Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 Toplam: 9
  1. #1
    Tecrübeli Üye diojen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesaj
    437
    Rep Gücü
    19530

    Yaralı Diz Katliamı

    Wounded Knee Katliamı, (Türkçe'de "Yaralı Diz" anl***** gelir) Lakota Siuları ile Birleşik Devletler arasındaki son büyük çatışmadır. General Nelson A. Miles tarafından Yerli İşleri Komisyonuna yazılan bir mektupta çatışma sonrasındaki olaylar katliam olarak nitelendirilmiştir.
    1890'da ABD hükümeti Amerikan yerlileri (Kızılderili) arasındaki "Hayalet Dansı" nın bir savaş dansı olduğundan şüpheleniyordu. Ancak bu dans Kızılderililer için kutsal bir seremoni idi ve bazı yerliler ellerinden alınan haklara bu kutsal dansı icra ederek kavuşacaklarına inanmışlardı. Savaş Bakanlığı yerlilerin bir isyan hareketine kalkışacakları düşüncesiyle 7. Süvar alayını Pine Ridge ve Rosebud bölgelerindeki Lakota yerlilerinin kamp yerine göndermiş, bu kutsal dansı icra edenleri tutuklamak istemişti.
    29 Kasım1890'da Birleşik Devletlerin beş yüz kişilik 7. Süvarialayı Minneconjou Lakota yerlilerinin kamp yerlerini çevirmiş ve çıkan çatışmada yirmi beş süvariye karşılık, aralarında altmış iki kadın ve çocuğun yer aldığı 153 Siu öldürülmüştür. Ancak çatışma sırasındaki kargaşada tam olarak kaç kişinin öldüğü bilinmemektedir.
    Dee Brown 1970 yılında yazdığı Bury My Heart at Wounded Knee adlı incelemesinde (Türkçe'ye Kalbimi Vatanıma Gömün olarak çevrilmiştir) Kristof Kolomb'un İspanya Kraliçesine Kızılderililerle ilgili şunları yazdığını aktarır: "Yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına Majestelerin önünde ant içebilirim. Komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar." Ancak sözlerine şöyle devam eder: "Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.”

    1890'da Wounded Knee'deki Siu katliamı Kizilderili özgürlüğünün sembolik olarak sonu oldu. Katliamı yaşayan Kara Geyik o gün bir başka şeyin daha öldüğünü söyler: "O zaman kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları hâlâ o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü orada..."

    Bu katliamı yaşayanlardan biri, Gelincik Louise yaşadıklarını şöyle anlatıyordu: "Kaçmaya çalıştık. Ama yaban sığırı gibi bir bir vurdular bizi. Beyazların içinde de iyi insanlar bulunduğunu biliyorum, ama kadınları ve çocukları da vurduklarına bakılırsa askerler çok kötü insanlar olmalı. Kızılderili askerler beyaz çocuklara asla böyle yapmazlardı."


    Katliam sonrası


    Amerikan Ordusu katliam sonrasında ölüleri gömmek için sivil vatandaşlar kiraladı. Savaş meydanına gelenler soğuk havada 84'ü erkek, 44'ü kadın, 18'i çocuk Lakota cesedi ile karşı karşıya kaldı. Katliamdan yaralı kurtulan 7 Lakotalı Wounded Kne Creek bölgesindeki Pine Ridge hastanesinde öldü.

    General Nelson Miles, katliamın sorumlusu albay Forsyth'ı görevden almış, Askerî Araştırma Mahkemesi taktik hatasından dolayı kendisini eleştirmiş ancak yine de mahkemede hakkında beraat kararı çıkmıştır.

