5. Sayfa, Toplam 5 BirinciBirinci ... 345
Gösterilen sonuçlar: 41 ile 50 Toplam: 50

Dinler Tarihi

Bilim ve Astronomi Kategorisi Tarih Forum'u Forumunda Dinler Tarihi Konusununun içerigi kısaca ->> İsa Peygamber Hıristiyanlığın kurucusu; daha önceki peygamberlerin, geleceğini haber verdikleri İsa'ya, «Tanrı tarafından gönderilen» anl***** «Mesih» de denir. Hıristiyanlar tarafından ...

  1. #41
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Dinler Tarihi

    İsa Peygamber


    Hıristiyanlığın kurucusu; daha önceki peygamberlerin, geleceğini haber verdikleri İsa'ya, «Tanrı tarafından gönderilen» anl***** «Mesih» de denir.

    Hıristiyanlar tarafından Tanrı'nın oğlu sayılan İsa, kendisine inanmayanların gözünde, herhangi bir Yahudi peygamberinden başka biri değildir. Kim olursa olsun, İsa'nın, tarihin en dikkate değer kişilerinden biri olduğuna kuşku yok; çünkü bildirisi, havarilerinin yazdığı İncil'lerle insanlara ilettiği o sonsuz sevgi ve kardeşlik bildirisi, insan düşüncesinin gelişmesini derinden etkileyecektir.

    İsa, kendi adını taşıyan çağdan, yani Milattan birkaç yıl önce, o sıralar Roma İmparatorluğu'na bağlı olan Filistin'in Beytülahm kentinde doğdu. Anası Meryem'in ve Nâsıra'lı bir marangoz olan babalığı Yusuf'un yanında geçirdiği sanılan gençliği hakkında fazla bir bilgi yok.

    İsa, yirmi sekiz yaşına doğru, vaazlar vermek ve Tanrı saltanatının pek yakında başlayacağını bildirmek üzere ailesinin yanından ayrıldı. Böylece birkaç yıl havarileriyle birlikte Yahudiye'yi, Celile'yi, Samariye'yi dolaştı. Ünü günden güne yayıldı ve onu Mesih olarak kabul edenlerin sayısı hızla arttı.

    Felâkete uğramışlara, zayıflara, hor görülenlere kucak açan İsa, yoksulluğu ve alçakgönüllülüğü, Tanrı'nın ödüllendirdiği erdemler olarak tanıtmakla çağının geleneksel inanışlarını altüst etti. İnsan sevgisine ve Tanrı adaleti önünde herkesin eşitliğine dayanan böyle bir öğretinin devrimci yönü, kısa sürede Yahudi ileri gelenleriyle din adamlarının düşmanlığını uyandırdı ve bunlar İsa'dan kurtulmağa karar verdiler.

    İsa'yı, on iki havarisinden biri olan Yahuda ele verdi. Havarileriyle son bir yemek yiyen İsa, yemekten sonra onların ayaklarını yıkamış ve «Bu benim vücudumdur» diyerek ekmeğini, «Bu benim kanmadır» diyerek şarabım onlarla bölüşmüştü. Kudüs yakınında yakalandı, Yahudi makamlarınca yargılandı ve «Tanrı'nın oğlu» olduğunu söylediği için «kâfir» sayılarak mahkûm ve Roma valisi Pontus Pilatus'a teslim edildi. Vali, İsa'nın kölelere uygulanan bir ceza ile, çarmıha gerilerek öldürülmesi emrini verdi; elleri bağlı olarak Golgotha Tepesi'ne kadar sırtında taşıdığı çarmıha gerilen İsa, orada öldü.

    Hıristiyan inancına göre, ölümünden iki gün sonra bir mucizeyle dirilen İsa, havarilerini kelâm'ını bütün dünyaya yaymakla görevlendirdikten sonra göğe doğru yükselerek Tanrı'nın, Baha'sının yanına çıktı. İsa'nın havarilere verdiği bu görev, bütün engellere rağmen, Hıristiyanlığın yayılmasıyla gerçekleşmiş oldu.

    Havariler


    Isa, kendisine inananlar arasından, yanından hiç ayrılmayan on iki kişiyi havari (yardımcı) seçti ve bunları İncil'i yaymakla görevlendirdi, İsa'nın Petrus adını verdiği Yunus'un oğlu Simun, onun kardeşi Andreas, Büyük Yakup ile Küçük Yakup, Yuhanna, Filipus, Bartholomaeus, Matta, Tomas, Gaygur Simden, Yakup'un oğlu Yahuda ve hain Yahuda İskariyot. Hepsi de işçi, balıkçı gibi yoksul kişilerdi.



    İsa'yı tasvir eden bir freskten parça. 1123'te yapılan bu fresk, San Clemente de Tahull Kilisesi'ni süslemekteydi. Katalonya Sanat Müzesi, Barselona.



