Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

İstanbul'un Fethi ve Molla Gûrânî

Bilim ve Astronomi Kategorisi Tarih Forum'u Forumunda İstanbul'un Fethi ve Molla Gûrânî Konusununun içerigi kısaca ->> Merhaba Şehzade II. Mehmed babasının vefatım müteakip 855/1451 senesinde Os-anlı tahtının tek vârisi olarak saltanatın idaresini üzerine aldıktan sonra, temel ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    İstanbul'un Fethi ve Molla Gûrânî

    Merhaba

    Şehzade II. Mehmed babasının vefatım müteakip 855/1451 senesinde Os-anlı tahtının tek vârisi olarak saltanatın idaresini üzerine aldıktan sonra, temel düşüncesi İstanbul'u (o zamanki adiyle Kostantıniyye'yi) fethetmek olmuş, bunun için gecelerini gündüzlerini vererek bu emele ulaşmanın plânlarını hazır lamağa başlamıştır. Sekiz-dokuz senedir yanından ayrılmadığını tahmin ettiği miz Molla Gûrânî de genç Padişahla birlikte Edirne'de, Rumeli kadıaskeri olarak, talebesinin yeni tayin ettiği kazâî vazifeyi îfa etmektedir. Nitekim fetih hazırlıkları için yapılan toplantılarda Gûrânî'nİn adı geçmesi, diğer bazı ulemâ gibi, Fâtih'in hocasını yakın çevresi arasında tuttuğuna bir delildir.

    Gûrânî, tarihî şahsiyetini Fâtih gibi muazzam bir hükümdarı yetiştirmekle kazanmışsa da, onu asıl tarihe mal eden, İstanbul fethindekî kararlı ve azimli tutumu olmuştur. Topkapı Saray Arşivinde, kendi hattiyle mevcut bir vesikada Gûrânî: "...ve mısdâk-ı feth-i İstanbul ki bu muhlıs'dan gayri(ye) bâis olmadı[206] demekle, fetih fikrinin, tarafından talebesine bizzat aşılandığı, netice alınıncaya kadar teşvike devam ettiğini açıkça belirtmektedir. Şimdiye kadar bi linmeyen, tarihlerimizin de bahsetmediği esasen son derece önemli olan bu noktayı, üzerine basarak belirtmekte fayda umuyoruz.

    Gûrânî'nin teşvikleri dışında, Sultan Mehmed'i İstanbul fethinde destekle yen İki mühim şahsiyet daha vardır. Bunlardan birisi, askerî yönden karşılaşıla cak güçlüklerde Zağanos Paşa, diğeri de fethin mânevi başarısını hazırlamada Ak Şemseddin'dİr(ö.863/1459). [207] Askerî ve idarî kararlarda kazâî mes'ûliyetleri tayinde Mollo Gûrânî, bu adı geçenlerle birlikte Fâtih'e en büyük güç kaynağı olmuşlar, belki de onu devamlı telkinlerle fetih fikrine bizzat kendileri inan dırmışlar ve hazırlamışlardır. Zağanos Paşa'nın Fâtih'e destek hususunda gös terdiği gayretleri Halil İnalcık en mükemmel şekilde anlatırken, [208]Hasan Bey-zâ-de; Fâtih'e destek olan üç büyük şahsiyetin, Fetihin gerçekleşmesi için göster dikleri metaneti şöyle İfade eder. [209]Ba'dehû erkân-ı saltanattan Halil Paşa'-ya muvafakat ü musâlahat yanında mutâbaat itdüklerin, yine dilleri zayub ter-ğîb-i sulha müracaat eylediler. Ol bedhahların makâlâtina yine asla iltifat buyu rulmayub sevab-dîd ulemâ ü meşâyih ile arsa-i dâd ü gîr'de sâbit-i kadem eyle diler. Ulemâ-i izamdan Ahmed Gûrânî ve meşâyih-i kiramdan Şeyh Ak Şemsed-din ve vüzerâ-i âlî makamdan Zağanos Paşa, Sukân-ı kişver-güşâ ile yekdîl ü yekzebân olub tecdîd-İ musâlahadan imtina idüb; Müşâhid-İ fetih-dâmenînden elçekmek sıdk ü azîmet nişanesi değildür, deyû Sipâh-i Zafer-penâhe nasîhatlar İtdüler ve lutf-i edâ ile: Summe yuftehu le-kum'r-Rûm, mazmunundan mefhûm olan va'd ü sadâkati makrûn-i i'lâm idüb: elmelhametu'1-uzmâ fethu Kostantı-niyye, fehevâsından müstefîd olan luzûm-i say ü içtihadı mücâhidîn'e ifhâm it-diler".

