Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 Toplam: 7
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Uydurma Hadisler

    Selam!

    MUHADDİS MUHAMMED NÂSİRUDDİN EL-ALBÂNİ’NİN BU SERİSİNDEN SEÇME RİVÂYETLER

    4. Ebediyen yaşayacakmış gibi dünyan için çalış, yarın ölecekmiş gibi de ahiretin için çalış

    ( اعمل لدنياك آأنك تعيش أبدا، واعمل لآخرتك آأنك تموت غدا )

    Merfû olarak aslı yoktur. Ancak son zamanlarda halk arasında şöhret bulmuştur.

    5. Gerçekten Allah kulunu helâl şeyin talebinde yorgun olarak görmeyi sever

    ( إن الله يحب أن يرى عبده تعبا في طلب الحلال )

    Uydurmadır. Ravilerinden olan Muhammed b. Sehl el-Attâr hadis uyduran birisidir.

    6. Ümmetimden iki sınıf salâha ererse, insanlar da salâha erer: yöneticiler ve âlimler

    ( صنفان من أمتي إذا صلحا صلح الناس: الأمراء والفقهاء، [وفي رواية: العلماء])

    Uydurmadır. Râvilerinden olan Muhammed b Ziyâd el-Yeşkurî hakkında Ahmed b Hanbel; yalancı olup hadis uydurduğunu söyler. Buna rağmen Gazzâlî İhyâsın darivâyeti Allâh Rasûlû (s.a.s)’e nisbet eder!

    15. Kim Kabe’ye hacca gider de beni ziyaret etmezse, bana eziyet etmiştir

    ( من حج البيت، ولم يزرني ؛ فقد جفاني )

    Uydurmadır.

    Râvilerinden olan Muhammed b.Muhammed b. Nu’mân güvenilir ravilere söylemediklerini nisbet eder. Dolayısıyla ez-Zehebî19[19] rivayetin uydurma olduğunu söylemiştir. es-Sagâni20[20] ve eş-Şevkâni,21[21] uydurma hadisleri topladıkları kitablarına bu rivayeti de dahil etmişlerdir. Bu rivayetin uydurma olduğu rivayetin metninden de anlaşılmaktadır. Çünkü Allâh Resûlu (s.a.s.)’e yapılan kabalık eğer küfür değil ise büyük günahlardandır. Dolayısıyla (s.a.s.)’i ziyaret etmeyen büyük günah işlemiş olur. Bu da, bu ziyaretin hac gibi farz olduğunu gerektirir ki, böyle bir şeyi hiç bir müslüman söyleyemez. Eğer Allâh Resûlu (s.a.s.)’in ziyareti bizi Allah’a yaklaştıran bir ibadet ise, ilim ehline göre bu istihbabı geçmez. Dolayısıyla onun kabrini ziyaret etmeyen nasıl olur da ondan yüz çevirmiş ve ona karşı kaba davranmış olsun?

    16. Her kim beni ve babam İbrahimi bir sene içerisinde ziyaret ederse, cennete girer.

    ( من زارني وزار أبي إبراهيم في عام واحد ؛ دخل الجنة )

    Uydurmadır.
    Ez-Zerkeşi22[22] rivayetin uydurma olduğunu ve hadis ehlinden hiç kimsenin bunu rivayet etmediğini söyler. Suyûtî23[23] de İbn Teymiyye ve Nevevi’nin, rivayet hakkında uydurma ve aslının olmadığına dair sözlerini aktarır.

    17. Kim hacca gider ve ölümümden sonra kabrimi ziyaret ederse, o kişi beni hayatımda ziyaret etmiş gibidir.

    ( من حج، فزار قبري بعد موتي ؛ آان آمن زارني في حياتي )

    Uydurmadır.
    Râvilerinden olan Leys b. Ebi Suleym, şuuru bozulduğu için karıştırmıştır, dolayısıyla zayıf addedilmiştir. Hafs b. Süleyman ise, Hâfız İbn Hacer’in dediği gibi, hadisleri terkedilmiştir. İbn Ma’în onun yalancı olduğunu söyler.

    Şeyhul-İslâm İbn Teymiyye25[25] şöyle der: «Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kabrinin ziyaretine dair gelen hadislerin hepsi zayıftır, dinde bu tür rivayetlere güvenilmez. Dolayısıyla bu rivayetleri, sahih hadisleri rivayet edenler ve sünen sahibleri almamışlardır. Bunları; çokça zayıf hadis rivayetinde bulunan ed-Dârekutni ve el-Bezzâr gibileri kitaplarına almışlardır». İbn Teymiyye yukarıdaki hadisi zikreder ve sonra da şöyle der: «Bu rivayetin yalan olduğu gün gibi açıktır. Müslümanların dinine de terstir. Çünkü mümin olarak onu hayattayken ziyaret eden, Onun sahabelerinden olur, özellikle O’na hicret eden muhacirler ve Onunla cihad eden mucahitlerden ise. Resul (s.a.s) den sabit olan bir hadiste, şöyle der: (Ashabıma dil uzatmayın, nefsim elinde olana yemin olsun ki, sizden biriniz Uhud dağı kadar altın infak etse, onlardan birinin ne bir avucuna ne de yarım avucuna erişir)26[26]. Dolayısıyla sahabeden sonra gelen bir kişi, beş vakit namaz, cihâd , hac, salât ve selâm gibi farzları yerine getirse bile, sahâbe gibi olamaz. Dolayısıyla nasıl olurda müslümanların ittifakıyla vacib olmayan Allâh Resusu (s.a.s)’in kabrinin ziyareti amelini işleyerek kişi, böyle bir dereceye ulaşmış olsun? Aksine o kabir için özel olarak yolculuğa çıkmak meşru olmadığı gibi yasaklanmıştır da. Ancak Allâh Resulu (s.a.s)’in mescidinde namaz kılmak için yolculuğa çıkmak müstehabtır.» Konu ile ilgili sahîh hadîsi Buhâri, Müslim ve diğer Sünen sahipleri tahriç etmiştir, lafzı şöyledir: « Ancak üç mescid için yolculuğa çıkılır; Mescid-i Haram, Mescid-i Resûl ve Mescid-i Aksâ. » Allah’a yaklaşma maksadıyla ancak bu üç mescid için sefere çıkılır. Bu üçünün dışında hiç bir peygamber ve salih kişilerin kabirleri, türbe, yatır, mubârek yer ve mescidler için sefere çıkılmaz. Sahâbe bunu böyle anlamıştır. Sahih isnadlı bir eserde; Ebû Basra el-Gifârî Ebû Hureyre ile karşılaşır. Ebû Hureyre’ye; « nereden geliyorsun »? der, o da, « Tur’dan orada namaz kıldım » der.

    Bunun üzerine Ebû Basra şöyle der: « Eğer sana daha önceden yetişseydim gitmezdin, çünkü ben Resûl (s.a.s)’i şöyle söylerken işittim: « Ancak üç mescid için yolculuğa çıkılır; Mescid-i Haram, bu mescidim ve Mescid-i Aksâ »27[27] El-Ezraki’nin28[28] tahriç ettiği sahih bir rivayette, Kaz’a şöyle der: « Tur’a doğru çıkmak istedim, bunu İbn Umer’e sordum, o da Nebi (s.a.s)’in ne dediğini duymadın mı », diyerek yukarıdaki hadisi zikreder. Ardından da; « Tur’u bırak oraya gitme » der.

    18. ( Her kim baba ve annesinin kabrini her cuma ziyaret eder, o ikisinin veya babasının yanında Yâsin (suresini) okur ise, her âyet ve harfin sayısınca günahları affolunur.)

    ( من زار قبر والديه آل جمعة ، فقرأ عندهما أو عنده [ يسن ] ؛ غفر له بعدد آل آية أو حرف )

    Hadis uydurmadır.
    Râvilerinden olan Amr b. Ziyâd’ın hadis uydurduğunu ed-Dârekutnî ve İbn Adiy zikreder. Dolayısıyla İbn Adiy mezkûr rivâyet hakkında; « batıldır bu isnâd ile bir aslı yoktur » der. İbnu’l-Cevzi30[30] kitabında bu rivâyeti zikreder. Bu rivâyet, kabirlerde Kur’ân okumanın mustahab olduğuna delil olarak getirilir. Ancak sahih sünnette bunu destekleyen hiç bir delil yoktur. Sahih sünnete göre, kabir ziyaretlerinde meşru olan, onlara selâm vermek ve ahireti hatırlamaktır.

    Müslim ve diğerlerinin rivayet ettikleri hadiste Aişe (r.a), Allâh Resûluna (s.a.s) kabir ziyareti esnasında ne söyleyeceğini sorar, O da şöyle söyle der: (Bu diyarın mümin ve müslüman olan ehline selâm olsun, Allâh bizden öncekileri ve sonrakileri affetsin. Allâh’ın izniyle bizler de sizlere ulaşacağız.)

    Evet Aişe validemiz kabir ziyareti esnasında ne söyleyeceğini sorar, Allâh Resûlu (s.a.s)’da ona duayı öğretir. Fâtiha, Yâsin sûrelerini veya üç tane İhlâs sûresi okuyacağını öğretmez. Bu sûrelerin okunması meşru olsaydı Allâh Resûlu (s.a.s) bunu gizlemezdi. Çünkü ihtiyaç anında beyanın geciktirilmesi câiz değildir. Eğer Allâh Resûlu (s.a.s) bunlardan bir şey öğretmiş olsaydı bu bizlere ulaşırdı. Başka bir hadiste şöyle gelir: ( Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, çünkü şeytan Bakara suresinin okunduğu evden kaçar.)31[31]
    Diğer bir hadiste: ( Evlerinizde namaz kılın, kabirlere çevirmeyin.)32[32] Allah Resûlu (s.a.s), kabirlerin Kur’ân okuma ve namaz kılma yeri olmadığını bizlere bildirmiş, onun için de evlerde Kur’ân okunmasını ve nafile namaz kılınmasını teşvik etmiştir. Evlerin, Kur’ânın okunmadığı kabirlere çevrilmesini de yasaklamıştır. Dolayısıyla kabristanda Kur’ân okunmasını Ebû Hanîfe, Mâlik ve diğer selef alimleri kerîh görmüşlerdir. Sunen’in sahibi olan Ebû Dâvut şöyle der: « Ahmed’e kabirde Kur’ân okunması hakkında soruldu, o da ‘okunmaz’ dedi »

    Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye şöyle der: « Şafii’den bu konu hakkında bir söz sabit değildir, bu da onun kabristanda Kur’ân okunmasını bid’at saydığı içindir »34[34]. İmam Mâlik şöyle der; « Bunu yapan birisini bilmiyorum, dolayısıyla sahâbe ve tabii’nin bunu yapmadığı ortaya çıkar ». Diğer taraftan Hallâl’ın rivayetinde, İbn Umer’in definden sonra kabri başında Bakara suresinin başı ve sonunun okunmasını vasiyet ettiğine dair gelen eser sabit değildir. Olsa bile, ona has bir fiildir. Peygamberimizden (s.a.s) konu hakkında böyle bir şey bize ulaşmamıştır. Bundan dolayı bu delil olamaz. Yine İbn Ebi Şeybe’nin zikrettiği başka bir eserde, Şa’bî şöyle der: « Ensar ölünün yanında Bakara suresini okurlardı ». Senedindeki Mucalid b. Saad yüzünden rivâyet zayıftır. Ayrıca İbn Ebî Şeybe rivayete şu başlığı koymuştur; « Ölüm döşeğinde iken hastanın yanında ne söyleneceği babı». Diğer taraftan Hallâl ve Deylemî’nin rivâyet ettikleri uydurma bir rivayette, ( Her kim kabristana uğrar ve Kul Huvallâhu Ahad’ı on bir kere okur, ecrinide ölülere bağışlar ise, ölülerin sayısı kadar ona sevab verilir.) ez-Zehebî, İbn Hacer, es-Suyûtî ve İbn Arrâk rivayetin uydurma olduğunu söylemelerine rağmen, Merâki’l- Felâh’ın üzerine yazdığı haşiyede Tahtâvî, bu uydurma rivayeti kabristanda Kur’an okunacağına dair delil getirir!!! Müslümanın üzerine düşen, sünnete yapışıp bid’attan kaçınmasıdır. Velev ki insanlar bid’atı güzel görselerde. Çünkü her bid’at dalâlettir.

