet, Guatemala'da General Romeo Lucas Garcias, El Salvador'da Roberto D'Aubuisson, Paraguay'da General Alfredo Stroessnar ve Nikaragua'da Somozo Debayle." (The Israeli Connection, Benjamin Beit-Hallahmi, sf.76)
    "Nikaragua diktatörü Somoza, halkın desteğini kaybettikten sonra bile, Mossad ajanları ona silah sağlayarak halka karşı kanlı diktatörlüğünü sürdürmesine yardım ettiler." (Hayat Dergisi, 12 Ocak 1981)
    "İsrail, istihbarat ve gizli polis konusunda da Pinochet rejimine özellikle yardımcı oldu. Şilili liderler İsrail'e ve İsrail-Şili ilişkisine pozitif duygular besliyorlar." (The Israeli Connection, Benjamin Beit-Hallahmi, sf.100)
    "Guatemala'da İsrailli askeri danışmanlar görev yapmaktadır. Korkunç katliamlardan sorumlu olan rejim, başarısını çok sayıda İsrail danışmanın sağladığı güce borçludur. Guatemala'nın önceki kanlı Lucas Garcia rejimi İsrail'e duyduğu hayranlığı açıkça dile getirmiştir." (Kader Üçgeni, Noam Chomsky, sf.559)

    "İsrail'in önemli müşterileri arasında Napoleon Duarte tarafından yönetilen El Salvador iktidar cuntası var ki, bu cuntanın silahlı kuvvetleri bu sene ayda ortalama 2000 insan öldürdüler. Cuntanın askeri malzemelerinin %81'i İsrail'den geliyor." (The Israeli Connection, Benjamin Beit-Hallahmi, sf.85)
    "Paraguay'ın yakın dostları Güney Amerika ve Şilili General Augusto Pinochet'dir. İsrail'in Paraguay Başkanı Stroessner ile olan ilişkisinden İsrail basınında 'mükemmel' olarak bahsediliyordu. Diktatör El Excelentisimo sadece İsrail yapımı silahlar kullanıyordu ve İsrail silahlarının iyi bir müşterisiydi." (The Israeli Connection, Benjamin Beit-Hallahmi, sf.103)
    "Tegucigalpa'da bir Mossad istasyonu vardır. Mossad bölgede İsrail'in yaptığı operasyonlarla meşguldür. Bu operasyona kontraları eğitmek de dahildi. İsrail, Orta Amerika tarihinin bir parçası olmuştur. 1975'de İsrail, bölgeye büyük bir silah satış kaynağı olarak girdi. Time dergisine göre 1984'de İsrail'in bölgedeki silah satışının tutarı 12 milyon dolar. Bu bölge çok fakir olduğu için birkaç milyonluk silah binlerce insanı donatır, aynı CIA kontralarında olduğu gibi. Birçok Orta Amerikalı general İsrail'e hayran olduklarını sık sık belirtirler." (The Israeli Connection, Benjamin Beit-H mi, sf.77)
    Bölgedeki generallerle İsrailli emekli subaylar arasında kişisel ilişkiler vardır. Bu subaylar Orta Amerika'da dolaşıp kendi kişisel yardımlarını teklif ederler.
    İsrailli teknisyenler de resmi ilişkilerin sonucu olarak bu bölgeye giderler. Bu generallerin İsrail'le bağlantıya geçmeyi tercih etmelerinin bir sebebi de ABD'deki güçlü İsrail lobileridir.

  6. #6
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    Cevap: Cia ve Mossad

    Mossad, CIA, Mafya, Bilderberg, Masonluk ve YENİ DÜNYA DÜZENİ
    1953 -1961 arası CIA Başkanlığı yapan, Amerikan istihbarat servislerini yeniden düzenleyen ve CIA'i kuran mason Allen Dulles,
    ABD'li senatör ve mafya avukatı mason Thomas Dewen,
    CIA ve mafyaya maddi destek veren milyarder H. Hughes,
    Hollanda Prensi Bernard'ın ortağı mason Maximilian Kohnstamm,
    CIA Başkanı Bedell Smith,
    ABD Uluslararası İşler Servisi'nin Müdürü Braden,
    Yahudi mafya babası ve mafyayı CIA yararına çokuluslaştıran kişi Meyer Lansky,
    CIA Uluslararası İşler Müdürü, Avrupa Hareketi'ni yöneten mason Joseph Retinger;
    Bu kişiler, yeni dünya düzenini CIA-mafya-masonluk üçgeniyle gerçekleştirmek için çalışmaları başlatan kişilerdir.
    Bu kişiler ve bu kişilerle iş birliği içinde hareket edenler, 50'li yılların başından itibaren, izledikleri politikanın, Avrupa'da rahatsızlık oluşturduğunu fark edip, daha etkili bir yolla Avrupa'ya hükmetmeye karar verdiler. Bu da lobi örgütleriyle olacaktı:
    "1952'de Avrupa Hareketi'nin Genel Sekreteri, mason Joseph Retinger Avrupa'ya dönüşünde uluslararası örgüt kurmanın gerekliliğini açıklar. İlk kuruluş toplantısında CIA Başkanı William Donovan, CIA'den Bedell Smith, Hollanda Prensi Bernhard ve NATO Genel Sekreteri Joseph Luns önderliğinde toplanan kişiler gelecekteki Bilderberg kulübün ilk temellerini atarlar. Bu toplantıya katılan diğer kişilerin çoğunluğu da masondur." (Les Vrais Maitres du Monde, Gonzales Mata, sf.19)
    1954 yılında ise mason Joseph Retinger'in başkanlığında Bilderberg kulüp kuruldu. Bu kulübün üyeleri arasında masonlar, politikacılar, gizli servis üyeleri, CIA başkanları, mafya üyeleri bulunmaktaydı. Bilderberg'in kurucularının ve yeni üyelerinin bazıları şu isimlerdi:
    Petrol tröstü David Rockefeller,
    NATO Genel Sekreteri mason Brosio,
    CIA Avrupa Bölüm Şefi mason Gigliotti,
    İtalyan üstad-ı azamı Cartini,
    CIA kurucularından mason Allen Dulles,
    CIA Uluslararası İşler Müdürü, Bilderberg Genel Sekreteri, aynı zamanda mason Joseph Retinger,
    CIA Başkanı mason William Donnovan,
    CIA'den mason Braden,
    ABD'li senatör mason Martin,
    Belçika Dış İşleri Bakanı mason Van Zeeland.
    "Bu kişiler Avrupa organizasyonunda önemli rol oynadılar. Avrupa Ekonomik Birleşme Derneği, Avrupa Kültür Merkezi, Avrupa Hareketi, Avrupa Konseyi gibi organizasyonların tümünde bu isimleri görmek mümkün." (Les Vrais Maitres du Monde, Gonzales Mata, sf.19-22)
    "Bilderberg'i ilk başta CIA kurdu. Ama daha sonra kendisi Bilderberg politikasının bir enstrümanı haline dönüştü. CIA başkanını Bilderberg seçer... David Rockefeller korumasında, CIA'den Walters ve Rocca, Trilateral komisyonun temellerini attılar. CIA'den Merriman ve D. Abshire Bilderberg toplantılarına katılanlardan bazıları." (Les Vrais Maitres du Monde, Gonzales Mata, sf.89)
    "David Rockefeller, banker Rothschild, Henry Kissinger, Brzezinski 70'li yıllarda bu lobileri örgütleme işini ele alırlar. Kissinger politik hayata Rockefeller ve CIA sayesinde gelmiştir. Brzezinski de Rockefeller tarafından korunmuştur. David Rockefeller, Trilateral ve Nelson Rockefeller, Bilderberg Başkanı olarak bu örgütlerde alınan kararlarda önemli rol oynamışlardır." (Les Vrais Maitres du Monde, Gonzales Mata, sf.90)