    «Çobanların Tapınması», Hugo Van Der Goes'un tablosu, Uffizi Galerisi, Floransa. İsa'nın İncil'de anlatılan hayat hikâyesi sayısız sanat eserine konu olmuştur. En çok işlenen konular Bakire Meryem'e Tanrı'nın çocuğunu doğuracağının haber verilmesi (Tebşir), İsa'nın doğuşu, havarilerle yediği son yemek, tutuklanışından önce Zeytin Dağı'nda dua edişi, Golgotha Tepesi'ne gidişi ve orada çarmıha gerilişi sahneleridir.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  2. #42
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Dinler Tarihi

    Kur'an « Dinler Tarihi




    İslâm dininin ana kurallarını insanlara bildiren Kur'an, Hz. Muhammet'in konuştuğu Arap dilinde inmiştir. Ancak, Arap diliyle bildirilmiş olması onun yalnız Arap ulusuna gönderildiğini göstermez. Kur'an'ın içinde de belirtildiği gibi Tanrı, kendi evrenselliğine uygun olarak onunla bütün insanlığa hitap eder. Kur'an'ın amacı bütün insanları iyiye, doğruya yöneltmek, kötülüklerden kurtarmaktır.

    Kur'an'ın İnişi


    Kur'an, Hz. Muhammet 40 yaşına bastığı sırada, Allah tarafından ona peygamberlik gönderildiği zaman indirilmeğe başladı. «İkra» (oku) buyruğuyla başlayan ilk vahiy, peygambere Mekke'de geldi. İlk vahyin inişi 610 yılına rastlar. Kur'an bir defada inmemiş, ayrı zamanlarda ayrı olaylar vesilesiyle parça parça inmiş ve Hz. Muhammet'in Medine'de ölümüne kadar devam etmiştir.

    İlk ayetin indiği geceye «Kadir Gecesi» denir. Ramazan'ın 27. gecesine rastlayan bu gece, her türlü günahtan uzak durulur ve bütün Müslümanlarca Tanrı'ya ibadetle geçirilir. Kur'an'da 114 sure içinde 6,666 ayet vardır. Bazen bir surenin bütünü, bazen de bir kısmı indirilmiştir. Surelerin inişiyle o zamanki Arap toplumunda geçen olaylar arasında kesin bir bağlantı vardır.

    Vahyolunan Sureler

    Hz. Muhammet kendisine vahyolunan sure veya ayetleri çevresinde bulunanlara okur, onlar tarafından iyice ezberlenmesini sağlardı. Peygamber okuyup yazma bilmezdi. Ama ayetler belleğine öyle yerleşirdi ki, onu bir daha unutmaz, yıllarca sonra bile onları bir hecesini değiştirmeden tekrarlardı. Zamanla vahyolunan bütün sureler hafızlar tarafından ezberlendi. Bunlardan bir kısmı ezberledikleri sureleri papirüslere, deri ve kemik parçalarının üstüne yazdılar. Peygamberin ölümünden sonra bunları toplamak gereği doğdu.



    (Solda) Elyazması «Kur'an»lar, yazı (hat) ve süsleme sanatlarının olağanüstü gelişme alanı olmuştur. Hattatlar ve süsleme sanatçıları, en kalıcı eserlerini bu alanda vermişlerdir.

    (Ortada) Türk hat sanatının büyük ustası Hafız Osman (1642-1698) tarafından 300 önce yazılmış olan bu Kur'an, ayrıca tek nüsha olduğu için, paha biçilmez değerdedir.

    (Sağda) Reyhani yazı ile yazılmış, XIV. yy. eseri bu «Kur'an»ın, kimin eseri olduğu bilinmemektedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü Türk Yazı Sanatları Müzesi, İstanbul.

    Kur'an'ın Toplanışı

    İlk defa halife Ebubekir Kur'an'ın surelerini yazılı olarak toplatmağa koyuldu. Onun ölümünden sonra halife Ömer aynı işi sürdürdü. Ama Kur'an'a bugünkü şeklini veren halife Osman oldu. Osman, güvenilir ilk beş nüshayı ve Kur'an'ı ezberinde tutan güvenilir hafızları biraraya getirdi. Bir kurul sürekli ve sabırlı bir çalışmayla bunları gözden geçirerek karşılaştırdı.

    Kur'an'a bugünkü düzenini verdi. Osman elde edilen nüshayı hattatlara yazdırdı, böylece Kur'an kesin biçimini alınca, ileride herhangi bir kuşkuya ve uyuşmazlığa yol açılmaması için bütün öteki nüshaları yok ettirdi. Kur'an'ın anlamını değiştirmeden okunabilmesi için hareke denen yazı işaretleri bulunarak harflerin üstüne, altına, yanına eklendi.

    Kur'an'ın Özellikleri

    Kur'an her vesileyle okunabilir. Mevlit törenlerinde, ölülerin başında v.b. Kur'an okumak âdettir. Osmanlı devrinde Topkapı Sarayı'nda «Kutsal Emanetler»in bulunduğu dairede 1517'den 1924'e kadar 407 yıl, bir dakika ara verilmeden Kur'an okunmuştur. Bu işi 24 hafız paylaşıp sırayla yaparlardı.

    Kur'an'ı okuma ilmine «tecvit» denir. Yanlış okumayı önlemek için Kur'an'lar harekeli olarak basılır. Kur'an Müslümanlarca büyük saygı görür. Müslümanlar abdestsizken Kur'an'a dokunmaz, Kur'an dinlemezler. Kur'an çok eski zamandan başlayarak birçok dile çevrilmiştir. Dünyada İncil'den sonra en çok basılan ve başka dile çevrilen kitap odur.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  3. #43
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Dinler Tarihi

    Kutsal Kitap « Dinler Tarihi

    Bir kısmı en az 30 yüzyıl önce yazılmış olan Kutsal Kitap, başlıca iki bölümden oluşur. Hem Musevilerin, hem Hıristiyanların okuduğu birinci ve uzun kısma Eski Ahit, İsa'nın doğuşuyla başlayan ve yalnız Hıristiyanlarca okunan ikinci kısma Yeni Ahit denir.

