2. Sayfa, Toplam 2 BirinciBirinci 12
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 16 Toplam: 16

OSMANLI'YI SORGULARKEN

Bilim ve Astronomi Kategorisi Tarih Forum'u Forumunda OSMANLI'YI SORGULARKEN Konusununun içerigi kısaca ->> Osmanli Imparatorlugu ne yazik ki kendini yenileyemedigi, ümmetcilikten ulusal devlete gecemedigi icin batmistir. Son dönemde ise Hayalperest milliyetcilerin kafkaslardaki, dogu ...

  1. #11
    - Çevrimdışı
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Nerden
    Ortaanadoludan kuzey Avrupaya uzanan bir yol
    Mesaj
    54
    Blog Mesajları
    36
    Rep Gücü
    2523

    Cevap: OSMANLI'YI SORGULARKEN

    Osmanli Imparatorlugu ne yazik ki kendini yenileyemedigi, ümmetcilikten ulusal devlete gecemedigi icin batmistir. Son dönemde ise Hayalperest milliyetcilerin kafkaslardaki, dogu anadoludaki macerasi da cabasi.
    Elbette Osmanli Imp. tarihinden ögrenilecek cok sey var. Bu konudaki en önemli soru: Neden diger Imparatorluklar (Britanya, Roma, Ispanyol, Portekiz...) kendini yenileyebildiler de Osmanli Kanuni Sultan Süleymandan sonra geriledi ve her yenilik cabasi bir sonuc vermedi.

    Osmanli gururumuz falan gibi laflar düsünmeyi engeller. Tarihe elestirel olarak bakmak gerekir. O zaman günümüz icin ögrenilecek bilgiler edinilebilir.

    Tarih söz konusu oldugunda kimi insanlar geriye bakarak hayal kurarlar. Kimisi ise tarihe sirtini döner kulaklarini tikar, ve yalniz ileriye bakar. Bence bu iki asiri örnegin yaninda en saglikli bakis. Gününü kavramak, ileriye yönelik amaclari bilmek, ve arada bir durup geriye bakarak gecmisten ders almak gerekir ki yeniden güne ve ileriye bakabilesin.

    Yukardaki bazi yazilar ne yazik ki yalnizca gecmise cakili kalmis bakislardir ve bize yeni hic bir sey ögretmemektedir.

    Haydi hayirlisi

    Nasreddin hoca esege ters binerek milleti güldürürdü. Tarihe saplanip kalmis osmanli asiklari ise günümüzde arabayi ters sürerek bir yere varabileceklerini saniyorlar.

    ISI

  2. #12
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573

    Cevap: OSMANLI'YI SORGULARKEN

    Alıntı ISI_mail´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Osmanli Imparatorlugu ne yazik ki kendini yenileyemedigi, ümmetcilikten ulusal devlete gecemedigi icin batmistir. Son dönemde ise Hayalperest milliyetcilerin kafkaslardaki, dogu anadoludaki macerasi da cabasi.
    Elbette Osmanli Imp. tarihinden ögrenilecek cok sey var. Bu konudaki en önemli soru: Neden diger Imparatorluklar (Britanya, Roma, Ispanyol, Portekiz...) kendini yenileyebildiler de Osmanli Kanuni Sultan Süleymandan sonra geriledi ve her yenilik cabasi bir sonuc vermedi.

    Osmanli gururumuz falan gibi laflar düsünmeyi engeller. Tarihe elestirel olarak bakmak gerekir. O zaman günümüz icin ögrenilecek bilgiler edinilebilir.

    Tarih söz konusu oldugunda kimi insanlar geriye bakarak hayal kurarlar. Kimisi ise tarihe sirtini döner kulaklarini tikar, ve yalniz ileriye bakar. Bence bu iki asiri örnegin yaninda en saglikli bakis. Gününü kavramak, ileriye yönelik amaclari bilmek, ve arada bir durup geriye bakarak gecmisten ders almak gerekir ki yeniden güne ve ileriye bakabilesin.