    Mafyanın Merkezi Sicilya, Yahudilerin En Yoğun Bulunduğu Yerdir
    Mafya, hakkında çok konuşulan ama ne olduğu tam olarak bilinmeyen konulardan biridir. Mafyanın dünyanın pek çok ülkesinde etkili olabilmesinin ana nedenlerinden biri ise, önemli istihbarat servislerinde çalışanlarla yapılan gizli iş birlikleridir. Bu iş birliklerinden çoğu zaman serviste görev yapan çoğunluğun haberi olmaz. Bu nedenle pek çok insan, gizli servislerin mafyayı çökertmek için uğraştığını, ancak bunda bir türlü başarılı olamadığını düşünür. Fakat işin iç yüzü pek de göründüğü gibi değildir.
    "Amerikan ticari hayatının hiçbir aşaması, mafyanın yatırım teklifleri şeklindeki sızmasından güvende değil. Amerikan hayatındaki etkisine rağmen mafya küçük. Hepsi İtalyan asıllı. Özellikle Sicilya'dan, bunların çoğu da Yahudi. Mafya olan herkes kan ve ateş yemini ile bağlanıyor. Rejimlere ya da küçük gruplara bağlanıyorlar. Bu grupların başında rejim babaları ya da teğmenler geliyor ki onlar da emirlerini klanın babasından alıyorlar." (Time, The Mafia Big, Bad, and Booming, 1977)
    "Sicilya'da uzun süreli ve geniş bir Yahudi yerleşmesi vardı." (Yahudi Dünyası, İletişim yayınları, sf.46)
    "Sicilya mafyasının uluslararası uyuşturucu satışı işinde Kuzey ve Güney Amerika'nın suç aileleriyle uzun süreden beri bağlantıları vardı." (Newsweek, 8 Haziran 1992)

    Mafya, Kontrgerilla, CIA, Mossad Ortaklığının Kilit İsmi:Yahudi Banker Meyer Lansky
    "Yahudi olan Meyer Lansky'nin asıl adı Meyer Suchowljansky." (Israel Connection, La Mafia en Israel, Jacques Derogy, sf.67)
    "II. Dünya Savaşı sonrası, Meyer Lansky Florida'da kumarhaneler imparatoru haline geldi. Al Capone ve Salvatore Luciano ile iş birliği yaptı." (Israel Connection, La Mafia en Israel, Jacques Derogy, sf.68-69)
    "Kumar, içki ve fuhuştan kazandığı tüm paraları İsviçre'de Yahudi banker Tibor Rosenbaum'un yönettiği International Credit Bankası'na değişik yollardan gönderiyordu. International Credit Bankası'nı yöneten Yahudi Rosenbaum bir hahamdı. Hahamlığını ve aşırı dindarlığını Avrupalı hazineci rolüyle çok iyi bağdaştırmıştı. Haham yetiştiren bir aileden geliyordu. International Credit, kurulmasından kısa bir süre sonra Avrupa'dan İsrail'e yollanan tüm yardımların ilk geçit noktası durumundaydı ve özellikle silah yardımlarının. Müşterileri arasında Israel Corporation en önemli yeri tutar. Bunun yöneticilerinden biri Yahudi Banker Rothschild'dir. 1967'de Life dergisi bu skandalı ortaya çıkarır. İsrail-Haham Rosenbaum-Rothschild-Mafya-Lansky bağlantısı açıklanır. Rosenbaum'un İsrail'deki temsilcisi İsrail Gizli İstihbarat Örgütü Shin Beth'in şefi Amos Manor'dur." (Israel Connection: La Mafia en Israel, Jacques Derogy, sf.70-71)
    "Lansky ve yakın arkadaşı Yahudi Doc Stacher hakkında, Senatör Robert Kennedy döneminde büyük soruşturmalar açılır. Bunun üzerine Doc Stacher İsrail'e giderek hapis cezasından kurtulur. Tel-Aviv'e yerleşir." (Israel Connection: La Mafia en Israel, Jacques Derogy, sf.72)
    1968'de Robert Kennedy öldürülür. Cinayetin failleri her zaman olduğu gibi bulunamaz:
    "1970 sonunda Lansky, İsrail'e çok gizli bir giriş yapar. Burada Stacher'la buluşur. İsrail'deki sosyal kuruluşlara yardımda bulunur. Ilan adlı bir kuruluşa başkan olur. Kudüs'te kendi adına bir sinagog yaptırmak için bağışta bulunur. Zaten daha önce ABD'de de kendi adına bir sinagog yaptırmıştır. ABD'de Amerikan Yahudilerini Birleştirme Derneği'ne de önemli yardımlarda bulunmuştur." (Israel Connection, La Mafia en Israel, Jacques Derogy, sf.77)
    "II. Dünya Savaşı sonrası tüm dünyada kontrgerilla hareketi başlatılır. Bu hareket için ABD'den 38 milyon dolarlık bir yardım gelir, özellikle CIA'den. 3 milyon dolar da başka şirket ve patronlardan alınmıştır. Bu olayın kurucuları arasında CIA şeflerinin yanında bir isim göze çarpar, Yahudi mafya babası Meyer Lansky." (Israel Connection, La Mafia en Israel, Jacques Derogy, sf.19)
    "Amerikan gizli servislerini yeniden düzenleyen, CIA'i kuran ve 1953-1961 arası Başkanlığını yapan mason Allen Dulles, Meyer Lansky'nin avukatlığını yapmıştır." (Israel Connection, La Mafia en Israel, Jacques Derogy, sf.19)
    Meyer Lansky örneği mafya-gizli servisler bağlantısının en çarpıcı örneklerindendir:
    "Meyer Lansky bütün organize suçların en parlak beyniydi. Lansky, namusuyla ticaret yapan bir işyeri kursaydı diye anlatıyordu bir FBI görevlisi, şimdi General Motors'tan bile büyük bir imparatorluğun sahibi olurdu. Kariyeri boyunca içki kaçakçılığından, bütün Amerika'ya yayılan kumarhanelerinden, tefecilikten ve borsadan kazandıklarıyla 300 milyon doların üzerinde ciddi bir servet sağladı. En büyük arzusu İsrail'de sessizce bir köşede yaşamaktı." (Aktüel, 13-19 Ağustos 1992)
    "Anthony Summers'ın "Resmi ve Gizli: J. Edgar Hoover'in Gizli Yaşamı" adlı kitabında FBI şefi Hoover'in eşcinsel olduğu ve bu gerçeği saptayan mafya babası Meyer Lansky'nin bunu Hoover'e karşı ölünceye kadar koz olarak kullandığı belirtiliyor. FBI şefi Hoover'in kadın kılığına girmiş ve cinsel ilişki halindeki fotoğrafları OSS şefi William Donnovan tarafından Meyer Lansky'e veriliyor ve bu fotoğrafların Meyer Lansky tarafından hayati koz olarak kullanıldığı söyleniyor." (Hürriyet, 6 Şubat 1993)
    Anthony Summers, Meyer Lansky-Hoover bağlantısını anlatmaya şöyle devam etmektedir:
    "Meyer Lansky, Hoover'in eşcinsel olduğuna ilişkin somut kanıtları, FBI'ın faaliyetlerine karışmasını önlemek için kullandı. Hoover'in ölümünden iki yıl öncesine, 1970'e kadar Lansky'e hiçbir federal suçlama yöneltilmedi. Bir ara vergi kaçırdığı öne sürüldüyse de bu bir sonuç vermedi ve 1983'te ölünceye kadar özgürce yaşadı." (Hürriyet, 6 Şubat 1993)
    Meyer Lansky'nin ilginç bir bağlantısı da P2-Mafya-Vatikan üçgeninin önemli ismi Sindona iledir:
    "Sindona, Mc Caffrey ve Borghese bir İtalyan bankası olan 'Universal Banking Corp.'a ortaklardı ve bu banka Meyer Lansky ve mafya için önemli bir hareket sahasıydı. Banco Ambrosiano'nun iflası Vatikan'a bir milyar dolara mal oldu ve Başkanı Roberto Calvi'nin ölümüyle sonuçlandı." (The World Order, A Study in the Hegemony ou Parasitism, Eustace Mullins, sf.111)
    Meyer Lansky'nin finanse ettiği Haganah ve Stern terör çeteleri ise İsrail'in kurulmasında önemli rol oynadılar:
    "İsrail Devleti, Macar Yahudisi olan Tibor Rosenbaum tarafından kurulmuştu, kendisi İsviçre'deki International Credit Bank'taki kontrolüyle Haganah ve Stern terörist çetelerine silah ve para sağladı. International Credit Bank, Meyer Lansky'nin mafya ve gizli operasyonları için yabancı bankasıydı ve gizli operasyonları için Mossad'ın Avrupa Fonu'nu idare ediyordu." (The World Order, A Study in the Hegemony ou Parasitism, Eustace Mullins, sf.119)

