- Siz birini ne kadar severseniz, o da sizi o kadar sever, buyurdu. Kim, Allah korkusundan ağlarsa, o göz Cehennemde yanmayacaktır.

Şöyle devam etti:
- Kimin gözünden Allah için bir damla yaş düşerse, Allah, onun bütün günahlarını affeder. Birinin kalbinde ne kadar kibir varsa, aklında da o nisbette noksanlık var demektir.

O insan ne fenadır

Bir gün de sohbetinde;
- Kul, Rabbine ne kadar dua ederse, Rabbi onu o kadar belalardan kurtarır, buyurdu. Kim kendi kusurunu görmeyip de başkalarının kusurunu ararsa, o insan ne fenadır.

Fasıkla arkadaş olma!

Bir gün de kendi oğluna;
- Oğlum, sakın fasık kimselerle arkadaş olma! buyurdu. Cimrilerden de uzak dur. Yalancıya yaklaşma. Ahmakla hiç işin olmasın.

Ve ekledi:
- Hısım akrabasını ziyareti terk eden kimselerle de arkadaş olma ki, Kur’anın üç yerinde, böyle olanların lanetli olduğunu gördüm.

Buna kibir yakışır mı?

Bir gün de;
- Kibirden kaçın! buyurdu. Şu aciz insana kibir yakışır mı ki, her an öleceği ve azaba götürüleceği zamanı beklemektedir.

Ve ekledi:
- Ölünce, kabir azabı çekecek, sonra diriltilip kıyamet sıkıntılarını görecek, sonra da Cehenneme atılıp tarifi imkânsız azablara yakalanacaktır belki de.

Ve sordu onlara:
- Bütün bu musibetlerin başına gelmesi muhtemel olan bir insana, kibir mi yakışır, yoksa tevazu mu?

- Elbette tevazu yakışır efendim.
- Evet. Allalhü teâlâ da mealen; “Kibredenleri sevmem, tevazu edenleri severim” buyuruyor zaten.

Dünyada en zor şey

Bu zat, bir sohbetinde;
- Dünyada en zor şey, hakkı batıldan ayırmaktır, buyurdu. Bundan mühim şey yoktur dünyada.

Sordular:
- Bu, neden mühimdir efendim?
- İki sebeplen, buyurdu. Birincisi, ahirette nice kimseler, hak diye sarıldıklarının batıl olduğunu görünce kahrolacak ve; “Eyvah! Biz ne yaptık?” diyecekler. Ama çaresi olmayacak. Çünkü süre bitmiş, imtihan sona ermiştir.

- Öbürü nedir efendim?
- Bir kısım insanlar da hakka, batıl diye saldırmışlardır dünyada. Ahirette her şey açığa çıkıp da, hak batıl belli olunca, çok pişman olacak, hüsrana uğrayacaklar.
Kaynak : Maillerim