Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3

Kölelik Tarihi

Bilim ve Astronomi Kategorisinde ve Tarih Forum'u Forumunda Bulunan Kölelik Tarihi Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Önemli bir konuyu araştırarak sunmaya çalıştım, Genelde uzun yazılar eklemiyorum siteye zira okunması usanç vermesin diye Ama bazı konuları kısa ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye Mevt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nerden
    izmir
    Mesaj
    846
    Rep Gücü
    228

    Kölelik Tarihi

    Önemli bir konuyu araştırarak sunmaya çalıştım,
    Genelde uzun yazılar eklemiyorum siteye zira okunması usanç vermesin diye
    Ama bazı konuları kısa kısa anlatamazsınız,
    Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum.
    Hatta ekleyebileceğiniz birşeyler olursa sevinirim.



    KÖLE, KÖLELİK TARİHİ


    Hukukî, iktisadî ve sosyal bakımlardan hür insanlardan farklı ve aşağı statüde kabul edilen kimse. Bu statüde bulunan erkeğe "köle", kadına ise "câriye" denir. Kul, bende, halayık ve esir, kölenin eş anlamlısıdır. Kadın köleye ise Türkçe'de câriye ve odalık denir. Arapça'da; abd, rakık, memlûk, kınn, rakabe, vasif ve mülkül-yemîn; kadın köleler için memlûke, vasîfe, câriye, eme ve gurre kelimeleri kullanılır. Farsça'da bende ve gulâm köle; kenîz ise câriye anlamındadır.

    Köle, hukukî muâmele ve tasarruflara konu olabildiği için bir yönüyle "mal" sayılırken, iman, ibadet, muâmelât ve ceza hukuku alanındaki sorumluluk ve yükümlülükleri dikkate alındığında "edâ" ve "vücûb" ehliyeti kısıtlanmış kendine özgü bir insan statüsündedir. Velâyet, şahitlik ve kaza görevinden âciz olması ve mülk edinememesi köleliğin ehliyet arızası yönünü güçlendirir.

    Köleliğin tarihi çok eskilere uzanır. Eski Mısır ve Yakın Doğu'da savaş esiri kölelerle, komşu kabile veya kavimlerden kaçırılan insanlar, babaları veya başka yakınları tarafından köle diye satılan çocuklar ve borçlarına veya işledikleri bazı suçlarına karşılık köle statüsüne geçirilen insanlar büyük bir sayıya ulaşmaktadır.

    Tevrat'ta kölelikle ilgili bazı hükümler yer almıştır. Kişinin borcuna karşılık kendisini köle olarak satması (Levililer, 35:39), alacaklıların, mal bırakmadan ölen borçlunun çocuklarını köle edinebilmesi (II. Krallar, 4:1-7), bir kimsenin kendi öz kızını satabilmesi bunlar arasında sayılabilir. Tevrat'ta, köle azadı ile ilgili bir hüküm yer almamıştır. Ancak efendisi tarafından gözü kör edilen veya dişi kırılan yahudi olmayan kölenin hürriyetine kavuşacağından söz edilir (Çıkış, 21:26). İncil'de de köle âzâdından söz edilmez. Kiliseler, köleliği tarihi bir olay olarak kabul etmişlerdir.

    Roma hukukunda, İus Gentlum'a göre kölelerin hiçbir değeri yoktu. Başlangıçta âzâd edilmeleri de yasaklanmıştı. Sonraları köle azadına imkân sağlanmıştır. Eski Yunan ve Roma'da köleliğin başlıca kaynaklarını savaş esirleri ile korsanlık vb. yollarla kaçırılan veya yabancı (barbar) ülkelerden getirtilen insanlar ve kölelerden doğmuş olan çocuklar oluşturuyordu. Önceleri, borçlunun borcuna karşılık alacaklısına köle olma kuralı ve terkedilmiş çocukları büyütüp yetiştirenlerin elinde köle sayılması uygulaması söz konusu iken, bu tali kaynak sonradan yasaklanmıştır. Bu dönemde kölelerin yaşam şartlarının son derece elverişsiz olduğu ve bu durumun zaman zaman büyük sosyal patlamalara neden olduğu bilinmektedir. Roma hukukunda belirli bir dönemde kölelerin evlenme hakkı yoktu. Ancak köle ve câriyelerin kendi aralarında cinsel hayat yaşamalarına ses çıkarılmıyordu.

    İslâm'ın çıkışı sırasında Arap Yarımadası'nda ve Hicaz yöresinde kölelik uygulamasının varlığı bilinmektedir. Bunların büyük çoğunluğunu Afrikalı siyahîler teşkil etmekte idi. Nitekim Hz. Peygamber'in müezzini Bilâl-ı Habeşî de bunlardan biriydi. Bu kölelerin kaynağı tam olarak bilinmemekle birlikte, eski Yunan ve Roma'daki köle kaynağına benzemektedir. Bunlar ya ele geçirilenler tarafından satılmış ve el değiştire değiştire Mekke'ye kadar getirilmiş esirler veya kıtlıklar yüzünden aileleri tarafından satılmış çocuklardı. Arap Yarımadası'na başka beldelerden getirilen köleler de vardı. Meselâ; İkrime b. Ebî Cehl'in kölesi ile Ezrak b. Ukbe es-Sekafi ve Suheyb-i Rûmî Rum menşeli kölelerdi. Ancak Suheyb, kendisinin aslen arap olduğunu ve bir savaş sonucu Rumlara esir düştüğünü söylemiştir. Selmân-ı Fârisî İranlı idi. Kaçırılarak Yahudilere satılmış, müslüman olmak için Medine'ye kadar gelmişti. Hz. Peygamber hürriyetine kavuşması için Selmân'a (r.a) para yardımında bulunmuştur. Hz. Peygamber'in sonraları âzâd edip, evlatlık edindiği Zeyd b. Hârise (r.a) ise arap kölelerden idi (İbn Hişam, es-Sîre, Mısır 1375, I, 214-222; Taberî, Tarihu'l-Ümem ve'l-Mülük, Kahire, 1939, I, 227; Belazürı, Ensabu'l Eşrâf, Nşr. Muhammed Hamidullah, Kahire 1959, I, 357-367).