    Yukardaki bazi yazilar ne yazik ki yalnizca gecmise cakili kalmis bakislardir ve bize yeni hic bir sey ögretmemektedir.

    Haydi hayirlisi

    Nasreddin hoca esege ters binerek milleti güldürürdü. Tarihe saplanip kalmis osmanli asiklari ise günümüzde arabayi ters sürerek bir yere varabileceklerini saniyorlar.

    ISI
    Yanlışı ile doğrusu ile 600 yıl hüküm sürmüş ,ayakta kalmış bir devletten,imparatorluktan bahsediyoruz.

    Tarihi bilmek,ve tarihinden dersler çıkarmak,geleceğe sağlam adımlarla yürümek demektir.

    Osmanlı devletinde oluşturulmuş olan devlte ve millet sistemi bugün de uygulanıyor olsaydı,inanın bana , herşey çok çok farklı olacaktı.Osmanlı'daki bu sistemi dha sonra devam edilememiş olmasının tarihte birçok nedeni vardır.Fakat bu sistemin yanlış bir sistem olduğunu kimse söyleyemez.

    Bugün demokrasi herkes tarafından onaylanmakta ve kabul görmektedir.Fakat,uygulamalarda yanlışlıklar oluyor diye, demokrasinin kötü bir yönetim biçimi olduğunu da söyleyemezsiniz.

    Çok geniş topraklara sahip Osmalı'da, farklı din ,dil ,ırklara sahip milletler hep hoşgörü ve adil bir sitem içinde yönetildiler.Hukuk kuralları, ayrıcalık tanımazdı...Halka uygulanan hukuk ne ise, padişaha da o uygulanırdı.

    Şimdi söyleyiniz...!

    Gemilerini karadan yürüterek, Şehr-i İstanbul'u fethetmiş,bir padişahın yönettiği imparatorluk için ''gururumuz'' demeyeceğiz de ne diyeceğiz?

    Halkına,milletine, hoşgörü ve adalet ile muamele etmiş, azınlıkların haklarına riayet etmiş,maneviyatına ve din-i islama en güzel şekliyle sahip çıkmış bu imparatorluğa ''sahip çıkmayacağız'' da ne yapacağız?

    Bir devletin sağlam ve ebedi olmasının en birinci şartı, o devletin milletinin ''tarih bilincine'' sahip olabilmesidir.

    GURURUMUZSUN OSMANLI...

    GURURUMUZSUN DEVLET-İ ALİYYE...
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  3. #13
    - Çevrimdışı
    Altın Üye (Haziran 2008) Y.E.K. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Nerden
    MATRİKS'den
    Yaş
    43
    Mesaj
    587
    Rep Gücü
    2925

    Cevap: OSMANLI'YI SORGULARKEN

    --------------------------------------------------------------------------------
    "Bugünkü Türkiye'nin Kültürü, Kurumları ve Değerlerinde Osmanlı Mirası" konulu Sakıp Sabancı Ödülleri'nde tüm ödüller yabancılara gitti. Yirmibir Türk araştırmacıdan hiçbiri dereceye layık görülmedi. Acı ama durum böyle...

    Bu ilginç tespiti, Zaman gazetesinden Bekir Ayvazoğlu bugün sütunlarına taşıdı. Hilmi Yavuz'un bu konudaki eleştirilerine de yer veren Ayvazoğlu, Türkiye'nin öz kültürüne yabancılaştığı tespitini yaptı. Ayvazoğlu'nun Hilmi Yavuz'un yorumlarına katıldığı bölüm şöyle:

    "Harf devrimi'nden hemen sonra yetişen kuşakların, doğrudan değilse bile dolaylı ve örtük bir biçimde, Osmanlı mirası üzerinde durma konusunda çok fazla özendirilmedikleri biliniyor. Kemalizm, kendine rakip olarak gördüğü İslâmcılık ve Osmanlıcılığı, üniversitelerde İlâhiyat ve Türk Edebiyatı kürsülerinin entelektüel statüsünü düşürerek 'görünmez' kılma başarısını göstermiştir. Dolayısıyla, özellikle Osmanlı çalışmaları alanında, öncülüğü, yabancı uzmanlara kaptırmamızdan daha tabii bir şey olamazdı; öyle de oldu! Osmanlı arşivlerinde çalışan Türk araştırmacılar, eski bir Osmanlı manüskrisinde okuyamadıkları kelimeleri Japon, Amerikalı, Kanadalı ya da İsrailli uzmanlara sormaya başladılarsa, buna ne diyeceğiz?"