    Daha sonra The Wonderful Wizard of Oz'un yazarı olarak ünlenecek olan genç editör L.Frank Baum 3 Ocak 1891 yılında Aberdeen Saturday Pioneer'da şunları yazmıştı:

    "Öncüler daha önce güvenliğimizin tek yolunun Yerlilerin tamamen yok edilmesine bağlı olduğunu ilan etmişlerdi. Asırlardır onlara karşı hata edip durmaktansa medeniyetimizi korumak adına daha büyük bir hata yapıp bu evcilleşmeyen ve evilleştirilemeyen yaratıkları dünya üzerinden tek bir iz kalmamacasına yok etseydik daha iyi yapardık. Biz sıradan insanlar ve beceriksiz komutanların emri altındaki askerler için gelecek güvenliğimiz bunda yatmaktadır. Aksi takdirde gelecekte de geçmişte olduğu gibi kızılderililerle tümüyle sıkıntı yaşayacağımızı bekleyebiliriz."



    Yirminci yüzyılın sonlarında Wounded Knee Katli***** karşı protesto sesleri daha da yükselmiş, tarihçi Dee Brown aynı adla bir kitap yazmış, Buffy Sainte-Marie ise protest bir müzik bestelemişti. Ünlü oyuncu Marlon Brando 1973'de Baba (The Godfather) filmindeki rolüyle en iyi erkek oyuncu dalında verilen Oskar ödülünü Yaralı Diz Katliamı sebebiyle reddetmişti. 27 Mart 1973'teki ödül törenine kendi adına konuşma yapması için Sacheen Littlefeather adlı Kızılderili genç bir kadını gönderdi. Brando'nun kaleme aldığı, genç Kızılderilinin zaman darlığı nedeniyle tümünü okuyamadığı yazının bir bölümü şu şekildeydi:


    "Marlon Brando... benden zaman darlığı ile şu anda sizinle paylaşamayacağım uzun bir konuşma yapmamı istedi ancak basınla paylaşmaktan memnuniyet duyacağım şey şu ki o... çok üzülerek bu cömert ödülü kabul edemiyor. Ve bunun sebebi de... günümüz film endüstrisinin ...beni affedin.. ve televizyonlardaki filmlerdeki yeniden çevrimlerde Amerikan Yerlilerine yaptıkları ve Wounded Knee'deki son olaylardır. Bu akşam aranızda bulunamadığım için beni affedin gelecekte kalplerimiz ve anlayışlarımızda sevgi ve cömerlikte biraraya geleceğiz. Marlon Brando adına sizlere teşekkür ederim."

    Littlefeather, zaman darlığı sebebiyle tamamını okuyamadığı konuşmanın tam metnini basına dağıtmıştır. Brando'nun basına dağıtılan metininden bir bölümün çevirisi;

    "200 yıl boyunca toprağı, ailesi, ve özgür olma hakkı için savaşan Yerli halka şöyle dedik: "İndir silahını arkadaş gel birlikte oturalım. İndirirsen eğer silahını arkadaş senle barıştan söz ederiz, senin hayrına anlaşırız birlikte." Silahlarını indirdiklerinde onları katlettik biz. Onlara yalan söyledik. Onları topraklarından koparmak için kandırdık. Onları açlığa mahkum ettik ki antlaşma dediğimiz ama hiç bir zamanda andımıza sadık kalmadığımız o hileli anlaşmaları zorla imzalasınlar. Onları, yalnızca yaşamın anımsayacağı kadar uzun bir süredir yaşam vermiş bu kıtada dilencilere döndürdük. Ve tarihi istediği kadar çarpıtılmış dahi olsa nasıl yorumlarsanız yorumlayın: Biz doğru yapmadık. Ne adil davrandık ne de dürüst. Onlara karşı ne haklarını iade etmek zorundaydık ne de anlaşmalarımıza sadık kalmak, çünkü gücümüzün üstünlüğü bize diğerlerinin haklarına saldırma, mallarını gaspetme, yalnızca yaşamlarını ve özgürlüklerini savunmaya çalışırken onların yaşamlarını ellerinden alma hakkını sağlıyordu ki onların erdemleri suça dönüşürken bizim ahlâksızlıklarımız erdem oluyordu.