    Aynı konuda Osman Turan şu bilgileri verir. [210] "Nitekirn büyük velî Ak Şemseddin Fâtih'e, Manisa'da şehzade iken, Mısır havâlisinde Akka, Saydâ ve Beyrut kalelerini küffânn istilâsını duyarak muztarib olduğunu görünce onu; elem çekme Begüm, İslâmbol'u fethedeceksiniz, müjdesiyle daha o zaman te-sellî ve tebşir etmişti. Bu sebeble tahta çıktığı gündenberi mukavemet edilmez kudret ve irâdesi, Hz. Peygamber'in hadîsleriyle şevke getirilmişti".

    Biz burada, fethin nasıl cereyan ettiğini bir tarihçi sıfatiyle çeşitli yönden ele alıp inceleyecek değiliz. Esas gayemiz; fetih öncesi ve esnasında Gûrânî'nin sağladığı aralıksız destek ve yardımı zikretmek, hadislerle müjdelenen İstanbul fethinde oynadığı mühim rolü genel hatlarİyle belirtmektir.
    Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi Gûrânî, talebesinin tahta cülusundan önce ve sonra, fetih hazırlıklarının başındanberi maiyyetinde ve yardımında olan ulemâ ve meşâyihle beraberdir. Bu hususu, kaynaklardan istifade ederek, fetih öncesi ve arafesinde akdolunan meclislerde ve bizzat fetih esnasında adının geçmesiyle açıklamağa çalışacağız.Çünkü;şimdiyekadarGûrânî üzerinde derinlemesine bir çalışma yapılmamıştır. Tarihçiler de, tarih yazma metodu içinde tarihî olayları değerlendirirken bütün ağırlığı, birinci derecede sorumlu kişi etrafında toplarlar, ferdî faaliyetlerin derinliğine inmezler.

    Fetih hazırlıkları için yapılan toplantılardan ancak üçünü öğrenebiliyoruz.[211] Fetih kararı için Edirne'deki ilk toplantı tarihini kesin olarak bilmiyoruz. Burada Gûrânî'nin hazır bulunduğuna dair delîlimiz yoksa da, Edirne'den İstanbul fethine hareket eden ordu içinde adı zikredildiğine göre ilk toplantıya iştirak etmiş olacağı da kesinlik kazanıyor. İnalcık, toplanan ilk mecliste verilen karar neticesini bildirerek: "..hazır olanlardan bir kısmı, fikri hararetle tasvip ve bir an önce tatbikine geçilmesini iltizâm ettiler" demekle [212]bize küçük bir up ucu vermektedir. İlk toplantıda olmasını kuvvetlendiren ikinci delilimiz de, Edirne'den İstanbul fethi için hareket eden orduya Gûrânî'nin bizzat iştirakidir. Dânişmend, hareket eden ordu içinde Ak Şemseddin ve Ak Bıyık Dede gibi velîlerin bulunduğunu haber verirken Molla Gûrânî ve Molla Husrev'in de mücâhid sıfatiyle asker arasına katıldıklarını söylüyor.

