Kahramanlarımızı Yaşadığımız Çağa Taşıyabilmek / Yağmur -


Büyük devlet olma, büyüklüğe sıçrama ve tarihin "aktif"inde yer alma derdindeki her millet için kahramanlar vazgeçilmez varlıklardır. Milletler kahramanlarıyla varolur, onlarla yükselir ve onlarla sonsuzluğa ererler. Çorak topraklara benzeyen kahramansız toplumlar ise edilgen olarak tarihin "pasif"inde yer almaya mahkumdurlar.


Bir toplumu yeniden inşa edip, geleceğe sıçratacak kahramanları da, tarih ve neseben bağlı bulunduğu daha önceki cemiyeti doğurur, emzirir ve ruh vererek şekillendirir. Daha sonra da bu kahramanlar, o toplumu geleceğe taşıyıp meşreceliğinde yetiştiği toprağın ve toplumun hakkını vererek borçlarını öderler.

Toplumlar çeşit çeşittir; toprakları hiç kahraman bitirmemiş nice kısır toplumlarla birlikte tek bir kahramanın omuzunda geleceğe yükselen toplumlar da vardır. Bazı toplumlar da vardır ki, tarihi; bir "kahramanlar tarihi" denebilecek kadar doğurgandırlar. Tıpkı bizim milletimizin olduğu gibi... Tarihinde, kahramanlıkların böylesine resmi geçit yaptığı ikinci talihli bir millet göstermek de oldukça zordur.

Peki ama daha düne kadar bütün zaman dilimlerimizi fasılasız ziynetlendiren bu kahramanlar bugün nereye sır oldular? Bugünün kahramanları nerede? Niçin yeni kahramanlar çıkaramıyoruz? Nesil mi bozuldu? Genetik yapımıza mı birşeyler oldu? Toprak mı kısırlaştı? Kahramanlığın tipolojisi mi değişti? Onlar var da, bizi mi göremiyoruz? Sorular... sorular... cevapsız sorular.

Sezai Karakoç da, bu, yaşadığı çağın kuraklığından yakınanlardandır. "Çocukluğum" isimli şiirinde, kahramanlara olan özlemini enfes bir şekilde şöyle dile getirir:

Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde
Binmiş gelirdi Ali bir kırata

Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından
Asya'da, Afrika'da, geçmişte, gelecekte

Biz o atın tozuna kapanır ağlardık
Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü

Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü
Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar
kahraman

Ali olmak bir sedef her çocukta
Babam lambanın ışığında okurdu
Kaleler kuşatırdık, bir mümin ölse ağlardık
Fetihlerde bayram yapardık
İslam bir sevinçti kaplardı içimizi

Peygamber'in günümüzde küçük sahabileri
biz çocuklardık
Bedir'i, Hayber'i, Mekke'yi özlerdik, sabah
kadar uyuyamazdık

Şimdi hiçbirinden eser yok
Gitti o geceler o cenk kitapları
Dağıldı kalelerin önündeki askerler
Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi

Evet, varolma iddiasındaki her toplum için kahramanlar önemlidir, çünkü kahramanlarını yaşadığı zaman dilimine taşıyamayan milletler tarihin inşasında aktif rol oynayamazlar, başkalarının yapacağı bir tarihin figüranları olabilirler ancak... O halde "Tarih kitaplarımızın Ali'sini, Hamza'sını, Ömer'ini bugüne nasıl taşıyacağız?" "Çocukluğumuzun Osman Gazi'sini, Fatih'ini, Yavuz'unu bugün nasıl yaşatacağız?" soruları daha da anlam kazanıyor bu kısır çağda.

Yeryüzünün hakiki mirasçıları olarak bir zamanlar bizden istirdat edilen başrolü yeniden kapmak, yeryüzü coğrayfasını "iki kişi için küçük gören" müthiş ufku yeniden yakalamak istiyorsak, "Tarihimizin oluşumunda en müessir saikler ve şahıslar kimlerdi?" "Bu necip miletin bağrında var olma aşk ve heyecanını hangi vatan evlatları uyandırdı?" "Milli ruh bestesini hangi kahramanlar seslendirdi?" gibi soruların cevaplarını bulmak ve bu cevabın karşılığı olan şahısları hayırla yad etmek önemlidir. Ama bundan çok daha önemlisi, bu yitik kahramanların bugünkü karşılıklarını, bugünün kahramanlarını ve bu kahramanlık için bugüne tekabül eden "olmazsa olmaz"ları arayıp bulmaktır.

Bu niçin önemlidir? Çünkü milletler, zamanın paletleri altında ezilerek ruh ve ideallerinde yozlaşmaya uğrayınca kendilerine her sahada rehberlik edip ufuk gösterebilecek bu kahramanları yetiştiremezler. Yetiştiremeyince de, gün be gün devleşen problemlerinin altında ezilip bunalıma düşerler. Bu bunalımdan kurtulabilmek için de bir yerlere sığınma ihtiyacı hissederler. Bu durumda karşılarında iki sığınak vardır: Geçmiş ve gelecek (Arkaizm ve Fütürizm).

Ruh ve ideal erozyonuna uğramış bu cemiyette herşey "ben" merkezli cereyan edip, bencil "bir"ler yan yana dizilemediği için gelecekten de bir beklenti, bir ümit olamayacağına göre cemiyetin sığınabileceği tek alternatif kalmıştır, geçmişin ihtişam dolu melankolisi yani maziperestlik...

"Arkaizm" olarak isimlendirebileceğimiz bu durum ruhunu yitirmiş milletleri bekleyen çok tehlikeli sinsi bir pusudur. Bu arkaik tavır, çağa, çağın meselelerine, çirkinliklerine tahammül edemeyen insanları, geçmişe sığınmaya ve geçmişin değerleriyle avunmaya yöneltir. Fakat öyle veya böyle kendine has bir dinamizmi olan çağdan kopanların ise statikliğin kucağına düşmesi mukadderdir. Geçmişin aynasında kendini büyük görerek tatmin eden cemiyet, reele gözünü kapayıp mazideki figürlerin esaretiyle devamlı hazineden yiyerek herşeyini yitirir.

Oysa hayat dinamiktir, bitevi akıp giden zaman nehrinde hiçbir şey eskisi gibi olamaz ve geri getirilemez. Çağın çok süratli hareket eden dinamizminin paletleri altında ezilmek istemiyorsak, geçmişten çıkıp geleceğe uzanan varlık sarmalı içinde, geçmişin kıymetlerini ileri hamlelerin binek taşı yapabilecek bugünün kahramanlarına ihtiyacımız var. Bunun için çağı iyi tanımak ve tanımlamak ve "misli geçmiş" zamanın değil, "şimdiki" zamanın kahramanlarının vasıflarını bulmak ve hayata geçirmek zorundayız.

Evet, eskiden asırlara sığabilecek değişim ve gelişmeler şimdilerde yıllara sığdırabiliyor. Güç ve kudret kavramının dolayısıyla kahramanlığın dinamikleri çok değişti. Kas gücünün yerini bilgi aldı. Bu çağın Ulubatlı'sı, Malkoçoğlu'su olabilmek için surlara tırmanmak, kale fethetmek değil, belki de düğmelere hükmetmek gerekiyor.


kaynak