    Fakat öyle bir şey var ki bu sapkınlığın ulaşamayacağı, o da tarihin büyük hükmü. Emin olun ki tarih bizi yargılayacaktır. Ama umurumuzda mı? O nasıl bir ahlâki şizofrenidir ki tüm dünyanın işitmesi için ulusumuzun en tepesindeki sesle ciğerlerimiz patlayana kadar bizim taahhütlerimizi tuttuğumuzu haykırırız da tarihin tüm sayfaları, Amerikan Yerlilerinin yaşamındaki son 100 yıl boyunca geçirdikleri tüm o aç, susuz günler ve geceler bu sesin dediklerinin tam zıttını söyler........"

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Sayin Diojen:Once size tesekkur ediyorum.
    Bu konu bir zamanlar beni de cok mesgul etmisti.
    Zannediyorum konu ile ilgili yazilarinizin devami gelecek....

  3. #3
    Tecrübeli Üye diojen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesaj
    437
    Rep Gücü
    19530
    Little Big Horn Savaşı
    ( 1876 )


    Little Big Horn Savaş Bölgesi
    Amerikalıların yıllar boyu Kızılderilileri yaşadıkları topraklardan sürmeleri sonrasında 1868 yılında Sioux'lar ile Amerikan Hükümeti arasında bir antlaşma imzalanmış ve bu antlaşmaya göre adı geçen bölgenin Sioux'lara ait olduğu belirtilmiştir. Ancak bir kaç yıl sonra (1874) bölgede altın bulunduğunun duyulmasıyla beraber, bölgeye beyaz adam hücum etmek istemiştir. Altına hücum emrini veren ise tahmin edilebileceği gibi Custer'dan başkası değildir. Beyaz adamın montana topraklarından uzak duracağı sözünü verdiği bu antlaşmanın ihlali anl***** gelen bu olay, Amerikalıların Kızılderililere verdiği ancak tutmadığı sözlerden sadece bir tanesidir ancak adı geçen savaşa ön ayak olması açısından en önemlisidir.. Amerikan Hükümeti, altının bulunduğu ve daha evvel Kızılderililerin olduğunu kabul ettiği toprakları kendilerinden satın almak istemiştir ve Kabile Şefleriyle görüşmüştür. ancak Kızılderililer toprakların satılık olmadığını belirtmişlerdir. Bunun üzerine Amerikalılar kendilerine toprakları bir an önce terketmelerini aksi taktirde yakalandıkları taktirde "Savaş Esiri" konumuna düşeceklerini ve kan çıkacağı tehdidini savurmuşlardır. 1876 yılının nisan mayıs aylarında, Amerikalılar 1500 - 1600 adamla bölgede Kızılderili avını başlatmış ve yakaladıklarını söyledikleri gibi esir almamış, aksine öldürmüşlerdir. Yapılan saldırıları haber alan kabileler, birlikten kuvvet doğar dürtüsüyle, kendilerini savunmak adına biraraya gelmeye karar vermişler Little Bighorn Nehri civarında konuşlanmışlardır. Bir birlik, beraberlik amacında olan yerliler, oluşturulan bu köyün lideri olarak Sitting Bull (Oturan Boğa) yardımcısı olarak ise Crazy Horse (Çılgın At) seçmişlerdir



    17 Haziran'da, General Crook yönetimindeki en az 1000 askerin, köyün güneyinde sadece 1 günlük mesafede bulunduğunu öğrenen Kızılderililer, saldırmamayı seçmiş ancak kendilerine saldırıldığında harekete geçileceği kararını vermişlerdir. Fakat, Kızılderililerin kanında olan kahramanlık, onur gibi dürtülerle çoğunluğu gençlerden oluşan 500 kişilik bir grup askerlere saldırmış, 6 saat süren savaş sonrasında general Crook yönetimindeki birliğe büyük zaiyat vermişlerdir. Bu saldırı sırasında Crook'un kendisi de yaralanmış, üstelik bölgeden uzakta konuşlanmış Custer yönetimindeki birliğe saldırıya uğradıkları bilgisini göndermekte gecikmiştir