    Buraya kadar ele alınan bilgilerin de gösterdiği gibi, "Mossad'ın -ya da İsrail'in- en büyük yardımcıları İsrail dışında yaşayan bazı Yahudilerdir" yargısı doğruluk payı içermektedir. Bunun bir örneği de, mafyanın Avrupa'daki bağlantı merkezi olarak bilinen International Credit Bank'ın yöneticisi, Yahudi mafya babası Lansky ve Yahudi banker Rothschild ile ortak çalışan Rosenbaum'dur:
    "Rosenbaum, Cenevre'deki International Credit Bank'ın sorumlu yöneticilerinden olup, aynı zamanda mafya ve Hollanda Kralı Bernhard ile ilişkileri vardır. Rosenbaum Macaristan'da doğmuş, İkinci Dünya Savaşı'nda o ünlü Yahudi direniş örgütünün önde gelen isimlerinden olmuştur. Koyu bir Siyonist olarak, kurulduğu günden bu yana İsrail Devleti'ni hararetle savunmaktadır.
    1949 yılında, İsviçre ve İsrail arasındaki ticari ilişkileri sağlayan Helvis Management Corporation'ı Rosenbaum yönetir. Rosenbaum'un, İsrail İşçi Partisi'nin finansörü ve İsrail'i ekonomik açıdan destekleme politikasının mimarı Pinhas Sapir ile yakın dostluğu vardır. Gerçekte mafyanın Avrupa'daki bağlantı noktasını oluşturan International Credit Bank'ın 1960'dan başlayarak yöneticisi durumuna geçen Rosenbaum, Las Vegas gazinolarından kaçırılan milyonlarca doların Edmond Rothschild'in tasarrufları ile yanyana bulunmasını sağlamaktadır.
    Siyonistlerin kanunsuz işlerini örtbas etmek ve dokunulmazlık elde etmek için sık sık uyguladığı bir yöntem olan Büyükelçilik sıfatı almak, Rosenbaum tarafından da kullanılmıştır.
    O devirde IOS Şirketini kuran Bernie Cornfield ile sıkı bir iş birliği içinde olan Rosenbaum, aynı zamanda Liberya'nın Avusturya'daki Büyükelçisi sıfatıyla da Batı Afrika yöneticileri arasında etkin bir yere sahiptir. Finans ve politika ilişkilerini, Rosenbaum'un Cenevre'deki bankası aracılığıyla gerçekleştiren Cornfield'in müşterileri, verilen hizmetin karşılığını, IOS şirketinin hisse senetlerini yeniden satın alarak ödemektedirler.
    Birlikte gayet iyi çalışan iki ortaktan Cornfield, serüvenci, hayalperest bir kişidir. Rosenbaum ise onun tam tersine, kılı kırk yaran, düzenli olarak sinagoga giden, sofu bir kişidir. Ama, finans alanında büyük bir adı vardır. Nitekim, kendisine büyük güven duyan İsrail hükümeti, 1968 yılında ihtiyaç duyduğu askeri malzemenin satın alınma işlerini Rosenbaum'a bırakmıştır. Bir keresinde, o sıralar İsrail Başbakanı olan Şimon Peres, 'Ulusal Güvenlik' gerekçesiyle 24 saat içerisinde 7 milyon dolara gereksinim duymuş ve o an Rosenbaum'a başvurmuştur. Rosenbaum parayı sağlamıştır.
    Arap devletleri tarafından boykot edilen Yahudi kuruluşlarının başında gelen International Credit Bank'ı kullanan Rosenbaum, Lozan'daki Ortadoğu petrol şirketlerinden İsrail adına petrol satın alır." (Vodka-Cola, Charles Levinson, sf.170)
    "Life dergisi 1968 yılındaki bir sayısında, Rosenbaum'un ortağı Sylvain Fredman'ın mafya babası Meyer Lansky ile birlikte çalıştığını, Miami'den transfer ettiği 350 bin doları Cenevre'deki bankada, 'Maral 2818' nolu hesaba yatırdığını açıklamıştır. Kumarda yitirdiği paraları karşılamak için kasayı zimmetine geçiren muhasebeci Rosenbaum da, Edmond Rothshild tarafından yönetilen ve kontrol edilen Israel Corporation'a başvurur." (Vodka-Cola, Charles Levinson, sf.171)
    "Israel Corporation'ın işlevi, Siyonist çevrelerden topladığı paraları İsrail'deki yarı resmi ve resmi sektörlere, örneğin denizyolları taşımacılığı yapan Zim gibi şirketlere yatırmaktadır.İsrail Sanayi ve Ticaret Bakanlığı eski genel müdürlerinden ve Israel Corporation'ın yöneticilerinden Michael Tsur, dostu Rosenbaum için şirket fonlarından çektiği 8.5 milyonu avans olarak verir. Aslında, yine Rosenbaum'a ait olan Liechtenstein Prensliği'nin başkenti Vaduz'daki International Credit Bank'ın hesabına transfer edilen meblağın toplamı 14 milyon dolardır. Çünkü sadece Israel Corporation'ın hesabından değil, Zim Navigation ve Oil Rafineries adındaki İsrail şirketlerinin Lüksemburg ve Vaduz gibi yerlerde bulunması, açılan soruşturmaların sonuçsuz kalmasını sağlar. Cenevre'deki International Credit Bank'ın İsrail'de çok büyük yatırımları vardır." (Vodka-Cola, Charles Levinson, sf.172)

  7. #7
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    Cevap: Cia ve Mossad

    Meyer Lansky ve Tehlikeli Bağlantıları

    Soldaki resimde Amerika'nın ünlü mafya babalarından Bugsy Siegel (ortada) görülmektedir. Siegel, 1947'de Lansky'nin (sağda) adamları tarafından öldürülmüştür.