    Dünyanın Yaratılışı


    Eski Ahit, dünyanın ve insanın yaratılışını, Âdem ile Havva'nın hikâyesini anlatan Tekvin (oluş, yaratma) ile başlar. Bu kitap, Tanrı'nın imgesi olarak yaratılan insanın yüceliği konusunda, hem dramatik, hem hayali, gerçek bir derstir. Erkeğin eşi ve dengi olan kadın, onunla birlikte, başka erkekler ve kadınlar doğurmakla görevlendirilmiştir ve bunların torunları yeryüzünde gittikçe çoğalacaktır. Bu insanlar arasından Tanrı, daha sonra İbrahim'den türeme küçük bir topluluğu seçecektir: İbraniler.

    Sayıları kırkı bulan öteki kitaplar ise, «Adanmış Ülke»ye (Filistin) yerleşmeğe çalışan ve birçok sınamadan sonra amacına ulaşan bu ulusu anlatır. İbranilerin başkanı önce Musa'dır; Musa onlara bir yaşam kuralı verir, Tanrı'nın Sina Dağı'nda ona açıkladığı Yasa'yı bildirir. Yerleştikten sonra, İbraniler kendi krallarını (Davut ve Süleyman gibi) seçerler, bu krallar, Kutsal Kitap'ın en güzel şiir derlemelerinden ikisini yazmışlardır: Mezmurlar ve Neşideler Neşidesi.

    Yahudiler, birçok kötülüğe, sayısız savaşa ve uzun süre Babil'de sürgün kalmalarına rağmen, ulusun yazgısına olan güvenlerini kaybetmezler.

    Yeni Ahit'in başlangıcında, Nasıralı İsa doğduğu zaman Filistin Romalıların işgalindedir. Hıristiyanlarca Tanrı'nın oğlu ve peygamberlerin haber verdiği Mesih sayılan İsa'nın kısa ömrünün otuz yılı, imparator Augustus ve Tiberius'un saltanat dönemine rastlar. Onun alçakgönüllülük ve sevgi taşan sözleri, bütün İncil'e, havarilerin işleri, mektuplar gibi (özellikle Paulus'unkiler), doğmakta olan Hıristiyanlığa kesin yön veren yazılara esin kaynağı olmuştur.

    Çok Çeşitli Bir Bütün


    Kutsal Kitap, bir defada yazılmış bir eser değildir; yüzyıllar içinde, değişik zamanlarda yazılmış çeşitli eserlerin bir derlemesidir. Eski Ahit'e dahil kitapların çoğu İbranice yazılmış, sonradan bu dil yerini, yavaş yavaş (Milattan önce VI. yy.da, Yahudilerin Babil'e sürülmesinden başlayarak) tacirlerin ve memurların konuştuğu, ileride İsa'nın da konuşacağı daha pratik bir dil olan Aramca'ya bırakmıştır. Yeni Ahit ise Yunanca yazılmıştır.

    Kutsal Kitap'ın hikâyeleri, orada anlatılan olaylarla çağdaş değildir. Bu hikâyeler M.Ö. X. yy.dan başlayarak o zamanın kâğıdı olan papirüs yaprakları üzerine yazıldı. Bunlar, kuşaklar boyunca, inananlarca ağızdan ağıza aktarılıp gelen geleneksel hikâyelerin yazılışıdır. Bunların özünü kavrayabilmek için, doğuluların bir olayı anlatırken çoğu zaman imgelerden, karşılaştırmalardan ve mesellerden yararlandıklarım bilmek gerekir. Yaşanmış bir tarihi, kesin bir coğrafyayı ve belirli bir ulusun anlayışını yansıtmasına rağmen bu hikâyelerin gerçek dışı ve olağanüstü görünmesinin nedeni budur.

    Musevilerde Kutsal Kitap büyük bir saygı görür: onlara göre Tevrat, Tanrı sözüdür; 3000 yıl önce, Yaradan ile halkı arasında varılan anlaşmanın gözle görülen belirtisidir. Kutsal Kitap, insanlığın bir kısmının din ve ahlâk eğitimine yüzyıllarca temel olmuştur: bütün batı uygarlığı, bugün bile dünyanın en çok okunan kitabı olan İncil'in ışığında açıklanabilir. Hayatın yarattığı sorunların çözümünü bu kitapta bulanlar çoktur. Musevilere ve Hıristiyanlara göre Kutsal Kitap bütün insanlığın malıdır.

    Kutsal Kitap, 1,108 dil ve diyaleğe çevrilmiştir. Başlangıçta keşişler tarafından, sabırla elde kopya edilip süslenirken, ilk defa Gütenberg tarafından 1455 yılında Latince basılmıştır. İsa'nın yaşamını ve öğretisini anlatmış olan dört yazara, İncil'ciler denir. Bunlar. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'dır.



    (Solda) Salvador Dali tarafından «Apokalipsis» için yapılmış, 210 kg ağırlığında bronz cilt kapağı. Bir yayıma, dünyanın en değerli kitabını yaratmak hevesine kapılmış ve bu amaçla, Fini, Fujita, Mathieu gibi sanatçılara, Cocteau ve Jünger gibi yazarlara başvurmuştu. Resimdeki kitap 4 yıl sonunda hazırlanabildi (1961).