    İslâm yedinci Miladî yüzyıl başlarında köleliği topluma yerleşmiş ve çağdaşı güçlü devletlerde tabii kabul edilmiş bir halde buldu. Köleliği tek yanlı ve kesin bir kararla kaldırma yoluna gitmedi. Ancak köleliğin kaynağını yalnız savaş hâline bağladı. Savaş sonrasında esirler için uygulana gelen bazı alternatifler vardır. Birincisi ve çokça başvurulan yol, esirlerin öldürülmesidir. Bu, vicdanları rahatsız ettiği gibi, galip tarafın intikam duygularını kamçılamaktan başka bir yarar sağlamaz. İkinci yol, savaş esirlerinin kurtuluş akçesi (fidye-i necât) veya esir değişimi yoluyla serbest bırakılmasıdır. Fakat, yenilen tarafın kurtuluş akçesi verememesi veya değişim için elinde esir bulunmaması yahut düşman tarafını yeniden güçlendirmemek için galib ülkenin yukarıdaki alternatifi kabul etmemesi hâlinde bir tıkanıklık doğmaktadır. Esirlerin karşılıksız af ilan ederek salıverilmesi ise, onları ele geçirmek için canını ortaya koyan İslâm savaşçılarının hakkına tecavüz sayıldığından pek az başvurulan bir alternatif olmuştur. Esirleri tasfiye etmenin üçüncü yolu ise; onları köle statüsüne sokmaktır. Bu duruma göre, savaş esirlerinin karşılıklı veya karşılıksız serbest bırakılması mümkün olmayan durumlarda geriye iki yoldan birisi kalır. Öldürülmek veya köle olarak yaşamını sürdürmek. Bu duruma göre, kölelik, öldürülmenin alternatifi olarak ortaya çıkmaktadır. Savaşçıların genellikle genç yaşta bulundukları dikkate alınırsa, yenilgi yüzünden hürriyetini kaybeden kimsenin önünde uzun bir ömrü vardır ve hürriyetini elde etmesi ümidi sürekli olarak vardır. Ölüm hâlinde ise artık diğer bütün alternatifler ortadan kalkmış olur. İşte köleliğin yasaklandığı günümüzde, bir savaş sonrası uygulamada, esirlerin serbest bırakılmadığı durumlarda, onların tek tek veya toplama kamplarında topluca öldürülmeleri olayı ile karşılaşılmaktadır. İşte bu nedenle İslâm, köleliği tam olarak kaldırmamış ve gerektiğinde başvurulmak üzere kapıyı aralık tutmuştur. Ancak bununla birlikte savaş esirlerinin mutlaka köle edinilmesi diye genel bir kural yoktur.

    Diğer yandan köleliğin tek yanlı bir kararla kaldırılması İslâm toplumlarının aleyhine bir sonuç da verebilir. Çünkü gayri müslim toplumlar, savaş sonrası müslüman esirleri sürekli olarak köleleştirirken, İslâm toplumlarına bu imkânın verilmemesi ve esirleri serbest bırakması onun zayıflaması sonucunu doğurur.

    İşte İslâm yukarıda birkaçına temas edilen sebeplerle köleliği kaldırmamış, fakat getirmiş olduğu çeşitli tedbirlerle kaynağını yalnız savaş esirlerine münhasır kılmış diğer kaynaklara izin vermemiştir.

    İslâm hukukuna göre köle ve câriye statüsünü şu şekilde belirleyebiliriz: Gayri müslimlerle bir savaş sonucunda müslümanlar galip gelmiş ve esir almışlarsa, İslâm Devleti'nin elinde esirler için izleyeceği yol alternatiflidir.

    1- Öldürme. Savaş esirlerine öldürme hükmünün uygulanabileceği konusunda İslâm hukukçuları arasında görüş birliği vardır. Çünkü Hz. Peygamber'in bazı savaş esirlerinin öldürülmesini emrettiği tevatür yoluyla nakledilmiştir (el-Cassas, Ahkâmü'l-Kur'ân, III, 391). Bazı bilginler esirleri öldürmenin savaş devam ederken mümkün olduğunu, savaş bittikten sonra bunun mekruh olduğunu söylemişlerdir. Delilleri; "Onlar sizinle savaşırlarsa onları öldürünüz" (el-Bakara, 2/191) âyetidir. Savaş bittiğine göre artık öldürmeye gerek kalmamıştır. Esir olmazdan önce müslüman olan kimse, ne öldürülür ve ne de köle edinilebilir. Belki tedbir olarak bir süre tutuklu bulundurulur. Esirken İslâm'a giren de öldürülmez (İbn Hazm, el-Muhallâ, (Neşr. A.M. Şakir) VII, 309)

    2. Köle edinme. Savaş esirlerinin köle edinilmesi veya zimmî statüsünde İslâm Devleti'nin tebaası hâline getirilmesi de mümkün ve câizdir. Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik'in görüşü budur. Bazı Hanefî hukukçularına göre ise esirleri köle olarak kullanma hükmü neshedilmiştir (Muhammed, 47/4; el-Enfâl, 8/67; el-Cassas, a.g.e., V, 268-272).

    3. Kurtuluş fidyesi karşılığında salıvermek. Âyette; "Esirleri meccânen veya bir fidye karşılığı salıverme vardır" (Muhammed, 47/4) buyurulur. Bu bedel; mal, para, savaş malzemesi vb. şeyler olabilir. Nitekim Bedir Gazvesi esirlerinin bir bölümü para karşılığında, para temin edemeyenler ise on çocuğa okuyup-yazma öğretme karşılığında serbest bırakılmıştır (es-Sâbûnî, Tefsîru Ayâti'l-Ahkâm, II, 451-452). Ancak Hanefî hukukçulara göre, mal karşılığı serbest bırakma hükmü neshedilmiştir. Çünkü bu, düşmanın yeniden güçlenmesine yol açar. Bu görüşe göre, fidyeden söz eden âyet (Muhammed, 47/4), daha sonra inen ve müşriklerin öldürülmesini bildiren âyetlerin (et-Tevbe, 9/5, 29) hükmü ile neshedilmiştir. Çoğunluk İslâm hukukçuları ise, fidye karşılığı salıverme hükmünün, ihtiyaca göre başvurulmak üzere devam ettiği görüşündedir.

    4. Esir mübadelesi. Hanefîlerin çoğunluğuna göre esir değişimi yoluyla salıverme mümkündür. Çünkü bazı durumlarda, İslâm Devleti düşmanın eline geçen müslüman esirleri kurtarmak için buna mecbur kalabilir. Fidye âyetindeki "fidâ" terimi mutlak olarak zikredildiği için, bunun esir değişimini de kaps***** alması muhtemeldir.

    5. Meccânen salıvermek (menn). İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre, düşman esirlerinin meccanen salıverilmesi caiz değildir. Çünkü bu, düşmanın güçlenmesine yol açacağı gibi, hayatını ortaya koyarak bunları esir eden mücahidlerin haklarına da bir çeşit tecavüz sayılır. İmam Şâfii ise, meccânen salıvermeyi caiz görür. O, Hz. Peygamber'in, Yemame halkının büyüğü Sümâme b. Üsal'i meccânen salıvermesini delil getirir (Ömer Nasuhi Bilmen, Istilâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, III, 402).

    Savaşta esir alınan kadınlarla, çocukları öldürmek ittifakla caiz görülmemiştir. Bunlar hakkında diğer alternatifler söz konusu olur. Esir alınan karı-koca birlikte İslâm ülkesine getirilmişlerse nikâh bağı devam eder. Yalnız kadın gelmişse bu bağ ortadan kalkar (Bilmen, a.g.e., III, 402).