    Mafya babası Meyer Lansky'nin garip ve tehlikeli bağlantıları, P2 ve Vatikan'ın kara para bankeri Sindona'dan, Rosenbaum'a, Nixon'dan, Soğuk Savaş'ın mimarı Truman'a, CIA şefi Dulles'ten, Yahudi bankerler Rothschild ve Rockefellerlar'a kadar dayanmaktadır. Bu gizli ilişkiler ağında, Meyer Lansky de önemli bir rol üstlenmişti. Mafya patronu Meyer Lansky'nin Nixon-Sindona-Rosenbaum-Rotschild-Rockefeller'la birbirinden ilginç bağlantıları Charles Levinson'ın ünlü "Vodka-Cola" kitabında şöyle anlatılmaktadır:
    "Richard Nixon'ın belli başlı iki koruyucusu vardı. Bunlardan birisi Pepsi-Cola şirketinin Başkanı Donald Kendall idi. Nixon, Kendall için, kapitalistlerin malı olan şurubu Brejnev'in vodkası ile değiş tokuş yaptı. Öteki koruyucusu ise mafyanın finansör patronu Meyer Lansky'den başkası değildi." (Vodka-Cola, Charles Levinson, sf.113)
    "Sindona ve Rosenbaum gibi Nixon'un dışında olduğu sanılan olayların, aslında Doğu ile yapılan iş birliğini simgeledikleri bilinmektedir. Gerçekte bu finans güçleri, Vodka Cola iktidarında, yasal olmayan yollarda muazzam meblağları bir yandan öte yana aktardılar. Müşterileri arasında Moskova Narondy Bankası (Londra'daki Sovyet Bankası), Vatikan ve İtalyan Komünist Partisi gibi birbirleriyle çelişen güçleri birarada barındırdılar. Tüm bu skandallar süresince, iş adamları ile Vodka-Cola yandaşları arasında yoğun ilişkilerin kurulduğunu hep birlikte göreceğiz." (Vodka-Cola, Charles Levinson, sf.114)
    "Nixon'ın Doğu ile ilişkilerini genişletmesi sırasında, mafya ile olan bağlantısını, herhangi bir New Yorklu'ya benzeyen, silik soluk yüzlü Meyer Lansky gerçekleştiriyordu. Meyer Lansky otuz yıldan bu yana mafyanın asıl patronu olarak görülüyordu. Gerçek bir mali uzman olan Lansky, Capone, Dillinger, Lucky Lucinao, Frank Nitri gibi mafya patronlarından daha uzun yaşamayı başarmıştı. Şimdi de 'Cosa Nostra' devrinin yöntemlerini günümüzün ekonomik gerçeklerine mükemmel bir şekilde uyguluyordu. Bankaları, şirketleri kontrol ediyor, sendikanın parasını en önemli sınai ve mali yatırımlarda değerlendiriyordu. Böylece mafyayı Amerikan ekonomisinin gerçek bir parçası durumuna sokmuştu. Lansky bu gizli kapaklı işleri, bankacılık dalaverelerini çok iyi biliyordu. Las Vegas'ta 'Laundring' adını verdiği haraca bağlama sistemini o kurmuştu. Bu sisteme göre, mafyanın kontrolü altındaki her gazinonun kapanışında bir adamı geliyor, buradan sonra haraçları getirdiği çantayı havaalanına götürüyor ve bu para aynı gün Bahama Adaları, Porto Rico, İsviçre ya da bir başka yerde açılan hesaba yatırılıyordu. Böylece ABD vergi yasalarının denetiminden kurtulan bu paralar iş yerlerini satın almak, istenilen siyasi akımları finanse etmek için kolaylıkla kullanılıyordu. Zaten kimse Lansky'nin kamu işleriyle yakından ilgilenmediğini söyleyemezdi. Roosevelt, Truman, Eisenhower ve Nixon'un başkanlık seçimlerinde adaylıklarını onun desteklediğini bilmeyen yoktu. Lansky ile Nixon arasındaki yakın ilişkiler, 1940 yılında Nixon, Duke Üniversitesi'nde hukuk bölümünde öğrenciyken başladı. Nixon, o zamanlar sürekli aşk romanları okuyan, bir gün FBI ajanı olmayı arzulayan, içine kapanık bir tipti." (Vodka-Cola, Charles Levinson, sf.120)
    "Nixon, bu hayalleri gerçekleşmeyince, Lansky'nin Batı yakasındaki sendikal işleriyle ilgilenen Bugsy Siegel ile birlikte, avukatlık bürosunda çalışmaya başladı. 1941'de, Siegel'in girişimiyle, Havana'ya gizli bir ziyarette bulundu. Daha sonra, anılarını yazarken, buraya 'yerel bir avukatlık bürosu almak için geldiğini' belirtti. Oysa kaldığı otel mafyanın, görüştüğü kişiler ise Lansky'nin iş yaptığı kişilerdi, Lansky o zamanların vergi kaçırma ve karanlık işler yapma şampiyonu olarak Karayibler'e büyük önem vermekteydi. Gazino işletmek, kadın ticareti ve esrar satışı, geri kalmış yörelerin yöneticilerine de gelir sağladığı için, bu işlere izin veriliyordu. Karayibler sayesinde cinayet sendikası büyük bir servet yaptı. Nixon'un Küba'ya yaptığı ilk gezi sırasında, Lansky, Diktatör Fulgencio Batista'nın en güvenilir sağ kolu durumundaydı. Bu serveti haklı gösterebilmek için, aralarına onurlu siyaset adamlarının alınmasına karar verdi. 1946'lardan sonra 'Karayibler'in Amerikan kıyılarına kızılların yaklaşmasını önleyecek en son Hür Dünya Parçası' olduğu kampanyası açıldı. Sözde anti-komünist ve mafya yanlısı gruptan Florida senatörü George Smathers, bu güçler sayesinde Maliye Komisyonu'na seçildi. Truman ile poker, Eisenhower ile golf oynadıktan sonra geleceğin Başkanı Nixon ile dostluk kurmakta gecikmedi...
    Bugsy Siegel'in California'daki halefliğini üstlenen Mickey Cohen, Nixon'un her kampanyasına önemli miktarda bağışlarla katıldı." (Vodka-Cola, Charles Levinson, sf.121)
    "Nixon ABD başkanlık seçimlerine iki kez adaylığını koyan, New York eski valisi ve Cumhuriyetçi Parti Seçim Komitesi'nin etkin üyesi Thomas Dewey'in yardımlarıyla 1952'de Eisenhower'in yardımcılığına atandı. Dewey, 1943 yılında mafya babası Lucky Luciano'nun salıverilmesine izin veren kişiydi. Luciano o tarihten sonra Sicilya'ya yerleşti ve ABD'ye gidecek olan mafya üyelerine lojistik destek sağladı. Dewey'in özellikle, Meyer Lansky'ye ait Mary Carter Paint Company'nin bünyesinde CIA'in eski Başkanı Allen Dulles ile ilişkileri çok önemlidir. Bu şirketin ortakları arasında yer alan bebek yüzlü Charles Rebozo ile Nixon arasında kurulan dostluk yan yana oturmaya değin vardı. Hatta, her ikisinin 'aydınlar, liberaller' konusunda aynı duyguları paylaştıkları, bu zümrelerin ABD'nin maneviyatını kemirdiklerini iddia ettikleri görüldü." (Vodka-Cola, Charles Levinson, sf.123)
    "İsviçre Exchange and Investement Bank, Lansky'nin İsviçre'de kullandığı tek banka değildi. Elinin altında tutuğu John Pullman ve özellikle Tibor Rosenbaum aracılığı ile müşterileri arasında Rothschild ailesinden tutun da İsrail Devleti'ne, Hollanda Prensi Bernhard'a (Bilderberg'in kurucularından ve mason) değin kişilerin yer aldığı International Credit Bank'ı da kontrol ediyordu." (Vodka-Cola, Charles Levinson, sf.124)
    "Lansky 1970 yılında, yürürlükteki yasaların şekilden ibaret olduğunu gösteren en şaşırtıcı girişimi gerçekleştirdi. Resort International aracılığı ile Peloguin'in başında olduğu yeni bir şirketi 2 milyon dolar sermaye ile kurdu... Amerikan hisse senetleri borsasına kote edilen Resort International 1969 yılı Ocak ayında, Pan-Am'ın, Gulf Western'deki 900 bin hissesini satın aldı. Lansky'nin şirketi bundan bir ay sonra, David Rockefeller'a ait Chase Manhattan Bank'la gizli görüşmeler yaparak 1.5 milyon hisse senedinin daha sahibi olma yollarını aradı." (Vodka-Cola, Charles Levinson, sf.125)
    'Dünyanın en büyük mafya babası' Yahudi Meyer Lansky, İsrail'e bağlılığını her yönüyle ispat etmiş durumda. Meyer Lansky dünyanın en güçlü Yahudi organizasyonu B'nai B'rith'i de finanse etmişti.
    İsrail'in sadık dostu olan ve sonradan oraya yerleşen Lansky, birçok yakınıyla birlikte, B'nai B'rith'in ve Amerika'daki İsrail Lobisi'nin finansal destekçisi olmuştur." (The Spotlight, 15 Mart 1993)

  8. #8
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    Cevap: Cia ve Mossad

    ADL'nin Karanlık İlişkileri

    ADL ile bağlantılı kara para simsarı Michael Milken.