    19. Yaşlı kadınların dinine yapışın

    ( عليكم بدين العجائز )

    Bunun aslı yoktur.
    Buna rağmen Gazâli İhyâ35[35] da rivâyeti Allâh Resûlu (s.a.s)’e nisbet eder! İhyâ üzerinde tahriç çalışması yapan el-Irakî, avamın bu rivayeti dilinde dolaştırdığını, sahih ve zayıf bir aslının olmadığını söyler.

    20. Ümmetimin ihtilafı rahmettir

    ( اختلاف أمتي رحمة )

    Bunun aslı yoktur.
    Muhaddisler bu rivayetin senedini bulmak için çokça gayret sarfetmelerine rağmen bunda muvaffak olamamışlar. es-Subki şöyle der: «Muhaddislerce bu rivayet bilinmemektedir, ben rivayetin ne sahih ne zayıf ne de uydurma bir senedini bulamadım.» Ayrıca rivayet, manâ olarak da, muhakkik alimler tarafından münker görülmüştür. İbn Hazm36[36] şöyle der; « Bu söylenen en kötü sözlerdendir, çünkü eğer ihtilaf rahmet olursa o zaman ittifak ta gazab olur. Hiç bir müslüman da bunu söylemez. Çünkü ya ittifak ya da ihtilaf veya rahmet ya da gazab vardır.»

    Bu rivayetin kötü izlerinden birisi de, bir çok müslümanın aslı olmayan bu hadis sebebiyle, dört mezheb arasındaki şiddetli ihtilafları kabul etmesidir. İhtilafa düştükleri konularda Kur’an ve sahih sünnet’e katiyen dönme çabasında bulunmazlar. Aslında imamları (Allah onlardan razı olsun), onlara Kur’an ve sahih sünnete dönmelerini emretmişlerdir. Ancak mukallidler dört mezhebi çeşitli şeriatlar şeklinde görmekteler. Böylece şeriat’a zıtlık nisbet etmiş olmaktalar! Bu durum bu tür ihtilafların Allah’tan olmadığını gösteren en büyük delildir. Allah’ın; ( Eğer o, Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok ihtilâf (tutarsızlık) bulurlardı.)37[37] ayetini düşünselerdi bu tutarsızlığın, bu çelişkinin Allah’tan olmadığını anlarlardı. Sonra nasıl olurda mezheblerin aralarındaki birbirlerine zıt ihtilaflar uyulan bir şeriat ve indirilen bir rahmet olabilir?! Aslı olmayan bu hadis sebebiyle müslümanlar, dört mezheb imamından sonra günümüze kadar, bir çok itikadî ve amelî meselelerde ihtilaf etmeye devam etmişler. Eğer onlar, bir çok Kur’an ayetinin ve hadislerin kötülediği ve İbn Mesud’un da şer olarak vasfettiği ihtilafı kötü görselerdi elbette ittifaka koşarlar, çoğu konularda da doğruyu yanlıştan, hakkı da batıldan ayırırlardı. Sonra da aralarında olabilecek bazı ihtilaflardan dolayıda birbirlerini mazûr görürlerdi. Ancak niçin uğraşsınlar ki, zaten onlar ihtilafın rahmet, mezhebleride bu ihtilaflı haliyle çeşitli şeriatler olduğunu görmekteler?!

    Sözün özü şudur; dinde ihtilaf kötülenmiştir. Ondan kurtulmaya çalışmak gerekmektedir. Çünkü ihtilaf, ümmetin zayıflamasına sebebtir. Allahu Teala’nın dediği gibi: (Birbirinizle çekişmeyin, sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider.)38[38] Çekişme, ihtilaf’a rızâ göstermek ve bunun rahmet olduğunu söylemek, ayeti kerim’e ile çatışmaktadır. Bu konuyla ilgili, aslı olmayan bu rivâyetten başka hiçbir dayanakları yoktur.

    Devam edecek..........

    http://www.islah.de/sunnet/sun00002.pdf

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    21. Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidâyet bulursunuz

    ( أصحابي آالنجوم ، بأيهم اقتديتم ؛ اهتديتم )

    Bu hadis uydurmadır.
    Ravilerinden olan Sellâm b. Suleym yalancı olup, İbn Hibban’ın da dediği gibi uydurma hadisler rivayet etmiştir. Diğer bir râvi olan Hâris b. Gusayn ise bilinmemektedir. Buna rağmen Şa’rânî şöyle der:« Bu hadis hakkında muhaddisler (zayıflığına dair) konuşmuş olsalar bile, keşf ehline göre sahihtir! »40[40] Ancak Şa’rânî’nin bu sözü hiç şüphesiz batıldır! Çünkü keşf yoluyla hadislerin tashih edilmesi tasavvufi bir bid’attır. Bunu asıl kabul etmek, biraz önceki hadis gibi aslı olmayan batıl hadislerin sahih olduğunu kabule götürmesi demektir. Keşf, sahih olarak vukû bulur ise, en iyi durumda bile, rey ile aynı derecededir. Rey ise, hata da eder isabette edebilir. Tabi ki buna heva karışmamış ise bu böyledir. Allah’ın rızası olmayan herşeyden selâmet dileriz.
    El-Hatib’in41[41] rivayet ettiği daha uzun metinden oluşan diğer bir uydurma hadis hakkında es-Suyutî şöyle der: « Bu hadiste bazı faideler vardır, şöyle ki ; Resûl (s.a.s)’in kendisinden sonra furu’da ki ihtilafları haber vermesi onun mucizelerindendir, çünkü bu gaybtan haber vermektir. Ve onun buna rızası ve onayı sözkonusudur. Öyle ki bunu rahmet kılmış ve mükellefi istediğini almakta serbest bırakmıştır...»!
    Buna cevap olarak şöyle denir; önce es-Suyutî’nin rivayetin sahih olduğunu isbat etmesi gerekir ki, sonradan da o rivayetten hükümler çıkarabilsin.
    Bu rivayetin uydurma olduğuna bir başka delil de; nasıl olur da Peygamber (s.a.s) sahabeden olan her bir ferde uymamızı tavsiye edebilir? Kaldı ki sahabe arasında âlim olduğu gibi, ilimde orta seviyeli ve daha da aşağı olanlar vardı. Konuyla ilgili gelen rivayetlerin uydurma olduğunu söyleyen İbn Hazm şöyle devam eder: « Çünkü Allah Teala Peygamberi (s.a.s)’i ( O, arzusuna göre konuşmaz. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir)42[42] şeklinde nitelendiriyor ise, Peygamber (s.a.s.)’in şeria’ta dair bütün sözlerinin gerçek ve şüphesiz olarak Allah’tan geldiği anlaşılır. Allah’tan gelen şeyde de ihtilaf olmaz. Çünkü ayette ( Eğer o (Kur’an), Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı )43[43] buyurulmuştur. Allah ( Birbirinizle çekişmeyin ) ayetiyle bizlere tefrika ve ihtilafı yasaklar. Dolayısıyla sahabeden her birine tâbî olmamızı Allah Resulu (s.a.s)’in bizlere emretmesi imkansızdır. Çünkü sahabenin içerisinde birisinin helal kıldığını haram kılan bulunabilmektedir. Eğer durum böyle olsaydı, Semure b. Cundup’a uyarak içkinin satışı helâl olurdu. Ebû Talha’ya uyarak ta oruçlunun dolu yemesi helâl olurdu (orucu bozulmazdı). Bunlar diğer sahabelere tâbî olunduğunda da haram oluyor. İbn Hazm Allah Resulu (s.a.s)’in ölümünden önce ve sonraki dönemde sahabe’den sadır olan sünnete isabet edemedikleri bazı görüşleri uzunca anlattıktan sonra şöyle der; « Nasıl olurda hem hata hem de isabet eden bir kavmi taklid etmemiz caiz olur »? Konuyla ilgili diğer bir uydurma rivayette:

    22. Ehli beytim yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz

    ( أهل بيتي آالنجوم ، بأيهم اقتديتم ؛ اهتديتم )

    Uydurma
    Ravilerinden olan Ahmed b. Kâsım er-Reyyân hakkında ez-Zehebî, yalancı olduğunu söyler. Bu rivayet yalancı olan Ahmed b. Nubeyt nüshasındadır. Dolayısıyla İbn Arrâk44[44] rivayetin uydurma olduğunu beyan eder.

    24. Kim nefsini bilirse Rabbini de bilmiştir

    ( من عرف نفسه ؛ فقد عرف ربه )

    Bu sözün aslı yoktur.
    Hafız Es-Sehâvî şöyle der: « Ebû Muzaffer b. Sem’âni der ki: ‘Bu söz merfû olarak bilinmez, bilakis Yahya b. Muâz er-Razi’nin sözü olarak hikâye edilir.’ »48[48] en-Nevevi rivayetin sabit olmadığını söyler. Suyûtî49[49] de buna katılır. Şeyh Aliyyu’l-Kâri,50[50] İbn Teymiyye’nin rivayet hakkında uydurma dediğini nakleder. Kamûs’un sahibi Fiyruz Abâdî ise şöyle der: « Bu Nebevî hadislerden değildir, çoğu insanlar bunu Nebi (s.a.s.)’in hadislerinden sayarlar. Ancak aslı yoktur, bilâkis İsrailiyattandır: ‘Ey insan nefsini bil ki; Rabbini tanıyasın’.» İhtisas ehlinin hadis hakkındaki hükmü budur. Buna rağmen bazı son dönem Hanefî fukahâsı bu hadisin şerhi hakkında kitab yazmışlardır. Ayrıca ileride gelecek olup aslı olmayanآنت آنزا مخفيا ( Ben gizli bir hazineydim...) rivayetinin şerhi hakkında da özel bir risâle yazılmıştır. Bütün bunlar bu fukahâ’nın maalesef, hadisçilerin sünnete olan hizmetleri ve sünnete dışarıdan sokulanları arındırma gayretlerinden istifade etmek için çalışmadıklarını gösterir. Bunun içindir ki, kitaplarında zayıf ve uydurma hadisler çoktur.

    31. İsa’dan başka Mehdî yoktur.

    ( لا مهدي إلا عيسى )

    Hadis münkerdir.
    Muhammed b. Hâlid el-Cenedî hadisi; Ebân b. Sâlih’ten o da el-Hasen’den o da Enes’ten merfû olarak rivâyet etmiştir. Bu sened zayıf olup üç tane illeti vardır. İlki: el-Hasenu’l-Basrî hadisi an ane sigasıyla rivâyet etmiştir ve kendisi müdellistir. İkincisi: el-Hâfiz İbn Hacerî’n de belirttiği gibi Muhammed b. Hâlid bilinmemektedir. Üçüncüsü: Senedteki ihtilâf; bunu da el-Beyhakî belirtir. el-Beyhakî, Mehdî’nin çıkacağına dair gelen hadislerin hiç şüphesiz daha sahih olduğunu söyler. Bu nedenle ez-Zehebî el-Mizân’da bu haberin münker olduğunu bildirir. es- Sâgânî ise, eş-Şevkânî’nin62[62] naklettiği üzere, rivâyete uydurmadır der. Hâfız İbn Hacer63[63] de, bu hadisin Mehdî hadislerine olan muhalefetinden dolayı bunu kabul etmediğini işaret eder.

    Bu hadisi Kâdiyâniyye taifesi, iddia ettikleri peygamberlerine davet etmek için kullanırlar. Bu, sözde peygamber, kendinin peygamber olduğunu, sonrada son zamanda ineceği müjdelenen İsâ b. Meryem olduğunu iddia etmiştir. Yukarıdaki münker hadise binaen de İsâ’dan başka Mehdî’nin olmayacağını öne sürer. Anlayışı zayıf olan bir çok insan arasında bu kişinin daveti revaç bulmuştur. Zaten bâtıl olan her davet böyledir, ona sahip çıkıp davet eden insanlar hep bulunur.

    32. Müminin artığı şifadır.

    ( سؤر المؤمن شفاء )

    Bu sözün aslı yoktur. Bunun böyle olduğunu Ahmed el-Gazzî64[64] ifâde eder. el-Aclûnî65[65] de buna katılır.

