Her İşte Allah’a Yönelmek

Yüce Allah “...O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelip-dönen biriydi.” (Sad Suresi, 30) ayetiyle Hz. Süleyman’ın, Kendisi'ne olan derin bağlılığını överek tüm kullarına bu örnek ahlakı haber vermiştir.

Her işte Rabbimiz’e yönelip dönmenin en güzel yolu bir işe besmele ile başlamaktır. Her zaman Allah’ın adını anarak bir işe başlamak kalplerde etki uyandırma bakımından daha sağlam bir güç oluştururken kişinin Allah’a olan yakınlığını da arttırır. Çünkü bir işe Allah’ın adıyla başlayan bir kişi herşeyin Allah’ın kontrolünde işleyeceğini, Allah dilerse yaptığı işte başarılı olacağını bilir. Kuşkusuz bu durum kul ile Allah arasında çok derin bir yakınlığın oluşmasına vesile olur. Böyle bir insan acizliğini anlamış Allah’ın izni olmaksızın hiçbir işi yapmaya güç yetiremeyeceğini kavramış ve kendini tamamen Yüce Allah’a teslim etmiştir. Müminlerin bu durumu Kuran’da şöyle haber verilir:

“De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler."” (Tevbe Suresi, 51)
Her Zaman Şükretmek

Her türlü nimetin tek sahibinin Allah olduğunun ve herşeyin yalnızca O'ndan geldiğinin şuurunda olarak bunu kalple ve dille ifade etmek, imanın en büyük göstergelerindendir. Ayrıca Allah’la derin bağlantı kurmanın, "yalnızca O’na kulluk etme"nin de en samimi yollarından biridir.

Müminler yaratılış delillerini inceleyerek Dünya'nın atmosfer ile uzaydan gelen tehlikelerden korunduğunu, yerin altında kaynayan magma tabakasından ince bir yerkabuğu katmanı ile korunduğunu, içilecek suyun yaratılmasını, toprağın verdiği ürünleri, ulaşım araçlarını, gece ile gündüzün yaratılmasını, hayatını, sağlığını, aczini, aklını, şuurunu, beş duyusunu, nefes aldığı havayı ve bunlara benzer sayısız nimeti kendilerine her an kesintisiz bir şekilde Yüce Allah’ın sunduğunu düşünür ve tüm bunlar için Rabbimiz’e şükrederek yalnızca Allah’a yönelip dönerler. Nitekim Yüce Allah bir ayette Zatına şükredilmesinin O’na yaklaşmanın önemli bir vesilesi olduğunu şöyle haber verir:

“... Sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın Katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz."” (Ankebut Suresi, 17)

Bediüzzaman Said-i Nursi nimeti vereni düşünmenin nimetten daha değerli olduğunu belirterek Yüce Allah’la derin ve samimi bağlantı kurmanın önemine şöyle dikkat çekmiştir:

"Bu kıymettar hârika-yi san'at olan nimetler Ehad-ü Samed'in (Bir ve tek olan ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Allah’ın) mu'cize-i kudreti ve Hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek (anlamak)'' fikirdir. Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet (düşüncesizlik) ise, öyle de; zâhirî mün'imlere (nimetlere vesile olan kişilere) medih (övgü) ve muhabbet edip, Mün'im-i Hakiki'yi (nimetlerin gerçek sahibini olan Allah’ı) unutmak (Yüce Allah’ı tenzih ederiz.); ondan bin derece daha belâhettir (düşüncesizliktir)."