    Uluslararası B'nai B'rith'in bir kolu olan ADL (Anti Defemation League) teşkilatının oldukça ilginç bir öyküsü vardır. Görünüşte yalnızca propaganda amaçlı olan kuruluşu biraz araştırınca, çok değişik hedefleri olduğu ortaya çıkmaktadır. Pek çok insan ADL'nin Amerika'da etkin olan Yahudi lobilerinden biri olduğunu ve en önemli faaliyetinin de ABD'nin iç ve dış politikasını İsrail lehine yönlendirebilmek için hükümet üzerinde baskı yaptığını düşünür. ADL'nin bu yönde faaliyet gösterdiği ve bu çalışmalarında da oldukça başarılı olduğu doğrudur ancak ADL'nin bu başarıyı hangi yollarla elde ettiği çok önemli bir noktadır. Bu konuda yapılan araştırmalar ve çeşitli kaynaklarda yer alan bilgiler, ADL'nin çoğu zaman gayrımeşru yollarla (mafya ile olan bağlantısı ile) gelir elde ettiğini ve bu geliri bazı ABD'li politikacılara rüşvet vermek için kullandığını göstermektedir:
    "ADL sadece bir Yahudi hakları lobisi değildir. Bağlı olduğu B'nai B'rith bünyesinde kurulduğundan beri İngiliz gizli servisleriyle ve çeşitli gizli örgütlerle iş birliği içinde olmuştur. ADL ırkçı Ku Klux Klan'a yakındır. Bunun yanı sıra Kolombiya'daki Medellin kokain karteliyle yakın ilişki içindedir. " (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review, sf.3)
    ADL'nin, dünyanın en büyük mafya babası "Organize Suçun Yönetim Kurulu Başkanı" Yahudi Meyer Lansky ile birlikte organize ettiği kirli işler de oldukça ilginçtir:
    "Moe Dalitz, altmış yıldan beri organize suçların en önemli ismi ve bunların 'Yönetim Kurulu Başkanı' Meyer Lansky'nin sağ koludur... Meyer Lansky Küba'ya giderek ilk kumar, uyuşturucu ve para ağını kurarken, Moe Dalitz onun özel haklara sahip ortağıydı. Benjamin 'Bugsy' Siegel (mafya babası Siegel'ı ilerleyen satırlarda inceleyeceğiz) da bir başka ortaklarıydı...

    "Viski Baronu" Edgar Bronfman, ADL'nin Moskova'daki "dostu".

    Lansky ve Siegel Cinayet Şirketi'ni, ya da Meyer ve Bugsy Çetesi'ni kurarak kanunsuz içki ve uyuşturucu trafiğinin yasaklarını deldiler... Lansky'nin 1983'teki ölümünden iki sene sonra Moe Dalitz ADL'nin gönüllü hizmetkarı olarak tanımlandı... Uyuşturucu parasının gücü arttıkça, ADL'nin politik ve finansal etkinliği de arttı. Hisse hırsızları Ivan Boesky ve Michael Milken ve uyuşturucu bankerlerinden Edmund Safra ile Moe Dalitz, ADL'nin savaş sandığına milyonlar akıttılar." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review, sf.25)
    "1929'da Meyer Lansky'nin New York 'suç komutanlarından' Frank Erickson, Sterling Ulusal Bankası'nı (Sterling National Bank) kurdu. Erickson para aklama konusunda uzmandı. 1926'da Arnold Rothstein öldürülünce yerine Lansky geçti ve 'Ulusal Suç Şirketi'nin Yönetim Kurulu Başkanı' oldu." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review, sf.32)
    "Theodore Silbert, ADL'nin ön plandaki adamıydı. ADL banka hesaplarını Sterling Ulusal Bankası'na yatırıyordu ve bankanın hisselerine yatırım yapıyordu. ADL'nin yatırım yaptığı diğer şirket ise Amerikan Banka ve Sigorta Şirketi (American Bank and Trust Company-ABT)'ydi. Bu şirketin başında ADL-New York komiseri ve B'nai B'rith Uluslararası Başkanı Philip Klutznick vardı...
    ADL'nin Sterling Ulusal Bankası'yla olan ilişkisi Theodore Silbert'ten sonra da devam etti. Bankanın uzun zaman Başkanı ve ADL'nin adamı olan Maxwell Raab, Meyer Lansky'nin International Airport Hotel Corporation'da iş ortağıydı. Reagan Yönetimi sırasında ABD'nin İtalya Büyükelçisi oldu." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review, sf.34)
    "1963'te ADL finans kaynaklarını artırmak için Hollywood yapımcısı Dore Schary'yi Ulusal Yönetim Kurulu Başkanı olarak atadı. Bu dönemde Schary, Metro Goldwyn Mayer Stüdyoları'nda çok güçlüydü. Schary, suç şirketinin önde gelenlerinden Abner 'Longie' Lwillman ile yakın arkadaştı. Lwillman, Lansky'nin Hollywood film endüstrisine girmesini sağlayan kişiydi." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review, sf.37)
    "1970'lerde ADL'den Kenneth Bialkin, hukuk firması 'Willkie, Fart and Ballagher' aracılığıyla Robert Vesco'nun 'Investors Overseas Service' (IOS) şirketini devralmasını sağladı. Şirketin kurulması için gerekli finansı Rothschild ailesi sağlamıştı ve şirket Bernie Cornfeld tarafından kurulmuştu. IOS, Meyer Lansky'nin uluslararası suç şirketi için cephe rolü oynuyordu. IOS 'satış personeli' uluslararası sınırlarda nakit dolu bavullarla dolaşıyorlardı. Paraların bir kısmı yerel yatırımcılardan geliyordu, fakat çoğunluğu Lansky'nin kumar, fuhuş ve şantaj yoluyla elde ettiği gelirden geliyordu." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review, sf.42)
    "Bu nakitler İsviçre'nin en dolandırıcı ve gizli bankalarındaki hesaplara yatırılıyordu. Bankaların bir kısmı IOS takımına dahildi. Cenevre'deki International Credit Bank ve Nassav, Bahama'dan Bank of World Commerce, Lansky'nin işleri için kullanılıyordu. BCI, Mossad memurlarından Tibor Rosenbaum'a aitti; BCI'ın Ofis Müdürü Sylvain Ferdman, Lansky'nin yakınlarındandı ve Bank of World Commerce müdürü Alvin Malnik ise Lansky'nin 'muhasebecisi'ydi.
    Lansky ve adamları, yer altı bankacılık operasyonlarını İsviçre'den Karayipler'e taşıyarak ABD'ye kokain ve Marihuana kaçakçılığını artırmaya karar verince, ADL ve Kenneth Bialkin eliyle bu organizasyonu düzenlediler." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review, sf.43)
    "Meyer Lansky'nin rüyası gerçekleşiyordu: Organize suç ortaklarını ABD ekonomisini oluşturanların yerine oturtuyordu ve ADL buna adım adım yaklaşmıştı." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review, sf.54)
    ADL, tüm Filistinlilerin yok edilmesi tezini savunan fanatik haham Kahane'nin kurduğu terör grubuyla da iş birliği içindeydi:
    "Jewish Defense League (JDL)'in kurucusu Haham Meir Kahane'nin biyografisini yazan Robert Friedman'ın belirttiğine göre, bu militan Yahudi grubu, kurulduğundan beri gizli tutulan üç kişilik bir komite tarafından yönetiliyordu. Bu komitede, İsrail Başbakanı ve Mossad operasyonları şefi İzak Şamir, sağ kanat İsrail parlamenteri Geula Cohen ve Brooklyn ADL Başkanı Bernard Deutsh vardı." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review, sf.69)
    "Son 20 senedir Wall Street avukatlarından Kenneth Bialkin ADL'nin önde gelen isimlerinden biri olmuştur. ADL'nin ulusal yönetim komitesinde yer alan Bialkin, 1982-86 yılları arasında Ulusal Başkan olmuştur...
    Bialkin'in şöhretinin asıl nedeni, Amerika'nın uyuşturucu dünyasındaki rolüne yaptığı katkıydı. Kenneth Bialkin'in perde arkasındaki manevraları olmasaydı, Kolombiya'daki Medellin Kokain Karteli'nin ABD'de çıkarma yapması mümkün olmayacaktı. Bialkin, Edmund Safra ve American Express ayrılığını yumuşattığı gibi, finansör Robert Vesco ile Medellin Karteli'nin lojistik şefi Carlos Lehder Rivas arasındaki iş birliğini de sağladı. Sonuç olarak Karayipler'den ABD'ye ulaşan kaçakçılık yolları birleşerek 1980'lerde Amerikan sokaklarını marihuana ve kokain ile doldurdu...
    Carter döneminde ve Reagan'dan önceki diğer dönemlerde, ABD ekonomisi çalıntı para için uygun hale gelmişti. 'Uyuşturucu dolarları' ABD'de dolup taşıyordu ve Bialkin anladı ki, eğer bu parayı toplayacak büyük bir finansal firma kurarsa, karı sınırsız olacaktı.
    Hızlı bir ilerlemeyle Bialkin, Lehman Brothers ile Kuhn, Loeb and Co.'nin birleşmesini sağladı. Shearson Hayden Stone ise Loeb Rhodes'i satın aldı. 1984'te bu kuruluşların hepsi American Express Company tarafından satın alındı ve adını sonra Shearson Lehman American (Amex) Express olarak değiştirdi... Bialkin bu şirkette yönetim kurulunda bir yer edindi. Bialkin'in yakın arkadaşı Henry Kissinger ise, birçok uluslararası şirketin danışmanlığını yapmanın yanısıra, Amex'in yönetim kuruluna katıldı." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review, sf.41, 47)
    "1983'te Bialkin bu sefer Amex ortaklığının, Edmund Safra'nın Cenevre'deki Ticari Kalkınma Bankası (Trade Development Bank) ile birleşmesini sağladı... Bu şirketin büyük hissedarlarından biri de, Meyer Lansky'nin adamlarından olan Carl Lindner'di. Lindner United Fruit (Brands) Company'nin sahibi oldu. 1978'deki resmi rakamlara göre ABD'ye giren kanunsuz uyuşturucuların %20'si, Güney ve Orta Amerika'dan United Brands aracılığıyla kaçırılıyordu ve bu şirket ABD istihbaratı ve organize suçlarla uzun süredir bağlantıdaydı." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review, sf.47)
    "Kasım 1985'te İsrail ajanı Jonathan Pollard tutuklanınca, Kenneth Bialkin İsrail'e giderek uygun savcıların atanmasını ayarladı." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review, sf.71)
    ADL'nin Rusya'daki üyesi Yahudi Bronfman hanedanı da oldukça faaldi. Rus mafyasının patronu "Viski İmparatoru" Edgar Bronfman'ın ilginç politik ilişkileri de vardı:
    "ADL'nin 'Moskova'daki dostlarından biri de Edgar Bronfman'dı. Üçüncü nesil Bronfmanlar başarıyla babalarının kaçakçılık işini sözde kanuni bir 'Seagram Viski İmparatorluğu'na dönüştürdüler. Bu dönüşümü ABD Hazine Dairesi destekledi ve uzun süredir büyük suçlarla elde ettikleri paraların aklanmasına karşılık olarak birkaç milyon dolarlık vergi aldılar.
    ... Bronfman ailesi bu anlaşmadan mültimilyoner olarak çıktı... 1972'de Montreal'de Kanada Suç Komisyonu bir rapor yayınlayarak Mitchell Bronfman'ın şehrin en büyük gangsterlerinden Willy Obront ile suç ortağı olduğunu söyledi. Bu ikili uyuşturucu kaçakçılığı ile suçlanıyordu." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review sf.81)
    "Bronfman, Dünya Yahudi Kongresi'nin (World Jewish Congress) kontrolünü devralarak bunu ADL'nin uluslararası bir koluna dönüştürdü ve Ulusal Komisyonu'nda yer aldı. 1986'da Bronfman'ın Yahudi Kongresi'nden bir yardımcısı Doğu Almanya'daki acımasız komünist rejimle bağlantı kurdu. Bronfman'ın Seagram Şirketi, Doğu Almanya'nın Komünist Partisi SEO'in alkollü içki dağıtıcısı oldu.
    ...1988'de Edgar Bronfman, Doğu Berlin'e giderek SEO lideri Erich Honecker ve partiden Hermann Axen ile görüştü. Bu ziyarette Bronfman, Doğu Alman liderine Washington'da Ronald Reagan'la görüşme ayarlama sözü verdi. Edgar'ın kardeşi ve iş ortağı Charles ise Honecker diktatörlüğünün yakın arkadaşıydı. Kendisi Kanada-Doğu Alman Dostluk Birliği'nin başkanıydı ve iki ülke arasındaki pasaportlarda vizeleri kontrol edebiliyordu." (The Ugly Truth about the ADL, Executive Intelligence Review, sf.82)