    32. Mehdî, amcam Abbas’ın çocuğundandır.

    ( المهدي من ولد العباس عمي )

    Hadis uydurmadır.
    Râvilerinden olan Muhammed b. Velîd el-Kuraşî hadisi tek başına rivayet etmiştir. İbn Adiy, onun hadis uydurduğunu söyler. Ebû Arûbe ise onun yalancı olduğunu bildirir. el-Munâvî,67[67] İbnu’l-Cevzî’den naklederek aynı illetle hadisi cerheder. Böylece es-Suyûtî’nin bu hadisi el-Câmi’us-Sagir de nakletmesinin hata olduğu anlaşılmış oldu. Hadisin uydurma olduğuna dâir bir başka delilde; Allâh Resûlû (s.a.s.)’in başka bir hadisiyle çelişmesidir. Hadis şöyledir; ( Mehdî benim zürriyyetimden, Fâtıma’nın çocuğundandır.)68[68] Bu hadisin senedi ceyyid (iyi) olup bütün ravileri güvenilirdir.

    34. Hatib minbere çıktığında, namazda yoktur, konuşmakta

    ( إذا صعد الخطيب المنبر ؛ فلا صلاة ، ولا آلام )

    Bu rivâyet batıldır.
    Halk arasında bu lafızla şöhret bulmuş olup, bazı beldelerde minberlere dahi asılmıştır. Bu rivâyeti Taberânî el-Kebir’de İbn Umer’den merfu olarak rivâyet etmiştir. Rivâyetin lafzı şöyledir: (Biriniz mescide girdiğinde imam minberde ise, bitirinceye kadar namazda yoktur, konuşmakta).

    Râvilerinden olan Eyyub b. Nuheyk hakkında, Ebu Hâtim: « Bu kişinin hadisi zayıftır » der. el-Heysemî bu râvinin metrûk olduğunu ve bir çok ilim ehlinin o’nu zayıf kıldığını söyler. İbn Hacer de « bu hadis zayıftır der »

    Senedi zayıf olmasına rağmen bu hadise bâtıl hükmünün verilmesi iki sahih hadise olan muhalefetindendir:
    İlk hadis: ( Biriniz cuma namazına geldiğinde imam (minbere) çıktı ise iki rekat kılsın) Bu hadisi Buhârî ve Müslim Câbir (r.a.) dan merfû olarak rivâyet etmişlerdir. Câbir’den gelen başka bir rivâyette; ( Bir adam, Allâh Resûlu (s.a.s.) cuma günü hutbe verir iken gelir. Resûl (s.a.s.) ona: « Namaz kıldın mı?» der. O da « Hayır » deyince. « Öyleyse kalk ve iki rek’at kıl » der. ) Bu hadisi Müslim rivâyet etmiştir.

    Bu sahîh hadisler, imamın hutbeye çıkmasından sonra camiye girenin, oturmadan önce iki rek’at namaz kılması gerektiğini vurgular. Ancak daha yukarıdaki hadis bunu yasaklamaktadır! Katmerleşmiş cehâletten dolayı bazı hatiblerin bu namazı kılanlara mâni olmaya çalıştıklarını görürsün. Bunların Allâh’ın şiddetli tehdidi altına girmelerinden korkulur. Âyette ; (Namaz kılarken bir kulu menedeni gördünmü? ) (el-Alak) buyrulmaktadır. Başka bir ayette ise Allâh’u Teala şöyle buyurur: (Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok acıklı bir azap isâbet etmesinden sakınsınlar ).
    (Nur, 63)

    İkinci hadis: (Cuma günü imam hutbe verirken arkadaşına dinle dediysen, boş söz etmişsindir ). Buhârî ve Müslim rivâyet etmiştir. Bu hadis, (imam hutbe verirken) sözü mefhûmuyla şuna delâlet eder: İmam hutbe vermediği sürece kelâma bir mâni yoktur. Bunu, Umer (r.a.)’nun dönemindeki tatbikat desteklemektedir. Salebe b. Ebî Mâlik şöyle der: (İnsanlar Umer b. el-Hattâb minbere oturduğunda müezzin susana kadar konuşurlardı, Umer minberde ayağa kalktığında, her iki hutbeyi bitirene kadar hiç kimse konuşmazdı. ) Bunu Mâlik82[82] ve et-Tahâvî83[83] rivâyet etmiştir. İkisininde isnâdı sahihtir.

    Böylece imamın minbere çıkması değilde, sözünün konuşmayı kestiği ve imamın minbere çıkmasının tahiyyetu’l-mescid namazını kılmaya mâni olmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu da yukarıda geçen hadisin batıl oluşuna delildir.

    35. Sarık ile kılınan namaz sarıksız kılınan namazın yirmi beşine eşittir.
    Sarık ile kılınan cuma namazı sarıksız kılınan cumanın yetmişine eşittir.
    Gerçekten melekler sarıklıların cumasına katılırlar, güneş batana dek sarıklılar üzerine salât getirirler.

    ( صلاة بعمامة تعدل خمسا وعشرين صلاة بغير عمامة، وجمعة بعمامة تعدل سبعين جمعة بغير عمامة.

    إن الملائكة ليشهدون الجمعة معتمين، ولا يزالون يصلون على أصحاب العمائم حتى تغرب الشمس )

    Bu hadis uydurmadır.
    İbn Neccâr rivâyet etmiştir. İbn Hacer84[84] « Bu uydurma bir hadistir » der. Bunuda es-Suyûtî Zeyl el-Ehâdis el-Mevdûa85[85] naklederek bu hükme katılır. İbn Arrâk86[86] da aynı şekilde buna uyar. Sonradan es-Suyûtî bunu unutarak hadisi el-Câmiu’s-Sagîr de zikreder. el- Munâvi, eserin Şerh’inde İbn Hacer’in hadise uydurma dediğini naklederek es- Suyûti’nin hata ettiğini belirtir.

    Aslında es-Suyûtî mezkur eserinde uydurma hadisleri zikretmeyeceğini bildirmiştir, ama kendisi dahi başka kitablarında bazı hadislerin uydurma olduğuna hükmetmiştir. Dolayısıyla hakkı kişilerle tanıma, önce hakkı bil, böylece kişileri tanırsın. Hâfız b. Hacer, selim olan aklın onaylamadığı ve hadiste vadedilen sevabtaki mubâlağadan dolayı, buna uydurma hükmünü verir. Eğer bunlar olmasaydı hadisi zayıf kılmakla yetinirdi. Çünkü senette ithâm olunan kimse yoktur. Bunu bu şekilde anladıysan aşağıdaki hadisin hükmünü daha iyi anlarsın.

    36. Sarık ile kılınan iki rek’at, sarıksız kılınan yetmiş rek’attan daha hayırlıdır

    ( رآعتان بعمامة خير من سبعين رآعة بلا عمامة )

    Hadis uydurmadır.
    es-Suyûtî bunu el-Câmiu’s-Sagir de zikreder. ed-Deylemî’nin Musned el- Firdevs’te Cabir’den rivâyet ettiğini bildirir. Bir önceki hadiste olduğu gibi, uygun olan hadisi Zeyl el-Ehâdis el-Mevdûa kitabına almasıydı. Çünkü sarıkla kılınan namazın sevabındaki mubâlağa bunda daha da fazladır. Aslında hadisi Ebû Nuaym rivâyet etmiş olup, ondan da ed-Deylemî almıştır. Hadisin râvilerinden olan Târık b. Abdurrahmân’ı el-Buhârî ed-Duafâ’da zikreder, el-Hâkim de, «hafızası kötüdür » der. es-Sahâvî bu hadisin sabit olmadığını söyler. Hâfız b. Receb el-Hanbelî’nin ilel et-Tirmizî’ye87[87] yaptığı şerhte şöyle gelir: Ahmed b. Hanbel’e sarıklı kılınan namazın sarıksız kılınan namazdan yetmiş defa daha faziletli olduğuna dair hadis sorulduğunda, « bu yalandır, bu batıldır » der.

    37. Sarıkla kılınan namaz onbin hasenata eşittir

    ( الصلاة في العمامة تعدل بعشرة آلاف حسنة )

    Hadis uydurmadır.
    ed-Deylemî88[88] senediyle Ebân’dan oda Enes’ten merfû olarak rivâyet etmiştir. Bunu es-Suyûtî Zeyl Ehâdis el-Mevdûa’da89[89] zikrettikten sonra « Ebân ithâm edilmiştir » der. İbn Arrâk Tenzîh eş-Şerîa’da90[90] es-Suyûtî’ye hadisin bu hükümde tabi olmuştur. es-Sahâvî’de el-Makâsıd 91[91] adlı kitabında İbn Hacer’e uyarak « Bu hadis uydurmadır » der.

    Bu üç hadisin uydurma olduğuna dâir hiçbir şüphe yoktur. Çünkü hikmet sahibi olan eş-Şârî işleri doğru bir terâzi ile ölçer. Dolayısıyla sarıkla kılınan namazın sevabının, cemaatla kılınan namazın sevabıyla aynı olması veya kat ve kat daha fazla olması makûl değildir! Sonra cemaat namazının hükmüyle, sarık bağlamanın hükmü arasında çok büyük fark vardır. Sarık hakkındasöylenecek en son hüküm müstehab olduğudur. Ancak tercih edilen; sarığın âdet olan sünnetlerden olduğudur. Sarık ibâdet olan sünnetlerden değildir. Cemaat namazına gelince, en azından müekked sünnet olduğu söylenmiştir. Ayrıca namazın şartlarından olduğu, namazın cemaatsız sahih olmayacağı da söylenmiştir. Doğru olan görüş ise, cemaat namazının farz (vacib) olduğudur. Ama terkedildiğinde kişi şiddetli bir günah kazanmasına rağmen namazı sahihtir. Bunun için nasıl olur da Alîm ve Hakîm olan Allâh, bunun sevabını sarıkla kılınan namazla eşit, bizzat daha aşağıda bir derece kılsın. Herhalde Hâfız b. Hacer bu manâyı hesaba katarak hadis hakkında uydurma hükmünü verir.

    Bu tür uydurma hadislerin kötü tesirlerinden ve hatalı yönlendirmelerinden bir tanesi de; bizler bazı insanların namaza girmek istediklerinde başlarına mendil bağladıklarını muşâhede ederiz. Zannınca bu zikredilen sevaba nâil olacaktır. Halbuki bu kişi, nefsini temizleyen ve tezkiye eden bir amel işlememiştir.

    Garib olan tarafı da şudur: Bazıları sakallarını keserek bu günahı işlerler. Namaz için kalktıklarında sakallarını kesmelerinden dolayı hiç bir eksiklik duymazlar, ve bu onları hiçmi hiç ilgilendirmez. Ancak sıra sarıkla namaz kılmaya gelince, onlara göre bu ihmal edilmemesi gereken bir iştir! Buna delil de şu durumlarıdır: Sakallı birisi namaz kıldırmak için öne geçtiğinde sarıklı değil ise, ondan razı olmazlar. Eğer sarıklı birisi, sakalını kesme günahıyla birlikte namaz kıldırmak için öne geçse, bu onları rahatsız etmediği gibi buna ehemmiyette vermezler. Böylece Allâh’ın dinini tersine çevirmişler. Allâh’ın haram kıldığını mubâh, mubâh kıldığını da vacib kılmışlardır.

    Eğer sarığın fazileti sabit olmuş olsaydı, müslüman kişinin normal hallerinde zinet olarak kullanması istenilirdi. Tâ ki bununla diğer insanlardan ayrılmış olsun. Asıl maksad, ödünç olarak alınan sarıkla sayılı dakikalarda eda edilen namaz değildir, ki bitirir bitirmez alınıp cebe yeniden hapsedilsin! Çünkü müslüman kişinin namaz dışındaki sarığa olan ihtiyacı, namazın içindeki ihtiyacından daha fazladır. Özellikle mümin ile kafirin giyeceklerinin karıştığı bu asırda, sarık müslümanın şiarı olup onu kafirlerden ayırır durumdadır.
    Sakal hakkında ise, Allâh Resûlu (s.a.s.) şöyle buyurur: ( Müşriklere muhâlefet edin, bıyıkları kısaltın ve sakalları bırakın ) Bu hadisi Buhârî ve Müslim rivâyet etmiştir. Namaza başlarken, ödünç sarığın koyulması, namaz için insanın yüzüne ödünç sakal koyması gibidir. Bu ödünç sakalı muşâhede etmesek bile, günün birinde Avrupalıların taklidi babından müslümanların arasında yayılması hiçte uzak değildir. ed-Dimaşk’ta neşrolunan (2485) sayılı 1364 hicri tarihli el-Alem dergisinde şöyle bir haber vardır: « Londra- Lordlar meclisi toplandığında hava sıcaklığı artar, başkan ödünç olan sakallarını çıkarma iznini verir!»