    (Ortada) Gütenberg'in bastığı ünlü Kutsal Kitap'tan bir sayfa.

    (Sağda) XII. yy. eseri, elyazması bir Kutsal Kitap'ın yer alan ve Dünya'nın yaratılışını tasvir eden resim.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  4. #44
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Dinler Tarihi

    Hac « Dinler Tarihi



    Eski Yunanlılar yazgılarını öğrenmek için Apollon kâhinine başvurmak üzere Delfi'ye (Delphoi veya Delphi) veya Asklepios'tan şifa dilemek üzere Epidauros'a giderlerdi. Yahudiler yılda bir defa Kudüs'e, Müslümanlar ise Kabe'yi ziyaret ve tavaf etmek üzere yaşadıkları süre içinde en az bir defa Mekke'ye gitmek zorundadırlar.

    İslâm'da Hac


    Müslümanlıkta hac, dinin beş şartından biridir ve yalnız yılın belli zamanında Kabe'ye yapılan ziyarete denir. Diğer kutsal yerlerin ziyaret edilmesine hac denmez.

    Hac günü Kurban Bayramı'na rastlayan 10 zilhiccedir. Bu töre Araplarda İslâm'dan önce de vardı. Osmanlı devrinde hacca çok önem verilir, padişah her yıl Kabe'ye yeni bir örtü gönderir, bunun için yapılan törene «sürre alayı» denirdi. Müslümanlıkta hac, sadece hali vakti ve sağlığı yerinde olanlar için zorunludur. Hacca gidip gelmiş olanlara hacı denir.

    Hıristiyan Hacılar

    Hıristiyanlık zamanla haccı genişletmiş, Kudüs'ten başka birtakım kiliseleri ve kutsal yerlerin ziyaret edilmesini de hac saymıştır. Ortaçağ'da bazı Hıristiyan azizlerinin gömülü bulunduğu kilise ve manastırlar bunlar arasındadır. Örneğin Fransa'da Lourdes ve Chartres kentlerindeki kutsal yerleri her yıl milyonlarca hacı ziyaret eder. Türkiye'de Efes (İzmir) yakınındaki Meryemana Evi de Hıristiyanlar için önemli bir hac yeridir.



    (Solda) Mekke'de dua eden bir Müslüman. İslâm'da hac ziyareti, ayrıntıları belirlenmiş bir program uyarınca yerine getirilir.

    (Sağda) Ürdün Irmağı'nda yıkanan Hıristiyan hacılar. Ortaçağ'da Filistin'e pek çok Hıristiyan hacı giderdi.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  5. #45
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Dinler Tarihi

    Hacı Bektaş « Dinler Tarihi

    Türk mutasavvıfıdır (1210-1271). Bektaşî tarikatının kurucusu olan Hacı Bektaş Veli, Doğu İran'da Horasan bölgesindeki Nişapur kentinde doğdu. Horasan'dan Sivas'a geldi, sonra Amasya'ya giderek Baba İshak'a mürit ve halife oldu. Bir süre Kırşehir ve Kayseri'de kaldıktan sonra Hacıbektaş'a (eski Sulucakarahöyük) yerleşti.

    Selçuklular zamanında dinî-askerî bir topluluk olan Bâcıyânı Rum topluluğu önderlerinden Hatun Ana'yı evlât edindi. Şeyhi Baba İshak'ın Selçuklulara karşı ayaklanması sırasında Baba İshak'la birlikte Hacı Bektaş'ın kardeşi Menteş de Sivas'ta öldürüldü.

    Bektaşî Babası

    Hacı Bektaş ayaklanmadan arta kalan Batınîleri çevresine toplayarak onlara baş oldu. Müritleri tarafından «kalenderler piri, abdallar serveri» sayıldı. Sonraları bütün şiîbatınî zümreleri içinde toplayan onun tarikatına Bektaşîlik adı verildi.

    Hacı Bektaş, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan önce yaşadı ve öldü. Ama Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında Anadolu'da yaygın bir örgüt olan ahilikte her esnaf zümresinin kendini bir pir'e bağlaması gelenekti. Ahilerin seyfî (kılıçlı) kolu olan Alp Erenler de Hacı Bektaş'ı kendilerine pir edindiler; yeniçerilerin piri olduğu rivayeti bundan çıktı.

    Bir Bektaşî dervişinin (Ali oğlu Musa) XV. yy.da yazdığı Bektaşi Velâyetnamesi Hacı Bektaş'ın hayatını olağanüstü menkıbelerle anlatır; onun çocukluğundan başlayarak birçok keramet gösterdiğini hikâye eder.

    Bektaşî tarikatının merkezi, Nevşehir iline bağlı Hacıbektaş kasabasıdır. 1924 yılında tekkeler ve tarikatlar yasaklanıncaya kadar Müslüman dünyasındaki bütün Bektaşîlerin başı sayılan Hacı Bektaş Veli'nin, halifesi burada otururdu; Hacı Bektaş Veli burada gömülüdür. Hacıbektaş'ta bugün de bütün bölümleri yerli yerinde duran büyük bir Bektaşî dergâhı vardır.