  9. #9
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    Cevap: Cia ve Mossad

    B'nai B'rith-Mossad-Mafya Bağlantısı ve Evsei Agron'un Kurduğu Rus Mafyası...
    "Rus mafyasını Evsei Agron kurmuş. Adından da anlayacağınız gibi bir Rus Yahudisi. Caniler ordusu oluşturmuş Agron. Adamlarının çoğunu İsrail'den getirtmiş. Bunların hemen hepsi İsrail'de komando eğitimi görmüş profesyonel katiller. Amerika 'Yahudileri bize yollayın' diye kampanya açınca, İsrailli bu mafya elemanları New York'u doldurmuş." (Hürriyet, 21 Şubat 1993)
    "İtalyan-Amerikan mafya suç gruplarının ve ailelerinin oluşturduğu dünya çapındaki güç, şimdi yeni nesil dış kaynaklı suç örgütleri tarafından ele geçiriliyor. Adalet Bakanlığı Savcısı Rudy Guliani bu aileleri mahkum ettiriyor ve basında zafer kazandıktan sonra görevden ayrılarak New York Vali adayı oluyor. Guliani'nin tek özelliği kampanyası sırasında yabancı bir ülkeye -İsrail'e- sadakatini ifade etmesiydi. Guliani'nin yaptığı, eski İtalyan-Amerikan suç örgütlerini kapatmaktı. Fakat sonuç olarak çoğunluğu Yahudi olan ve Guliani'nin favori ülkesi İsrail'den ve Rusya'dan gelen gangsterler, önceden İtalyanlar'ın elinde olan suç gruplarını kontrolleri altına aldılar. Rusya doğumlu bu suçluların çoğunluğu 1970'lerde KGB'nin hapistekileri serbest bırakmasıyla New York'a geldi ve çoğunluğunu göçmen Sovyet-Yahudileri oluşturuyordu. Savcı Pattick J.Catter'a göre 'Ruslar, İsraillileri getirmeye başladı.' Catter, Rus-İsrail iş birliği için: 'Bunların asıl işi uyuşturucu, bunlar profesyonel asker olarak eğitilmişler ve ne İtalyanlar'dan ne de diğerlerinden korkmuyorlar' diyordu.
    Catter'ın söylemeyi unuttuğu ise gangsterlerin en etkin politik güç tarafından korunması-İsrail ve onun lobilerinin özel çıkarlarını koruyan B'nai B'rith. Yabancı gangsterler uzmanı James Rosenthal'e göre: 'Rus çeteleri yakında dünyanın en büyük suç örgütü olacak. Rus Yahudisi suç grupları rahatça hareket ediyor ve özellikle Los Angeles ile Philedelphia'da. Los Angeles'ta 'İsrail mafyası' özellikle çok etkin.
    Rusya doğumlu eşkıya Meyer Suchowjansky -ya da Meyer Lansky- mafya dünyasında 'patronların patronuydu' ve dünya çapında suç teşkilatlarının 'Yönetim Kurulu Başkanı'ydı. Ünlü Mafya lideri Charles 'Lucky' Luciano bile Lansky için 'ipleri o oynatıyordu ve onun müziğine göre herkes kuklalar gibi oynuyordu.' demişti." (The Spotlight, 1 Mart 1993)

    Mafya Babası Benjamin Bugsy Siegel
    Lansky'nin yanında, ABD'deki diğer bir büyük mafya babası da Bugsy Siegel'dır.