    39. Kim bir hadis söylerde onun yanında aksırılırsa; o haktır

    ( من حدث حدیثا ، فعطس عنده ؛ فهو حق )

    Hadis batıldır.
    İbnu’l-Cevzi95[95] rivâyete batıl demektedir. Ebû Hâtim de bu yalan bir hadistir demiştir. eş-Şeyh Aliyyu’l-Kârî96[96] İbn Kayyım’dan şöyle nakleder: « Bazı insanlar bu hadisin senedinin sahih olduğunu söyleseler bile, his bunun uydurma olduğuna şahittir... Peygamber (s.a.s.) den rivâyet olunan bir hadisin yanında yüzbin kişi aksırsa dahi, aksırma ile hadise sahih hükmü verilmez...»

    40. Sözün en doğrusu, yanında hapşurulandır

    ( أصدق الحديث ما عطس عنده )

    Bu hadiste batıldır.


    devam edecek...............

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    43. Örümcek şeytan olup Allâh onun şeklini değiştirmiştir, dolayısıyla onu öldürün

    ( العنكبوت شيطان مسخه الله ؛ فاقتلوه )

    Hadis uydurmadır.
    İbn Adiy102[102] rivâyet etmiştir. Râvilerinden olan Mesleme hakkında şöyle der: « Meslemenin hadisleri, tamamen veya genelde mahfûz değildir.» Bu hadisin bâtıl olduğuna başka bir delilde, Müslim103[103] de gelen hadisle çatışmasıdır. ( Allâh hayvana dönüştürdüğü hiçbir şeye nesil ve soy kılmamıştır )
    İbn Hazm Muhalla104[104] da şöyle der: « Maymun ve domuz dışında gelen her mesh (dönüştürme), batıl, yalan ve uydurmadır.» Ancak es-Suyûtî adeti üzere yine muhâlefet ederek hadisi Câmi de zikreder!

    45. Allâh Azze ve Celle ve Melekleri cuma günü sarık saranlara salât getirirler

    ( إن الله عز وجل وملائكته يصلون على أصحاب العمائم يوم الجمعة )

    Hadis uydurmadır.
    İbnu’l-Cevzî109[109] şöyle der: « Bu hadisin aslı yoktur, (ravilerinden olan) Eyyub teferrud etmiştir. Ezdî şöyle der: Bu hadis Eyyub’un uydurmasıdır, Yahyâ b. Main onun yalancı olduğunu söylemiştir, ed-Dârekutnî de onu terketmiştir.»

    46. Üç şeyden dolayı Arabları sevin ; Çünkü ben arabım, Kur’ân arabçadır, Cennet ehlinin dili de arabçadır.

    ( أحبو العرب لثلاث ؛ لأني عربي ، والقرآن عربي ، وآلام أهل الجنة عربي )

    Hadis uydurmadır.
    Bu senedin üç tane illeti vardır:
    İlki: Ravilerinden olan el-Alâ b. Amr hakkında ez-Zehebî metrûk olduğunu söyler, İbn Hibbân ise, mutlak olarak kendisiyle ihticac etmenin câiz olmadığını söyler.
    İkincisi: Diğer bir râvi olan Yahyâ b. Yezîd, muhaddislerce zayıf addedilmiştir.
    Üçüncüsü: İbn Cureyc hadisi an ana sigasıyla rivâyet etmiştir. Kendisi müdellistir. Hadisi İbnu’l-Cevzî111[111] el-Ukaylî’nin yoluyla zikrederek, el-Ukaylî’den hadisin münker olduğunu ve aslının olmadığını aktarır.

    47. Ben arabım, Kur’ân arabçadır, Cennet ehlinin lisanı da arabçadır.

    ( أنا عربي ، والقرآن عربي ، ولسان أهل الجنة عربي )

    Hadis uydurmadır.
    Râvilerinden olan Şibl b. el-Alâ b. Abdurrahman hakkında İbn Adiy; « Münker rivâyetleri vardır » der. Hâfiz el-Irâkî113[113] de şöyle der: « Ancak (râvilerinden olan) Abdul Azîz b. İmrân ez-Zührî hakkında en-Nesâî ve başkaları metrûk olduğunu söylerler. el-Buhârî hadisinin yazılmayacağını bildirir. Dolayısıyla bu hadis sahih değildir. » İbn Arrak114[114] ta bu hükme katılır. Bu rivâyetin Allâh Resûlu (s.a.s.)’e nisbetinin bâtıl olduğuna bir başka delilde, (s.a.s.)’in arablığıyla övünmesidir. Bu ise, İslam’a göre tuhaf sayılıp şu âyetle uyuşmaz: (Muhakkak ki Allâh yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır.)115[115]
    Aynı zamanda sahih hadislerle de uyuşmaz:
    ( Arabın arab olmayana üstünlüğü yoktur ... üstünlük ancak takva iledir.)116[116] Ebû Dâvut ve et-Tirmizi’nin hasen olarak rivâyet ettikleri başka bir hadiste: (Gerçekten Allâh Azze ve Celle sizlerden câhiliyye âdetini ve ecdâd ile övünmeyi gidermiştir. İnsanlar Âdem’in çocuklarıdır, Âdem ise topraktandır. Mümin takvalı , facir ise şakî olandır. Bazıları cehennem kömürü olan insanlarla övünmeyi bıraksınlar. Yoksa Allâh’ın yanında, ağzı ile pisliği iten böcekten daha değersiz olurlar. ) Allâh Resûlu (s.a.s.) ümmetini bu şekilde yönlendiriyor ise, onun yasakladığı şeyi kendinin yapması hiç bir zaman makûl değilir.

    48. Arablar itibarını kaybedince, İslâm da itibarını kaybeder.

    ( إذا ذلت العرب ؛ ذل الإسلام )

    Hadis uydurmadır.
    Ebû Hâtim şöyle der: « Bu hadis bâtıldır aslı yoktur.» Hadisin iki tane illeti vardır:
    İlki: Ravilerinden olan Muhammed b. el-Hattâb, hâli itibarıyla mechûldur.
    İkincisi: Ali b. Zeyd zayıftır.
    Hadis mana itibarıyla batıl bir manaya delâlet etmeseydi, zayıf hükmü ile yetinirdik. Çünkü İslâm’ın izzeti Arablarla bağlantılı değildir. Tam tersine Allâh İslâm’ı Arab olmayan müminlerle de izzetli kılmıştır. Özellikle Osmanlı devletinin ilk zamanlarında böyleydi. Allâh İslâmı onlarla güçlendirmişti, ta ki hükümdarlıkları Avrupanın ortasına kadar uzanmıştı. İslâm’dan saparak Avrupa kanunlarına yönelip, hayırlı olanı hayırsız olan ile değiştirdiklerinde otoriteleri, hem orada hemde diğer topraklarda giderek kayboldu. Öyle oldu ki, hükümranlığı kendi topraklarında dahi kalmadı! O topraklarda müslüman olduklarına delâlet eden az bir belirti kaldı. Böylelikle kuvvet ve izzetten sonra, bütün müslümanlar arabıyla acemiyle boyun eğip alçaldılar. Kafirler topraklarına girerek, çok azı hâriç müslümanlar zillet altında yaşamaya mahkûm oldular. Ekonomi gibi bir çok tasarı adı altında bu toprakları kafirler sömürmeye başladılar! Böylece İslâmın, arab ve acemin düşmesiyle zelîl, güçlenmesiyle de izzetli olacağı sabitleşir. ( Arabın arab olmayana üstünlüğü ancak takvadadır) Allâhım! müslümanlara izzet nasib eyle, onlara Kitâbına ve Peygamberinin sünnetine dönmelerini ilham et. Tâ ki İslâm onlarla güçlenmiş olsun.
    Ancak bu durum, arab cinsinin diğer ümmetlerin cinsinden daha üstün olmasına engel değildir.Arab cinsinin üstün olması konusu Ehlî Sünnetin’de görüşüdür. Konuyla ilgili sahîh hadisler vardır, bunlardan bir tanesi de şudur: ( Allâh İbrâhim’in çocuklarından İsmâil’i seçmiştir. İsmâil’in çocuklarından da Benî Kinâneyi, Benî Kinâne’den Kureyşi, Kureyşten Benî Hâşimi seçmiştir. Beni de Benî Hâşimden seçmiştir.)118[118]
    Ancak bu fazîlet, Arab olanın kendi cinsiyle övünmesine götürmemesi gerekir. Çünkü İslâm bu cahiliyye âdetini ibtâl etmiştir. Aynı zamanda bizlerin de Arabların bu üstünlüğe hak sahibi olmalarının sebebini de bilmemezlikten gelmememiz gerekir. Onlar akıl ve lisanlarıyla, ahlak ve amelleriyle temâyüz etmişler, güzel sıfatlarıyla diğer ümmetlere İslâm davetini taşımada ehil kılınmışlardır. İşte arab olan kimse bunu bilir ve korur ise, kendinden öncekiler (selefleri gibi) İslâm davetinin taşınmasında namzet bir üye olur. Ama o, bütün bunlardan soyutlanırsa o zaman hiç bir fazîleti olmaz. Bilâkis İslâm ahlâkı ile nitelenen bir acem şüphesiz ondan daha hayırlıdır. Gerçek üstünlük Allâh’ın, Muhammed (s.a.s.)’le birlikte gönderdiği imân ve ilme tâbi olmak iledir. Üstünlük Kur’ân ve Sünnette gelen belirli isimlerledir; İslâm, İmân, İyilik, Takvâ, İlim, Amel ve İhsân gibi. İnsanın sadece arab veya acem olması, hiç bir üstünlük kazandırmaz.

    50. Yemeğin bereketi, öncesinde ve sonrasında abdest almaktır.

    ( برآة الطعام الوضوء قبله وبعده )

    Zayıftır. Ravilerinden olan Kays b. Rabi’nin zayıf olduğunu Ebû Davut ve et-Tirmizî söyler.
    Bu konuyla ilgili başka bir hadiste: ( Her kim Allah’ın onun evinin hayrını çoğaltmasını severse, öğlen yemeği hazır olduğunda ve kaldırıldığında abdest alsın )122[122] Ancak hadis münkerdir. el-Münzirî şöyle der: « Süfyan yemekten önce abdest almayı kerih görürdü. el- Beyhakî derki: aynı şekilde Malik b. Enes’te kerih görürdü. Yine arkadaşımız eş-Şafii abdestin terkini mustehab görmüştür, İbn Abbas hadisini delil getirmiştir. (Peygamber (s.a.s.)’in yanındaydık ve helâya gitti, sorada döndü. Yemek getirildi ve dendi ki: Abdest almayacakmısın? O da, namaz kılmayacağım ki abdest alayım, dedi)» 123[123] et-Tirmizî ve Ebû Davut’un rivayet ettikleri hadiste şu fazlalık vardır: (Ancak namaza kalktığımda abdest almakla emrolundum ) Bazıları bu hadiste geçen el-Vudû yâni abdest kelimesini yalnız ellerin yıkanması olarak tevil ederler. Ancak bu mâna Peygamber (s.a.s.)’in sözlerinde bilinmemektedir. Eğer hadis sahih olmuş olsaydı, yemek öncesi ve sonrası ellerin yıkanmasının istihbabına delil olurdu ve hadisin bu şekilde tevili de caiz olmazdı. Yemekten önce ellerin yıkanmasına gelince ; ellerin pis olması gibi, yıkanmasını gerektiren bir durum var ise, yıkamak meşrûdur. Netice olarak; ellerin yemekten önce yıkanması, hadis sahih olmadığından ibâdet değildir. Mâna olarak makûldur, kirli ise meşrûdur, yoksa değildir.

    51. Gerçekten her şeyin bir kalbi vardır, Kur’an’ın kalbide ( Yâsindir ).
    Kim onu okursa sanki Kur’an’ı on kere okumuş gibidir.


    ( إن لكل شيء قلبا ، وإن قلب القرآن (يسن) ، من قرأها ؛ فكأنما قرأ القرآن عشر مرات )

    Hadis uydurmadır.
    et-Tirmizî, ravilerinden olan Hârûn b. Muhammed’in meçhûl olduğunu söyler. ez- Zehebî de bu hadisi onun uydurduğunu zikreder. Ebû Hâtim ise hadisin batıl olup, aslının olmadığını bildirir. Ancak es-Suyûtî adeti üzere rivayeti el-Câmi es-Sagir adlı kitabına alır! es- Sabûnî de İbn Kesir’in muhtasarında125[125] zikreder! Zannınca sadece sahih hadisleri zikredecekti! O nerede bunu yapmak nerede; bu kuru bir iddiadan başka bir şey değildir!