    Bektaşilik


    Hz. Muhammet'i mürşit, halife Ali'yi rehber. Hacı Bektaş Veli'yi pir tanıyan bir tarikattır. Hacı Bektaş tarafından kurulmuş, esasları Hacı Bektaş'ın Makalât adlı eserinde anlatılmıştır Bu eserin Arapça aslı bulunamamıştır. XIV. yy.da yapılmış bir tercümesi vardır. Bunda hırka, sakalık erkâr miyanbestlik, dört tekbir, gülbank ve Bektaşiliğe ait bütün bilgiler bulunmaktadır.

    Bektaşiler Caferi mezhebindendir. Peygamber ailesine aşırı sevgi duyar, Muharrem'de yas tutar, Ali'nin doğum günü saydıkları Nevruz'da bayram yapar, saz çalıp nefesler okurlar. Bektaşîlikte ahlâk verilen söze dayanır: «Elini tek, dilini pek, belini berk tut». Bektaşî şiir ve müziği de ünlüdür ve Türk şiir ve müziğinin önemli bir dalıdır.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  6. #46
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Dinler Tarihi

    Hıristiyanlık « Dinler Tarihi

    «Hıristos» da denen (Yunanca «khristos», kutsanmış'tan) İsa Peygamber'e inananların ve öğretisini benimseyenlerin dinidir. İsa, Roma imparatoru Augustus zamanında Yahudiye'de (bugünkü Filistin), Beytüllahm'da Bakire Meryem'den doğdu. 30 yıl kadar sonra, Kudüs'te imparator Tiberius'un saltanatı döneminde çarmıha gerilerek öldürüldü.

    Mesaimin kapsamı ve özgünlüğüyle ilgi çeken İsa, Hıristiyanlarca (bugün l milyardan fazladır) İnciri, yani sınırsız bir merhamet yoluyla insanların nasıl kurtulacağını bildiren «Mü j de »yi öğretmek üzere dünyaya indirilmiş, Tanrı'nın oğlu kabul edilir.

    İsa'nın öğretisi köklerini Yahudi dininden alır. O, yaşadığı sürece Yahudi yasalarını kaldırmağa çalışmadı, kendisi de o yasalara uydu. Her zaman, Tanrı sevgisinin (bu sevgi onun için,insan sevgisinden ayrılmaz) basit bir görünüşün ötesinde geliştiğini ve «ruhun sözden (kelâm) üstün olduğunu» göstermeğe çalışmıştı.

    Kendisine ilk iman edenler (havariler) Yahudiler arasından geliyordu, ama, çarmıha gerildikten, göğe çekilip tanrısal ruhun nefesiyle yeniden dirildikten sonra, onun havarileri anladılar ki, «Müjde» yalnız Yahudiler için değil, bütün insanlar içindir.

    Asyalı bir Yahudi olan havari Paulus, Hıristiyan olduktan sonra, İsa dinini Yahudi olmayan ülkelere götürmekle görevlendirildi. 45 yılından başlayarak (İsa'nın ölümünden on iki yıl kadar sonra), Küçük Asya ve Yunanistan'ı dolaştı, oralarda birçok Hıristiyan topluluğu kurdu. Roma'da, İsa havarilerinin başkanı olan ve günün birinde Vatikan'da işkenceyle öldürülen Petrus ile buluştu. Petrus'un öldürüldüğü yere yapılan mezarı, daha sonra, Hıristiyan dininin merkezi sayıldı (Vatikan).

    İlk Hıristiyanlar


    İncil dininin yayılması, o tarihlerde, uçsuz bucaksız Roma İmparatorluğu'nda hüküm süren barıştan ve bu barışın yarattığı ulaşım kolaylıklarından yararlandı. Bütün inanışları hoşgörüyle karşılayan Roma Devleti, Hıristiyanlara vahşîce eziyet etti. Aslında Roma, kendi bakımından haklıydı; köleleri bile bağrına basan ve tek bir Tanrı tanıyarak, imparatorluğun tanrılığım inkâr eden bir dine göz yumamazdı.

    Ama bu güç dönem 310 yılı sonlarına doğru, imparator Constantinus'un. rakiplerini yenerek Hıristiyanları himayesine almasıyla ve Milano Fermanı'nın (313), tam bir iman özgürlüğü tanımasıyla son buldu. 330'da, Constantinus imparatorluğun ikinci başkenti Konstantinopolis'i (İstanbul) kurdu; bu «Yeni Roma», bir din merkezi oldu ve doğu Hıristiyanlarını, Roma yerine, kendine çekti.

    Bizans imparatoru ile dört patriğin (en önemlisi Konstantinopolis patriğiydi) çevresinde toplanan doğu Hıristiyanları, bambaşka bir anlayışta gördükleri Latin kardeşlerini kendilerine her gün biraz daha yabancı buluyorlardı. Üstelik, Konstantinopolis'te, imparator ile patrik, Hıristiyanların lideri olarak Roma'daki papayı tanımağa yanaşmıyorlardı.

    Papalık ve Batı Hıristiyanları


    Batıda da Hıristiyanlık kara günler geçiriyordu. X. ve XI. yy.larda, derebeylik töreleri kilise hiyerarşisine sızmış, kilise bağımsızlığını yitirmişti. Ama reformcu papaların etkinliğiyle kilise yavaş yavaş, İncil mirasının yöneticisi ve bekçisi görevine döndü.