    Hilmi Bey'in bu yazısını okuyunca, geçenlerde bir yemekte Uğur Derman Bey'in anlattığı bir anekdotu hatırladım. Rahmetli A. Süheyl Ünver, Amerika'da bulunduğu yıllarda (1958-1959) ziyaret ettiği Colombia Üniversitesi'nde harıl harıl Osmanlıca öğrenmeye çalışan bir Yahudi genciyle karşılaşmış ve ona bu ilgisinin sebebini sormuş. Gencin verdiği cevap mealen şöyle:

    "Sizde bu dili ve kültürü bilen nesil artık gidiyor. Yakında kendi kültürünüzü öğrenmek, arşivlerinizdeki belgeleri okutmak için yabancı uzmanlar çağırmak zorunda kalacaksanız. Ben kendimi o günler için hazırlıyorum!"

    Basını takip edenler, Sakıp Sabancı Ödülleri'nce bu yıl için belirlenen konunun "Bugünkü Türkiye'nin Kültürü, Kurumları ve Değerlerinde Osmanlı Mirası" olduğunu ve birincilik ödülüne Tel Aviv Üniversitesi Ortadoğu ve Afrika Tarihi Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Amy Singer'ın "Hayırseverliğin Devamlılığı" başlıklı incelemesiyle kazandığını okumuşlardır.*

    Buna, Süheyl Ünver'in dikkatini çeken Yahudi gencinin kehaneti mi diyeceksiniz, görünen köy kılavuz istemezdi mi diyeceksiniz? Artık ne derseniz deyiniz!

  4. #14
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye securıty57 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    Sinop
    Yaş
    40
    Mesaj
    343
    Rep Gücü
    778

    Cevap: OSMANLI'YI SORGULARKEN

    Öncelikle, Osmanlı’nın ne kadar kötü bir mîras devraldığı hiç göz ardı edilmemelidir. O, barbar Moğol akınlarının Türk ve İslâm dünyasını tahrip eden büyük yıkım hareketinden kısa sayılabilecek bir müddet sonra tarih sahnesine çıktığında, ne yazık ki, bir mâmûreyi değil bir harâbeyi devir ve teslîm almıştı. Orta Asya’dan Mısır hudûduna varıncaya kadar bir enkaza dönüştürülen İslam dünyası, bu ağır darbeyi hiçbir zaman tam olarak telâfî edememiş ve eski günlerin ihtişâmını geri getirememiştir. Yâni, Osmanlı, parlak bir medeniyet teslîm alıp da söndürmüş değildi; on üçüncü yüzyıl sonları ve on beşinci yüzyıl başlarının, İslâm düşüncesinin ihtişamlı döneminin büyük bir ölçüde kapandığı; hemen–her alanda tefekkür devlerinin neslinin tükenmeye yüz tuttuğu bir devir olduğunu ve bunun yanında, Osmanlı’nın devir ve teslîm aldığı Selçuklu siyâsî mîrâsının paramparça ve fetrete boğulmuş bir Anadolu’dan başka bir şey olmadığını da asla ve kat’a unutmamalıyız. Bütün bunlara ilâveten, bir asır sonra, Moğollar kadar olmasa da Timur’un vermiş olduğu zarar da göz önünde tutulacak olursa Osmanlı’nın hangi şartlar altında bulunduğu daha iyi takdîr edilebilir. Ancak, bütün bunlara rağmen, Nâmık Kemâl’in hârikulâde tespîtiyle “bir aşîretten çıkarılmış cihangirâne bir devlet” olan Osmanlı, bu geniş coğrafyada adetâ akıllara durgunluk verecek derecede ihtişamlı bir destan yazmaya muvaffak olabilmiştir ki bir daha tekrarlanması muhâl olan bu destanın en dikkat çekici yanlarından birisi, hattâ birçok bakımlardan birincisi, Batı kolonyalizmine karşı vermiş olduğu fevkalâde şerefli mücâdeledir. Osmanlı’nın bu konudaki en büyük başarısı, hiç şüphesiz, Selçuklu’dan devralmış olduğu “İslâm’ın Batı’ya doğru yürüyüşünü” çok daha büyük çapta olmak üzere devam ettirmesidir ki, bunun, tarihin tersinden okunması durumunda, “Batı’nın Doğu’ya doğru yürüyüşünün ve İslâm dünyasını kolonize etmesinin önlenmesi” olarak değerlendirilebileceği âşikârdır.