    Saldırıyı takip eden haftada, Little Bighorn Nehri kıyısında kurulan köye çevreden pek çok Kızılderili katılmış, köyün nüfusu iyice artmıştır. Köyün Liderleri ise, köyün nüfusunun iyice artmasının beyaz adamı korkutmasını ümit etmiş böylece en azından bir süre daha özgür olarak yaşayacaklarını düşünmüşlerdir.. Haziran 25 'te ise, Crook'a yapılan saldırıdan haberdar olmayan general Terry ve ve Custer yönetimindeki iki ordu köye epey yaklaşmış ve Crook'un da kendilerine katılmasını beklemek için ertesi gün sürpriz saldırma kararı vermişlerdir. Ancak, ordunun varlığı Kızılderililer tarafından tespit edilmiştir. Bunun üzerine general Custer artık saldırının sürpriz olmayacağını düşünmüş, Generel Crook'un kendilerine katılmasını beklemeden, emrindeki 647 adamdan oluşan 7. Süvari Birliğine saldırı emri vermiştir. Ancak, tek bir kıta ile saldırmanın anlamlı olmayacağını tahmin eden Custer, ordusunu üçe bölmüş, birini Binbaşı Reno, diğerini Yüzbaşı Benteen komutasına vermiştir


    Köye ilk Binbaşı Reno komutasındaki birlik saldırmış, köyün dışında gündelik işlerle meşgul kadınlara ve çocukları kılıçtan geçirmiştir. Ardından köyün içlerine dalma hatasını yapmıştır zira burada erkeklerle karşılaşmış, adamlarından bir kısmının ölmesi üzerine geri çekilmiştir

    Ardından Custer yönetimindeki birlik saldırıya geçmiş ancak karşısında, Reno'nun ölen adamlarından ele geçirdikleri silahlarla savaşan Kızılderilileri bulmuştur. Çok kısa süren bu savaş sonrasında, 647 adamdan oluşan beyaz adamın ordusu sadece 102 kişiye düşmüştür. Panikleyen askerler savaş mahallini terketmiş ve daha evvelden kaçan Reno'nun askerliyle birleşmişlerdir. İlerleyen saatlerde son bir saldırı emrini veren Reno ve askerleri, artık ele geçirdikleri silahlarla daha da güçlenen Kızılderililer tarafından öldürülmüşlerdir. Savaşta, pek çok kayıp veren beyaz adamın askerlerine karşılık Kızılderililer sadece 50 - 60 civarı kayıp vermişlerdir. Custer, iki biraderiyle beraber, Kızılderililere saldırmanın bedelini canıyla ödemiştir.. Bu olay Amerikan ordusunun tarihindeki en büyük yenilgisi olarak kabul edilir. Savaşta 7.süvari Birliği tamamen yok olmuştur sadece General Custer'ın atının savaştan sağ olarak çıktığı söylentileri dolaşmıştır.

  4. #4
    Tecrübeli Üye diojen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesaj
    437
    Rep Gücü
    19530
    Marlon Brando'nun Oscar Tören Konuşması







    Ünlü oyuncu Marlon Brando 1973'de Baba (The Godfather) filmindeki rolüyle en iyi erkek oyuncu dalında verilen Oskar ödülünü Yaralı Diz Katliamı sebebiyle reddetmişti. 27 Mart 1973'teki ödül törenine kendi adına konuşma yapması için Sacheen Littlefeather adlı Kızılderili genç bir kadını gönderdi. Brando'nun kaleme aldığı, genç Kızılderilinin zaman darlığı nedeniyle tümünü okuyamadığı yazının bir bölümü şu şekildeydi:

    Sacheen Littlefeather, Brando'nun Oscar Ödülü'nü reddediş mektubunu okurken
    "Marlon Brando... benden zaman darlığı ile şu anda sizinle paylaşamayacağım uzun bir konuşma yapmamı istedi ancak basınla paylaşmaktan memnuniyet duyacağım şey şu ki o... çok üzülerek bu cömert ödülü kabul edemiyor. Ve bunun sebebi de... günümüz film endüstrisinin ...beni affedin.. ve televizyonlardaki filmlerdeki yeniden çevrimlerde Amerikan Yerlilerine yaptıkları ve Wounded Knee'deki son olaylardır. Bu akşam aranızda bulunamadığım için beni affedin gelecekte kalplerimiz ve anlayışlarımızda sevgi ve cömerlikte biraraya geleceğiz. Marlon Brando adına sizlere teşekkür ederim."