    XIV. ve XV. yy.da, bu büyük kargaşalıklar (savaşlar, salgın hastalıklar) döneminde, 1378'den 1417'ye kadar batı kilisesinde biri Roma'da, biri Avignon'da iki papa aynı zamanda saltanat sürüyordu. Sonunda Roma Papalığı galip geldiyse de, Hıristiyan âleminde, çok zengin ve İncil ilkelerinden iyice uzaklaşmış bir kiliseye karşı gelişen geniş Reform akımını önleyecek gücü bulamadı.

    Protestanların Reformu

    Bir Sakson keşişi olan Martin Luther (1483-1546) haksız saydığı papalık otoritesine karşı çıktı. Milyonlarca Hıristiyan'ı ve Protestan'ı da birlikte sürükledi ve bunlar artık Rönesans'la yozlaşmış Roma'ya boyun eğmek istemediler. İşe hükümdarlar karıştı ve korkunç din savaşları, XVI. ve XVII. yy.larda Avrupa'yı kasıp kavurdu. Luthercilik özellikle Almanya ve İskandinavya'da iyice yerleşti.

    Başka bir Protestan, Fransız Jean Calvin (1509-1564) ise İsviçre ve sonra da Fransa'da dinde Reform hareketini geliştirdi. Kalvinizm Hollanda ve İskoçya'da iyice yerleşti.

    İngiltere'de Protestanlık, Henry VII Fin kızı kraliçe Elizabeth I sayesinde, kendine özgü bir ulusal kilise, (Anglikanizm) biçimini aldı.
    Otuzyıl Savaşı'nın (din savaşlarının sonuncusu) bitiminde, Vestfalya Antlaşmaları imzalanırken (1648) batı Hıristiyanlığı dağılmış, doğu Hıristiyanlığı ise (Rusya dışında) Türklere boyun eğmişti.

    XVII. yy., İtalya'da, İspanya'da ve özellikle Fransa'da, maneviyatçılığın parlak bir canlanışına sahne oldu. Ama XVIII. yy.da (aydınlık yüzyıl ve Voltaire yüzyılı) yenilgiye uğradı.

    Bu anlayış, Hıristiyanlık anlayışına, yani Hıristiyan inancının herkesçe tanınmasına dayandırılmış bir uygarlığa indirilen öldürücü darbe 1789 Fransız Devrimi'yle zafere ulaştı. XIX. yy.da bilim ve tekniğin kaydettiği ilerlemeler, kiliseleri çağdaş toplumdan ayıran uçurumları genişletti.

    Balık ve Kuzu

    Yunanca balık ichthus'tur; bu sözcük belki de «İsa-Hıristos, Tanrı'nın oğlu, kurtarıcı» anl***** gelen lesous CHristos THeou Uios Sâter kelimelerinin baş harflerinden oluşturulmuştur. Bunun içindir ki, ilk Hıristiyanların sığındığı Roma katakomplarında balık, duvar resimlerinde İsa'yı tasvir eder.

    Saflığın ve temizliğin simgesi olan kuzu da, dünyanın günahlarını ödemek üzere kurban edilmiş İsa-Hıristos'u temsil eder. Kuzu ve balık ilk yüzyılların baskı altındaki Hıristiyanlarınca birbirlerini tanıma işareti, «parola»ydı.

    Bir Milyarı Aşkın Hıristiyan


    Hıristiyan dinine mensup olanların sayısı, günümüzde 1,043,000,000'u bulmuştur. Bunların dağılımı şöyledir: Katolikler (624,000,000), Ortodokslar (124,000,000), Protestanlarla Anglikanlar (295,000,000).



    (Solda) İsa'nın Vaftiz Edilişi. (Ravenna mozaiği, VI. yy.). Bu ve benzeri törenler bazı dinlerde çocuğun topluma katılma simgesi sayılır. Birçok Hıristiyan ülkede vaftiz kayıtları uzun süre nüfus kütüğü yerine geçmiştir.

    (Ortada) Martin Luther vaaz kürsüsünde, bir Alman duvar halısından bölüm.

    (Sağda) Jean Calvin'in bir portresi. Özel koleksiyon, Cenevre.



    Hıristiyanlar başlangıçta korkunç işkencelere göğüs gerdiler: sağdaki tablo bu yolda işlenen cinayetleri gösteriyor. Solda, 24 ağustos 1572 gününe rastlayan Saint-Barthelemy katliamı.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  7. #47
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Dinler Tarihi

    Yılbaşı ve Noel

    Yılın birinci günü ve Hıristiyanların, İsa'nın doğum gününü kutladıkları yortudur. Türkiye'de yılbaşı 1935 yılından beri tatil günüdür. Bu tatil, 31 aralık öğleden sonra başlar, l ocak akşamı sona erer. 31 aralığı 1 ocağa bağlayan gece yeni yılın kutlanması da, Hıristiyanlarca yüzlerce yıldan beri bayram kabul edilen Noel yortusu'na özenilerek edinilmiş yeni bir alışkanlıktır.

    Noel


    Gece yarısı ayini, ışıklarla donatılmış çam dalları, hediyeler, gece yarısı yemeği gibi gösterilerle kutlanan bir din ve aile bayramı olan Noel (Latince natalis[dies], doğum [gün]'ünden) her yıl 25 aralıkta, İsa'nın Beytüllahm'da bir ahırda dünyaya gelişini anmak için milyonlarca Hıristiyan tarafından kutlanır.