    Bir savaş sonrası köle statüsü ortaya çıkınca, ikinci kaynak olan doğumla kölelik statüsü de bunun tabii sonucu olarak ortaya çıkmış olur. İslâm hukukuna göre, kural olarak köle, annenin statüsüne tabidir. Bunun istisnası, hür bir baba ile onun cariyesinden doğan çocuk hür sayılır. Köle baba ile hür anneden doğan çocuk, genel kurala göre hürdür. İslâm hukukunda, köleliğin bu iki kaynak dışında başka bir kaynağı yoktur.

    Kölenin hukuka statüsü:

    İslâm hukukunda köle, satışa konu olması bakımından "eşya" gibi kabul edilmekle birlikte diğer inanç, ibadet ve muameleler bakımından ehliyeti kısıtlı bir insan statüsündedir. İslâmî emir ve yasaklara muhatap olması bakımından bir kölenin hak ve sorumluluklarını şöylece özetlemek mümkündür

    1. İnanç ve ibadet hürriyeti bakımından:

    Bir müslümanın yanında ve mülkiyetinde bulunan köle veya câriyenin inanç özgürlüğü vardır. Gayri müslim olarak kalabileceği gibi, İslâm'a girmesi ve İslâmî akideye sahip olması da hakkıdır. Ancak efendisi onu, buna zorlayamaz. Çünkü iman kalb işi olduğu için, zor karşısında inanmış görünmek kişiyi "münafık" durumuna düşürür. Bu durum çoğu zaman, karşı taraf için, kişinin gerçek yüzüyle görünmesinden daha zararlı olabilir. Müslüman köle, ibadet ve dini yükümlülükler bakımından temelde hür insanlar gibidir. Ancak ehliyeti kısıtlı olduğu için, bu yükümlülükler onun gücü ile sınırlıdır. "Allah hiçbir kimseyi gücünün yeteceğinden başkası ile yükümlü tutmaz" (el-Bakara, 2/286).

    Bu yüzden köle ve câriye namaz ve oruçla yükümlü olmakla birlikte, mülk sahibi olamadığı için zekât ve hac'tan muaftır. Fıtır sadakası efendisi tarafından verilir. Cihadla yükümlü değildir. Câriyelerin örtünme konusundaki sorumlulukları, hür kadınlara göre sınırlıdır.

    2. Muâmelât ve Ukûbât bakımından:

    Köle, mülkiyete ve tasarruflara konu olması bakımından eşya gibidir. Alınıp satılabilir, hibe edilebilir, kiralanabilir, ortak mülkiyete konu olabilir. Eksik vücûb ehliyeti vardır. Mülk edinemediği için, kazandıkları efendisine ait olur. Bu yüzden ona karşı yapılacak haksız fiilden elde edilecek diyet ve erş gibi tazminatları efendisi alır. Başkasına karşı işleyeceği haksız fiillerde ise köle kendi mülkiyetiyle sorumludur. Efendisi bu zararı ödemezse, zarar görene kölenin mülkiyetini devretmek zorunda kalır.

    Efendisi köleye hukukî tasarruflarda bulunma izni verebilir. Böyle bir köleye "me'zûn" denir. Me'zûn, borçlardan şahsen sorumlu sayılır. Efendisi bunları ödemezse, köle satılarak bunlar ödenir. Kazandığı efendisine ait olur. Ancak efendi köle ile "mükâteb" anlaşması yapmışsa köle vücûb ve edâ ehliyetine de sahip olur. Çünkü bu durumda belli bir bedeli kazanarak efendisine ödeyince hürriyetine kavuşabilecektir. Bu da onun mülk edinmesini gerektirir. Efendi, verdiği tasarruf izninden her zaman dönebilirken "mükâteb" sözleşmesi dönülemeyen bir tasarruftur.

    Köle ve câriyelerin evlenmesi efendilerinin iznine bağlıdır. Erkek köle mehri ve evliliğin getireceği bazı mali yükümlülükleri bizzat karşılamak zorunda kalacağı için, onun evlenmesi efendisini de ilgilendirmektedir. Bu yüzden kölenin evlenmesinde efendisinin rızası aranmaktadır. Efendi köleyi evlenmeye zorladığı takdirde, köle hürriyetine kavuşunca muhayyerlik hakkına (hıyâru'l-ıtk) sahiptir.

    Kölelerin evlenmesinde şu durumlar söz konusu olabilir.

    a. Hür bir erkek kendi cariyesi ile nikâh söz konusu olmaksızın cinsel hayat yaşayabileceği gibi, onu nikâh akdi ile eş edinmesi de mümkündür. Ancak hür olan eşle câriye bir nikâh altında toplanamaz. Diğer yandan hür bir erkek, başkasının câriyesi ile, onun efendisinin izniyle ve mehir de vererek evlenebilir (bk. el-Bakara, 2/221).

    b. Hür bir kadın kendi rızasıyle, başkasının mülkü olan bir köle ile evlenebilir (el-Bakara, 2/221). Ancak, kadının velisi, böyle bir evliliğe kefâet* (denklik) bakımından itiraz ederek evliliği feshettirme hakkına sahiptir. Velisi bu yetkiyi kullanmazsa akit kesinleşir. Doğacak çocuklar anneye tabi olarak hür sayılır. Koca, satın alınma, hibe, miras, vasiyet ve benzeri yollarla karısının mülkiyetine geçerse nikâh akdi münfesih olur. Çünkü nikâh akdi mülkiyet kadın bakımından aynı kişide toplanamaz. Böyle bir kadın evliliği sürdürmek isterse, kölesi statüsünde olan kocasını azad eder. Erkek serbest kaldıktan sonra yeni bir akitle evlenmeleri mümkündür. Ancak serbest kalan kölenin bu ikinci evliliği kabul etmeme imkânı da vardır.

    c. Köle ve câriyenin efendilerinin izniyle evlenmesi mümkündür. Bunların aynı efendinin veya ayrı ayrı efendilerin kölesi olması sonucu değiştirmez. Doğan çocuklar annenin efendisine aittir. Çoğunluğa göre, köle ister hür olsun ister câriye yalnız iki kadınla, İmam Mâlik'e göre ise dört kadınla evlenebilir. Erkek kölenin, çocukları üzerinde velâyet *, kadın kölenin de hadâne* köle, boşama konusunda efendisinden izin almak zorunda değildir. O, bu konuda tam ehliyetli sayılır. Ancak cariyenin iki defa boşanması mümkündür. Bununla beynûneti kübrâ meydana gelir. Kocası olan veya boşanan câriyeler, hür kadınların yarısı kadar iddet * beklerler. Doğum hâlinde iddet doğumla sona erer. Köle ve câriye miras veya vasiyet yoluyla mülk edinemez. Aksi halde ona intikal edebilecek mal, efendisinin sayılacağı için servet dolaylı yoldan ilgisi olmayana geçmiş sayılır.

