Selam!



"Ercüment Ekrem Talu" kendisi için yapılan hazırlıkları şöyle anlatmaktadır:

"Dört yaşımı doldurduğum gün evde hazırlıklara başlandı. Ben bunların benim için yapıldığını seziyordum. Fakat sebebini anlamıyordum, daha doğrusu çocukluğa has bir kayıtsızlıkla araştırmıyordum...Bana cici esvaplar dikilmişti...Önüme gelen beni okşarken müftehirane gülümsüyordu...Arada bir içime bir tereddüt, bir endişe giriyordu. Sormak istiyordum: "Ne oluyor, ne var ? Yine mi sünnet olacağım? Fakat oyuna dalıyor, unutuyordum..."

Mektebe yeni verilecek çocuk, hocanın mahallelilerin, çocukların katıldığı bir törenle evinden alınır, mektebe getirilir ve ilk dersini alırdı. Bunun için merasimden önce hocaya haber verilerek uygun bir gün belirlenir, genellikle Pazartesi ve Perşembe günleri tercih edilirdi.

Çocuğa yeni giysiler giydirilir, yumuşak minderler doldurulur, süslemeli bir cüz kesesi dikilirdi. Ayrıca bir "elifba" temin edilirdi.

Merasim günü için mektebin ilahici takımı da hazırlanır veya başka mekteplerin güzel sesli ilahici takımlarının da tutulduğu olurdu. Okunan ilahiler genellikle Yunus Emre'den seçilirdi. Çocuk, tören öncesi evliya türbelerine götürülürdü.İstanbul'u esas alacak olursak genellikle Eyüp Sultan Türbesi tercih edilirdi. Bu sahneyi "Ercüment Ekrem Talu" şöyle anlatmaktadır:

"Derken bir sabah yataktan fırlayıp bermutad kendimi bahçeye atacağım sırda nenem beni kolumdan tuttu. Bugün bahçeye inmek yok! dedi Haydi dadın seni giydirsin de sokağa gideceğiz.

-Nereye?

-Eyüp Sultan'a

-Niçin?

-Ziyarete.

..Öbür sefer (sünnet olmadan önce) de Eyüp Sultan'a gitmiştik. Koca kavuklu, bembeyaz torba sakallı türbedarın heybetli huzuruna çıkmış, toprak kokan türbenin içinede iri taneli binlik tesbihten geçirilmiştim...Ardından eve kaygı ile dönmüş, dünyadan ziyade ahirete yakışan bu garip merasimin manasını anlamaya çalışmıştım...Sonra arası çok geçmeden ,üç buçuk yıllık mevcudiyetimi ilk defa isyan ettiren bir hadise ile karşılaşmıştım.(Sünnet !). Ben bir daha Eyüp Sultan'a gider miyim! Odadan kendimi dışarıya attığım gibi doğru bahçeye koştum..kuytu bir yere gizlendim...ve çok geçmeden gizlendiğim yerde yakalandım. Yarı tehdit ve yarı vaat ve vaitle beni giydirdiler kuşattılar, nemli gözlerimi elimin tersiyle silerek yola çıktım..."

Ertesi gün Mektebin diğer çocuklarıda güzel ve yeni elbiseler giyerek mektepte toplanırlar. Önde, mektebin hoca, kalfa ve bevvabı olduğu halde, ilahici takımını da takip ederek kendilerine işaret edilen kısımlarda "Amin" diye bağırarak yeni talebenin evine gelirlerdi. Bu aşamada tören ya evde yada mektepte devam ederdi.

Alay, mektebe yeni başlayacak çocuğu da alarak tekrar ilahilerle yola çıkarlardı. Bu arada Alay daha da kalabalıklaşırdı. Çocuk, bir faytona veya midlliye bindirilirdi. Tören evde yapılacaksa, şehirde tur atıldıktan sonra tekrar eve dönülür, mektepte yapılacaksa oraya gidilirdi. Burada da ilahiler okunur ve gülbank çekildikten sonra alay sona ererdi.

Ardından eve veya mektebe geçilir ve çocuğa ilk dersi verilirdi. Misafirler arasında ulemadan büyükler varsa, hoca yerini ona terkederdi. Minderine oturup rahlesi üzerindeki elifba cüzünü açan çocuk, hocanın vereceği işareti ve sözlerini beklerdi. İlk derste çocuğa genellikle bir dua ve sadece Elif harfi ile birkaç harf tekrar ettirilir ve ders sona eredi.Bu noktada yine "Ercümet Ekrem Talu"ya kulak verelim:

"...Loş, rutubetli bir avludan geçtik, basamakları kımıldayan dar bir merdiven çıktık. Genişçe bir odaya girdik, sağda kızlar oturmuş bekliyorlar. Benimle birlikte gelen erkeklerde sol tarafa geçip yerleştiler. Kalfa minderimi getirdi, hocanın alçacık bir çekmeceden ibaret olan kürsünün önüne koydu. Sonra beni onun üzerine diz çöktürttü. Kartal burunlu, siyah çember sakallı şerabi renkte sof cübbeli Hocaefendi, Arapça birşeyler söyledi; çocuklar o söyledikçe muttasıl hep bir ağızdan "Amin" diye bağırıyorlardı. Bu aminlerin arkası kesilince yine kalfanın yardımıyla kesenin içinden "Elifba" mı çıkardım, hocaya verdim.

-Rabbi yessir!

-Rabbi yessir!

-Vela tu'assir!

-Vela tu'assir!

-Rabbi temim bi'l-hayr!

-Rabbi temim bi'l-hayr!(Allahım kolaylaştır, zorlaştırma, Rabbim hayırla tama mina erdir.)

-Aferin!

Dalgınlıkla ben bu aferini de takrar ettim. Çocuklar bir kahkahadır kopardılar. Göz ucuyla hocaya baktım, kaşını bile kımıldatmamıştı. Kalın parmağını "Elifba" nın üzerinde koydu; benim üzerimde o ilk gün gök gürlemesi tesiri yapan sesiyle:

-Elif, be, te, se, cim..dedi.

-Elif,be,te,se,cim!

-Hoca başını kaldırdı."Bugünlük bu kadar yeter!

Yerimden kemal-i gurur ile kalktım....Son bir dua tekrar edilirken arkama dönmüş, arkadaşlarımı azametle süzüyordum. Dün akşama kadar kızıl bir cehl içinde puyan olan ben artık allame-i cihan kesilmiştim....."

Ardından yapılan dua sonrası çocuk, hocasının ve misafirlerin ellerini öperdi. Kur'an okunur, sonrasında yemeğe geçilir ve lkma dağıtılırdı. En sonunda törene katılan tüm çocuklara, ilahicilere, Hoca, Kalfa ve Bevvab'a çeşitli miktarlarda para verilir, kumaşlar hediye edilirdi.

Bu merasimle, çocuk aile içinde ve toplumda yeni bir statü kazanıyor ve hayatının bu yeni safhasında hatırında kalan güzel bir anıyla okul hayatına başlıyordu.

İsmail Kara-Ali Birinci(Ortak),
Bir Eğitim Tasavvuru olarak Mahalle/Sıbyan Mektepleri,s,279.-282