    Yahudi mafya babası Bugsy Siegel.

    "Benjamin 'Bugsy' Siegel, 28 Şubat 1906'da Brooklyn'de varlıklı bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak doğdu." (Aktüel, 21-27 Mayıs 1992)
    "Gangsterlik kariyerine New York'un doğu yakasında, kara para naklinde muhafızlık yaparak başladı. 1918'de Birleşik Cinayet Şirketi (Murder Incorporated) olarak, Meyer Lansky ile ortaklık kurdular ve araba hırsızlığından içki kaçakçılığına, kumardan kiralık katilliğe her işi yaparak büyük bir prestij kazandılar. 1937'de karısı ve çocuklarını terk ederek soydaşı Micky Cohen'le birlikte Mafya'yı batı yakasına taşıdı. Siegel birkaç yıl içinde bir imparatorluk kurdu. Gazinoları, kumarhaneleri vardı, tefecilik ve uyuşturucu satışı yapıyor, ülke çapında müşterek bahis oynatıyordu. Nevada'nın batısında bir oyun vahası kurmak için yola çıktı ve kellesine biçilen büyük meblağa rağmen bütün imkanlarını kullanarak doğu sahillerindeki Las Vegas'ta 'Flamingo Oteli'ni inşa ettirdi ve çok büyük paralar kazandı." (Aktüel, 13-19 Ağustos 1992)
    "Mussolini'ye yakınlaşmak için İtalya'ya dinamit satma projesi yaptı. 1940 yılında Harry Greenberg'i öldürmek suçundan Los Angeles hapishanesine girdi. Telefonu istediği gibi kullanabiliyor, yemekleri Los Angeles'ın en lüks restoranlarından geliyordu. Kendisine karşı açılan dava düştükten sonra, mahkemede aleyhine tanıklık edenlerin hepsi esrarengiz biçimde ortadan kayboldu. Bir tanesi polis koruması altındayken, kaldığı binanın 13. katından düştü." (Aktüel, 21-27 Mayıs 1992)
    Yahudi mafya babası Bugsy Siegel'in, İtalya'nın faşist diktatörü Mussolini ve Nazi subayları Goering ve Goebbels ile çok yakın ilişkiler içinde bulunması da önemli bir nokta.
    "Bugsy Siegel, Mussolini'ye patlayıcı madde satmaya çalışıyordu. Ayrıca Siegel, Hermann Goering ve Joseph Goebbels'in evlerine çok sık girip çıkan birisiydi." (Jewish Chronicle, 3 Nisan 1992)
    Bütün bu bilgiler göz önünde bulundurulduğunda, dünyanın önde gelen istihbarat örgütlerinin on yıllardır "bir türlü baş edemediği mafya"nın görünümü değişiklik göstermektedir. Bu örgütlerin gerçek anlamda "mücadele" ettiği bir mafyanın, aslında varlığını sürdürmesi kesinlikle mümkün değildir. Ne var ki söz konusu "mücadele" çoğu zaman büyük bir propaganda olmaktan öteye gitmemektedir. Mafya babalarının istihbarat servisleri ile olan gizli ilişkileri, gerçekte böyle bir mücadelenin olmadığını tam tersine, bu iki sistemin -servisler içinde mafya lehine faaliyet gösteren bazı kişiler nedeniyle- iç içe olduğunu göstermektedir.
    Mafyanın ardındaki gerçek güç anlaşıldığında, mafya için kullanılan Cosa Nostra deyimi ile ilgili olarak da akla bir soru gelmektedir: Cosa Nostra mı Kosher Nostra mı?...
    Mafya-gizli servisler ilişkisinin bir benzeri aslında terör örgütleri için de geçerlidir. Sözde, on yıllardır başta Mossad olmak üzere birtakım gizli servisler, uluslararası terörizme karşı büyük bir savaş vermekte, ama bütün çabalarına rağmen bir türlü teröre son verememektedirler. Uluslararası terör yüzlerce masum insanın canını alır, binlerce insana zarar verirken buraya kadar ele aldığımız gizli ilişkiler ağı, birtakım menfaatleri nedeniyle, teröre göz yummaktadır.
    Bunun en önemli örneklerinden biri, Çakal Carlos olarak tanınan ünlü teröristin hikayesidir. En tehlikeli uluslararası teröristlerden biri olan Carlos tüm dünyada büyük eylemler düzenlemiş, ancak bir türlü hakettiği ceza ile karşılık görememiştir. Hatta yerini kimse bilmemekte, bir türlü yakalanamamaktadır. …
    Bu garip durum karşısında, "Im Namen Gottes?" - isimli kitabın yazarı David A. Yallop, Carlos'u Suriye'de bulmuş, ropörtaj yapmış ve şu soruyu sormuştur: "Bu adamı ben, tek başıma bir gazeteci olarak bulup elimi kolumu sallayarak yanına gidiyorum, istihbarat servisleri nasıl olur da yerini bilmez, çocuk mu kandırıyorlar?"

    Dünyadaki Tüm Terör Örgütlerini Silahlandıran Mafya Babası: Henry Curiel
    "Fransız ve diğer Batı haber alma servisleri, IRA, Alman Kızıl Ordu Fraksiyonu RAF, Japon Kızıl Ordusu, Belçika'daki kent gerillaları, Hollanda, Portekiz, Yunanistan, İran ve Türkiye'nin güneydoğusundaki ayrılıkçıların da Curiel'le ilişkisi vardı. CIA yetkilileri merkezi Paris'de olup, pek çok terörist gruba para, silah, doküman ve eğitim sağlayan bir örgütün şefi olan Henry Curiel öldüğü için, 'dünyanın tüm teröristleri matem tutuyorlar' demişlerdi.
    22 Ekim 1977 gününden iki gün önce ünlü Alman sanayicilerinden Hanns Martin Schleyer, Fransa-Almanya sınırına yakın Mulhouse'da bir otomobilin bagajında, kafasına üç kurşun sıkılarak öldürülmüş olarak bulunmuştu. Sanayiciyi kaçıranlar, onu tutsak olarak tuttukları kırk beş gün içinde Paris'ten kırk dokuz mektup göndermişlerdi. Cinayeti işlemiş olan Baader Meinhof militanları, hiç kuşkusuz, güvenlik güçlerinden kurtulmak için acele sığınacak yer aramaktaydılar. Ve Fransa'da kendilerine yardım edecek olanın kim olduğunu biliyorlardı.