    Dânişmend'e kaynak olduğunu zannettiğimiz Müneccimbaşı: "..857 senesi nevbahan erişdikde İstanbul fethine hareket-i Hümâyûn mukarrer olub, bu sefer-i zafer-i rehber'de ulemâ ve sulehâdan çün kimseler istishâb buyuruldu; ezcümle Hacı Bayrâm-ı Velî hulefâsından Ak Şemseddîn ve Bayrâmîlerden Ak Bıyık Dede ve ulemâdan Molla Gûrânî ve Molla Husrev dahi gayriler, mülâzım-ı Rikâb-ı Hümâyûn eylediler" der.

    Edirne'den hareket eden ordu, Nisanın ilk günlerinde İstanbul çevresine ge lip kondu. 6 nisandan 29 mayısa kadar sürecek 54 günlük[215] muhasara ve mukâ-tele için Edirnekapı tarafından 6 nisan sabahı muhteşem ve muazzam ordu, zamanın en modern silahları ile hücuma başladı. Fakat 20 nisanda Osmanlı do nanması, Bizans ve Ceneviz gemilerinin Halic'e girmesini önleyemeyince, fethin akamete uğrayabilme tehlikesi kendini gösterdi. Bir yandan gemilerin karadan
    Halic'e indirilmesi hazırlıkları devam ederken, öte yandan Fâtih ikinci meclisi toplayıp durum müzâkeresi yapar. Veziriazam Çandarlı Halil Paşa ve görüşünü paylaşanlar, Bizans ile sulh yapılmasını, [216]herhangi bir müdâhele veya savaş ha linden kaçınılmasını teklif ederler. Pek çok kaynakta açıkça ifade edildiği gibi, Molla Gûrânî bu meclistedir, Ak Şemseddin ve Zağanos Paşa ile birleşerek ileri sürülen fikri şiddetle reddederler, "muhakkak fetholunacak Kostantıniyye"nin fethinden vazgeçip sulha teşebbüs edilmesine kat'iyetle rızâ göstermezler, Hoca Sâduddîn ve diğer tarihçilerin ifadelerine göre [217]ulemâ-i izamdan Şeyh Ahmed Gûrânî ve meşâyih-i kiramdan Şeyh Ak Şemseddin ve vüzerâ-i âlî ma kamdan Zağanos Paşa" fikir birliği yaparak Sultânı desteklediler, sulha yana-şılmamasını, fethe devam olunmasını şiddetle ısrar ettiler.

    Üçüncü meclis, fetihten iki gün önce "son ve kat'İ karar İçin" toplanmış, Çandarh'nın tekrar muhalefetine rağmen "Sultan Mehmed umûmi ve kat'i ta arruz kararını" vermiştir. [218] Gûrânî bu son harp meclisinde de hazır bulunmuş, fikir birliği yaptığı arkadaşları Ak Şemseddin ve Zağanos Paşa ile kuşatmanın devamında sebat ederek şehrin fethinde ısrar etmişlerdir.

    Rum tarihçisi Krİstovulos İstanbul'un fethine bir kaç gün kala, Bizanslı ka-dın-erkeklerin saplandığı bâtıl inançlar sebebi ile korku ve dehşetlerini uzun uzadiya anlatır, şehit ya da gazi olmak için imânı uğruna çarpışan güçlü Osman, hlar karşısındaki aczlerini ve silik kalışlarını itiraftan ziyade, yenilginin sebebin Allah'a hamletmeğe çalışır: "..kesîf bir sis sabahtan akşama kadar bütün şehri ihata etti. Bu da mutlak, Cenâb-ı Rabbın şehirden mufârakat ve azîmet etdiğini ve buranın taraf-ı Bârî'den külliyen terk olunduğunu ve Rabbın bu şehre arka çevirdiğini ima ederdi. Çünkü Cenâb-ı Hak bulut ile mestur olarak gelir ve yine azîmet eder. Bu vakâyia kimse, adem-i itimat göstermesün ki gerek yerli, gerek ecnebi ra'yu'1-ayn şahidi pek çoktur" diyerek[220]acâib düşüncelere saplanır.