    Osmanlı, tarih sahnesine çıktığı ilk yıllardan îtibâren sürekli olarak ve tek başına, hiçbir Türk ve İslâm ülkesinden yardım görmeden –ve hattâ tam aksine, bu dünyanın içinden, İran başta olmak üzere şiddetli engeller, arkadan vurmalar ve düşmanlıklarla karşılaşmış olmasına rağmen– Batı’yı daraltmış ve zirvede olduğu dönemde ise O’nu kendi kıt’asının içine adetâ hapsetmiştir.

    Osmanlı’nın anti–kolonyalizm mücâdeleleri “cephe” olarak adlandırabileceğimiz şu altı geniş havzada asırlarca sürmüştür: Anadolu, Balkanlar, Doğu Avrupa, Doğu Akdeniz, Güney Akdeniz/Kuzey Afrika, Güney Asya.

    Burada bilhassa Anadolu en başta gelen stratejik bir önemi haiz bulunmaktadır. Bu noktada dikkatlerin çekilmesi gereken önemli bir husus, çok eski çağlardan beri Batı ile Doğu arasında Perslerle başlayan hâkimiyet mücâdelesinin seyridir. Darius’un Batı fütûhatının rövanşının İskender eliyle alınmasından sonra bütün tarih boyunca, özellikle Anadolu coğrafyası üzerinden, bâzan sıcak bâzan soğuk şekilde de olsa, Doğu–Batı çatışmaları günümüze karar hiç dinmeden bitmeyen bir kan dâvâsı şeklinde gelmiştir. Bu Doğu–Batı hâkimiyeti çekişmesinde Selçuklu’nun Anadolu fütûhatı tarihî bir dönüm noktası teşkîl etmiş, sonra Haçlı seferleri ile dengelenmiş ve hattâ bir miktar geriletilmişti. Moğollardan sonra Seçuklu’nun dağılmasıyla ortaya çıkan ‘Beylikler Fetreti Dönemi’nden sonra şâyet Osmanlı’nın yükselişi olmamış olsaydı, Anadolu’nun Endülüs’ten çok daha önce “endülüsleştirileceği”ne ve akabinde vuku bulacak gelişmelerin, bütün İslâm dünyası üzerinde diplere kadar inen çok sarsıcı bir yıkıma yol açabileceğine muhakkak nazarıyla bakabiliriz.

    Fakat Osmanlı’nın “gazâ ve cihad” olarak özetlenen bu başarılı anti–kolonyalist mücâdelesi sâdece Anadolu ve Balkanlar ile sınırlı kalmamış, Batı’nın Doğu Avrupa’ya yayılmasına da uzunca bir müddet engel olabilmiştir. Bunun yanında, bütün Doğu Akdeniz’i kuşatan Osmanlı hâkimiyeti Haçlı seferlerinin ana hedefi olan bu coğrafyayı tâ geçen asrın başlarına kadar Batı’ya karşı korumuş ve bir barış ülkesine döndürmüştür. “Müslümanların Babası” Osmanlı’nın ölümünün nelere yol açtığı, en fazla, o günden bu yana huzur denen şeye hasret kalan, bir kan ve ateş diyârına dönen bu bölgeden anlaşılabilir.