    Littlefeather, zaman darlığı sebebiyle tamamını okuyamadığı konuşmanın tam metnini basına dağıtmıştır. Brando'nun basına dağıtılan metininden bir bölümün çevirisi;

    "200 yıl boyunca toprağı, ailesi, ve özgür olma hakkı için savaşan Yerli halka şöyle dedik: "İndir silahını arkadaş gel birlikte oturalım. İndirirsen eğer silahını arkadaş senle barıştan söz ederiz, senin hayrına anlaşırız birlikte." Silahlarını indirdiklerinde onları katlettik biz. Onlara yalan söyledik. Onları topraklarından koparmak için kandırdık. Onları açlığa mahkum ettik ki antlaşma dediğimiz ama hiç bir zamanda andımıza sadık kalmadığımız o hileli anlaşmaları zorla imzalasınlar. Onları, yalnızca yaşamın anımsayacağı kadar uzun bir süredir yaşam vermiş bu kıtada dilencilere döndürdük. Ve tarihi istediği kadar çarpıtılmış dahi olsa nasıl yorumlarsanız yorumlayın: Biz doğru yapmadık. Ne adil davrandık ne de dürüst. Onlara karşı ne haklarını iade etmek zorundaydık ne de anlaşmalarımıza sadık kalmak, çünkü gücümüzün üstünlüğü bize diğerlerinin haklarına saldırma, mallarını gaspetme, yalnızca yaşamlarını ve özgürlüklerini savunmaya çalışırken onların yaşamlarını ellerinden alma hakkını sağlıyordu ki onların erdemleri suça dönüşürken bizim ahlâksızlıklarımız erdem oluyordu.
    Fakat öyle bir şey var ki bu sapkınlığın ulaşamayacağı, o da tarihin büyük hükmü. Emin olun ki tarih bizi yargılayacaktır. Ama umurumuzda mı? O nasıl bir ahlâki şizofrenidir ki tüm dünyanın işitmesi için ulusumuzun en tepesindeki sesle ciğerlerimiz patlayana kadar bizim taahhütlerimizi tuttuğumuzu haykırırız da tarihin tüm sayfaları, Amerikan Yerlilerinin yaşamındaki son 100 yıl boyunca geçirdikleri tüm o aç, susuz günler ve geceler bu sesin dediklerinin tam zıttını söyler........"

  5. #5
    Tecrübeli Üye diojen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesaj
    437
    Rep Gücü
    19530
    Şef Seattle'in Buyuk Baskana Yazdigi Mektup
    ( 1854 )

    Suquamish Kabilesinin lideri olan Sef Seattle 1786'da dogmus, 7 Haziran 1866'da olmus ve Suquamish (WA)da bulunan kabile mezarligina gomulmustur. Sef Seattle'nin bahsedilen mektubu 1854 yilinda anlasma muzakereleri sirasinda ezbere soylenmis olup, insan ve dunya arasindaki iliskiyi anlatan en buyuk fikir yazilarindan bir olarak kabul edilmistir.

    Dr. Maynard, Kizilderili bir arastirmaci, Sef Seattle ile uzun yillar cok iyi arkadas olur ve yeni kurulan kasabaya onun adinin verilmesini onerir ve oneri kabul edilir. Ancak Sef Seattle'nin gercek isminde bulunan hafif girtlaktan soylenmesi gereken sesler, Ingilizce'ye uygun olmadigindan kasabaya kisaca "Seattle" adi verilir.

