Selam!



Bahri Memlûkları (Türk Kölemen Sultanları) ´nın katında âlimlerin büyük bir i´tibarve mevkileri vardı. Çünkü bu sultanlar, dindar insanlardı. Hükümlerinin şeriata uygun olmasını arzu ediyorlardı. Ayrıca bu sultanlar, âlimlere sıkıntılı günlerde daha çok yakınlık gösteriyorlar ve onların nüfuzlarından faydalanıyorlardı. Bâzı kudretli şahsiyete sahip âlimler vardı ki, bunlar, hiçbir şeyden korkmazlardı. Meselâ; îzzüddin b. Abdisselâm bunlar arasındadır. Sultan Zahir Baybars, bu bilgine çok saygı gösterirdi. Süyûtî bu hususta şöyle der :

«Mısır, Şeyh İzzüddin b. Abdisselâm´m sözüyle idare ediliyordu. Sultan CZahir Baybars), bu bilginin emrinden dışarı çıkmıyordu. Hattâ Şeyh (İzzüddin) ölünce, O;
-Şimdiye kadar saltanatım yerleşmemişt, demiştir.

Zahir Baybars, ancak Şeyh İzzüddin´in ölümünden sonra saltanatının yerleştiğini hissetmiştir. Fakat saltanatının yerleşmemiş olması, onun zulmetmesi demek değil, belki bir kusur işlerse ona hakikati gösteren, dinlemezse kendisini tanımayan bilginler vardı demektir.

îzzüddin b. ´Abdisselâm´dan sonra bu bilginlerin başında Şam´ın büyük âlimi Muhyiddin en-Nevevî geliyordu. Zahir Baybars, halka yeni bir vergi tarhedeceği zaman Şeyh Muhyiddin en-Nevevî´nin iti-razıyla karşılaştı. en-Nevevi, ona bu konuda birkaç mektup yazmış ve birisinde şöyle hitap etmiştir:

-Bu sene Şamlılar sıkıntı ve yağmursuzluk yüzünden kıtlığa uğramışlardır. Her şey pahalanmış, ekin ve mahsul azalmış, hayvanlar ölmüştür. Siz biliyorsunuz ki raiyye´ye şefkat gerekir. Ülû´1-emre, hem kendisinin hem de raiyye´sinin maslahatı gözönüne alınarak, nasihat etmek îcâbeder. Çünkü din nasihattir.

Sultan Baybars, buna sert bir cevap vermiş ve âlimlerin bü tutumunu ve Şam´ı istilâ eden Moğolların atlarının nalları altında memleketin ezildiği bir günde onların susmalarını kınamıştır. Sultanın bu cevabında ayrıca bir tehdit vardı. Fakat Şeyh Muhyiddin en-Nevevî daha sert bir cevap yazmış ve bu arada şöyle demiştir:

-Cevabınızda zikredilen kâfirlere karşı bizim susuşumuza gelince; onların memlekette neler yaptığı malûmunuzdur. İslâm sultanları, îman ve Kur´ân ehli insanlar, o azgın kâfirlere nasıl kıyas edilebilir? Biz, o.azgın kâfirlere neyle öğüt verecektik? Çünkü onlar, bizim dinimize inanmıyorlardı.

Muhyiddin en-Neyevî, Sultan Baybars´m tehdidini de şu sözleriyle karşılamıştır:

-Benim nefsime gelince; tehdit bana tesir etmez ve Sultana öğüt vermemi engellemez. Çünkü ben, nasihat etmenin, hem kendim için hem de başkaları için bir vazife olduğuna inanmaktayım. Vazife uğrunda başa gelen şeyler hayırdır ve Allah katında bol bol mükâfatı vardır. «Ben işimi Allah´a bırakırım. Doğrusu Allah kulları görür.»Peygamber´ (S.A.V.) Efendimiz bize, nerede olursak olalım hakkı söy*lememizi, Allah yolunda hiçbir şeyden korkmamamızı emretmiştir. Biz, her hal-ü krâda Sultanımızı seviyor, onun için dünya ve âhiret-te faydalı olacak şeyleri arzu ediyoruz.

en-Nevevi mektup yazmaya, Sultan da vergi tarhına devam etmiştir. Sultan, bu hareketinde kendisini desteklemeleri için âlimlerin bir tek fetva üzerinde birleşmelerini sağlamıştır. Şeyh Muhyid-din en-Nevevî hariç, bütün âlimler ona boyun eğmişlerdir. Sultan Zahir Baybars, en-Nevevî´yi huzuruna getirtmiş ve sözü edilen fetvayı imza ettirmek istemiş, Şeyh de buna sert bir cevap vermiştir. Aşağıdaki satırlar onun verdiği bu cevap arasındadır:

-Ben biliyorum ki, siz Emir Bundukdâr´ın kölesi idiniz. Mal ve mülkünüz yoktu. Allah ihsanda bulunup sizi sultan yaptı. İşittiğime göre bin tane köleniz varmış ve her birinin kemeri altmmış... Yanınızda yüz tane cariyeniz varmış ve herbirinin türlü ziynet eşyaları mevçutmuş... Eğer bunlar için yaptığınız masrafları devlet işlerine harcasaydınız, köleleriniz altın yerine yün kemerlerle, cariyeleriniz de elbiseleriyle ve ziynetsiz bir halde kalsalardı, halkın malını almanıza ben de fetva verirdim.

Bunun üzerine Sultan Zahir Baybars kızmış ve :
-Memleketim (Şam) den çık git. demiştir. Şeyh de;
-Baş üzerine, deyip Şam´ın Neva köyüne gitmiştir. Fakîhlerin de;
-O, bizim büyük, sâlih ve önder olan âlimlerimizdendir, onun Şam´a geri gelmesini emrediniz.diye Sultandan ricada bulunmuşlardır.
O da, geri dönmesi için müsaade etmiş, fakat Şeyh, bundan kaçınmış ve:
-Sultan Zahir Baybars orada oldukça gelmem, demiştir.
Bundan bir ay sonra Sultan Zahir Baybars vefat etmiştir.

Süyûtî, Hasnül-Muhadara, c. II, s. 67-71.