    Rumların tamamen aksine Osmanlılar, Kitâb'lanndan aldığı güç ve îmanla "dörîyüz yetmiş, pare geminin sancaklarını çözüp deniz üzerinde köprü yap tılar, yürüyüş ettiler[221] ilk hamlede iki bin merdivenle elli bin yiğit surlara doğ ru ileri atılıp büyük topların açtıkları gediklerde ölüm-kalım mücadelesi verdi ler. [222] Osmanlı ordusunun bütün gücüyle çarpışması Kristovulos'u bile hayrete düşürmüş "..elhâk, müddet-i medîdeden berû hiçbir yerde böyle heybetli bir donanma ve rûy-i diyarda bu misüllü cünbüş ne görülmüş ve ne de işidilmişdi. Zavallı Rumların ne hallere duçar oldukları, ednâ mülâhaza ile tezahür eyler" demekten kendini alamamıştır.

    Kuşatmanın 53. gününde, 28 Mayısta, karadan ve denizden cansiperane de vam eden muharebeler Fâtih'in sabrım taşırmışken Ak Şemseddin'den: "..yarın subh-i sâdıkda sıdk-i himmetle fulân yerden Hisar'a yüriyiş ola, izn-i Hüdayla bâb-ı zafer feth olub sadâ-i ezanla sûr içi toia, tebâşîr-i subh-i necâh zuhur bu-lub gaziler sabah namazın Hisar içinde kılalar[224] müjdesi gelmiştir.

    Fetih başladığı andan itibaren bütün vaktini mücâhitler arasında geçiren Ak Şemseddin ile Molla Gûrânî, 29 Mayısın erken saatlarında, harbin en şiddetli zamanında ateş hattına atılıp Hak yolunda askere destek olmuşlar, [225]"Kostantmiyye elbet fetholunacaktır[226] va'di sabah ezanının sedâlariyle gerçek leşerek Osmanlı Sancağı surlar üzerine 857/1453 senesi cumâde'l-ûlâ'nın 20. gününde, se şenbe günü dikilmiş, mezkûr şehrin nehr-i ğazâ ile içi yunub pâk ol muştur .

    İstanbul fethine iştirak ederek 54 günün üzüntülerini, fetih sevinç ve guru runu yaşayan Molla Gûrânî, Fâtih adına, fetihten yirmi gün sonra Memlûk Sultânı Melik İna yazdığı mektubda fethin çeşitli safhalarını anlatır, taşıdığı hâlet-i rûhiyeyi bütün canlılığı ile nakleder. Tarihî değerine binâen bu mektubu Arapçadan dilimize çeviren Ahmed Ateş'in kaleminden İstanbul fethiyle ilgili kısmım aynen almayı, üzerinde durduğumuz konu ve müellif yönünden faydalı ve yerinde buluyoruz.

    "..Bunlar, iman ehline karşı kendilerini büyük görürler, Rodos, Katalan, Venedik, Ceneviz ve başkaları gibi garp Adalan'nın şirk ve isyan ehlinden yardım alırlardı. Etrafı sağlam, kuvvetli, yüksek ve nizamı düzgün bir sûrla çev rilmişti. Büyük seferlerimiz, o büyük fehâmetli sultanlar, cihâdın hakkını vere rek çalıştıkları halde, onu ele geçiremediler ve ondan bir şeye nail olamadılar. Bu, yeryüzü halkının dillerinde Kostantıniye diye nam salmış olan büyük bir ka ledir. "Onlar kılıçlarını zeytin ağaçlarına asmış olduları halde ganimetlerini bölüşürlerken, Kostantıniye'yi fethederler" hadisi ve bundan başka meşhur sahih hadisler gibi Peygamberin sahih sözlerinde (..) bahsettiği şehrin o olmaması im kânsız değildir. O, bir tarafı denizde, bir tarafı karada olan meşhur şehirdir."