    Yuzyillardir halkimin uzerine merhamet gozyaslarini doken su sonsuz gokyuzu bir gun degisebilir. Bugun acik gozukuyor ancak yarin bulutlarla kaplanabilir. sozlerim, asla yer degistirmeyen yizdizlar gibidir. Sef seattle her ne soylerse, Washington'daki buyuk Sef ona, gunesin yada mevsimlerin donusune inandigi olcude inanabilir. Washington'daki buyuk Sef bize dostluk ve iyilik dileklerini gondermis. Onun, bizim arkadasligimiza cok fazla ihtiyaci olmadigini biliyoruz. cunku onun halki, engin ovalari kaplayan cimenler kadar cok. Benim insanlarim ise firtina sonrasi dagilmis agaclar gibi az. Beyaz Sef, bizden toprak almak istedigini; bu arada bize rahat yasayabilecegimiz bir yerin ayrilacagini bildirmis. Bundan sonra daha genis bir ulke ihtiyacimiz olmadigi icin teklif dusunulebilir.

    Bir zamanlar insanlarimiz bu topraklara tipki ruzgarda kivrimlanan deniz dalgalarinin kabuklu kuru yuzeyleri kapladigi gibi yayilmislardi. cok uzun zaman gecti ve o buyuk kabileler artik huzunlu bir ani oldu. Bu zamansiz guc kaybedisimiz icin ne cok fazla yas tutacagim, ne de bu isi cabuklastirdigi icin bazi kardeslerimizi suclayacagim.

    Genclerimiz oldukca heyecanli ve atilgan. Genc insanlarimiz herhangi gercek veya hayali bir seye kizdiklarinda yuzlerini siyah boya ile boyarlar. Bu durum onlarin kaplerinin de kara oldugunu temsil eder ve yasli insanlarimiz onlari hicbir sekilde yatistiramaz. Ayni sey, beyaz adamlar atalarimizi batiya dogru suruklemeye basladiklarinda da olmustu. umariz ki, aramizda bir daha boyle bir dusmanlik olmaz. Herseyimizi kaybeder hicbir sey kazanamayiz. Intikam almak, genc insanlarimiz tarafindan, hayatlari pahasina da olsa bir kazanc gibi goruluyor ancak, savas zamani evde kalan yasli erkekler ve erkek evladi olan yasli kadinlar bunun kazanc olmadigini daha iyi belirler.

    Washington'daki buyuk babamiz, onun isteklerini gerceklestirirsek bizi koruyacagini soyluyor. Cesur savascilari bizim icin birer kuvvet duvari olup, sahip olduklari mukemmel savas gemileri limanlarimizi doldurunca tarihi dusmanlarimiz -Haidas & Tsimshrans- artik daha fazla kadinlarimizi, cocuklarimizi ve yaslilarimizi korkutamayacaklar, o bizim babamiz, biz de onun cocuklari olacakmisiz. Boyle birsey olabilir m? "sizin tanriniz bizim tanrimiz degildir. sizin tanriniz sizin insanlarinizi sever ancak, benimkilerden nefret eder. O, guclu, koruyucu kollarini beyazlarin uzerine sevgiyle gerip onlara bir babanin ogluna yaptigi gibi yol gosterir. O, kizilderili cocuklarini da korur ancak, gercekten onun cocuklariysa. Bizim tanrimiz bizi korur. sizin tanriniz sizin insanlarinizi hergun daha da guclu kilar. Yakinda tum kitayi dolduracaklar. Bizim insanlarimiz ise med-cezir misali, ama geri dormemek uzere cekiliyorlar. Beyaz adamin tanrisi bizim insanlarimizi sevemez ve korumaz. Bizim insanlarimiz yardima muhtac oksuz ve yetimleri benzerler. Bu sartlar altinda nasil kardes olabilirimiz? Nasil sizin tanriniz bizim tanrimiz olur ve aramizdaki iliskiyi yenileyip gelistirebiliriz?

    Eger ortak bir tanrimiz varsa, taraf tutuyor olmali. Biz onu asla gormedik. O, size haklar verdi, fakat kizilderili cocuklari icin hicbir sozu olmadi. Hayir; biz farkli koklerden gelen, farkli kaderlere sahip iki ayri irkiz. Ortak cok az seyimiz var.