    61. Hac evlilikten öncedir.

    ( الحج قبل التزوج )

    Hadis uydurmadır.
    Senetteki iki râvi hadis uydururlar. Buna rağmen es-Suyûtî rivâyeti el-Câmi de zikreder.
    Rivâyetin diğer bir lafzı şöyledir:

    62. Kim hacca gitmeden önce evlenirse, günah ile başlamıştır.146[146]
    ( من تزوج قبل أن يحج ؛ فقد بدأ بالمعصية )

    Hadis uydurmadır.

    68. Amellerin efendisi açlıktır, nefsin zilleti de yün elbisedir

    ( سيد الأعمال الجوع ، وذل النفس لباس الصوف )

    Bu sözün aslı yoktur. el-Irâkî152[152] ve es-Subkî153[153] aslını bulamadıklarını söylerler.

    69. ( Fikir ibâdetin yarısıdır, az yemekte ibâdetin kendisidir.

    ( الفكر نصف العبادة ، وقلة الطعام هي العبادة )

    Bu söz batıldır. el-Irâkî154[154] aslının olmadığını ifade eder.

    70. Oruç tutun sıhhat bulun.

    ( صوموا تصحوا )

    Hadis zayıftır.
    Ravilerinden olan Züheyr b. Muhammed Şamlılar’dan olan rivayetinde zayıftır. Dolayısıyla hafız el-Irakî156[156] senedin zayıf olduğunu belirtir.

    73. Kim ihtiyacını hatırlatması için yüzüğünü veya sarığını döndürür, yahut parmağına ip bağlarsa;
    Allah Azze ve Celle’ye şirk koşmuştur. Çünkü ihtiyaçları hatırlatan Allâh’dır.)


    ( من حول خاتمه، أو عمامته، أو علق خيطا في أصبعه ؛ ليذآره حاجته؛ فقد أشرك بالله عز وجل ، إن

    الله هو يذآر الحاجات )

    Hadis uydurmadır.
    Râvilerinden olan Bişr b. el-Hüseyn, diğer bir râvi olan ez-Zübeyr’den bâtıl rivâyetler nakleder. Bu kişi aynı râviden yüz elli hadise yakın uydurma bir nüsha rivâyet etmiştir.160[160]

    77. Yer yüzü suyun üzerindedir, su kayanın üzerindedir, kaya da balinanın sırtı üzerinde olup iki tarafı arş ile buluşur.
    Balina da ayakları havada olan meleğin sırtının üst kısmındadır.


    ( الأرض على الماء، والماء على صخرة، والصخرة على ظهر حوت يلتقي حرفاه بالعرش، والحوط

    على آاهل ملك قدماه (في) الهواء )

    Hadis uydurmadır. Rivâyet isrâiliyâttandır. Râvilerinden olan Saîd b. Sinan ithâm edilmiştir.

    78. Âdem su ve çamur arasındayken Nebiydim.

    ( آنت نبيا وآدم بين الماء والطين )

    Hadis uydurmadır.

    79. Nebî olduğumda ne Âdem ne su ne de çamur vardı.

    ( آنت نبيا ولا آدم ولا ماء ولا طين )

    Hadis uydurmadır.
    es-Suyûtî165[165] bunun ve bir önceki rivâyetin de uydurma olduğunu İbn Teymiyye’den nakleder ve ona katılır. İbn Teymiyye, 166[166] el-Bekrî’ye olan reddiyesinde şöyle der: « Naklen ve aklen aslı yoktur, hiç bir muhaddis bu rivâyeti zikretmemiştir. Manası da bâtıldır. Çünkü Âdem (a.s.) su ile çamur arasında hiç bir zaman olmamıştır. Çamur, su ve topraktan oluşur. Âdem ise, (o anda) ruh ve cesed arasındaydı. Bu dalâlet ehlî, Nebî (s.a.s.)’in o zaman var olduğunu ve zatının diğer zevatlardan önce yaratıldığını zannederek uydurma hadisleri delil olarak getirirler. Örneğin, Peygamber (s.a.s.)’in arşın etrafında bir nur olduğu rivâyetinde olduğu gibi, o şöyle der: « Ey Cibrîl! Ben işte o nur idim.»! Bazıları da, Nebî (s.a.s.)’in, Cebrâîl ona Kur’an’ı getirmeden önce onu ezberlediğini iddia ederler. »
    İbn Teymiyye, « Âdem ise, ruh ve cesed arasındaydı » sözüyle hadisin sahih olan şeklinin bu lafızla olduğuna işaret eder. Hadisin lafzı şöyledir: (Âdem ruh ile cesed arasındayken ben Nebîydim.) Bu hadisin isnâdı sahihtir167[167].


    devam edecek...............

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    85. Ümmetimin bozulduğu bir zamanda, sünnetime kim yapışırsa, ona yüz şehid ecri vardır.

    ( من تمسك بسنتي عند فساد أمتي؛ فله أجر مائة شهيد )

    Hadis çok zayıftır.
    Râvilerinden olan el-Hasen b. Kuteybe hakkında ez-Zehebî « helâk olmuştur » der. ed-Dârekutnî de « hadisi terk edilmiştir » der. Bu râvinin şeyhi olan Abdu’l-Hâlık b. el-Münzir bilinmemektedir. Hadis başka bir lafızlada rivâyet olunmuştur.

    86. Ümmetimin bozulduğu bir zamanda, sünnetime yapışanın, bir şehid ecri vardır.

    ( المتمسك بسنتي عند فساد أمتي له أجر شهيد )

    Hadis zayıftır.
    Bu hadislere ihtiyaç bırakmayıp sahih olarak gelen rivâyetin lafzı şöyledir:
    ( إن من ورائكم أیام الصبر، للمتمسك فيهن یومئذ بما أنتم عليه أجر خمسين منكم، قالوا: یا نبي الله أو منهم؟ قال: ب ل

    منكم ) ( Sizden sonra sabredilecek günler vardır, o günlerde sizin üzerinde olduğunuz şeye tutunana, sizin ellinizin ecri (verilir). Sahâbeler: «Ey Allâh’ın Nebîsi, onlardan (ellisininmi)?» derler. O da: «Hayır sizden (ellisinin)» der.)181[181]

    87. (Peygamber (s.a.s.) aydınlıkta gördüğü gibi karanlıkta da görürdü)

    ( آان يرى في الظلمة آما يرى في الضوء )

    Hadis uydurmadır.
    Ravilerinden olan Abdullâh b. el-Mugire hakkında el-Ukaylî; « aslı olmayan rivayetlerde bulunur » der. ez-Zehebî bu rivâyetle birlikte onun diğer hadislerini de getirerek; « bunlar uydurmadır » der. Buna rağmen es-Suyûtî hadisi el-Câmi’s-Sagîr de zikreder. Bir de İbn el-Mugire’nin Şeyhi olan el-Muallâ b. Hilâl hakkında muhaddislerin yalancı olduğuna dair ittifakları vardır. Bunu el-Hâfız, et-Takrib de böyle ifade eder.

    88. Allâh Resûlu (s.a.s.) ölmeden önce okudu ve yazdı.

    ( ما مات رسول الله صلى الله عليه وسلم حتى قرأ وآتب )

    Hadis uydurmadır. es-Suyûtî, rivâyeti Zeylu’l-Mevdûat adlı kitabına almıştır.

    92. Kim zamanının imamını bilmeden ölürse, câhiliyye ölümüyle ölür.

    ( من مات ولم يعرف إمام زمانه؛ مات ميتة جاهلية )

    Hadisin bu lafızla aslı yoktur.
    Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye şöyle der: « Allâh’a yemin olsun ki, Allâh Resûlu (s.a.s.) bunu böyle söylememiştir. Bilinen, Müslim’in rivâyet ettiği hadistir: İbn Umer Allâh Resûlu (s.a.s.)’in şöyle söylediğini bildirir:
    ( من خلع یدا من طاعة؛ لقي الله یوم القيامة ولا حجة له، ومن مات وليس في عنقه بيعة؛ مات ميتة جاهلية )

    ( Her kim taat’tan elini çekerse, kıyâmet günü Allâh ile delilsiz karşılaşır. Kim de boynunda biat olmadan ölürse câhiliyye ölümüyle ölür.) » Bu konuda Şeyh el-Elbânî şöyle der: « Bu hadisi bazı şii kitablarında gördüğüm gibi Kadiyâniler’in kitablarında da gördüm. Bu hadisi deccalları olan Mirza Gulam Ahmed’e iman etmenin gereğine dair delil getirirler. Bu hadis sahih olsa bile, bunda onların bu zanlarına en ufak bir işâret dahi yoktur. Bu hadisin delalet ettiği mana; müslümanların imam ittihaz ettikleri kimseye biat etmelerinin gereğidir. Müslim de ki hadiste beyan edildiği gibi, hak olan da budur. » Yukarıdaki hadisi, şia alimlerinden olan el-Kuleynî el-Usûl mine’l- Kâfî188[188] adlı kitabına almıştır. Ancak râvileri hakkında kitablarında bir bilgi olmadığı gibi, bizlerin kitablarında da o râviler hakkında bir malumat yoktur. Buna rağmen el-Humeyni Keşfu’l-Esrar adlı kitabında şöyle der: « (yukarıdaki hadise işaret ederek) Şia ve Ehli Sünnet indinde bilinen bir hadis vardır ... »!

    93. Ey Ali ! Sen dünya ve Ahirette benim kardeşimsin.

    ( يا علي ! أنت أخي في الدنيا والآخرة )

    Nebî (s.a.s.) Medineye geldiğinde Sahabelerini birbirleriyle kardeş kılar, Ali (r.a.) gözlerinden yaş akarak gelir; « Ey Allâh’ın Resûlu Ashabını birbirine kardeş yaptın, ama beni başkasıyla kardeş yapmadın » deyince, Resûl (s.a.s.) yukarıdaki sözü söyler.
    Hadis uydurmadır.
    Ravilerinden olan Cemi b. Umeyr hakkında İbn Hibbân « Rafizidir hadis uydurur» der. İbn Numeyr ise, onun insanların en yalancısı olduğunu söyler. Dolayısıyla Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye şöyle der: « Nebî (s.a.s.)’in Ali ile olan kardeşlik hadisi yalan rivâyetlerdendir. » Buna ez- Zehebî Muhtasar Minhâc es-Sunne190[190] adlı eserinde katılır.

    94. Allâh Teâla gece yolculuğuna çıkartıldığımda Ali hakkında bana üç şey vahyetti; Onun müminlerin efendisi olduğu, takva sahiblerinin imamı olduğu ve abdesten dolayı beyaz alâmet taşıyanların da komutanı olduğunu.

    ( إن الله تعالى أوحى إلي في علي ثلاثة أشياء ليلة أسري بي؛ أنه سيد المؤمنين، وإمام المتقين، وقائد

    الغر المحجلين )

    Bu hadis uydurmadır.
    Ravilerinden olan Mucaşi b. Amr ve İsâ b. Sevâde en-Nahaî, her ikisi de yalancıdır.
    Şeyhu’l-İslâm şöyle der: « Bu hadis, hadis (ilmi) hakkında çok az bilgisi olan bir kişiye göre bile uydurmadır. Masum olan Resûl’a bunun nisbeti helal değildir. Bizler, Müslümanların efendisi, takva sahiblerinin imamı ve abdestten dolayı beyaz alâmet taşıyanların komutanı olarak ancak Peygamberimiz (s.a.s.)’i bilmekteyiz. Lafız mutlak olarak gelmiştir, hadiste « benden sonra » dememiştir.» ez-Zehebî Muhtasaru’l-Minhac192[192] eserinde bu söze katılır.

    95. Mushafa bakmak ibâdettir, çocuğun ana ve babasına bakması ibâdettir ve Ali b. Ebî Talib’e bakmak ta ibâdettir.

    ( النظر في المصحف عبادة، ونظر الولد إلى الوالدين عبادة، والنظر إلى علي بن أبي طالب عبادة )

    Bu hadis uydurmadır.
    Râvilerinden olan Muhammed b. Zekeriyya el-Gulâbî hadis uydurmakla bilinmektedir.