    "Ulu Tanrı'nın: Gücünüz yettiği kadar onlara karşı kuvvetler hazırlayınız, sözü ile bize emrettiği üzere o şehri almak için kara tarafından top, tüfek, mancınık, lâğım ve taşlar gibi, deniz tarafından da dağlara benzeyen deniz üze rinde yükselen gemiler ve dolu kayıklarla İnsanların güvendikleri her türlü silah lan ve malzemeleri hazırladık. 857 senesi aylarından rabîul-evvelin 26 sında şehrin üzerine indik(..)-Onlar hakka davet edildikçe(kabul etmemekte) ayak direttiler ve kibir gösterdiler, zâten kâfirlerdendir. Bunun üzerine onları şehirde çevirip kuşattık. Onlarla doğuştuk, onlar da bizimle döğüştüler; onlarla savaş tık, onlar da bizimle savaştılar. Aramızda 54 gün ve gece döğüş ve savaş oldu. Cemâzİvelevvel ayının 20. günü, subh-i sâdık başlayınca Sıddîk'ın hükmünün ve Faruk'un adaletinin bereketi ile Osman oğullarına mahsus Haydar'ın vur duğu darbelerle, onu teshir etmiş olan şeytan ordularına atılmış taşlara ben zeyen akan yıldızlar gibi hücum ettik. Daha güneş, doğduğu yerden çıkmadan, Ulu Tanrı fetih lütfetti".
    İstanbul fethinin Fâtih Sultan Mehmed'e nasip olması için çırpınan Molla Gûrânî "ne güzel Emîr, ne güzel asker" müjdesinden, Emîr yönünden olduğu kadar, bizzat muharebeye iştirakiyle asker yönünden de nasibini almış, unutul maz tarihî görevini şerefle, yürekten bağlı olduğu Osmanlı ruhu ile yerine getir miştir.

    Gûrânî, sadece İstanbul fethinde Fâtih'in yanında olmakla kalmamış, biz zat kendi ifadeleriyle: "..bu memleketten üç ğazâ merhum Sultan Murad Hân'la itmişem, ve cemîi merhum Sultan Mehmed Ğâzi ile hiçbir sefer yoktur ki bile itmemişem, ve Sultânım (II. Bayezid) Hazretlerinin dahi seferinden kalmamışam" diyerek,[229] devrini yaşadığı üç sultânın yanında, orduda gaziler arasında ömür geçirmiştir. Zaten bundan sonraki bahiste göreceğimiz gibi Rumeli kadı-askerliği vazifesinin icabı, ordunun şer'î ve hukukî hizmetlerinde en sorumlu ve birinci derecede âmiridir, bu sıfatıyle Sultan'ın seferde yanından ayrılmayan hukukî danışmanıdır.

    Molla Gürâni ve Tefsiri/ Sakıp Yılmaz
    Sahaflar Yayınları

    devam edecek.............

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Fâtih'in Cülusunda Gûrânî'nin Kadı askerliği ve Bursa'ya Gönderilişi

    Merhaba



    Babası II. Murad'ın rızasiyle 848/1444 ağustosunda Osmanlı tahtına çıkan Şehzade Mehmed, uzun zaman bu mevkide kalamadan 849/1445 senesi ortala rında yeniden Manisa'ya döndü, babasının vefatına kadar burada kaldı. Mu rad Hân 3 şubat 1451 de 48 yaşında vefat edince Şehzade Mehmed, 16 muhar rem 855/18 şubat 1451 de[231] ikinci defa Manisa'dan gelerek tekrar tahta çıktı. Cülusunu müteakip günlerde, babası zamanında vezâret işgal edenlerin bir kıs mım vazifeden aldı, yerine, önceden kendine yakınlığı olan Zağanos Paşa ve İb rahim Paşa'yı getirdi. Devlet idaresinde otoritesini tam olarak sağlama endişesiyle yaptığı yeni tayinler arasında hocası, Molla Gûrânî de bulunuyordu.