    Köle, had cezası gerektiren suçların cezasını hürlere göre, yan olarak çeker. Meselâ; zinada bekâr köleye, hür kimselere verilen cezanın (en-Nûr, 24/2) yarısı verilir (en-Nisa, 4/2). Köle ve câriye evli de olsa muhsan sayılmaz ve onlara zinada recm * cezası uygulanmaz. Zina iftirası (kazf) suçunda hürlere verilen cezanın yarısı (en-Nadr, 24/4), hırsızlık (el-Mâide, 5/38) ve irtidâd suçlarında cezanın yarıya indirilmesi mümkün olmadığı için tam ceza uygulanır.

    Kısası gerektiren suçlarda köle, hür veya köle karşılığında kısas olarak öldürülür. Bir köleyi öldüren hür kimse de kısas yoluyla öldürülür. Hanefiler dışındaki mezheplere göre ise, bu durumda, aralarında eşitlik olmadığı için kısas uygulanmaz. Yaralamalarda da kısas yoluna gidilmez. Diyet * gereken durumlarda kölenin sahibi dilerse, hak sahiplerine diyeti öder, dilerse diyet yerine karşı tarafa kölenin mülkiyetini devreder. Hanefilere göre, kölenin diyeti, hür kimselerin diyetini aşamaz. Şâfiîlere göre ise, böyle bir sınırlama söz konusu değildir.

    Ta'zir cezaları İslâm Devleti'nin toplum düzenini sağlamak için serbestçe koyacağı cezalar olduğu için, Devlet köle ve cariyelerin had ve kısas cezaları dışında kalan suçları için, hürlere eşit veya farklı biçimlerde ceza koyma hakkına sahiptir.

    Kölelerin hak ve görevleri: Ehliyeti, hak ve yetkileri çeşitli bakımlardan kısıtlanmakla birlikte, köle bir insandır ve Allah'ın bir kuludur. Bu yüzden âyet ve hadislerde köle ve câriyelere insanca muamele yapılması tavsiye edilmiştir. Kur'ân-ı Kerim'de; "Sahip olduğunuz kölelere iyilikte bulunun" (en-Nisâ, 4/36) buyurulması, çeşitli hadis-i şeriflerde; "Onlara "kölem " demeyiniz "oğlum, kızım " diye hitap ediniz", "Köleler, Allah'ın sizin yanınızda bulundurduğu kardeşlerinizdir. Allah sizi de onların hizmetine tabi kılabilirdi. O halde onlara iyi davranın" buyurulması bu tavsiyelere örnek olabilir. (Köle ile ilgili hadisler için bk. Wensinck, Meftâh, "Abîd" ve "ltk" mad.). Ayrıca bk. Azad, Mühatebe mad.

    Hamdi YUSUFOĞLU
    KÖLE, KÖLELIK
    Konu Mevt tarafından (01-08-2008 Saat 09:47 PM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye Mevt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nerden
    izmir
    Mesaj
    846
    Rep Gücü
    228

    Osmanlıda köle

    OSMANLIDA KÖLE



    GİRİŞ




    Günümüzün hızla değişen dünyasında tarih biliminin anlayışında da büyük değişimler olmuştur.Eskiden tarih denilince akla siyasi tarih gelmekte ve olaylar tarihsel kronolojiye göre anlatılmaktaydı.Günümüzde bu yöntemin tarihi açıklamak için yeterli olmadığı,tarihin toplumsal tarih anlayışından da beslenmesi gerektiği günümüz tarihçileri tarafından da kabul edilmektedir.

    İşte bu noktadan hareketle bizimde Osmanlı Uygarlığı’nı anlayabilmemiz için Osmanlı toplumunu ve Osmanlı toplumundaki zümreler arasındaki ilişkileri tüm çıplaklığıyla ortaya koymamız gerekmektedir.Bu nedenden dolayı Osmanlıda köle konusunu çalışma konumuz haline getirdik.Bu konuyu incelememizdeki amaç;Osmanlı toplumunun önemli bir öğesi olan köleyi anlayarak,kölenin Osmanlı toplumundaki işlevini ve yerini ortaya koyabilmektir.Tarih boyunca her türlü uygarlıkta yeralan köleliğin Osmanlıda yer ettiği anlamı kavrayabilmek Osmanlı toplumunu anlayabilmek açısından önemlidir.

    Köle kısaca;güçlünün zayıfa hükmetmesi ve onu her alanda kullanması olarak tanımlanabilir. “İnsanlığın tarihi ile birlikte ortaya çıkan kölelik Eskiçağ boyunca Yakın ve Ortadoğu Avrupa ekonomisinin sosyal hayatını değişmez bir unsuru oldu1”.

    Eskiçağ boyunca emeğin veriminin düşük ve tekniğin ilkel olması köleyi en büyük üretim aracı yapmıştır.Mısır,Roma,Yunan ve İslamiyet öncesi Arap dünyasında kölenin yaşadığı şartlar son derece ağırdı.Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkmasıyla kölelerin yaşadığı şartlar biraz olsun yumuşamıştır. “Özellikle İslamiyetin doğuşuyla birlikte köleler daha insalcıl kavramda görülmeye başlanmıştır[2]”.

    İslamiyet kölelere daha iyimser bir bakış açısı getirmiş kölelerin yaşamlarını kolaylaştırmıştır.Kuran-ı Kerim de kölelere iyi davranılması konusunda ayetler vardır.Hz.Muhammed’in de kölelere iyi davranılması konusunda hadisleri vardır.





    I. OSMANLI DEVLETİNDE KÖLE



    Osmanlı Devletinde,Osman Bey döneminde saray hizmetinde ve orduda kölelerin kullanılması çok yaygın değildir. “Osmanlı Devletinde kölelerin saray hizmetinde kullanılması ve özellikle cariyelerin saraya girmesi,Orhan Bey zamanında başlayarak gittikçe arttı[3]”.

    Sarayda ve devlet hizmetinde kölelerden görevli yetiştirilmesi Osmanlı’ya Orta Doğu İslam Devletlerinden geçmiştir.Osmanlı Devleti köleleri başta saray olmak üzere devlet ve orduda kullanmıştır.

    “Fatih döneminde kurulan harem,cariyelik kurumunun oluşmasında ve gelişmesinde ve revaç bulmasında büyük etken olmuştur[4]”.Cariyelik kurumunun oluşması ve gelişmesiyle padişahlar Türk kızlarıyla evlenme geleneğini terk ettiler.Kanuni’nin Hürrem Sultan İle evlenmesiyle başlayan cariyelerle evlenme geleneği ikinci Osman tarafından kaldırılmaya çalışılmışsa da daha sonraki padişahlar cariyelerle evlenmeye devam etmişlerdir.