    96. Ali iyilerin imamı, günahkarlara karşı savaşcı, ona yardım edene yardım olunur, onu terkeden de mağlub olur.

    ( علي إمام البررة وقاتل الفجرة منصور من نصره مخذول من خذله )

    Bu hadis uydurmadır.
    Hakim hadisin isnadının sahih olduğunu söyler! ez-Zehebî’de şu sözüyle onu eleştirir: « Hayır Allâh’a yemin olsun ki uydurmadır. Ahmed b. Abdullâh el-Harrânî yalancıdır, bu kadar geniş ilmine rağmen ne kadar da cahilsin.» İbn Adiy de Ahmed‘in hadis uydurduğunu söyler. el-Hatib de, bu râvinin en münker rivâyeti budur der.

    97. Kim benim mescidimde hiç kaçırmadan kırk namaz kılarsa, ona ateşten beraat ve azabtan kurtuluş yazılır. Nifaktan da uzak olur.

    ( من صلى في مسجدي أربعين صلاة لا يفوته صلاة؛ آتبت له براءة من النار، ونجاة من العذاب،

    وبرىء من النفاق )

    Bu hadis münkerdir.
    Râvilerinden olan Nubeyt b. Umer ancak bu hadiste bilinir. İbn Hibbân kendine has olan mechulleri tevsîk kaidesine göre bu râviyi es-Sikât196[196] adlı kitabında zikreder. Bu da zaten el-Heysemî’nin el-Mecma’uz- Zevâid197[197] da dayanağıdır. Hadisin akabinde şöyle demiştir: « Ahmed ve et- Taberânî el-Evsat ta rivâyet etmiştir râvileri (sikât) güvenilirdir.»! Benzer hataya el- Münzirî de et-Tergîb’te düşmüştür.
    Bu hadisi zayıf kılan bir başka etkende; birbirini takviye eden iki değişik yol ve lafızla gelmesidir. Bu sahih hadisin lafzı şöyledir:
    ( من صلى لله أربعين یوما في جماعة؛ یدرك التكبيرة الأولى؛ آتبت له براءتان: براءة من النار، وبراءة من

    النفاق )

    ( Kim cemaatla ilk tekbire yetişerek Allâh için kırk gün namaz kılarsa, onun için iki kurtuluş yazılır; ateşten kurtuluş ve nifak’tan kurtuluş )198[198] Hadis bu lafızla yukarıdaki hadisle aynı değildir. Bu daha kuvvetlidir. Dolayısıyla yukarıdaki hadisin zayıflığı ve münkerliği kesinleşmiş olur.

    98. Ümmetimin hayırlıları âlimleridir, âlimlerin hayırlıları rahmetli olanlardır. Gerçekten Allâh cahilin bir günahını affetmeden önce âlimin kırk günahını affeder. Rahmetli olan âlim kıyâmet günü gelir, kutub yıldızının aydınlattığı gibi onun nuru aydınlatmış olarak doğu ile batı arasında gidip gelir.

    ( خيار أمتي علماؤها، وخيار علمائها رحماؤها، ألا وإن الله يغفر للعالم أربعين ذنبا قبل أن يغفر

    للجاهل ذنبا واحدا، ألا وإن العالم الرحيم يجيء يوم القيامة وإن نوره قد أضاء يمشي فيه بين المشرق

    والمغرب؛ آما يضيء الكوآب الدري )

    Bu rivâyet batıldır.
    Râvilerinden olan Muhammed b. İshâk es-Sülemî hakkında ez-Zehebî şöyle der: « Bu kişide cehâlet vardır ve bâtıl bir haberle gelmiştir.»
    Ez-Zehebî, el-Askalânî ve es-Suyûtî gibi üç hafız bu hadisin batıllığı üzerine ittifak etmişlerdir. Buna rağmen es-Suyutî kendisi ile çelişerek rivâyeti el-Camiu’s- Sagir’adlı eserine almıştır!

    104. Cuma günü camilerin kapısında, Allâh’ın muvekkel melekleri vardır. Bunlar beyaz sarıklılar için istiğfarda bulunurlar.

    ( إن لله ملائكة موآلين بأبواب الجوامع يوم الجمعة ، يستغفرون لأصحاب العمائم البيض )

    Bu hadis uydurmadır.
    Ravilerinden olan Yahyâ b. Şebîb el-Yemânî bâtıl hadisler rivâyet eder. Bunu bu şekilde ifade eden İbnu’l-Cevzî’ye211[211] es-Suyûtî212[212] ve İbn Arrâk213[213] ta katılır. Sarığın fazileti hakkında Nebî (s.a.s.)’in giymesinden başka hiç bir sahih hadis gelmemiştir.

  5. #5
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    107. Allâh’a en sevgili isim ler kendisiyle ibâdet olunan (isimlerdir)

    ( أحب الأسماء إلى الله ما تُعُبِّدَ به )

    Bu hadis uydurmadır.
    İbn Mes’ud kanalıyla gelen bu rivâyetin tamamı şöyledir: (Allâh Resûlu (s.a.s.) kişinin kölesini veya çocuğunu Hâris, Murre, Velîd, Hakem, Eba’l-Hakem, Eflah, Necîh veya Yesâr olarak isimlendirmesini yasaklamıştır. Sonra da şöyle demiştir: « Allâh’a en sevgili isimler kendisiyle ibâdet olunan (isimlerdir). İsimlerin en sadık olanı da Hemmâm dır ») İbn Maîn ve ed-Dârekutnî râvilerinden olan Muhammed b. Muhsan el-Ukkâşî’nin hadis uydurduğunu söylemişlerdir.

    108. Allâh’a en sevgili isimler (kendisiyle) ibâdet olunan ve hamdedilendir.

    ( أحب الأسماء إلى الله ما عُبِّدَ وما حُمِّدَ )

    Bu hadisin aslı yoktur. es-Suyûtî219[219] ve diğer ilim ehli bunu bu şekilde beyan etmişlerdir. el-Münzirî bu rivâyeti, et-Tergîb220[220] adlı kitabında Müslim, Ebû Dâvud, et- Tirmizî ve İbn Mâce’ye nisbet ederek fâhiş bir hataya düşmüştür. Konuyla ilgili gelen sahih bir rivâyette Nebî (s.a.s.) şöyle buyurur:
    ( أحب الأسماء إلى الله عبد الله وعبد الرحمن )

    ( Allâh’a en sevgili isimler; Abdullâh ve Abdurrahmân’dır )221[221] İbn Hazm, Abdu’l-Uzza ve Abdu’l-Kabe gibi Allâh’tan başkasına ibâdeti içeren isimlerin haramlılığı konusunda ilim ehlinin ittifakını nakleder. İbn Kayyım’da Tuhfetu’l- Mevdud’ta222[222] buna katılır. Dolayısıyla Abdu’ali ve Abdu’l-Hüseyn gibi Şî’a indinde kullanılan böyle isimlerle adlandırmak da helâl değildir. Yine Ehlî Sünnet’ten bazı câhillerin yaptığı gibi; Abdu’n-Nebî veya Abdu’r-Resûl olarak adlandırmalarıda helâl değildir.

    110. İlim Çin’de olsa bile taleb ediniz.

    ( اطلبوا العلم ولو بالصين )

    Bu hadis batıldır.
    Râvilerinden olan Ebû Atike Turayf b. Süleyman’ın hadisi metrûktur. Bu rivâyeti İbnu’l-Cevzî Mevduâtın da zikrederek İbn Hibban’ın bu rivayet hakkında bâtıl ve aslı olmadığına dair sözünü nakleder. es-Sehâvî el-Makâsıd ta bu hükme katılır.
    Ancak yukarıdaki rivâyete ilave olarak zikredilen;
    ( فإن طلب العلم فریضة على آل مسلم )

    ( Muhakkak ilmin talebi her müslümana farzdır) Ziyadeliği hakkında el-Albânî yirmiye yakın tarîk (yol) bulduğunu dolayısıyla hasen hükmünü verdiğini belirtir.

    112. Kadınlara danışın ve onlara muhalefet edin.

    ( شاوروهُنَّ - يعني النساء - وخالفوهُنَّ )

    Bu hadisin aslı yoktur. Bunun böyle olduğunu es-Sahâvî ve el-Münâvî beyan ederler. Ömer (r.a.)’ya nisbet olunan başka bir lafızda:( Kadınlara muhalefer edin çünkü onlara muhalefette bereket vardır )229[229] Bu senedin iki tane illeti vardır dolayısıyla zayıftır. Hadis ve eser mana olarak katiyen sahih değildir. Çünkü Nebî (s.a.s.) Hudeybiyye anlaşmasında ona uymaları için, sahabesi önünde deve boğazlamasına işaret eden hanımı Umm Seleme’ye muhâlefette bulunmamıştır.

    113. Kadına itaat etmek pişmanlıktır.

    ( طاعة المرأة ندامة )

    Bu hadis uydurmadır.
    Râvilerinden olan Anbese b. Abdurrahman, hadis uydurur.Diğer bir râvi olan Osman b. Abdurrahman mechûl râvilerden tuhaf rivâyetlerde bulunur. Dolayısıyla İbnu’l-Cevzî hadisi el-Mevdûât231[231] adlı kitabına alır. Bu rivâyet başka bir lafızla Aişe (r.anha)’dan rivâyet olunur:

    114. Kadınlara itaat pişmanlıktır.

    ( طاعة النساء ندامة )

    el-Ukaylî şöyle der: « Râvilerinden olan Muhammed b. Süleyman, Hişam’dan aslı olmayan bâtıl rivâyetlerde bulunmuştur. Bunlardan biriside bu hadistir »

    115. Erkekler kadınlara itaat ettiklerinde helâk olmuşlardır.

    ( هلكت الرجال حين أطاعت النساء )

    Bu hadis zayıftır.
    Râvilerinden olan Bekkâr b. Abdulazîz b. Ebî Bekre zayıftır. Ancak Buhari’nin Sahihin de tahric ettiği hadis sahihtir.
    ( لما بلغ النبي صلى الله عليه وسلم أن فارسا ملكوا ابنة آسرى؛ قال: لن یفلح قوم ولوا أمرهم امرأة )

    (Farislilerin ( İranlılar’ın ) Kisra’nın kızını mülke geçirdikleri haberi Nebî (s.a.s.)’e ulaşınca şöyle der: « İdarelerini kadına veren kavim iflah olmaz » )
    Hadisin aslı budur, ancak yukarıdaki râvi, yâni sahabi’nin torunu hata ederek hadisi yukarıdaki lafızla rivâyet etmiştir.

    116. Kimin üç tane çocuğu doğarda birisine Muhammed ismini koymazsa cahillik etmiştir.

    ( من ولد له ثلاثة، فلم يسم أحدهم محمدا؛ فقد جهل )

    Bu hadis uydurmadır.
    Ravilerinden olan Ebû Hayseme Mus’ab b. Said, İbn Adiy’in de dediği gibi, güvenilir râvilerden münker rivâyetlerde bulunur. Hadisin daha başka illetleride vardır. Ayriyeten hadis diğer yollardan da gelmiştir ancak senedlerinin hepsinde itham olunan raviler vardır.235[235] Dolayısıyla İbnu’l-Cevzî rivâyeti Mevdûât236[236] adlı kitabına alır. Bu hadise uydurma dememizin sebeblerinden biride, Selefin böyle bir uygulamada bulunmamasıdır. Sahabenin üç veya daha fazla çocuğu olmasına karşılık hiç biri Muhammed ismiyle ismlendirmemiştir. Mesela Ömer b. Hattab ve diğer sahabeler buna örnektir. Sahih hadislerde de sabit olduğu gibi en faziletli isimler; Abdullah ve Abdurrahmandır. Kişi bütün çocuklarını Allah’a kulluk ifade eden isimlerle isimlendirdiğinde isabet etmiştir. Nasıl olurda birisini Muhammed olarak isimlendirmezse cahillik etmiştir?! Ancak Buhârî ve Müslim’in tahriç ettikleri sahih bir hadiste şöyle buyrulur:
    ( تسموا باسمي ، ولا تكنوا بكنيتي )

    (İsmimle isimlenin ama künyemle künyelenmeyin )

    devam edecek............

  6. #6
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    118. Bu ümmet camilerine, Hristiyanlar gibi mihrablar edinmedikçe hayırda olmaya devam eder.