    Kaynaklar, Fâtih'in hocasına önce vezâret teklif ettiğini yazarlar. [232]Fakat Gûrânî bu vazifeyi kendisine lâyık görmeyerek: "..makâm-ı hıdmetinde kıyam iden huddâmı kiram, mesned-i vezâret ümidiyle ser ü canların yolunda feda iderler. Bu ricaları münkati[233] olursa, kalpleri münharif ve ınân-ı [234]teveccühleri makâm-ı hulûsdan semt-i âhara munsarif olmak lâzım gelir. mansıb, benüm sânıma mtinâsib değildür[235] sözleriyle kabul etmeme taraftarı görününce Meh med Hân, ileri sürdüğü mâkul sebebi yerinde bularak ısrar etmez, bunun üzeri ne kadıas'kerlik vazifesini kabulü ricasiyle 855/1451 de, cülusundan az bir za man sonra[236] bu mevkii hocasına teslim eder.

    Bu tayinde kaynaklar genel kadıaskerlik tâbirini kullanmalarına rağmen, Gûrânî'nin 855 senesinde 12. Rumeli Kadıaskerliği ile Ahmed Paşa b. Veliyuddîn'den sonra vazife aldığı bir Mecmuâ'daki listede yazılıdır.

    Osmanlılarda adlî teşkilâtın en yüksek makamı olan kadıaskerlik, rütbe itibariyle vezir ve müşirlerinkine muâdil bir makamdı1. Ordu içinde şer'i ve hukuki davalar bu makamın yetkisi içine girdiği gibi, ilmî hizmetler, padişah ve şehzade muallimliği, ahkâm-ı şer'iyye'yi tefsire salahiyetli en son mercî idi ki aynı zamanda müftîlik demekti. Bunlara muvazi olarak kadıasker, pâdişâhın kumanda ettiği seferde orduya iştirak eder, devlet işlerinde pâdişâhın kanunî müşavirliğini yapar, ganimetlerin dağıtılmasına riyaset eder, halk arasında orta ya çıkan davalarda merkezî hâkim vazifesini görür, merkez ve kaza kadı'lannın tayini, teftiş ve azilleri ile uğraşır.

    Molla Gûrânî, İstanbul fethinin her safhasına bu unvanla iştirak etmiş, Fâtih'e sağladığı destek ve yardımı bu resmî görev içinde yerine getirmiştir. Şim diye kadar hiçbir kaynak, onun bu resmî sıfatı ile fethe iştirak ettiğini kaydet memiştir.

    Fetih akabinde, Sultan Murad'ın kuvvetli vezîriâzamı Çandarlı Halil hapsedilip taraftarları ile birlikte devlet idaresinden uzaklaştırıldıktan sonra, Fâtih'in kayın pederi olan Zağanos Paşa ve çevresi, Sultan'a yakın hizmet ve desteklerinden ötürü önemli noktalara tayin edilmişlerdi. Fakat bu yeni tayin edilen ekip, her ne kadar Fâtih'in başarıya uluşmasında İnkâr edilmez büyük yardımlarda bulunmuşlarsa da, getirildikleri mevkilerde uzun müddet kalama-mışlar, Çandarlı'nın katli mes'ûiiyeti bu ekibe yüklenerek, işbaşında olanlar bi rer çeşitli bahanelerle uzaklaştırılmışlardır.

    Molla Gûrânî bu ekiple uzun zamandır Fâtih'in çevresinden ayrılmadığına göre, Zağanos Paşa'nın 859 safer/1455 şubatında vezâreti Mahmud Paşa'ya devriyle İstanbul'dan Uzaklaştırılması üzerine, yeni idare tarafından istenil meyeceği aşikardır. Bunu gerçekleştirmek gayesiyle bir takım bahaneler ve sebebler aranarak Gûrânî'nin İstanbul dışına gönderilmesi, zihniyete göre de ğişen siyâsetin kaçınılmaz neticesi olacaktır.