    Atalarimizin kulleri bizim icin kutsaldir ve onlarin dinlenme yerleri kutsal zeminlerdir. siz, atalarinizin mezalarina gereken onemi vermez ve onlari anmazsiniz. sizin dininiz, tanrinizin demir parmagi ile tas tabletler uzerine yazilmistir. Bu sayede dininizi unutmamaniz saglanir. Bizim dinimiz atalarimizin geleneklerinden, yasli insanlarimiza Buyuk Ruh tarafindan gonderilen ruyalardan olusur ve insanlarimizin kalplerinde yazilidir.

    sizin oluleriniz mezara girip yildizlarin otesine uctuktan sonra sizi ve yasadiklari topraklari unuturlar. Bizim olulerimiz onlara hayat veren bu harika dunyayi asla unutmazlar. Onun muhtesem vadilerini, caglayan nehirlerini, gorkemli daglarini, gollerini ve koylarini oldukten sonra da sever ve ozlerler.

    Gunduz ve gece bir arada olamaz. Kizilderililer herzaman beyazlardan tipki sabah sislerinin gunesten kactigi gibi kacmislardir. Buna ragmen, teklifiniz uygun gorunuyor. Ve umuyorum ki, halkim bunu kabul edecek. Buyuz Beyaz Sef'in vaadettigi uzere beraber baris icinde yasayacagiz.

    onemli olan geri kalan gunlerimizi nerede gecirecegimizdir. Kizilderili'nin gecesi karanligi vaadediyor. ufkunda tek bir umut yildizi bile yoktur. Kotu sesli ruzgarlarin iniltileri uzaklardan geliyor. Kotu kader kizilderilinin pesinde gibi gorunuyor. Kotulugun yaklasan ayak seslerini duydugunda kendisini, tipki yarali bir ceylanin avcinin yaklasan ayak seslerini duydugu zaman yaptigi bi kotu kaderine hazirlayacak.

    Ay birkac kez daha dogacak, birkac kis daha gececek ve daha once bu genis topraklara yerlesmis ve mutluluk icinde yasamis olan neslimiz, daha once bizden daha guclu ve daha umut dolu yasamis insanlarimizin mezarlari basinda yas tutacaklar. Ama, niye insanlarimin kaderi icin yas tutayim ki? Tipki deniz dalgalari gibi kabileler kabileleri, uluslar uluslari takip ediyor. Bu doganin duzenidir ve teessuf yersizdir. Yokolusumuz cok uzak olabilir ama kesinlikle birgun gerceklesecek; tanrisinin yanina kadar gelip onunla bir arkadas gibi konusan Beyaz Adam icin bile. Tum bunlardan sonra kardes olabiliriz. Hep birlikte gorecegiz.

    Teklifinizi dusunup, karar verdigimizde sizi haberdar edecegiz. onerinizi kabul edecek olursak, bir sartimiz var ki; atalarimizin, arkadaslarimizin ve cocuklarimizin mezarlarini istedigimiz zaman rahatsiz edilmeden ziyaret etme ayricaligina sahip oluruz. Halkimin gozunde bu topraklarin herbir parcasi kutsaldir. Herbir koyun, herbir vadinin, ovalarin ve agaclarin onlar icin iyi veya kotu bir anisi vardir. sahil boyunca uzanan, dilsiz ve olu kayalar bi onlari, hayatlarini birlestirici hatiralar yaratarak heyecanlandirir. su uzerinde durdugunuz top toprak bile onlarin ayaklarina sizinkilerden daha hos gelir, cunku; bu toprak atalarimizin kaniyla zenginlesmistir. Buradan ayrilan cesur delikanlilarimiz, sevgi dolu annelerimiz, sevimli kizlarimiz ve burada cok kisa bir sure yasamis kucuk cocuklarimiz bile buralari, bu los issizligi sevip ozleyecekler. Ve son kizilderili yok olup, kabilemin hatiralari Beyazlar icin bir tarih oldugunda, bu kiyilar kabilemin gorunmez cesediyle kaynasacak. cocuklarinizin cocuklari kendilerini bir dukkanda, bir otoyolda, bos bir yerde yalniz olarak dusundugunde aslinda yalniz olmayacaklar. Dunyanin hicbir yerinde tamamen issiz bir yer yoktur. Geceleri, sehir ve kasabalarinizin caddeleri bosalmis gibi gorunse de, aslinda, bir zamanlar oralarda yasamis ve bu guzel topraklari gercekten seven misafirlerle dolu olacaktir. Beyaz adam asla yalniz kalamayacaktir. Onun, benim insanlarima saygi gostermesini saglayin, cunku; oluler gucsuz degildir. olu mu dedim? olum diye birsey yoktur, sadece dunya degistirilir. "