    “Sarayda gelişen kölelik orduda da işletiliyordu.Selçuklularda görülen gulam sistemi Osmanlılarda 1362de benimsenen pençik kanunu gereğince acemi oğlanlar olarak karşımıza çıkıyor[5]”. Fetihlerle elde edilen esirlerin bir bölümü acemi teşkilatına alınır ordu için yetiştirilirdi.Bir bölüm esirde saraya devlet hizmetinde eğitilmek üzere ayrılıyordu.Saraya ayrılanlar Edirne sarayı,Galata sarayı ve At meydanındaki İbrahim paşa saraylarında eğitiliyorlardı.Bosnalı Müslümanlar doğrudan saray hizmetine alınıyorlardı.

    Osmanlı devletinde köle devlet hesabına kullanılan kölelerden ibaret gelmiyordu.Konak köşk ve çevrelerinde kölelik görülmekte alt kesime inildikçe ise pek rağbet görülmemekteydi.Buralarda görülen kölelere efendileri iyi davranmak zorundaydı. “Efendiler kölelere çoğunlukla ana baba gibi davranırlar onların yetişmeleri için ellerinden geleni esirgemezlerdi[6]”.Buralarda kadın köle olan cariyeler odalık olarak alınır,erkek köleler ise ayak işlerinde kullanılırdı.

    Osmanlı Devletinde köleler özgürlüklerini kazanarak halk arasına katılabiliyorlardı.Kölelerin özgürlüklerini kazanabilmeleri üç yolla oluyordu ve Osmanlı’ya İslamiyetten geçen Azadlık Kurumuyla gerçekleşiyordu.Osmanlıda kölelerin özgürlüklerine kavuşabilmeleri üç yolla oluyordu.Birincisi,efendisi köleye ben öldükten sonra hürsün derse köle hürriyetine kavuşabiliyordu.İkinci olarak,efendisi köleye sağlığında bundan sonra hürsün derse köle hürriyetine kavuşabiliyordu.Üçüncüsüde kişinin bedelini ödemesiyle gerçekleşiyordu.Kişi bedelini ödedikten sonra hürriyetine kavuşabiliyordu.

    Bunların dışında efendisi cariyesiyle evlenerek ya da onu başkasıyla evlendirerek kölesini hürriyetine kavuşturabiliyordu.

    Osmanlı Devletinde köleliğin belli bir süresi vardı.Bu süre sonunda köleler hürriyetlerine kavuşabiliyordu. “Sarayda ve sosyal hayatta bu süre,beyaz köleler için dokuz,siyah köleler için yedi yıldır.Bu sürenin sonunda kendilerine azatlık kağıdı verilirdi[7]”.

    Osmanlı Devletinde kölenin kaynağını savaş esirleri ve ticaret yoluyla elde edilen köleler oluşturuyordu.

    Osmanlı Devletinde savaş esirlerini köleleştirme Orhan Bey döneminde başlamıştır. Osman Bey döneminde savaş esirleri zaman zaman öldürülür, fidye karşılığı serbest bırakılır yada hür insanlara verilen ücretin yarısı kadar ücret verilerek tarlalarda çalıştırılırlardı.Orhan Bey’in son dönemlerine doğru savaş esirleri köle olarak kullanılmaya başlanmıştır.Osmanlı Devletinde köleliğin en büyük kaynağı savaş esirleriydi.

    “Esirler, kadın, erkek; güzel, çirkin; çocuk, genç, yaşlı;sakat vb. sınıflara ayrılıp, kanaatimize göre değerleri belirlendikten sonra, diğer ganimet malları ile birlikte beş kısma ayrılırlardı. Devletin hissesi olarak bunların beşte biri ayrıldıktan sonra, kalan beşte dördü savaşa iştirak edenler arasında paylaştırılırdı [8]”.

    Osmanlı Devletinde devlete ait kölelerin kaynağını bu beşte birlik pay oluşturmuyordu. Devlet gerektiği durumlarda devlet işlerinde kullanılmak üzere özel şahıslara ait kölelerden gerektiği kadar köle satın alır yada kiralardı.

    Savaşlar sırasındaki akıncıların küçük çaptaki hareketi esir elde edilmesinde başka yoldu.Akıncılar güz aylarında devletin hedef gösterdiği yerlere akınlar yapar bu akınlar sırasında bir çok esir satılmak üzere esir pazarlarına gönderilirdi.

    Bazı yeniçeriler bu işi geçim vasıtası olarak görmüşlerdir.Kalelerde nöbetçi olan yeniçeriler beyler ve hanlıklarla anlaşarak esir toplarlardı. Bu 1699 Karlofça ve 1700 İstanbul antlaşmaları ile yasaklanmıştır.

    Osmanlı Devletinde kölenin diğer kaynağı ticaret yoluyla elde edilen kölelerdi.Ticaret yoluyla kölelik üç şekilde karşımıza çıkar:Kaçırma yoluyla,hediye yoluyla ve ailelerin satışıyla köleleştirme.

    Kaçırma yoluyla kölelik hukuken yasak olmasına rağmen,insanlar kaçırılarak esir pazarlarında satılırlardı.Kaçırma yoluyla köleleştirmenin cezası ölüm olmasına rağmen bu olayın önüne geçilememiştir.Kaçırılma yoluyla kölenin kaynağını başlıca üç bölge oluşturuyordu.

    1)Macaristan,Eflak,Boğdan,Rusya,Polonya ve Ukrayna.

    2)Kafkasya.

    3)Afrika.

    “Kaçırılma yoluyla kölelik çeşidinde korsan ve deniz haydutlarının rolüde büyük olmuştur[9]”.

    Doğu Anadolu’da Kürtler Ermeni köylerine baskın yaparlar bunlar Yezididir diyerek Ermenileri satarlardı.

    Ailelerin satışı ile köleleştirmede aileler kendi rızalarıyla çoçuklarını satarlardı.Bu şekilde kölelik Kanuni devrinden başlayarak 20.yy’lın başlarına kadar görülmüştür.Özellikle Gürcü,Tatar ve Çerkezler çocuklarını satmıştır.

    Hediye yoluyla kölelik çok yaygın değildi.Güçsüz devletlerin,devlete bağlandıkları padişah ve devletin ileri gelenlerine hediye olarak gönderdikleri köle ve cariyeler bu tür kölelerin kaynağını oluşturur. “Komutanlar ele geçirdikleri esirler arasında bulunan müstesna güzelliğe sahip kız ve oğlanları satmaz,fidyeyle serbest bırakmaz,genellikle padişah veya vezirlere hediye olarak sunarlardı[10]”. Osmanlı Devleti de elçiler aracılığıyla İslam ülkelerine köle ve cariyeleri hediye olarak göndermişlerdir.