    Devletin yüksek kademesinde siyasi atmosfer bu olduğuna göre, cilve-i si yaset icabı, her zaman istenerek karar alınmasa bile, Gûrânî'ye karşı hürmet ve muhabbeti olan Fâtih'in inandırılması, rızâsının alınması gerekiyordu. Çevre sindekiler bunu da başardılar. Yaptığı tâyinlerde devletin İleri gelenlerine danış madığı, istediğine vazife verdiği iddasıyle Gûrân nin mevkiini sarsmağa baş ladılar, İstanbul'dan uzaklaştırmak için bir vesile bulmakta gecikmediler. Bunu Hoca Sâduddîn şöyle dile getirir.[241]lâkin istibdadı bir dereceye irdi ki, deri devlete arz itmemiş iken ashâb-ı istihkaka tevzî-i manâsıb ide başladı. Bu vad'ı-eğerçi Sultân-ı fermân-rân gönlüne girân geldi amma, ızzet-i hatırın riâyet bu yurmağın istihyâ idüb izhâra ıkdâm itmedüler. Lâkin meşveret-i vüzerâ ile bu-yurdılar ki: Ecdâd-ı izamımızın mahrûse-i Burûsa'da olan evkafları emri-muh-tel olmuş, ıslâhı gayette murâdımızdır, bir mütedeyyin müfettiş tedâriki lâzım olmuştur, bu babda ihtimamınız rica olunur".

    Hoca Sâduddîn gibi, devlet ricalinin isteklerine uygun bahaneleri, tarihçi Alî de şöyle ifade eder: "..lâkin kaza ve medrese tevcîhinde alâ mâ cera'1-âde, Zât-ı Şehriyâriye arz itmeyüb ve ehl olanlara kendisi tevcîh itmeğün Sultân Mehmed hân bu vad'ına incindi, bir tarîkla vüzerâ lisanından tenbih itdirdi, feemmâ define imkân olmadı. Binâen alâ zâlik, Bursa'daki ecdadım evkafı muhtet olmuştur, sizün varub görmeniz lâzımdır"[242] bahanesiyle ilk adımı tamamlamış, Gûrânî'ye Bursa yolunu göstermiş oldular.

    Yukarıda söylediğimiz gibi. 855 senesinde tayin edildiğine dair elimizde bel geler mevcut olmasına rağmen, [244]çoğu kaynaklar kadıaskerliğinin ne kadar de vam ettiğini belirtmezlerken, İzzet-zâde Abdulaziz:"..iki sene kadar ol hıdmet-i celîle-i şer'İyye ile teşrif olunduktan sonra[245] ifadesiyle bu müddeti tayin etmek tedir, fakat bunun da doğruluğu şüphelidir. Çünkü Gûrânî'nin, 858 rabîu'1-ev-vel'inin sonları 1454 mart başında tanzim edilen bir vakfiyede, imzası olduğu bi linmektedi. [246] Şu halde Gûrânî, 858/1454 senesi içinde Rumeli kadıaskerliği gö revini devam ettirmekte, Fâtih'in ilk günlerinden beri bu makamın mes'ûliyetini üzerinde taşımaktadır.

    Bazı kaynaklar ise ".. 857/1453 de tashîh-i evkaf bahanesiyle[247] gönderil diğini söylemektedir ki gerçeğe uymamaktadır. Belli bir tarih vermemekle bera ber en iyi ifadeyi Neşrî kullanmakta, Sivrihisar (Ostrovitza) fetholunduktan sonra Fâtih "..devletle Edirne'ye gelüb Gûrânî'yi kadiaskerükten azledüb Mec-düddîn'i kadıasker idüb, Mahmud Paşa'yı vezîr idindi" diyerek Gûrânînİn azli ni, Mahmud Paşa'mn vezârete gelişiyle aynı tarihe rastlatmaktadır.[248] Neşrî'deki bu ifade, kadiaskerlikten uzaklaştırılmış tarihini ortaya çıkarmakta, kaynaklar daki muğlak noktanın çözümüne yardımcı olmaktadır.

    Mahmud Paşa'mn 859/1455 senesinde vezârete getirildiğini biliyoruz. [249] Bunu Uzunçarşüı[250] ile Tekindağ'ın İfadeleri de[251] teyit etmektedir. Şu halde kadı-askerlik makamında kalma müddedi; 855/1451 senesinde Fâtih'in cülusundan hemen sonra -muharrem veya safer aylarında- vazifeye başladığı kabul edilirse, Mahmud Paşa'mn vezîr olduğu 859 safer/1455 ocak ayında, dört seneyi bulmuş olur.