    Aslında bu tarih ta Îlkçağ'dan beri, kış gününü, Güneş'in doğuşunu selâmlamak amacıyla çeşitli eğlenceler düzenlenerek karşılanırdı. Eski Mısırlılar da, aynı gün, ışığı temsil eden yeni doğmuş bir çocuğu kutsarlardı. Tanrı Mitra'ya tapan Eski İranlılar ise 25 aralığı kutlarlardı. Roma'da bu tarih solis invicti (yenilmez Güneş) günüydü. IV. yüzyılda Hıristiyan kilisesi, kaybolacağını umduğu bu putatapar inancının yerine, aslında gerçek tarihi bilinmeyen İsa'nın doğumunu kutlamayı koydu.

    Kutsal ve Din Dışı


    Noel şimdi ayinlerle ve halk âdetleriyle kutlanan dinsel bir bayramdır. Noel töreninde kullanılan yemlik, sözde çocuk İsa'nın, yakınları ve hayranları, çobanlar ve Zerdüşt rahipleriyle birlikte bulunduğu Beytüllahm'daki ahırın simgesidir.

    Çiçeklerle, mumlarla, rengârenk süslerle bezenen çam ağacı, Kel t papazlarının tanrılarına sungularını astıkları meşe ağacının yerini almış, sonra bu ağaç Ortaçağ'da, dinsel konulu sahne eserlerinde cennet ağacı olarak ortaya çıkmıştır.

    Noel Baba efsanesi ise çok yenidir, XVII. yüzyılda İngiltere'de ortaya çıkmıştır. Binlerce çocuk, üstü karla kaplı ve başlıklı kırmızı bir palto giymiş olan bu beyaz sakallı ihtiyarın, ayakkabıların içine oyuncak koymak için bacadan girdiğine inanır. Belçika gibi bazı ülkelerde Noel Baba yerine ermiş Nicolaus'un armağanlar dağıttığına inanılır.

    Bir çocuk ve oyuncak bayramı olan yılbaşı ve Noel, günümüzde zengin ülkelerde verimli işler yapmayı sağlayan bir ticarete vesile olmaktadır. Bugün Hıristiyan ülkelerdeki insanların pek çoğu Noel'i sadece hediye alıp vermeğe ve iyi bir yemeğe vesile olduğu için kutlamaktadır.

    Noel Ateşi


    Kuzey ülkelerinde eskiden geleneğe göre, her evde bütün Noel gecesi boyunca Güneş'in geriye dönüşünü hatırlatmak için kocaman bir odunun yakılması âdetti, İsveç'te bugün de genellikle ocaklarda yakılmakta olan bu odunun yerini bazı Batı Avrupa ülkelerinde, 24 aralık akşamı, yani Noel günü ailece yenmek üzere yapılan Noel pastası almıştır.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  8. #48
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Dinler Tarihi

    Totemizm


    Totemizm yaygın kullanımında, bir totem etrafında örgütlenmiş bir dini ifade etmektedir. Totem, bir kabilenin atası olarak kabul ettiği ve adını taşıdığı bir hayvan veya bitkidir. Çoğu kez kutsal bir nitelik taşıyan kabilenin atası, kabilenin yasaklar sisteminin de temel dayanağı olmaktadır.

    Ancak günümüzde etnologlar, totemizmi salt bir din olarak görmemektedirler. Etnologların temel ilgi konularından birisi, modern olmayan ya da ilkel toplumlardaki düşünce biçimidir. Bu düşünceler, bazı yazarlara göre canlı varlıkların iki temel öğesi olan 'ruh' ve 'beden' arası ilişki üstüne temellenmektedir.

    Zira ruh ve beden arasında süreklilik veya süreksizlik bulunduğunu kabule göre farklı anlayışlar ortaya çıkmaktadır. Bunlardan totemizm, bir hayvan veya bitki kümesini, bir insan topluluğuyla ilişkilendirmekte ve insanlar ile insan olmayanlar arasında ruh ve beden bakımından bir özdeşlik olduğunu savunmaktadır.

    Buna karşılık, örneğin samanlıkta rastlanan 'animizm', insan olan ve olmayanlar arasında bir ruh birliği olduğunu, ancak bunların beden bakımından farklılaştığını öne sürmektedir. Sihirsel düşüncelerde rastlanan 'analojizm' ise, insan olan ve olmayanlar arasında sadece bir benzerlik bulunduğunu, ancak ruh veya beden bakımından bir özdeşlik olmadığını savunmaktadır.

    Oysa, modem düşüncenin özü sayılabilecek 'natüralizm', insan ile canlılar dünyası arasında maddesel planda bir süreklilik bulunmakla birlikte, spiritüel veya kültürel planda bir süreksizlik olduğu kabulüne dayanmaktadır.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  9. #49
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Dinler Tarihi

    Şamanizm


    Şamanizm terimi, daha ziyade Sibirya, Moğolistan ve komşusu olan coğrafyada yaşayan halkların doğa kültüyle karakterize edilen dinlerine göndermektedir.

    Şamanizm, esas olarak avcı toplumlarında bulunan bir düşünce tarzıdır. Bu anlayışta, hayvanların ve bitkilerin bir takım 'ruh'lar barındırdığına ve bu ruhların doğaya can verdiğine (hayvanların üremesi, bitkilerin büyümesi, yağmurun yağması, şimşeklerin çakması, vb.) ya da tam tersine ölüme götürdüğüne inanılmaktadır. Şamanlar, belirli anlarda (törenler) transa girerek bu ruhlarla temasa geçme yeteneğine sahip kişilerdir.