    II. OSMANLI DEVLETİNDE KÖLENİN GÖRÜLDÜĞÜ ALANLAR




    Osmanlı Devletinde,devlete ve özel şahıslara ait olmak üzere iki türlü köle görülmekteydi.

    A) Devlete Ait Köleler

    Bazı tarihçilerin ve hukukçuların Osmanlı Devletinde bütün vatandaşların;padişahın ve diğer devlet görevlilerinin köleleri oldukları şeklindeki iddialarına şöyle der: “Bu iddiaların temelini Osmanlı Devlet yapısını ve İslam Hukukunu bilmemek teşkil etmektedir[11]”.Osmanlı Devletinde halka raiyye veya bunun çoğulu olan reaya denmektedir. Bunun nedeni Hz.Muhammed’in bir hadisidir ve Osmanlı Devletin de bu hadisin manasını unutturmamak için halka reaya denmektedir.



    1)Ortakçı Kullar



    Ortakçı kullar devlete ait hassa çiftliklerinde çalışırlar. “Bunlar genellikle sultanların ve yönetici sınıf üyelerinin mülk ve vakıflarında çalıştırdıkları savaş tutsakları yada satın aldıkları kölelerdir[12]”.

    Ortakçı kullar ilk defa Orhan Gazi döneminde görülmüştür.Orhan Gazi döneminden itibaren tarım toprakları ve köylere yerleştirilen ortakçılar servaj usulüyle çalıştırılıyorlardı.Fatih döneminde sarayın meyve sebze ve tahıl ihtiyacını karşılamak üzere Sırbistan ve Mora seferinden getirilen otuzbeşbin köle İstanbuldaki otuzbeş boş köye yerleştirilmiştir.

    “Ortakçı;beylikten,vakıf idaresi veya toprak sahibi özel şahıslardan aldığı toğumu eker biçer ve üründen öşür ile tohum çıkarıldıktan sonra geriye kalan miktarı vakıf idaresi veya toprak sahibi ile paylaşır[13]”.Ortakçılara kalacakları yer verilir tarlalarda kullanılacak araç gereçler temin edilirdi.Çiftliklerde yaşayan ortakçılar kendi aralarında evlenebilirler,çoluk çocuk sahibi olabilirlerdi.

    Ortakçı kullarla hukuki yönden farkı olmayan ortakçı kesim denen grup vardı.Ortakçı kullar mahsülden tohum ve öşür çıkarıldıktan sonra geriye kalan kısmı hizmet ettiği vakıf veya kişiyle paylaşırken, kul kesimciler ne ekerlerse eksinler belli bir miktar ürün vermek zorundaydılar.Özel şahsa ait kesimcilerde bulunmaktaydı.

    Osmanlıda devlete ait sığır ve koyunların korunması,bakımı ve otlatılmasıyla ilgilenen köleler vardı.Bunlara sığırcı kullar veya koyun kafirleri denmekteydi.



    2)Kapı Kulları



    Osmanlı Devleti kurulduğu ilk yıllarda artan fetihler sırasında düzenli ve daha fazla askere ihtiyaç duymuştur.Osman ve Orhan Bey dönemlerinde mevcut ordunun gittikçe büyüyen ihtiyaçları karşılayamadığı I.Murad döneminde daha da belirginleşmişti.Bu ihtiyaçtan dolayı savaş esirlerinden askerlik yapmaya elverişli Hıristiyan çocuklarının beşte birini kısa bir süre Türk terbiyesi verilerek yeni bir askeri sınıf meydana getirildi.Bu teşkilatlanma kapıkulu ocaklarının temelini oluşturmuştur. “Kapıkulu Ocakları ve bunların başında yer alan yeniçeri teşkilatı,Osmanlı ordusunun en önemli vurucu) güçlerindendir[14]”.Yeniçeri ocaklarına asker temin eden iki önemli kaynak vardı:



    a Pençik Sistemi ve Acemi Ocakları



    I.Murat döneminde Karamanlı Rüstemin teklifiyle çıkarılmış olan pençik kanununa göre;savaş esirlerinin beşte biri devlet hesabına ve asker ihtiyacını karşılamak üzere alınıyordu.Ankara Savaşı’na kadar pençik oğlanları yeniçeri ocağının asker ihtiyacını karşılamıştır.



    b)Devşirme Usulü ve Acemi Oğlanları



    Çeşitli hizmetlerde kullanılmak üzere Osmanlı tebaası bazı Hıristiyan çocuklarının toplanmasıdır.II.Murat zamanında kanunlaştırılmıştır.Devşirme kanununa göre devşirilen çocuklar önce Müslüman olur,adları Türkçe olarak değiştirilirdi.Becerikli ve seviyeli olanlar saray için seçilirdi,diğerleri Türk köylerine dağıtılırdı.Türk köylerine dağıtılan çocuklar Türk ailelerin yanında hizmet ederler,İslamiyeti ve Türkçeyi öğrenirler daha sonra acemi oğlanı yazılırlardı.Devşirme kanuna uygun yapıldıgı sürece iyi sonuçlar vermiştir.Daha sonra rüşvet karışmış ve devşirme sistemi bozulmuştur.Devşirme sisteminin bozulması yeniçeri ocağınında bozulmasına sebeb olmuştur.



    c)Kapıkulu Askerleri ve Yeniçeriler



    Kapıkulu padişaha bağlı olan,daimi ve maaşlı; yaya ve atlı ordudur.Kapıkulu askerlerinin temelini yeniçeriler oluşturur. “Avrupa’nın ilk daimi ordusu yeniçeriler, Osmanlılara savaş alanında büyük bir üstünlük sağlıyordu[15]”.Yeniçerilerin Osmanlı Devleti’nin genişlemesinde büyük katkıları olmuştur.Osmanlı Devletine 464 yıl gibi uzun bir süre hizmet eden yeniçeri ocağı belli bir süre sonra bozulmuş ve 1826 yılında kapatılmıştır.Yeniçeri Ocağı’nın kapatılışına Vaka-i Hayriye adı verilmiştir.



    3)OSMANLI’DA HAREM



    “Topkapı Sarayın’da padişahın evleri ve aileleri bulunduğu yere başkasının girmesi yasak anlamında harem denir[16]”.Haremde padişahın annesi valide sultan,padişahın hanımı,hasekiler şehzadeler,padişah kızları,ustalar,kalfalar ve cariyeler bulunurlar.Padişah haremin efendisi,padişahın annesi valide sultan ise Harem’in reisi konumundadır.

    Osmanlı Sarayında cariyeler Orhan Bey döneminden itibaren görülmeye başlanmıştır.Fatih döneminden itibaren ise sarayda cariyelerin sayısı oldukça artmıştır.Haremde iki tür cariye bulunmaktadır:Birincisi;hizmetçi konumundaki cariyeler,ikincisi de;eş konumuındaki cariyelerdir.

