Dua ederken, kabul olunacağına inanmak lazımdır. “Ben kötü bir kulum, şu kadar zamandır dua ediyorum da n’oldu? Bir netice alamadım” demek yanlıştır...

Dua her zaman yapılır, fakat bazı vakitlerdeki dualar daha çok kıymetlidir... Mesela; cuma gecesi, seher vaktinde, hastalık halinde, farz namazlardan sonra, kırık kalble ve seferde iken yapılan dualar makbuldür...
Dua etmek başlı başına ibadettir, sevap kazandırır. Rabbimizin beraberliğini kazandırır, Hadis-i kudside buyuruluyor ki: “Kulum beni nasıl bilirse, ona öyle muâmele ederim. Bana dua ettiği zaman da onunla beraberim.” Kabul olmazsa bile bu nimet bize kâfidir. Ki kabul olmaması mümkün değildir. Bir hadis-i şerifte; “Allahü teâlâ kerimdir, kendisine açılan elleri boş çevirmek istemez” buyuruluyor.
Yine bir rivâyet var ki; yapılan dualara karşılık olarak üç şeyden biri verilir: Ya hemen kabul edilir, aynen, istenildiği gibi verilir veya tehir edilir, sonra verilir. İstediği şey onun için o anda iyi olmayabilir. Şeker hastasının tatlı istemesi gibi. Veya dünyada hiç verilmez ama, ahirette ona sevap olarak verilir ve ona denilir ki: Sen dünyadayken dua etmiştin ya, kabul olunmamıştı, işte bu sevaplar onun karşılığıdır. Bunun üzerine Eshab-ı kirâm (aleyhimürrıdvan) dediler ki: Öylese biz de çok dua edeceğiz. Sevgili Peygamberimiz (aleyhisselâm) şöyle buyurdu: “O da size daha çok verecektir.”
Cenab-ı Hak’tan istenince memnun olur, kullarından da istenince üzülür, bundan hoşlanmazlar.

KABUL OLMASI İÇİN...

Duaların kabul görmesi için helâl lokma yemeliyiz. Vücudumuz, haramlardan beslenmişse veya sırtımızdaki elbiseler haramdan alınmışsa, yapılan dualar kabul görmez...
Kırık kalple yapılan dualar daha makbuldür... Bir adam Süfyan-ı Sevri hazretlerine gelir ve der ki:
-Bizim aile çok kalabalık, gelirimiz de azdır, sıkıntılı bir hayat yaşıyoruz. Bazen evden un istiyorlar, yağ istiyorlar, bende de hiç para olmuyor, çok üzülüyorum, dua buyurun da Rabbimiz bize biraz daha fazla imkân versin.
Ona şöyle cevap verir:
-Senden bu gıda maddeleri istendiğinde sende de para yoksa, kalbin kırılır. Rabbimiz hadis-i kutside buyuruyor ki; “Ben kalbi kırık olanların yanındayım.” O zaman senin duan, bizim duamızdan daha kıymetlidir öyle hallerde sen hem kendine dua et, hem de bize...
Seher vakti yapılan dualar makbuldür. Yusuf aleyhisselamın kardeşleri, yaptıklarından dolayı babalarından af olunmaları için dua istediler. O da, “Size sonra dua edeceğim” dedi ve seher vaktinde (sabah namazından önce) onların mağfireti için dua etti ve affedildiler.
Dua ederken, kabul olunacağına inanmak lazım. “Benim duamdan ne çıkar, ben kötü bir kulum, şu kadar zamandır dua ediyorum da n’oldu? Bir netice alamadım” demek yanlıştır.
Mahlûkâtın en kötüsü olan şeytan, cennetten çıkarılınca şöyle dua etti: “Ya Rabbi kıyâmete kadar canımı alma, beni yaşat.” Duası kabul olundu. Kendi düşmanının bile duasını reddetmeyen Rabbimiz, hiç bizim dualarımızı geri çevirir mi?
Dua ederken, yalvararak dua etmeli, muhtaç ve aciz olduğumuzu düşünmeliyiz. Bir kul, kendini ne kadar küçük görür, mütevazı olursa, Cenab-ı Hakk’ın indinde o kadar yükselir. Kendini ne kadar büyük görür kibirlenirse, o kadar alçalır...
Huzurlu, sıhhatli zamanlarda dua edersek, sıkıntılı ve hasta olduğumuz vakitlerdeki dualarımızın kabulüne vesile olur. Nimete kavuştuğumuzda dua etmezsek, nimetlerin elden çıktığından sonraki dualar pek kıymetli olmaz.


ÖNCE TÖVBE ETMELİYİZ...


Duaya başlamadan önce tövbe etmeliyiz. Bilerek veya bilmeyerek yüzlerce günâh işliyoruz. Tövbenin şartları yerine gelirse, hiç günâh işlememiş gibi oluruz.
Duaya Rabbimize hamd ederek ve Salevat-ı şerife ile başlamalı, bitiminde de yine Salevat-ı şerife okumalıyız. Salevât, kabul edilmiş duadır. Rabbimiz, melekleri ile beraber sevgili Peygamberimize Salevat getiriyorlar.
Bir duanın baş tarafı kabul edilir, sonu da kabul görmüşse, ortadakilerin de onların hatırına kabul edilmesi umulur.
Ne dua edersek edelim, daima “hayırlı ise olsun” demeliyiz. Neyin hayırlı, neyin hayırsız olduğunu biz bilemeyiz, ama Rabbimiz bilir...


Kaynak