    Dortier'e (2000) göre, şamanizm, evrimci antropologlar tarafından insanlığın, totemizmin ardından gelen ilk dinlerinden biri sayılmıştır. Bazı yazarlar samanların trans halini merkeze alan açıklamalar yapmış ve şamanlar, akıl hastalarına, trans halleri de histeri veya epilepsi krizlerine benzetilmiştir. Ancak daha yakın yıllarda, trans halinin mizansen yanı üstünde durulmuş ve transın, diğer insanları etkilemeye yönelik bir gösteri olduğu vurgulanmıştır. Bazı yazarlar, trans halini, uyuşturucu özelliği bulunan ve halüsinasyon yaratan çeşitli bitkilerin kullanımına bağlamıştır. Diğer bazıları da, mağaralardaki prehistorik resimlerle şamanlar arasında ilişki kurmuştur.

    Şamanizm zaman içinde bir anlam genişlemesine uğramıştır. Nitekim, coğrafyası büyümüş, kehanette bulunma, hastaları iyileştirme ve benzeri bir dizi sihirsel-dinsel pratikleri de içerecek şekilde kapsamı genişlemiştir. Dortier, günümüz Batı dünyasında geleneksel yaşam sanatı ve bilgileri çerçevesinde bir 'şamano-manyak' modasının yayıldığını, atavi pratiklerin bilgisine ve psişik keşif kapasitesine sahip samanların yeniden itibar kazandığını öne sürmektedir (Kaynak: Dortier, 2002; Sciences Humaines).

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

  10. #50
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye dogangunes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2007
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Kadin
    Mesaj
    17.801
    Rep Gücü
    137443

    Cevap: Dinler Tarihi

    Dionysos ve Orphik Din


    Ruh göçü Yunanistan'da "Orphik" denilen dini bir akıma paralel olarak ortaya çıkmıştır. Orphik kelimesi efsanevî bir şarkıcı olan Orpheus'un adından gelir. Ancak bu akımın adından çok, asıl kendisi dikkat çekicidir. Orphik dininin Tanrısı Yunanistan'a kuzeyden, Trakya'dan gelmiş olan Dionysos'tur. Tanrı huzurunda, bağ kütüğü (asma) kutsaldır.

    Bir başka deyişle: Dionysos kendinden geçme ve sarhoşluk durumlarını kutsar. Bu dinin inananları kendinden geçme ve sarhoşluk durumunda Tanrıya tapınırlar. Oysa Homer döneminin Tanrıları, herşeyden önce, karşımıza idealleştirilmiş insan biçimlerinde görünürler.

    Bu klâsik dönemde Tanrılara tapınmak için muhteşem ve aydınlık tapınaklar yapılır ve tapınmalar ölçülü törenler biçiminde olurdu. Yunanistan'ın klâsik dönemindeki tapınma biçimleri ile Dionysos dininin tapınma biçimleri, biri ötekinden kesinkes ayrıdır. Dionysos'a özellikle geceleri fener alayları düzenlenerek büyük bir coşku ile tapınılır. Bu tören sırasında özellikle kadınlar kendilerinden geçer (cezbe hali). Bu dinî inanışa göre, insan ancak kendinden geçerek Dionysos ile birleşebilir.

    Orphik dinin bu tipik niteliğine birşey daha eklemeliyiz: Mythos'a göre Dionysos ölmüş ve sonra da yeniden dirilmiş olan bir Tanrıdır. Yani Dionysos, önce ölüme baş eğen, sonra da ölümün kucağından yaşam fışkırtan bir Tanrıdır. Ölen ve yeniden dirilen Tanrı kavr***** tarih boyunca sürekli tanık oluyoruz. Ayrıca, dinler tarihinde bu kavram ile birlikte, böyle ölüp dinlen bir Tanrıya inanan kişilerin, kendilerinin de Tanrının ulaştığı sona ortak olacağı görüşü hâkimdir.

    Yani, bu kişilerin de öldükten sonra yeniden dirileceği inancı vardır. İşte bu inanç Orphik dininin ana kavramını oluşturur. Bu din aynı zamanda ruhun evrimine de inanmayı gerektirir. Çünkü insan ölümden sonra yeniden dirildiğinde; insan, hayvan, bitki olarak çeşitli kılıklarda dünyaya gelebilir.

    kaynak
    Konu dogangunes tarafından (23-04-2009 Saat 02:24 AM ) değiştirilmiştir.

    Her Hakkım Saklıdır®
    |l|lllll|lll||ll||lll||ll||
    ³³°¹³²¹³ °¹²¹²²³
    © σяigiиαL-ρяσfiLє ®

    Supermeydan

5. Sayfa, Toplam 5 BirinciBirinci ... 345

Benzer Konular

  1. Pozitivizm ve dinler
    mopsy Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 08-10-2011, 10:41 PM
  2. Din,Dinler bölümü kapatılmıştır
    YukseLL Tarafından Duyurular-SSS Foruma
    Yorum: 33
    Son mesaj: 24-12-2010, 04:04 PM
  3. Hak dinler
    bziya Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 20-09-2009, 09:58 PM
  4. Dünyadan garip dinler ve inanışlar
    carloss Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 05-08-2009, 11:51 AM
  5. Gönül Ferman Dinler mi?
    Nil@y Tarafından Ask ve Sevgi Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 24-10-2007, 10:52 AM
Yukarı Çık