    Mafya babası Henry Curiel

    Henry Curiel, 'Yardım ve Dostluk' isminde bir dernek kurmuştu ve bu derneğin, Üçüncü Dünya ülkelerindeki demokrat olmayan hükümetlere karşı savaşanlara, yardımcı olma amacı güttüğünü söylemekten çekinmiyordu. Dernekte bazı Katolik ve Protestan rahipler de dahil olmak üzere çeşitli ülkelerden yüz kadar gönüllü çalışmaktaydı. Bir Dominikan Kilisesi ona, toplantıları için bir salon vermişti. Barınak Ülke Fransa isimli bir grup da, kimsesizleri barındırması için yer tahsis etmişti. Henry'nin bir gecelik transferleri ve gece yarıları gelen ziyaretçileri ile Afrika, Güney Amerika ve Ortadoğu'dan gelen kuryeler, çevrenin dikkatini pek çekmiyorlardı. Bunlar, sözde iyiliksever bir adamın çalışmalarıydı.
    Daha sonra Curiel'in çalışma aracı ortaya çıktı. Cruiel, üç katlı bir servis ağı çalıştırıyordu. Fransa uzun süreden beri politik mültecilere kucak açan bir ülkeydi ve Paris böyle bir iş için biçilmiş kaftandı. Ülkelerinden kaçan rejim düşmanları Fransa'ya zarar vermeme koşulu ile savaşlarını buradan yürütebiliyorlardı.
    Paris'te hemen her ülkeden anarşist ve terörist grupları vardı ve bunların çoğunluğu da dayanışmadan yardım görüyorlardı. Dayanışmanın yıllık toplantılarına çağrılanlara hiçbir adres verilmez, küçük bir tren istasyonunda toplanmaları ve kendilerinin oraya gönderilecek araçlarla alınacakları bildirilirdi. Toplantıya katılanlar, daha sonra sekiz günlük bir eğitim görürlerdi. Farklı ülkelerden gelen eğitmenler kendi ülkelerinin polis metodlarını, sahte pasaport hazırlamayı, aldıkları paraları nasıl kullanacaklarını ve polis tarafından sorguya çekildiklerinde ne şekilde davranacaklarını öğretirlerdi. Bunlara sadece, amatör statülerini kaybetmeyecekleri kadar bilgi verilirdi.

    Henry Curiel

    Dayanışmanın hizmetleri ücretsizdi. Vietnam'dan kaçan Amerikan askerleri Curiel'in misafirhanesinde rahatça kalabiliyorlardı. Kuzey Afrika'dan dönen Kara Panterler, Paris'te birkaç gece geçirdikten sonra, Quebec'teki yer altı örgütü Kurtuluş Cephesi kanalı ile ABD'ye gönderiliyordu.
    İspanya'daki ETA ve GRAPO gerillaları, Irak,Haiti, Fas ve Sudan'daki kanun dışı komünist partileri ile Tupamora da dahil, Güney Amerika'daki dört beş gerilla örgütü bu gruplar içindeydi. Daha sonra Fransız ve diğer haber alma servisleri IRA, Alman Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF), Japon Kızıl Ordusu, Belçika'daki kent gerillaları, Hollanda, İsveç, Portekiz, Yunanistan, İran ve Türkiye'deki terörist grupları ile Irak, İran ve Türkiye'nin güneydoğusundaki ayrılıkçıların da Curiel'le temasları olduğunu haber aldılar. Curiel'in yardımcısı Joyce Blau, bu kişilerle konuşabilmek için onların dilini öğrenmişti.
    1976 yılında Arjantin'de polis tarafından Troçkist ERP örgütünün gizli evlerinden birine yapılan bir baskında, Avrupa'da şiddet eylemleri yapacak Avrupa Tugayı isimli bir örgütün kuruluşuna dair planlar ele geçti. Örgüt, Uruguay'daki Tupamarolar ve Arjantin, Bolivya, Şili ve Paraguay'daki terörist gruplar tarafından kurulmuş, Devrim Koordinasyon Cuntası tarafından desteklenecekti. Para ve silah yardımı ise Küba tarafından yapılacak ve Paris'ten yönetilecekti. Burada da Curiel'in mükemmel 'hizmet' veren grubu rolünü oynayacaktı.
    Curiel'in yardımcıları da onun arada sırada ortadan kaybolmasının nedenlerini, nerelere gittiğini ve bu kadar parayı nereden bulduğunu merak ediyorlardı." (M5, 1984, sayı 4)
    "Mısırlı bir Yahudi olan Henry Curiel, 27 yıl Paris'te yaşamış. Fransız iç istihbarat servisi DST dosyalarında adı yabancı ajan olarak geçiyor. Batı'daki bütün büyük uluslararası casusluk teşkilatlarında adına bir dosya bulunur.
    Henry Curiel, Kahire'de zengin bir Yahudi bankerin oğlu. 1942'de Mısır Komünist Partisi'nin kurulmasına yardım etmiştir.
    Curiel'in müşteri listesi oldukça etkileyici: İspanya'da Bask'ların ETA'sı, GRAPO'nun kent gerillaları, Irak'ın, Haiti'nin Fas'ın ve Sudan'ın yasa dışı komünist partileri ve Tupamaroslar da dahil olmak üzere Latin Amerika'nın dört veya beş gerilla grubu. Latin Amerika'da Curiel sadece kişisel servisleri değil, bütün düzenlemeleri yapıyordu. 1976'da Arjantin'de Troçki taraftarı ERP'nin evinde polis, Avrupa'da gerilim stratejisi için bir 'Avrupa Tugayı' başlatma planını açıklamakla ilgili dokümanları buldu.

    1946-48 arası Kral Faruk tarafından hapsedilen Curiel, hemen ardından Avrupa'ya gitmiş ve Faruk Mısır'dan atılır atılmaz, Curiel Mısır'a dönmüştür.
    Curiel, Sovyet Komünist Partisi'nin baş teorisyeni Mickhail Suslov ile de beraber çalışmış ve Suslov 1960'da onu ilgilendirmeyen Fransız hükümet belgeleriyle yakalanmıştı." (The Secret War of International Terrorism, Claire Sterling, sf.49-51)
    "Curiel ailesi Sefarad kökenli Yahudi. 19. ve 20. yüzyıllarda Mısır'ın en önemli ailelerinden. Aile kapitalist ve anti-kapitalist olarak ikiye ayrılıyor:

    Tüm terör örgütleri Henry Curiel tarafından sistemli olarak örgütlenip silahlandırıldı, örgütler arası bağlantı sağlandı. (Sol baştan) Maskeli IRA militanı, yanında Carlos, Japon Kızıl Ordusu lideri ve ETA militanı. Bütün bu terör şebekeleri Henry Curiel ve Annababi tarafından desteklenmiş ve onlara yataklık yapılmıştı. Carlos'un Suriye'de olduğunu açıklayan David Yallop'un dediği gibi "CIA'in, MI6'nın, BND, SISMI ve SDECE'nin onun nerede olduğunu bilmemesi akıllara durgunluk veren bir şeydi." (Hürriyet, 27 Şubat 1993) Bu gizli servislerin Yallop'un kendi çabalarıyla bulduğu Carlos'un yerini bilmemeleri söz konusu değildi.

    Henry Curiel: Tüm terör örgütlerini barındırıp yönlendiren önemli bir isim.
    Daniel Curiel : Kahire'de banker
    André-Weil Curiel : Mason, sosyalist militan
    Roland Curiel : Sovyet casusu
    Raymond Curiel : İtalyan Komünist militan." (Le Veau d'or est Toujours Debout, Henry Coston, sf. 245)
    Curiel ailesinin fertleri de, Henry Curiel gibi dünyadaki terörün yönlendirilmesinde önemli görevler üstlenmişlerdi. Henry Curiel 'The Brotherhood Of The Rose' (Gülün Kardeşliği) tipi tüm terör örgütlerini yönlendirme, onları barındırma ve yalnız kendi evlerinde karşıt örgütlerin birbirlerine eylem yapma yasağının bulunduğu bir sistemin kilit ismiydi. Dünyadaki anarşinin tek elden yönlendirilmesinde üstüne düşen görevi tam anlamıyla yaptı. Büyük istihbarat servislerinin bazılarının da bu sisteme harfiyen uyması garip ama gerçekti. Sistemin mimarı Mossad da rolünü gerektiği biçimde uyguladı.

    kaynak harunyahya.net

Benzer Konular

  1. MOSSAD ajanının itirafları
    mopsy Tarafından Komplo Teorileri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 02-08-2010, 03:40 PM
  2. cıa mı mossad mı
    aslnyrkli Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 15-05-2010, 07:25 PM
  3. mossad için çalısmak ister misiniz
    aslnyrkli Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 21-04-2010, 09:02 PM
  4. Mossad Terör Örgütü'nün Türkiye Yapılanması Çökertilsin
    YukseLL Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-01-2010, 08:11 PM
  5. Cinayet şebekesi Mossad...
    onuc13 Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 21-06-2008, 11:09 PM
Yukarı Çık