    Hizmetçi konumundaki cariyeler sarayda para karşılığı çalışırlardı.Bunlar başkasıyla evli olabilirlerdi.Evli olmayan cariyelerin ise başkasıyla evlenmesi mümkün olmadığından bunlar padişahın veya şehzadelerin haremine girebilirlerdi.Başkasıyla evli olan cariyelerin ise saraydan herhangi bir kişiyle cinsi münasebeti olamazdı.Acemiler,cariyeler(dar anlamda),kalfalar ve ustalar. “Bu dört grup incelenince görülecektir ki,haremdeki cariyelerin %90’ı tamamen bugünkü kadın hizmetçi konumundadırlar ve bunlar aldıkları belli ücretler karşılığında haremde hizmet etmektedirler[17]”.

    Eş konumundaki cariyeler ise;padişahın nikah yaparak ya da nikah yapmadan karı koca hayatı yaşadığı cariyelerdir.Bu tür cariyelerin sayısı fazla değildir.Eş konumundaki cariyeler iki bölümde incelenebilir:

    Birincisi;azad edilerek nikahlanmış cariyelerdir.Bunlara haseki sultan veya kadın efendi denirdi.Bunların içinde padişahtan çocuk doğuranlara haseki ünvanı verilirdi.Sayıları yediye kadar çıkardı.Konumlarına göre baş kadın ikinci kadın diye sıralanırlardı.

    İkincisi ise;padişahın nikahsız olarak yaşadığı cariyelerdir.Bunlara ilkbal,gözde ve peykler denir.Kadın efendi olabilecek ilk dört cariyeye gözde,ikbal adayı olabilecek cariyelere de peyk denirdi.Padişahların en fazla dört ikballeri,dört gözdeleri ve dört tane peykleri olabilirdi.Yani ikbal,gözde ve peyklerin toplam sayısı onikiyi geçmezdi.

    Fatihten itibaren padişahlar genellikle azadlı cariyelerle evlenmişlerdir.Ahmed Akgündüz padişahların cariyelerle evlenmeyi tercih etme nedenini;bacanak,kayınpeder,sır saklama,akraba tasallutu gibi olumsuz yönleri berteraf etmek amaçlı olabileceğini belirtir[18].



    B) ŞAHISLARA AiT KÖLELER



    Şahıslara ait köleler iki kısımdır.Birincisi gerçek şahıslara ait kölelerdir.Bunlar genellikle özel şahısların çobanlığını yapar,ev, tarla ve bahçe işleriyle uğraşırlardı.Kadın köle olan cariyeler ise;köşklerde, varlıklı ailelerin evlerinde ve konaklarda hizmet ediyorlardı.Alt kesime inildikçe kölelik pek rağbet görmezdi.Konaklarda köle kullanılması gösterişten ileri gelmektedir. “Nitekim bir paşanın ağırlığı,birazda kullandığı köle ve cariye sayısına göre de değerlendirilebiliyordu[19]”.



    İkinci olarak da vakıflarda ve yarı resmi müesseselere ait kölelerdir.Bunlar vakıfların ve yarı resmi müesseselerin işleriyle meşgul oluyorlardı.



    III OSMANLIDA KÖLE TİCARETİ



    Osmanlı Devletinde köle ve cariye alıp satan kişiye esirci denirdi.,Esirciler I.Murad döneminden itibaren görülmeye başlanmıştır.Savaşlarda devletin beşte birlik payı dağıtıldıktan sonra geri kalan esirler savaş meydanlarında tüccarlara satılıyorlardı.Savaş meydanlarında satılamayan esirler ise merkez şehirlerde esircilere yada satın alma gücüne sahip kimselere satılıyordu.Kaçırma yoluyla köle yapılanlarda yine merkez şehirlerde esir tüccarlarında toplanırdı. “Osmanlı ülkesinde esir alım satımı serbest olduğundan,esircilik meslek haline gelmiş ve bu mesleğin başına Esirciler Kethüdası getirilmişti[20]”.Esircilik karlı bir işti ve esirciler zengin ticaret adamları arasında sayılıyordu.İsteyen herkes esirci olamıyordu.Esirci esnafının iyi tanınması gerekiyordu.Esirci esnafı içinde çeşitli kötülüklerde bulunan ve kanuna aykırı hareket edenler bu işten atılıyordu.Bazı durumlarda işten atılma cezasının hafif geldiği kanuna aykırı davranan kişilerin esir pazarı kapısında asıldıkları görülmekteydi.Esirciler sıkı kontrol altında tutuluyorlardı.Kadın esircilerin hareketleri daha sıkı kontrol ediliyordu.Bazı durumlarda çarşı esnafı esircileri davranışlarından dolayı şikayet ediyorlardı. “Nitekim 1Ramazan 991(17 Kasım 1583) tarihli bir hükümden anlaşıldığına göre esirlere karşı uygunsuz ve kanuna aykırı davranışı görülen bazı kadınlar,idareye şikayet edilerek hareketlerinin normalleşmesi sağlanmıştır[21]”.Alınan bütün tedbirlere rağmen köle ve cariye alım satımında suistimaller önlenememiştir.

    Diğer esnaf teşkilatı gibi esircilerde bir loncada toplanmışlardı,kethüdaları,yiğitbaşları vardı.Büyük bestekar,musiki bilgini Mustafa İtri Efendi de Esircilik Kethüdalığı yapmıştır.

    Osmanlı Devletinde;kölelerin alınıp satıldığı yerlere esir pazarları deniyordu.İlk dönemde yerleşik olmayan esir pazarları vardı.Panayırların bir bölümünde esir alış verişi yapılmaktaydı.İlk esir pazarı Bursa’da kurulmuştu.Fatih dönemine kadar dağınık ve düzensiz bir şekilde sürdürülen esir ticareti İstanbul’un fethinden sonra düzene girmiştir.Sınırlar genişledikçe Edirne,Macar Türk sınırına yakın şehirler,Midilli,Batı Afrika’da Dorfur şehri ve Mısır’da esir pazarları kuruldu.

    “Bazı tarihçiler İstanbuldaki ilk esir pazarının bugünkü Haseki semtinde kurulduğunu yazmakta ve esir ticaretinin III.Murad döneminde eski ve yeni bedestenlerde merkezileştiğini ifade etmektedir.Bazı tarihçiler de Esir Hanının ilk olarak 1609’da Sultan I.Ahmed’in emriyle,Bedesten yakınında,Tavuk Pazarı denilen yerde yapıldığını ve bu han dışında esir satışının yasak olduğunu söylemektedirler[22]”.Daha sonra Fatih ve Üsküdar’da esir pazarları kurulmuştur.