    Endülüs’ün düşmesine mâni’ olamamakla berâber, Afrika’nın kuzeyinde uzun süreli bir hâkimiyet te’sîs eden Osmanlı, 1492’de Granada’nın düşüşü ile sekiz asrı bulan İslâm egemenliğinin nihâyete ermesinden sonra, İspanya ve Portekiz’in önünde açık hedef olarak duran bu İslâm coğrafyasının da Endülüs’ün âkıbetine uğramasına kesin sûrette engel olmuştur.

    Buraya kadar saydığımız bölgeler kadar başarılı olamasa da, Güney Asya’da da anti–emperyalist ve anti–kolonyalist mücâdelesini devam ettiren Osmanlı’nın, bu geniş coğrafyanın sömürgeleştirilmesini belirli bir ölçekte geciktirmeye muvaffak olduğu da kabûl edilmelidir.Durmuş Hocaoğlu
    Konu securıty57 tarafından (10-07-2008 Saat 12:06 AM ) değiştirilmiştir.

  5. #15
    - Çevrimdışı
    Altın Üye (Haziran 2008) Y.E.K. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Nerden
    MATRİKS'den
    Yaş
    43
    Mesaj
    587
    Rep Gücü
    2925

    Osmanlı'yı anarken

    AĞLAYAN AKŞAMLAR

    Bir hüzünlü akşamda,kalbim bitkin,münkesir,
    Baktıkça ahvaline koskoca millet;esir,
    Kalmadı kudretleri;Bağdatların,Şamların,
    Ben de divanesiyim,ağlayan akşamların.
    Şu mübarek milletin bugünkü hazin hali,
    Mukaddes tarihinin bu elim izmihlali.
    Birazcık insaf edip olsaydı ki arımız,
    Bu zillete kalmazdı umumi efkarımız,
    Hakk n***** söyleyin!Ne biliriz maziden?
    Kaçımız haberdardır şanlı Osman Gazi'den?
    Nerde alemi saran ruhu,din-i mübinin?
    Nerde vefakar evlatları Selahaddin'in?
    Nerde çarpan sineler asırlık firakından?
    Nerde bir bu kadar yıl süren inkisarından,
    Habersiz yaşayan bunca insan yığını,
    Silkinse şu halinden,aşardı Kaf Dağı'nı.
    Çığlıklarla yırtılsın hakikatın perdesi,
    Olmayınca millette bir cihan mefkuresi.
    Ne hicranla inleyen bir ney gibi şu taşlar,
    Yerlerde sürünürken eğilmez denen başlar.
    Şu garip hanümanlar,şu harabe eyvanlar,
    Mazide aşıkların gezdiği gülistanlar.
    Hasreti ile inlerken o hülyalı günlerin,
    Sesleri duyulmakta hicranlı bülbüllerin.
    Zihinlerden silinsin yadı fikr-i mey'usun,
    Çatlayan hülyaları,İdris Nebi dokusun.
    Bir devir;şu diyarda ne satvetler,ne şanlar,
    Alırdı dört bir yanı kudretli kehkeşanlar.
    Fışkırırken imanlar toprağın her yerinden,
    Geçtiğini sanırdın,İrem bahçelerinden.
    Ufkumuzda tüllenen o füsunlu hülyalar,
    Saçılırken aleme efsunlu rayihalar.
    Kalplere fısıldarken ilahi nağmeleri,
    Bir ulu mü'min gibi padişah türbeleri.
    Bir ayağın Avrupa,bir ayağın Hind'deydi,
    Sultanların pür şevkle her daim seferdeydi.
    Donanma-yı Hümayun,zaferlerle Rodos'tan,
    Bin selam gelir o şanlı Barbaros'tan.
    Dinyeper'in,Volga'nın,o hüzünlü Tuna'nın,
    Her yerinde ruhu var mübarek ecdadının.
    Geçilmezdi bu yerler fütuhat seslerinden,
    Muzaffer hükümdarlar dönerken seferinden.
    Gönüllerde bir sürur,aldığımız bu hızla,
    Geçerken Vistül'lerden şanlı atalarımızla.
    Ümit kıvılcımıyla tutuşurken her beden,
    Ne muştular geliyordu Süleymaniye'den.
    O devrin yadigarı şu yıkık mescidlerin,
    Şu mahzun minareler,kurşundan kubbelerin.
    Banisi Sultan Selim,banisi Süleyman'dır,
    Duası Bayezid'den,tuğlası Sinan'dandır.
    Bu garip duygularla kederlendim de yine,
    Yasladım yüreğimi mazinin sinesine.
    Gönlümden bir od düşer;kederlere,gamlara,
    Sığındım inleyerek ağlayan akşamlara.