    ( لا تزال هذه الأمة بخير ما لم يتخذوا في مساجدهم مذابح آمذابح النصارى )

    Bu hadis zayıftır.
    Hadisin iki illeti vardır.
    İlki: Ravilerinden olan Musa el-Cühenî, tabii’nin etbalarındandır. Bu rivâyette hem tabiini hem de sahabeyi atlayarak direk Resul (s.a.s.)’den rivâyet etmiştir. Dolayısıyla burada iki ravinin düşmesi manasına gelen İ’dâl sözkonusudur.
    İkincisi: Râvilerinden olan Ebî İsrâîl zayıftır.
    es-Suyûtî İ’lâmu’l-Erîb Bihudûsî Bid’ati’l-Mehârîb239[239] adlı kitabın da ve eş-Şeyh Alî el-Kârî de Mirkât el-Mefâtîh240[240] de camilerdeki mihrabların bid’at olduğunu güçlü bir şekilde ifade etmişlerdir. el-Bezzâr İbn Mes’ud’un Mihrabta namaz kılmayı kerih gördüğünü ve İbn Mes’ud’un; « Mihrablar kiliselerde vardı, onun için Ehlî Kitab’a benzemeyin»241[241] , dediğini rivâyet etmiştir. İbn Ebî Şeybe, Sâlim b. Ebî el-Cad’dan sahih isnadla şöyle rivâyet eder:
    ( لا تتخذوا المذابح في المساجد )

    ( Camilerde mihrablar edinmeyin ) Sonra da Musa b. Ubeyde’den yine sahih bir senedle şöyle rivâyet eder: ( Ebu Zer’in mescidini gördüm, ama içinde mihrab görmedim ) Mihrab’ın kerâhiyetine dair seleften bir çok eser gelmiştir. Mihrab Nebî (s.a.s.)’in Mescidin de vardı diyenlerin istidlâl ettikleri hadis Vâil b. Hucr’dan şu lafızla gelir:

    119. (Resûl (s.a.s.) camiye kalktığında bende oradaydım, sonra da mihraba [ mihrabın yerine ] girdi ... )

    ( حضرت رسول الله صلى الله عليه وسلم حين نهض إلى المسجد، فدخل المحراب [ يعني : موضع

    المحراب ] ... )

    Hadis zayıftır.
    Hadisin üç tane illeti vardır, Muhammed b. Hucr, Saîd b. Abdu’l-Cebbâr ve Umm Abdu’l-Cebbâr.
    Muhakkak maslahatlar var diyerek, kıbleye delâlet etmesi gibi, mihrablar hakkında bu delili güzel gören el-Kevseri ve benzerlerinin bu zayıf delillerine değişik yönlerden cevap verilebilir.
    - Camilerin çoğunda minareler vardır. İşte minareler bu maslahatı tamamen yerine getirir. Dolayısıyla mihrablarada ihtiyaç kalmaz. Eğer insaf etseler Avamın rızası için ve onların üzerinde oldukları bu amelin bekâsı için yeni özürler bulmaya çalışmazlar.
    - İhtiyaç ve maslahat dolayısıyla şeriat kılınan, maslahatın iktizası halinde durması gerekir. Bu aşılmaz. Camideki mihrabtan kasıt kıble cihetine delâlet etmesi ise, bu duvara açılacak olan bir çukur ile gerçekleşir. Bizler ise, bir çok camide büyük, geniş ve imamın içinde kaybolduğu mihrablar görüyoruz. Bir de bu mihrablar, namaz kılanları oyalayan namazda huşu ve fikrini toplamadan çeviren süsler ve nakışların yeri olmuş. Bu ise kat’i surette yasaklanmıştır.
    - Mihrablar Hristiyanların kiliselerindeki adetlerinden olduğu sabitleşirse, mihrablardan tamamen sarfı nazar etmek gerekir. İttifak edilecek başka bir şey ile değiştirilir. Mesela, imamın önüne bir direk (sütun) konur. Çünkü sünnette bunun aslı vardır. et-Taberânî’nin hasen bir senedle rivâyetinde, Cabir b. Usâme el-Cühenî şöyle der:
    ( لقيت النبي صلى الله عليه وسلم في أصحابه في السوق، فسألت أصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم: أین

    یرید؟ قالوا: یخط لقومك مسجدا. فرجعت، فإذا قوم قيام، فقلت: ما لكم؟ قالوا؟ خط لنا رسول الله صلى الله عليه وسلم

    مسجد، وغرز في القبلة خشبة أقامها فيها )

    (Nebî (s.a.s.)’le pazarda sahabeleri arasındayken karşılaştım. Resûl (s.a.s.)’in ashabına nereye gittiğini sordum. Dediler ki: Kavmin için bir mescid çizecek. Döndüğümde onları ayakta gördüm. Dedim ki: Ne oluyor size. Onlar da: Resûlullâh (s.a.s.) bizlere mescid çizdi. Kıble cihetine odun sapladı, dediler ) Sözün özü, Mescidte mihrab itthaz edinme bid’attır. Madem ki resûl (s.a.s.)’in şeriat kıldığı az masraflı ve süsten uzak başka bir şey kolaylıkla bunun yerine geçebilmekte, dolayısıyla bunun mürsel maslahatlardan kılınmasına dair bir sebebte yoktur.

    120. Biriniz bir taşa inanç beslese, ona faydası olur.

    ( لو اعتقد أحدآم بحجر لنفعه )

    Bu hadis uydurmadır.
    eş-Şeyh Aliyyu’l-Kârî şöyle der: « İbn Kayyım; ‘Bu söz taşlar hakkında hüsnü zanda bulunan putlara tapanların sözlerindendir’ der. İbn Hacer el-Askalânî de aslının olmadığını ifade eder. »243[243] İbn Teymiyye de yalan olduğunu söyler.

    126. Ümmetimin alimleri İsrail oğullarının peygamberleri gibidir.

    (علماء أمتي آأنبياء بني إسرائيل)

    Bu hadisin aslı yoktur.
    Alimlerin bu hadisin aslının olmadığına dair ittifakları vardır. Dalâlette olan Kadiyâniyye taifesi peygamberliğin hâlâ devam ettiğine delil olarak bu hadisi getirirler. Sahih olsaydı bile onların aleyhine delil oturdu. Biraz düşünen bunu anlar.

    127. Kim akşam ile yatsı namazı arasında yirmi rek’at kılarsa Allah ona cennette bir ev bina eder.

    (من صلى بين المغرب والعشاء عشرين رآعة بني الله له بيتا في الجنة)

    Bu hadis uydurmadır.
    Ravilerinden olan Ya'kub b. el-Velîd hakkında İmam Ahmed şöyle der; « büyük yalancılardandır, hadis uydurur »259[259] İbn Ma'in ve Ebû Hatim de bu ravinin yalancı olduğunu söylemişlerdir, buna rağmen es-Suyûtî hadisi el-Câmiu's'Sağîr de zikreder!

    128. Kim akşam namazından sonra konuşmadan Önce altı rak'at namaz kılarsa bu sebeble elli senenin günahları affolunur.

    (من صلى ست رآعات بعد المغرب قبل أن يتكلم غفر له بها ذنوب خمسين سنة )

    Bu hadis çok zayıftır.
    Ebu Zur'a şöyle der; « bu hadis uydurmaya benzemekte, ravilerinden olan Muhammed b. Gazavân ed-Dımeşkî'nin hadisi münkerdir »

    129. Kim akşam namazından sonra iki namaz arasında kötü bir şey konuşmadan altı rek'at kılarsa, bu onun için on iki senelik ibâdete denktir.

    (من صلى بعد المغرب ست رآعات لم يتكلم فيما بينهن بسوء عُدِلنَ لَهُ بعبادة ثنتي عشرة سنة )

    Bu hadis çok zayıftır.
    et-Tirmizî hadisin garîb olduğunu ve ancak Ömer b. Ebî Has'am kanalıyla bilindiğini söyledikten sonra, Buharî’den bu râvinin hadisinin münker olduğunu ve râvinin çok zayıf olduğunu aktarır. ez-Zehebî de bu râvinin iki münker hadisi olduğu ve birisinin de yukarıdaki rivayet olduğunu söyler.

  7. #7
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    121. Kişiye fazilet ihtiva eden bir şey Allâh’tan ulaştığında,
    bunu iman ederek ve sevabını da Allâh’tan umarak alırsa, velev ki o şey doğru
    olmasa bile, Allâh kişiye onu verir.


    (من بلغه عن الله شيء فيه فضيلة فأخذ به إيمانا به ورجاء ثوابه أعطاه الله ذلك، وإن لم يكن آذلك)

    Bu hadis uydurmadır:
    İbnu’l-Cevzî bu hadis hakkında « sahih değildir, (râvilerinden olan) Ebû Recâ yalancıdır »245[245] der. es-Suyûtî İbnu’l-Cevzî’ye bunda katılır, ancak akabinde senedinde itham olunan bir ravînin olduğu başka bir hadis getirir! Sonra da Hamza b. Abdu’l-Mecîd adlı kişiden şu kıssayı aktarır: Özetle, bu kişi Nebi (s.a.s.)’i rüyasında görmüş ve bu hadisin hükmünü sormuştur. O da: « Bu bendendir, bunu ben söyledim » demiştir. İlim ehlinin karar kıldığı gibi rüya ile şer’i bir hüküm isbat edeilmez. Nebevî hadisin isbat edilmemesi daha evladır. Çünkü hadis, hükümlerin Kur’andan sonra ki temelidir. Hadisin birden fazla yolu olmasına rağmen, hüccet teşkil etmez. Çünkü bu yolların her biri diğerinden daha da zayıftır. Dolayısıyla İbnu’l-Cevzî’nin bu rivâyeti Mevdûât’ın da zikretmesi isabetlidir. İbnu Hacer de bu rivâyetin aslı olmadığını söyler. eş-Şevkânî de buna muvafakat gösterir.

    Bu uydurma hadisin kötü eserlerinden birisi de; hadis ilim ehline göre sahih olsun, zayıf olsun veya uydurma olsun, her türlü hadisle sevabını arzulayarak amel etmeyi ilham etmekte. Bunun sonucu olarakta; müslümanların çoğu alimleriyle, hatibleriyle, öğretmenleriyle hadisin rivâyetinde ve bununla amel etmekte ihmalkar davranmışlardır. Bunda da, girişte beyan ettiğimiz gibi, Resûl (s.a.s.)’den ancak sahihliği sabit olduktan sonra rivâyette edilebileceğine dair gelen sahih hadislere tam bir muhalefet söz konusudur. Sanki bu hadis, fadâilu’l-A’ma’l da zayıf hadisle amel edilir cevazını verenlerin dayanağı olmuş. Bizler bu görüşü paylaşmıyoruz. Hadis sabit olduktan sonra onunla amel etmek caizdir. Bu ise muhakkik alimlerin mezhebi olup, zayıf hadisle fadâilu’l- A’mal’da amel edilir diyenler bunu bazı şartlarla sınırlandırmışlardır.
    Bunlardan birisi; Bu hadisle amel edenin bunun zayıf olduğuna inanması gerekir.

    Bir diğeri; Bunu yaymaması gerekir. Ta ki insan zayıf hadisle amel etmesin. Şeriat olmayan şeyi şeriat kılmasın. Bazı cahiller bunu görüpte bunun sahih bir hadis olduğunu zannetmesini İbn Hacer el-Askalânî Tebyînu’l-Aceb Bimâ Verede Fi Fadli Receb (s.3-4) adlı kitabında konuyu açıklayarak şöyle der: « Üstâz İbn Abdusselâm ve diğer alimler yukarıdaki manaya gelen açıklamalarda bulunmuşlardır. Kişi Resûl (s.a.s.)’in şu sözünün kaps***** girmekten sakınsın: ( من حدث عني بحدیث یرى أنه آذب فهو أحد الكاذبين ) ( Kim benden bir hadis rivâyet eder ve o hadisin yalan olduğunu görürse, o kişi iki yalancıdan birisidir )

    (Rivâyet edenin hâli) böyleyse bununla amel edenin durumu nedir. Hükümlerle ilgili hadisler olsun veya fadâille ilgili hadisler olsun, amel yönüyle ikisi arasında bir fark yoktur, çünkü hepsi şeriattır.»

    Hiç şüphesiz bu şartlar ile amel, yukarıdaki uydurma hadise taban tabana zıttır. Yukarıdaki uydurma hadisle hemen hemen aynı manada birkaç rivâyet daha vardır, ama hepside uydurmadır.