    Osmanlı Devletinde köle ticaretinin belli yöntem ve kuralları vardı. “Köle satışı genellikle açık arttırma usulüyle yapılırdı.Pek müstesna güzellikteki köleler ve cariyeler han avlusunda kurulan esir pazarında müzayedeye çıkarılmaz;o müstesna köle ve cariye,taliplerine odada gösterilir ve pazarlık ile satılırdı[23]”.Esirleri boyayarak daha cazibeli göstermek yasaktı.

    Köle satın almak isteyen kişi esirciyle pazarlığa başlardı.Kölelere fiziki durumlarına ve sağlıklarına göre değer biçilirdi.Kölelerin dişleri iyice kontrol edilir,dişlerinin sağlıklı ve düzgün olması kölelerin sağlıklı bir bünyeye sahip olduğunu gösterirdi.Dişleri iyi durumdaysa daha fazla para ödenirdi.Esirci eğer onunla anlamazsa köleyi başka birine satardı.

    İsmail Parlatır köle satışını şöyle anlatır:


    “Öte yanda satılması sırasında köleler,hiçbir söz hakkına sahip değillerdi.Köleyi satın alacak kişi,onu en ince hatlarına kadar gözden geçirir,erkeklerin güçlü kuvvetli olanı seçilirdi.Eğer satın alınacak cariye odalık ise satın alacak kişi,kızın göğsünü,kollarını,bacaklarını iyi bir kontrol ederdi,buna karşı çıkanların cezası büyük olurdu[24]”.

    Prensip olarak Osmanlı da gayrimüslimlere Müslüman köle satmak yasaktı.Buna rağmen gayrimüslimlerin Müslüman köle aldıkları görülmekteydi.Gayrimüslimlerin Müslüman olmayan köleyi alıp satmaları serbestti.









    SONUÇ



    Devletindeki köle anlayışıyla Batıdaki köle anlayışı son derece farklıdır.Batıdaki köle üretim aracı olarak görülmekte iken;Osmanlıda üretim aracı olarak görülmeyip daha insancıl yaşam koşullarına sahiptirler ve Osmanlıda kölelerin hakları kısıtlanmamıştır.Osmanlı Devletinde köleler siyasi ve askeri alanlarda yüksek makamlara erişebilmişler ve Osmanlı yönetiminde söz sahibi olmuşlardır.

    Osmanlı Devletinde ordunun çekirdeğini oluşturan yeniçeriler kölelerden meydana geliyordu.Yani Osmanlı Devleti kölelerine ülke savunmasını emanet etmiştir.

    Fatih döneminden itibaren Osmanlı bürokrasisi devşirmelere teslim edilmiştir.Bir devşirme olan Sokulu Mehmed Paşa sadrazamlığa kadar yükselmiş ve Osmanlı yönetiminde söz sahibi olmuştur.Yine Fatihden itibaren Osmanlı padişahları cariyelerle yaşamaya başlamışlar,Kanuninin,Hürrem Sultana nikah kıymasından itibaren,Genç Osman hariç,padişahlar arasında cariyelerle evlenmek gelenek haline gelmiştir ve Türk kızlarıyla evlenme geleneği terk edilmiştir.Cariyelikten gelen Hürrem Sultan ve Kösem Sultan gibi padişah hanımları dönemlerinde Osmanlı yönetiminde etkili olmuşlardır.

    Osmanlıda kölenin görüldüğü diğer alan iktisadi alandır.Köleler padişaha ve devlete ait toprakları devlet hesabına işlemişlerdir.Osmanlıda toprak köleleri diyebileceğimiz bu köleler mahsulü paylaşarak geçimini sağlıyordu.

    Yukarıda anlatılanlardan çıkarılabilecek sonuç şu olabilir:Osmanlı Devletinde köle toplumsal hiyerarşide en alt katta olmayıp çeşitli haklara sahip bir yer teşkil eder.Bu açıdan Osmanlıda köle Batıdaki gibi yalnızca üretimde kullanılmamış bunun yerine toplumun bir çok aşamasında iş gören sosyal bir grup olmuştur.







    KAYNAKÇA





    1) AKGÜNDÜZ,Ahmed,Kölelik Cariyelik Müessesesi ve Osmanlı’da Harem,İstanbul,1995.



    2) AKGÜNDÜZ, Ahmed,Öztürk Said,Bilinmeyen Osmanlı,İstanbul,1999.



    3) ENGİN,Nihat,Osmanlı Devletinde Kölelik,İstanbul 1998.



    4) İNALCIK,Halil,Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600),çev.Ruşen Sezer,4.baskı,İstanbul,2004.



    5) KAZICI,Ziya, “Osmanlıda İhtisab Teşkilatının Köle Haklarını Koruması”,Beşinci Milletlerarası Türkoloji Kongresi İstanbul,23-28 Eylül 1985,c.I,İstanbul,1986.



    6) OK, Sema,Köle Pazarından Saraya Cariyeler ve “Mediha Hanım’ın Facia Dolu Hayatı”,İstanbul,1996.



    7) “Osmanlı Toplum Yaşayışıyla İlgili Belgeler-Bilgiler,Kölelik”(İçinde),Tarih ve Toplum,Pakt I,1964.



    8) PARLATIR, İsmail, “Türk Sosyal Hayatında Kölelik”,Belleten,c.XVII,Temmez 1983 sayı187’den ayrı basım,T.T.K. Basımevi,Ankara,1984.



    9) PARLATIR,İsmail,Tanzimat Edebiyatında Kölelik,T.T.K. Basımevi,Ankara,1987.



    10) SAKAOĞLU,Necdet, “Cariyeliğin Binbir Yüzü”,Popüler Tarih,sayı 5,İstanbul,Ekim,2000.



    11) UZUN,Efkan ,XV.yy.da Osmanlı İmparatorluğunda Köle,Ankara,1999.

    Osmanlıda Köle

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye orkuorkun - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    BULGARISTAN, ROMANYA, UKRAYNA, ISTANBUL, JAKARTA
    Yaş
    48
    Mesaj
    1.942
    Blog Mesajları
    3
    Rep Gücü
    37781

    Cevap: Kölelik Tarihi

    amerikada new orleans ta Zenci koleleri baglamak icin zincir halkalari vardir giden gorebilir. zincir baglama ve kolelerin satildigi bir arena' bunlari gorunce bir hayal kurdugunuzda neler yasandigini daha iyi hissediyorsunuz,

Benzer Konular

  1. Kariyerizm: Kurumsal Kölelik
    isyan_her_yerde Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 02-10-2010, 01:37 AM
  2. Kölelik
    spartaküs Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 14-10-2009, 02:06 PM
  3. Bmc Tarihi
    ErDaLL Tarafından Markalar, Modeller Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 09-02-2008, 01:43 AM
  4. Tarihi Eserler
    dogangunes Tarafından Antika Foruma
    Yorum: 30
    Son mesaj: 05-11-2007, 12:32 PM
  5. Dinler Tarihi
    dogangunes Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 49
    Son mesaj: 21-08-2007, 09:42 PM
Yukarı Çık