    Rumeli kadıaskerliğinden alınıp Bursa'ya gelişinde kadılık vazifesi ile evkafın tashih ve tanzimi hususunda ne derece gayret sarfettiğini, bunda ne ka dar muvaffak olduğunu bilmiyoruz. Kaynaklarda bu konuda bilgi verilmiyor. [252]Yalnız kadiaskerlikten alınıp Bursa kadılığı ve evkaf tevliyetine memur kılın ması, Gûrânî açısından bir tenzîl-i rütbe ifade edeceğinden muğber olmaması imkânsızdır. Bunu belki, azli yapan veya sebeb olanlara açıklamış, itham ettik leri sebeb yüzünden kendilerine asla boyun eğmeyeceğini, şeriata muhalif bulduğu hususlarda doğruluktan asla ayrılmayacağını ifade etmiştir.

    Nitekim çok geçmeden, durum ayniyle tezahür etmiş, Gûrânî açısından kabulü imkânsız bir yazı gönderilerek gereğinin yerine getirilmesi istenmiştir. Saray'dan gelen yazı karşısında Gûrânî'nin infiali son derece ağır olmuş, okuduktan sonra yırtıp attığı gibi, getiren şahsı da makamından kovmuştur. Bu olayı Hoca Sâduddîn şöyle anlatır: [253]'Bir gün der-i devletten bir çavuş Mevlânâ hıdmetine gelüb, tevkî-i râfi-i sultanî ile muvakka' bir hükm-i Hümâyûn getirüb Mevlânâ'ya virdi. Mevlânâ gördü ki zımnında olan emr, muhâlif-i şer'-i kavimdir. Hemândem hükmi yırtub attı ve çavuşu meclis-i şer'îden ihrâc eyledi, bu huşunet sebebi ile ma'zûl olub, beynlerinde münâfere-i külliye peyda olmağın, Mevlânâ terk-i di-yâr-ı Rûm. eyledi. Yakın ifadelerle aynı konu, bazı kaynaklarda zikredil mektedir.

    Siyasi mülâhazaların büyük tesiri olduğunu tahmin ettiğimiz bu olayda her iki tarafın da kırılacağı şüphesizdir. Fâtih ve çevresi kendilerine itaat edilmediği noktasından hareketle Gûrânî'yi suçlayacaklar, Gûrânî İse; gerek yaşça büyük olmasından, gerek uzun seneler hocalık vazifesini îfa etmesinden kendisine hürmet edilmesini bekleyecek, onları, baskılarından dolayı haksız bulacaktır. Bu yüzden Gûrânî, karşı tarafın taşıdığı zihniyeti bildiğinden, makul olanı yap mış, bu vazifeyi de temelli bırakarak Fâtih'den bir müddet uzaklaşmayı tercih etmiştir. Böylece 859/1455 senesinin ilk aylarında geldiği Bursa'da fazla kalma dan, aynı senenin sonlarına doğru Anadolu'dan ayrılmıştır.

    Molla Gürâni ve Tefsiri/ Sakıp Yılmaz
    Sahaflar Yayınları

    devam edecek.............

Benzer Konular

  1. Molla Nedir?
    İNCİ Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-10-2011, 01:20 PM
  2. İstanbul'un fethi Film oluyor!
    SGOR Tarafından Sinemalar Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 14-10-2010, 10:12 PM
  3. Said Nursi , Şeyh Said ve Said Molla ... ?
    Serdengeçti Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 06-10-2009, 08:10 PM
  4. İstanbul'un Fethi
    onuc13 Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 31-05-2008, 02:28 AM
  5. Molla Ahmed'in Türküsü
    Nil@y Tarafından Türküler ve Hikayeleri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-11-2007, 12:57 AM
Yukarı Çık