    Not : Sef Seattle'in mektubunun bir kopyasi Squamish Muzesinden posta ile istenebilir

  6. #6
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393
    Bu değerli ve bir o kadar da önemli konuya Sunay Akın'dan - aklımda kaldığı kadarıyla- bir alıntıyla dahil olmak istiyorum:

    Amerika'da bir tarih öğretmen ders bitiminde öğrencilerine haftaya Amerika'nın keşfini işleyeceklerini belirtir. Ve öğrencilerinden hazırlanmalarını rica eder. Ders günü gelip çatar. Derse girme zili çalar ve öğretmen sınıfa girer. Öğrencilerden birinin masasının üstünde duran cüzdanını alır ve masasına oturur. Cüzdanı alınan öğrenci şaşkındır. Öğretmen masasında yoklamasını yapar ve bekler. En sonunda öğrenci dayanamaz ve der ki;

    - Hocam cüzdanımı aldınız!

    Öğretmense gayet sakin:

    - Almadım, keşfettim. İşte Amerika'nın keşfinin tarihi...

  7. #7
    Tecrübeli Üye diojen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesaj
    437
    Rep Gücü
    19530
    yavrularım önceleri sevmiştim beyazları,
    yavrularım beyazları önce sevmiştim de
    yemişler vermiştim onlara
    yemişler vermiştim.

    sunay akının kitabından bir alıntı.

  8. #8
    Acemi Üye tek_başına - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Nerden
    her yer...
    Mesaj
    141
    Rep Gücü
    1109
    bir ara bu konuyu çok okudum....paylaşım için teşekkür ederim...

  9. #9
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393
    Beyaz adam
    küçücüktü ilk geldiğinde
    ve oturmaktan
    bütün kemikleri sızlıyordu
    büyük teknesinde

    Beyaz adam
    kızılderililerin sunduğu yiyeceklerle beslenip
    topraklarına uzandığında büyüdü
    bulutlar arasında
    barıs içinde yaşayan
    manitu yerine
    tapmamızı istediği de
    işkence görüp
    çarmıha gerilen
    bir ölüydü.

    Beyaz adam
    özgürlük adına
    dev bir kadın heykeli dikti
    doğu denizinin kıyısına
    ve her gece
    altında dans ettiğimiz yıldızları
    bayrak diye tutsak etti
    bir bez parçasına

    Beyaz adam
    özgürlük gibi adaleti de
    bir kadın heykeliyle simgeledi
    ama elinde terazi tutan
    zavallı kadın
    gözleri bağlı olduğu için
    kendisine tecavüz edenin
    kim olduğunu goremedi...

    Sunay AKIN

Benzer Konular

  1. 10 şehit 7 yaralı
    YukseLL Tarafından Güncel Haber ve Manşetler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 04-09-2012, 09:31 AM
  2. ‘Yaralı Zaman’ Kalemi
    mopsy Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 17-11-2011, 10:28 PM
  3. Yaralı Kalbim
    TUTKU12 Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 21-07-2010, 12:03 PM
  4. Yaralı Eşek
    RABİA Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 7
    Son mesaj: 10-04-2009, 10:26 AM
  5. Yaralı kadınlar.............
    blueice Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 10-04-2008, 12:12 AM
Yukarı Çık