    122. Zimmi’nin diyeti Müslüman’ın diyetidir.

    ( دية ذمي دية مسلم )

    Bu hadis münkerdir.
    Râvilerinden olan Ebû Kerez el-Kuraşi terkedilmiştir. Dolayısıyla ed-Dârekutnî hadisin zayıf olduğunu söyler. ez-Zehebî de bu hadisin yukarıdaki râvi’nin en münker rivâyetlerinden olduğunu beyan eder. Hadisin birden fazla yolu vardır ancak hiç biri şiddetli illetlerden hâli değildir. Aynı zamanda bu zayıf hadis, Nebî (s.a.s.)’den gelen aşağıdaki sahih hadise muhaliftir. ( إن عقل أهل الكتابين نصف عقل المسلمين، وهم اليهود والنصارى ) ( Kitab Ehlî olan Yahudî ve Hristiyanların diyeti Müslümanların diyetinin yarısıdır )

    Bunun için es-Suyûtî’nin yukarıdaki münker hadisi bu sabit hadise muhalefetinden dolayı el-Câmiu’s-Sagir de zikretmemesi gerekirdi. Bu hadisin Ebu Davut’ta gelen diğer sahih bir lafızıda şöyledir:
    ( آانت قيمة الدیة على عهد رسول الله صلى الله عليه وسلم ثمان مائة دینار ؛ ثمانية آلاف درهم، ودیة أه ل

    الكتلب یومئذ النصف من دیة المسلمين )

    ( Resûlullâh (s.a.s.) zamanında diyetin tutarı sekizyüz dinar, sekizbin dirhemdi. Ehlî Kitab’ın o günkü diyeti müslümanların diyetinin yarısıydı) Konunun fıkhî yönünü araştırmak isteyen, es-San’ani’nin Subulu’s-Selâm adlı kitabına ve eş-Şevkânî’nin Neylu’l-Evtâr adlı kitabına müracaat edebilir.

    123. Ben himayesi altındakilerin hakkını ödemede daha evlayım.
    Müslümanlarda birisi zimmet ehlinden birisini öldürmüştü, bunun üzerine
    (s.a.s.) müslüma’nın öldürülmesini emrederek, bu sözü söyler.


    ( أنا أوْلى من وَفَّى بذِمَّتِهِ. قاله صلى الله عليه وسلام حين أمر بقتل مسلمٍ آان قَتَلَ رجلا من أهل الذمة

    Bu hadis münkerdir.
    et-Tahâvî bu hadisin illetinin irsâl olduğunu söyler. el-Hâfız b. Hacer Fethu’l- Bâri’de249[249] buna katılır.
    Hadisin daha başka yollarıda vardır. Ancak hepsininde zayıflığı şiddetlidir. Dolayısıyla hadisi güçlendirememekte. Ayrıyeten hadisin zayıflığını arttıran başka bir etkende, konuyla ilgili sahih bir hadisle çakışmasıdır: ( لا یقتل مسلم بكافر ) ( Müslüman kafirden dolayı öldürülmez ) Bu hadisi el-Buhârî250[250] ve diğer sünen sahibleri Ali (r.a.)’dan tahriç etmişlerdir. Alimlerin cumhuru bu görüştedir. Hanefi alimleri ise yukarıdaki hadisin zayıflığına ve sahih hadise olan muhalefetine rağmen o görüştedirler! Ancak bazıları insaf ederek bu görüşlerini terkederek sahih hadis ile emel etmeye dönmüşlerdir. El-Hatîb el-Bagdâdî el-Fakîh251[251] adlı kitabında bunu Züfer’den nakleder.

    Üstâz el-Mevdûdî Nazariyyetu’l-İslâm ve Hedyihi adlı kitabında iki mesele zikreder:
    İlk olarak: ( Zimmi’nin diyeti Müslümanın diyetidir ) sözünü zikreder, bununla ilgili açıklama biraz önce geçti.

    İkinci olarak: Şöyle der; « Zimmi’nin kanı Müslümanın kanı gibidir. Eğer müslüman kişi zimmet ehlinden birini öldürürse, müslüman’ı öldürmüş gibi kısas yapılır.» Sonrada ed-Dârekutnî’nin rivayetini delil olarak zikreder. Ancak ed-Dârekutnî hadisin akabinde zayıf olduğunu açıklar. Anlaşılan Üstaz bu hükmün farkına varmamış.

    Daha sonra üç halifeden Ömer, Osman ve Ali (r.anhum) bazı rivâyetler zikrederek, yukarıdaki sözünü delilendirir. Ancak üç halifeye mensub rivâyetlerin hiç biri sahih değildir. Dolayısıyla bu rivâyetlerle istidlâl etmekte caiz değildir. Birde bu rivâyetlerin Nebî (s.a.s.)’e ref edilen hadislere muhalif olmaması gerekir ki, bu rivâyetlerin hepsi Ali (r.a.) yoluyla gelen merfu hadisle çatışmaktadır.
    Bu da bize zayıf hadislerin kötü etkisini ve müslümanların kanlarını mubah kıldığını, Peygamber (s.a.s.)’in sabit ve sahih hadisleriyle çekiştiğini açıklamaktadır.

    124. Semâ’nın (yağmur) suladığı (mahsüle) çok olsun az olsun onda bir vardır.
    Serpilerek veya uzaktaki suyla sulanan (mahsüle) çok olsun az olsun onda bir’in yarısı vardır.


    ( فيما سقتِ السماءُ العُشرُ، وفيما سُقِيَ بنضْحٍ أو غَرْبٍ نصفُ العُشُرِ في قليلِهِ وآثيرِهِ )

    Bu hadis ( çok olsun az olsun ) fazlalığı ile uydurmadır. Râvilerinden olan Ebu Mutî el-Belhî hakkında Ebu Hatim yalancı olduğunu söyler. el-Cevzecânî’de şöyle der: « Kendisi hadis uyduran murcie’nin başlarındandır » Şu’be de onun yalancı olduğunu söyler. Bu hadisin yalan olduğuna başka bir delil de Buhârî’nin sahihin de bu hadisi İbn Ömer kanalıyla ( çok olsun az olsun ) fazlalığı olmadan tahrîc etmesidir. Aynı şekilde Müslim de Cabir kanalıyla, et-Tirmizî de Ebu Hureyre kanalıyla bu fazlalık olmadan rivâyet etmişlerdir.252[252] Bu batıl olan fazlalığın batıllığını daha da arttıran Buhârî ve Müslüm’ de gelen başka bir hadistir: ( ليس فيما دون خمسة أوسق صدقة ) ( Beş hayvan yükünden ( 300 sa’dan) aşağıya zekât gerekmez )253[253] İmâm Ahmed Şeyhi olan Ebu Hanife’ye hilafen bu sahih hadisi alır.254[254] Allah’ın kulları üzerine farz kılmadığı bir şeyi onların üzerine farz kılmak, işte bu zayıf hadislerin etkilerinden birisidir!

    125. İman kalbte keskin dağlar gibi sabittir. Ondaki fazlalık ve eksiklik küfürdür.

    ( الإيمان مُثْبَتٌ في القَلْبِ آالجِبال الرَّواسي وزيادَتُهُ ونَقْصُهُ آفرٌ )

    Bu hadis uydurmadır.
    Râvilerinden olan Ebû Mutî el-Belhî bir önceki hadiste de geçtiği gibi bu hadisin de illetidir. Çünkü kendisi hadis uydurmaktadır. İbn Hibbân, ez-Zehebî, İbn Hacer İbnu’l-Cevzî256[256] ve es-Suyûtî bunu bu şekilde ifade ederler. Ayrıca bu uydurma hadis imanın arttığını açıklayan birçok âyete de muhâliftir. Örneğin; (... imanlarını bir kat daha arttırsınlar diye...)257[257] (...ليزداد الذين آمنوا ايمانا...)


    130. Her akan kana abdest gerekir.

    (الوضوءُ من آل دمٍ سائل)

    Bu hadis zayıftır.
    ed-Dârekutnî hadisi tahric ettikten sonra şöyle der; « râvilerinden olan Ömer b. Abdu'1-Aziz, Temîm ed-Dâri 'den duymamıştır ve onu görmemiştir. Yezîd b. Hâlid ve Yezîd b. Muhammed ise mechûldurlar.» Bu hükme ez-Zeylaî de264[264] katılmıştır. Ayrıca hadisin bir başka illeti de vardır, o da râvilerinden olan Bakiyye b. Velîd müdellistir, an’ana sigasıyla rivayet etmiştir.
    Hadisi İbn Adiy yine Bakiyye'nin olduğu başka bir yoldan rivayet etmiştir, ancak râvilerinden olan Ahmed b. Ferec yalancıdır.
    Hak olan şudur ki, kanın çıkmasıyla abdesti gerekli kılan hiç bir sahih hadis yoktur. Asıl olan beraattır, yani konu hakkında bir nass olmadıkça kanın çıkması abdesti bozar diyemeyiz. Bu Ehli Hicaz'in mezhebidir, Medine Ehli’nden el-Fukahâu's- Seb'a da aynı görüştedir. Bu konuda bazı sahâbeden birtakım fiiller naklolunmuştur.
    (أن ابن عمر بثرة في وجهه فخرج شيئ من دم فحكمه بين أصبعيه ثم صلى ولم یتوضأ )

    ( İbn Ömer (r.a.) yüzündeki bir sivilceyi sıkar, bunun üzerine kandan bir şey çıkar, iki parmağıyla ovar sonrada abdest almadan namaz kılar. )265[265] Bu eserin senedi sahihtir. İbn Ebî Şeybe buna benzer bir eseri Ebû Hureyre'den de (r. a.) rivayet etmiştir. Yine sahabeden olan Abdullah b. Ebî Evfa (r.a.) namazdayken kan tükürür ve namazına devam eder.266[266]

    131. Deniz yoluyla ancak hac yapan, umre yapan veya Allah yolundaki gazi gider.
    Çünkü denizin altında ateş, ateşin altında deniz vardır.


    (لا يَرآَبُ البحرَ الا حاجٌّ أو معتمرٌ أو غازٍ في سبيل الله فان تحت البحرِ نارًا وتحت النارِ بحرًا )

    Bu hadis münkerdir.
    Bu hadis, hadis imamlarının ittifakıyla zayıftır, el-Buharî sahih olmadığını, İmam Ahmed garîb olduğunu, Ebû Dâvud râvilerinin mechûl olduğunu, el-Hattabî de alimlerin bu hadisin isnadını zayıf kıldıklarını söyler.268[268]
    Hadis başka bir kanaldan da gelmiştir ancak râvilerinden olan Halîl b. Zekeriyyâ terkedildiği için, yani hadisin senedi çok zayıf olduğundan bir yukarıdaki hadisi kuvvetlendirememektedir.
    Bu hadiste ilim talebi, ticaret ve benzeri menfaatler için deniz yolunun kullanılmasının yasaklılığı sözkonusudur. Ancak hikmetli olan Şâri’nin maznun bir sebeb olan denizde boğulma sebebiyle insanları maslahatlarından alıkoyması kati surette makûl değildir. Diğer taraftan Allah Teâlâ kulları için gemiler yarattığı ve deniz yolculuğunu onlar için kolaylaştırdığından, kullarının minnettar olmalarını istemektedir.
    O söyle buyurur:
    (وآیةٌ لهم أنَّا حَمَلْنا ذُرِّیَّتَهم في الفُلْكِ المَشْحونِ. و خلقنا لهم من مثله ما یرآبون )

    (Onların zürriyetlerini dopdolu bir gemide taşımamız da onlar için büyük bir ibrettir. Onlar için, bunun gibi binecekleri başka şeyler de yarattık)269[269]
    Bu ayet, yukarıda geçen hadisin zayıf ve münker olduğuna delildir. Bunu Nebî (s.a.s.)'in bir hadisi de teyid eder:
    (المائد في البحر الذي یصيبه القيء له أجر شهيد والغرق له أجر شهيدَیْن )

    ( .......denizdeki kişiye kusma isabet ettiğinde bir şehid ecri alır. Boğulduğunda iki şehid ecri alır) Bu hadisi Ebû Dâvud ve Beyhakî hasen bir senedle tahric etmişlerdir.270[270] Hadiste kayıt ve şartsız deniz yolculuğuna teşvik vardır.

Benzer Konular

  1. NEFS- Uydurma Hadis
    mopsy Tarafından Dualar Hadisler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 14-09-2011, 12:59 PM
  2. Uydurma Hadisler
    expositor Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 09-09-2011, 09:06 AM
  3. Cüz'i İrade Uydurma Mı ?
    SOSYALİST Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 58
    Son mesaj: 06-08-2010, 02:00 PM
  4. Küresel ısınma uydurma
    mopsy Tarafından Çevre Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 16-02-2010, 12:47 PM
  5. diyanet, uydurma!!! hadisleri temizliyor
    forumdayim Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 18-05-2009, 12:16 AM
Yukarı Çık