    (Ahmet BUĞRA)

  6. #16
    - Çevrimdışı
    Altın Üye (Haziran 2008) Y.E.K. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Nerden
    MATRİKS'den
    Yaş
    43
    Mesaj
    587
    Rep Gücü
    2925

    Osmanlı'yı anarken

    1558 tarihli Divan-ı Humayun'dan çıkan bir hükümden anlaşılacağı üzere devletin kuruluşundan itibaren Osmanlılar İlayıkelimetullahı devlet politikası haline getirmeleri neticesindedir ki Allah'ın rızası ve nusretine mazhar olmuşlar ve küçük bir aşiret büyük bir imparatorluk haline gelivermiştir.Osman Gazi babasından kalan 4800 km kare toprağı 16 000 km kareye,Orhan Gazi 95 000 km kareye,Sultan Murad 500 000 km kareye....Kanuni dönemine gelindiğinde ülke toprakları 15 milyon km kareye yaklaşmıştır.Böylece Osmanlı Doğu ve Batıda söz sahibi büyük bir cihan devleti haline gelmiştir.Bu iş sadece maddi,fiziki ve tarihi olaylarla izah edilemez.Tevarih-i Ali Osman,Asafname gibi önemli eserlerin sahibi ve Kanuni döneminde sadrazamlık yapmış olan Lütfi Paşa,Osman Gazi,Yavuz Selim gibi bazı padişahların müceddid olduğundan bahsederek,daha kuruluşundan itibaren Allah'ın Müslümanları koruyup yardım ettiğine işaret etmektedir.
    Tarih göstermektedir ki,Müslümanlar devleti ve milleti ile dinlerine bağlı kaldıkları sürece ilerlemişler,yücelmişlerdir.Fakat İlayikelimetullah Müslümanları her zaman canlı tutan bir hayat kaynağı iken,ulaşılan refah seviyesi neticesinde dünya zevklerine dalma,maddi ve manevi cihadda gerilemeye sebep olmuş,dinlerinin özünden uzaklaşmaya paralel olarak içten içe kokuşma ve sürtüşmeler baş göstermiştir.Hristiyanlar dinlerinden uzaklaştıkça maddeten ilerlemişler,sonra da manen çökmüşlerdir.Müslümanlar ise bilakis dinlerinden uzaklaştıkça hem maddeden ve hem de manen gerilemişler,nihayet o eski ihtişamlı ve faziletli günlerden,içinde bulunduğumuz bu fetret diyebileceğimiz günlere gelinmiştir.
    Yine ümitvarız,Yüce Yaratan'dan Osmanlı'yı bir aşiretten imparatorluk haline getirmesi lütfunu,tekrar bu ümmete nasip etmesini niyaz ediyoruz. (Yağmur Dergisi)

Benzer Konular

  1. Osmanli...
    mopsy Tarafından Tarih Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-01-2010, 10:56 AM
  2. İşte OSMANLI
    RABİA Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 25-08-2008, 12:38 PM
  3. Son Osmanli (Yandim Ali)
    YukseLL Tarafından Sinemalar Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 22-09-2007, 02:58 PM
  4. OSMANLI TAKTİĞİ!!
    efelenen Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 20-06-2007, 11:04 PM
  5. OSMANLI DİSİPLİNİ.
    efelenen Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 20-06-2007, 10:55 PM
Yukarı Çık